Tekil Mesaj gösterimi
Eski 24.12.14, 19:08   #1
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Türk Kültüründe Ayrılmaz Üçlü | Kurgan, Taş Heykel (Taş Baba), Balbal

Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir hâl alır.... M.KEMAL ATATÜRK (1931)


Kurgan Nedir?



Kurgan, Orta Asya’da ki eski Türk mezarlarına verilen addır.

Kelime anlamı ile"Kurgan" öz Türkçe olup, “korıgan” dan gelmektedir. Ölüleri koruyan özellikleri nedeniyle bu ad verilmiş olmalıdır . Kurgan kelimesi mana bakımından iki farklı yaşamı korumayı ihtiva etmesi bakımından önemlidir. Korugan kelimesi Türkçe'de hem şehirleri çevreleyen sur ya da koruma duvarı hem de ruhun ebedi bekleyişte bozulmadan korunacağı bir mekanının ismiyle özdeş tutulmuştur.

Genelde devlet yöneticisi olanlar için yapılmışlardır. Kurganlar tahtalarla, bazen de taşlarla çevrili mezar odalarının üstüne bir metre ile yetmiş metre arasında toprak yığılmasıyla oluşturulur. Kurganlarda asıl mezar odası bazen dikdörtgen, bazen kare veya oval olabiliyodu. Cesedin bulunduğu yere bazen doğrudan ulaşılabiliyor bazen de bu oda altta yer alıyordu. Ceset odasının döşemesi ağaç kütükleri ve kalastan yapılıyordu. Cesetlerin başı doğuya çevrilmiş olur ve cesetler eşyaları ile birlikte kurganlara gömülürdü. Kurgan ın farklı bölgelerinde at cesetlerine de rastlanmıştır.


Ölen kimse toplum içindeki hiyerarşik düzlemde yüksek makamda ise, genelde iki odalıbir mezar çukuru hazırlanıyor, biri kurgan sahibi için olurken, diğeri kurban edilen atlar için düzenleniyordu. Tek odalı kurganlarda ise atlar mezar odasının kuzey tarafına kütüklerle duvar arasındaki boşluğa binit takımları ile birlikte bırakılırdı. Bunda amaç; defnedilen kişi öbür dünyaya yolculuğu sırasında, kullanacağı atların hazır olmalıki, bir de atı eyerlemek, dizginlerini takmakla uğraşmasın.

Pazırık'taki atların sayısı yediden on altıya kadar değişir. Mezar odasının çukurunu açarken çıkan toprağı gömü yapıldıktan sonra tekrar mezar odasının üzerine konması, kurganlara küçük bir tepe görünümü verir. Tepe, ne kadar büyük olur, mezar odasının üzerine ne kadar çok kütük ve büyük kaya koyulursa, mezar, soygunculara karşı biraz daha korunmuş olur. Çukur açıldıktan sonra karaçam kütükleriyle yan duvarlar oluşturulur. Tomruklarla kaplı mezarın duvar ve tavanı kumaş ve keçelerle örtülür. Bu dizayn, kurganların aslında günlük yaşamda kullanılan çadırın öbür dünya için hazırlanmış bir örneği olduğunu göstermektedir.

Bu da bize ‘kurgan’ kelimesi manasına uygun olarak bu yapıtlara verildiğini gösterir. Kurganların da tıpkı bozkır yaşamı için şehir manasına gelen çadırların koruyucu vasıfları ön planda tutulmuş, mezar odalarıda buna göre döşenmiştir. Çadır nasıl keçe ile kaplanıyorsa, kurganın kütük duvarlarıda keçe ile kaplanıyordu.

Mezar odasının üst kısmı yukarıdaki toprak tabakasını taşıyacak şekilde bazen kütüklerin çift sıra halinde düzenlenmesini gerektiriyordu. Çatıyı meydana getiren kütüklerin aralarını, kayın ağacı kabukları ile kapattıktan sonra ağaç kökleri ile çevrede yetişen Kuril Çayı dalları ile örterlerdi. Çatının üzerine büyük kaya parçalan ile kazı sırasında çıkarılan toprak yığılmakta, son işlem olarak kurganın tamamı orta boy taşlarla kaplanmaktadır. Bu durum bölgedeki diğer kurganların geneli için aynıdır.

