Tekil Mesaj gösterimi
Eski 24.12.14, 19:29   #6
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20034
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap:Türk Kültüründe Ayrılmaz Üçlü | Kurgan, Taş Heykel (Taş Baba), Balbal







Balbal; eski Türklerde kişinin anılması için mezarının veya bazı kurganların etrafına dikilen taşlara verilen isimdir.
Eski Türk dilinden bir kelime olup bal+bal, yani vurmak, kakmak, çakmak demektir. Kırgızca’da da aynen kullanılmakta, Tuva (Tıva) Türkçesinde ise Kiji köjee denmektedir.

Kurganda gömülü alplerin- kağanların, soylu kişilerin hayattayken öldürdükleri düşmanlarının simgesidir. Örneğin, Orhun Vadisi‘ndeki Kül Tegin Anıtı‘nda yapılan kazılarda mezar ve çevresinde yüzlerce balbal bulundu. İnanışa göre, Göktürk savaşçısının öldürdüğü düşmanları, öbür dünyada onun hizmetinde olacaktır.


Orta Asya Türklerinde, Şamanlık dininin geçerliliğini yaygın olarak koruduğu dönemde, ölen savaşçıların kurgan denilen mezarlarının etrafına dikilmiş, savaşçının öldürdüğü düşmanları ve bu kişilerin öbür dünyada onun hizmetçileri olacağına inanılacağını simgeleyen, genellikle bir taş parçasının üzerine yontulmuş figürlerdir.

Heykel sayısının fazlalığı ölen kişinin sağ iken; gücünün, cesaretinin, kahramanlığının da simgesidir. İslam öncesi dönemde yaygın olan balballar, İslam dininin kabulünden sonra yerini mezar taşlarına bırakmıştır.








Kırgızistan’da Şatı ve Sarı-Bulak köylerinin arasındaki bir alanda bulunan taş balballar Kara-Batkak müzesinde sergilenmektedir. Ayrıca Tokmok şehrinin 10 kilometre güneyinde, Burana kulesi’ne yakın alandaki Burana Açıkhava Müzesinde ve Issık Göl kıyısındaki Çolpan Ata ve Karakol’da, kurganlarda pek çok taş figürler balballar bulunur. Bu balbalların 6. yüzyılda dikildiği tahmin edilir. Kırgızistan içindeki ve tüm Orta Asya’daki bu mezar işaretleri, göçebe Türk boyları tarafından dikilmiş, Kırgızistan’daki balbalların hemen hepsi Çuy Vadisinde dağılıdır.










13. ve 14.yüzyıla ait bazı Rus kroniklerinde ve 16.yüzyıldan itibaren Kafkaslar ve Sibirya üzerine yazılan seyahatnâmelerde “garip insan heykelleri”ne ilişkin notlar bulmak mümkündür. Söz konusu heykeller, ilk kez, Rusya ve Sibirya’da geçirdiği esaret yılları sırasında, İsveçli subay Philipp Johann von Strahlenberg tarafından resimlenmiş; 1730 yılında yayımlanan kitabında bir grup insan heykeli gravürleriyle tanıtılmıştır.

Doğuda, Moğolistan coğrafyasındaki Göktürk çağından ve 8.yüzyıldan kalma Orhun yazıtlarında geçen balbal terimiyle, anıt-mezarların doğu cephelerine bakan girişlerinin önünden başlayarak, belirli aralıklarla dikilmiş ve doğu yönüne doğru bazen kilometrelerce uzanan amorf taşların kastedildiği söylenebilir. Bu taşların, ölen kişinin öldürdüğü düşmanları temsil ettiğine inanılır; diğer taraftan, mezara yapılan ziyaretler sırasında bırakılmış hatıra taşları olmaları da mümkündür ki bu sadece çok küçük bir varsayımdır.



İster baba, kamennaya baba ya da balbal, isterse taş heykel, taş insan ya da kişi-taş denilsin, Avrasya steplerine yayılan bu insan heykellerinin, Türklerle ilişkili bir maddi kültür belirtisi olduğuna şüphe yoktur.

Belli ki, bu heykeller, ölümden sonraki yaşama ilişkin tasavvurların bir parçası ve geride kalanların öbür âlemle maddi bağ kurabildiği simgesel tasvirlerdir. Mezar yapısının bir elemanı olarak, mezar üzerine ya da çevresine bu tür heykel dikme alışkanlığı, İç Asya’nın bronz çağına kadar inen menhir ya da stel dikme geleneğinin bir uzantısı olabileceği gibi, özellikle Kül-Tigin ve Bilge Kağan anıt-mezarlarındaki heykellerde Çin kültürünün etkisi açıktır.










Taş heykel ve balballar, Türklerin kutsal olarak kabul ettiği kurgan ve kült merkezlerinde (Esterlik) yer almaktadır. Doğayı bir inci gibi süsleyen kurganlar ile taş heykel ve balballar ne yazık ki yüzlerce yıldan beri tahrip edilmektedir. Kurgan ve taş heykeller özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda gezgin ve define bulmak isteyen insanlar tarafından acımasızca tahrip edilmişlerdir. Birçok taş heykel ve balbal, inşaatlarda yapı malzemesi olarak kullanılmış, bir kısmı da park, bahçe ve pansiyonlarda dekoratif amaçla kullanılmıştır.