Bugüne değin bulunan en önemli kurgan Kazakistan’da ki Esik kurganı’dır. Esik Kurganın da bulunan altın elbiseli adamdan daha önemlisi yarısı kırık bir kabın üzerindeki 26 harflik iki satır yazıdır. Bu yazı bugüne kadar bilinen en eski Türk yazısı olarak kabul edilen Yenisey ve Orhun anıtlarındaki yazılardan yaklaşık bin yıl daha eskidir. Böylece ilk Türk yazısının tarihi milatdan önce beşinci yüzyıl olarak kesinleşmiştir.
Esik Kurganı


Kazak Tarihçi Prof. Dr. Olcas Süleymanof yazıyı şu şekilde okumuştur:

“Khan Uya üç otuzı (da) yok boltı. Utugsi tozıltı.”

“Tigin 23’ünde öldü. Esik halkının başı sağolsun”

Esik Kurganı, İskitlere ait olduğu düşünülen bir kurgan.
M.Ö. 5. yüzyıl’dan kalma olduğu sanılır. Kazakistan’da gün ışığına çıkarılmıştır.

Altın Elbiseli Adam Kazakistan’da Esik Kurganı’nda bulunmuştur. Türklerin Eski Çağdaki yaşayışları hakkında fikir edinilebilir. Esik Kurganı Kazakistan’ın önemli bir hazinesi olma konumundadır. Bu kurgan Sovyetler döneminde keşfedilmiştir. Altın Muharip’in çıkarıldığı yerde, Göktürk yazılarına çok benzer bir stille yazılmış bir yazı görülür. Bu da Göktürk alfabesinin millî bir alfabe olduğunu ve uzun süreden beri var olduğunu kanıtlamaktadır.
Kurganda üçbinden fazla altın eşya, seramik küpler, tahta tabaklar, iki gümüş çanak bulunmuştur. Gümüş çanak içinde Göktürk harflerinin ilk normları görülmektedir.


Bozkır Coğrafyasında Kurganların Dağılımı

2500 yıllık Oğuz kurganı

Bozkır coğrafyasında kurganların yayılım aşamaları bu kültür insanlarının etki alanlarına aldıkları bölgelerle alakalıdır. Zira bozkır kültürünün etkileşim sahalarını, daha doğrusu sınırlarlarını belirlemede tek maddi kalıntılar tepelik şeklindeki bu mezarlardır.

Kurganların yayılım sahalarını kabaca çizecek olursak 40. ve 50. paraleller arasında Tuna nehrinden Çin Seddine kadar uzanan 7000 km uzunluğunda bir sahada yayılmaktadırlar. Karadenizin kuzeyine kurganların yayılması ise 4. binin sonlarına doğru gerçekleşmiştir.

Bölgede daha sonraları giderek yayılan kurgan yapım kültürü M.Ö.3.Bin ortalarında Kuzey Kafkasya’da Maykop Arkeolojik Kültürü oluşmuştur. Bu Maykop adı Maykop şehri yakınındaki kurganın adından gelmektedir. Maykop kurgan kültürünün Gürcistan’daki Sioni kültürü ve gerekse Doğu Anadolu kültürleriyle yakın ilişkileri vardır.

Bu ilişkiler sonucunda 3. Binin son çeyreğinde Transkafkasya ve oradan Anadolu’ya giren bu kültürün insanları, bölgede önemi tartışılmaz olan Üçtepe Kurgan’ını yapmışlar ve oradan da Urmiye’ye kadar bu kültürün kalıntılarını yaymışlardır. Karadenizin kuzeyinde 1. bine gelindiğinde ise bölgede tamamen bir bozkır kültürü egemenliği söz konusudur.

Dolayısıyla kurganların sayısı buna bağlı olarak artmıştır. M.Ö. 8. ve M.S. 1.yy’lar arasında Kuban, Poltova, Volga, Ural, Altay, Kuzey Moğolistan ve batıda genellikle Macaristan ve Romanya ve Ukrayna'da kümelenmişlerdir. Bugün Ukrayna’yı içine alan bölge ise kurgan kültürünün en yoğun yaşandığı coğrafya olmuştur. M.Ö 4. ve 3. yüzyıllara tarihlenen Ukrayna’nın Dnepropetrovsk , Zaprozhye ve Kherson bölgesinde bulunan Chertomlyk, Solokha, Oguz, Alexandropol, Kazel, Bol’shaia, Tsymbalka ve Chmyrev kurganlarıdır. Kırımda ise Kerch yakınlarındaki Kul Oba en ünlü kurganlardandır.

Kimmerler ve İskitler kökenleri MÖ. 3. Bin yılları aşan Kurgan kültürlerinin MÖ.2. ve 1. Bin yıldaki temsilcileridir. Doğu Avrupa , Ön Asya, Kafkasya, Güney Sibirya Ukrayna ve diğer bölgelerin tarihleri yaklaşık olarak 5 asır İskitlerle bağlantılıdır. İskitya; Karadeniz kuzeyi ve Kırım bozkırlarını, Kuzey Kafkasya ve Ural dağlarını kaplamakla beraber Orman ve bozkır bölgelerinde yaşayan kavimleri de kapsamaktaydı.


Çevre Kurganlar

Pazırık Kurganları’nın yapılarını ve bu mezarları inşa eden insanların kültürel yapılarının anlaşılabilinmesi, aynı kültür coğrafyası içerisinde farklı bölgede yer alan ve daha az tahribata maruz kalmış kurganların net olarak tanımlanmasıyla gerçekleştirilmiştir.

Aragol, Katanda, Şibe, Başadar, Berel, Tüekta, Noin- Ula gibi bölgelerde yapılan çalışmalar neticesinde ele geçen maddi kalıntılar bize Pazırık insanıyla aynı kültüre sahip insanların ne kadar geniş bir bölgeye yayıldıklarını kanıtlamıştır. Bu bölgelerde yapılan çalışmalar neticesinde
atlara ait eyerler, koşum takımları ve eyer örtüleri gibi atla ilgili zengin malzemeler ve hayvan üslubunun eşsiz kullanımına ait sanat eserlerinin bire bir benzerlerinin ele geçmesi kültürel birliğin devamlılığı ve yayılım alanları hakkında bize bilgiler sunmaktadır.

Altay bölgesinde yapılan çalışmalarda koşum takımları bölgede MÖ 2000’nin ortalarında çıktığı düşünülmektedir. Bu tarihten itibaren MÖ 600’lere kadar çok çeşitli koşum
takımları bulunmasına karşın MÖ 600’lerden sonra Pazırık Tipi olarak nitelendirilen koşum takımları çeşitliliğini yitirerek Macaristan’dan Moğolistan’a kadar standart tip koşum takımları ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu standart tipte çok fazla sanatsal öğelere yer verilmemesine karşın Pazırık ‘ta ele geçen koşum takımlarının birkaçı üzerinde insan yüzü tasvirli ahşap aplikeler bulunmuştur. Bu standart koşum takımlarından kültürel devamlılık sürecinin mekansal anlamda atlar üzerinde aşıldığını kanıtlamaktadır.

1927 yılında Ursula Irmağı kıyısında, Griaznov tarafından Şibe’de yapılan çalışmalarda ele geçen cesetlerin iç uzuvları ile beyinlerinin boşaltılmış olduğu ve vücuttaki kesiklerin kalın bir kirişle dikilmiş olduğu görülmüştür. V numaralı Pazırık Kurganı’nda açığa çıkarılan erkek cesetinin ayaklarındaki kesi izleri ve dikişler aynı teknikle yapılmıştır. Yine II numaralı Pazırık Kurganı’nda çıkarılan erkek ve kadın cesetinde beyin boşaltılmış yerine kokulu otlar ve kozalak ve toprak doldurulmuştur.

Burada ele geçen sanatsal amaçla yapılmış malzemenin çoğunluğunda tek bir yapım malzemesi kullanılmamıştır. Şibe’de ele geçen malzeme içerisinde genel olarak ahşap üzerine altın varak kaplama tekniğinin kullanılması Pazırık Kurganları’nda ele geçen malzemeyle birebir örtüştüğünü göstermektedir...

Bu çalışma, bugün cevabı bilinse de medeni dünya içerisinde hangi kültüre ait olduğu tartışılan atlı bozkır kültürünün Altaylardan bütün steplere yayılarak bir dönem dünya düzeni üzerinde büyük etki uyandırmasına rağmen bu kültüre sahip insanlar üzerinde yapılan çalışmaların karmaşıklığını biraz olsun gündeme getirme ve toparlama için yapılan küçük bir çalışmadır. Altayların sadece küçük bir bölümünde Pazırık vadisinde yapılan çalışmalarla ortaya çıkarılan; tarihin her döneminde yağmaya uğrayarak ortadan kaldırılmaya çalışılan bozkır kültürünün maddi bırakıtları durumunda olan kurganlar son yıllardaki gerçek bilimsel çalışmalar haricinde geçen yüz yılda yapılan çalışmalarda bilimsel yağma olarak da nitelendirilebilecek bir takım çalışmalara sahne olmuştur.

En önemli veri kaynağı, kazı raporu veya günlük notlar şeklinde olan Sergei Rudenko’nun 1970 de basılan “Sibirya’nın Donmuş Mezarları” adlı kitap olmuştur.


Metin Kaynak 1: semrabayraktar.blogspot.com.tr

Metin Kaynak2: tarihenotdus.com

Fotoğraflar: semrabayraktar.blogspot.com.tr
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
8 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.