Özellikle taş heykellere kıyasla çok daha basit işlenen yuvarlak biçimli balbalların bu acımasız tahribattan daha fazla nasiplerini aldıkları anlaşılmaktadır. Baş ve gövde ayrıntıları özenli bir şekilde işlenen heykeller inşaatlarda nispeten daha az kullanılırken, kabaca sütuna benzeyen yuvarlak biçimli balballar, inşaatlarda yapı malzemesi olarak kullanılmaktan kurtulamamıştır. Bu yüzden balballar, heykellere kıyasla çok daha az sayıda günümüze kadar varlığını koruyabilmiştir. Yüzlerce balbal ise toprak altında kalarak kaybolmuştur. Taş heykel ve balbalların inşaatlarda, park ve bahçelerde kullanılmalarını önlemek amacıyla, büyük bir kısmı toplanarak müzelerin içine veya bahçelerine taşınmıştır. Bu sefer de taş heykel ve balbalların bilgi ve envanter fişlerinin ciddi bir şekilde tutulmaması yüzünden, müze bahçeleri, park ve pansiyonların bahçelerine taşınan taş heykel ve balbalların nasıl bulundukları, özgün konumlarının nasıl olduğu ve nereden getirildikleri bilinememektedir.













Taş heykel ve balbalların nasıl dikildikleri konusunda Çin kaynaklarının yanı sıra, Orhun Yazıtları da çok değerli bilgiler vermektedirler. Örneğin 552- 556 yıllarına tarihlenen PienyiTien şunları söylemektedir: "... Ceset gömüldükten sonra, gömüt yerinin yakınına taşlar konmaktadır... Bu taşların sayısı, ölen kişinin hayattayken öldürdüğü kişi sayısıyla orantılıdır... Eğer bir erkek öldürdüyse, bir taş dikilmekte. Kendisi için yüz ve bin taş dikilen erkekler vardır...".








Çinli tarihçi Tan Chu ise Türklerin cenaze töreni ve dikilen heykel konusunda şu önemli bilgiyi vermektedir; ". Mezarı yaptıktan sonra, ölenin görünümünde ve yaşarken yaptığı kahramanlıkları anlatan bir heykel dikerler.".

Orhun Yazıtlarında heykel ve balballar konusunda verilen değerli bilgiler hem çok daha gerçekçi hem de daha ayrıntılıdır: ". ilk önce, babam Kağan için Baz Kağan dikilmiştir. Onların yiğit adamlarını öldürerekten onlardan balballar yaptım. Amcam için Kırgız Kağanını balbal haline getirdim. Türk halkı ağır kayıplar vermişti ve. onların yiğit erkekleri, bundan balballar yaptı (onların balbal haline getirilmesini sağladı). Balbal olarak Kuy Sangun'u diktim.".

Taş heykel ve balbalların nasıl dikildikleri konusunda gezgin ve rahiplerin bizzat gözlemlerine dayanarak verdikleri önemli bilgiler, tarihsel kaynakları doğrulamaktadır. Nitekim İslamiyet'i kabul eden Bulgar Hükümdarı İltebir Almuş'a 920- 921 yılında elçi olarak giden heyete katiplik yapan İbn Fadlan, Oğuzların ölülerini nasıl gömdükleri ve heykeli nasıl diktikleri konusunda şunları yazmaktadır: " Oğuzlardan biri bir kişiyi öldürdüğünde ve böylece kahraman olduğunda, ölünün tahtadan yapılan heykeli mezarın önüne dikilmektedir. Heykellerin sayısı öldürdüğü kişinin sayısı ile orantılıdır."





İbn Fadlan'ın da belirttiği gibi mezar üstüne dikilen heykelin tahtadan yapılmış olması gerçeği, o dönemde bazı heykellerin tahtadan yapıldığına işaret etmektedir. Bilindiği gibi tahtadan heykel yapmak, oldukça zor işlenen taşa kıyasla çok daha kolaydır. Ancak tahtanın taşa kıyasla çok dayanıksız bir malzeme olması yüzünden, tahtadan yapılan heykeller çürüyerek günümüze değin ulaşamamıştır.






Rubrouck balbalları ise dört köşeli olmayan taşlar olarak şu şekilde tanımlamaktadır: " Kapalı alanı olan mezarlıklar düzgün bir biçimde yontulmamış, bazıları yuvarlak, bazıları da kare şeklinde taşlarla kaplıdır. Bunların yanında, alanın dört bir köşesinde bulunan ve dünyanın dört bir tarafını simgesel olarak sınırlayan dört yüksek dikey taş mevcuttur."

Gerçekten de balballar, taş heykellere kıyasla oldukça basit işlenmiş şekilsiz taşlardır. Balbalların bu şekilde düzensiz işlenmeleri ve kaba, biçimsiz olmaları, onları taş heykellerden ayıran en önemli özelliği oluşturmaktadır.

Rubrouck'un vermiş olduğu değerli bilgilerden, mezarın üzerine heykel yapılarak dikilmesi geleneğinin 13. yüzyılın ortalarında da devam ettiğini öğrenmekteyiz. Yine Rubrouck'un belirttiğine göre dikilen heykelin yüzü doğu yönüne bakmaktadır. Bilindiği gibi Orhun Türkleri dünyanın dört yanını tayin ederken doğuya bakarlardı; böylece sağ yanı güney, sol yön de kuzey olmaktaydı.






Metin1: bpakman.wordpress.com

Metin2: tarihtarih.com

Metin3: Doç. Dr. Z. Kenan BİLİCİ

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü


Fotoğraflar: Semra Bayraktar Özel Arşiv- Nuray Bilgili Özel Arşiv

__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
10 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.