Tekil Mesaj gösterimi
Eski 08.01.15, 14:11   #1
Deniz
Müdavim

Deniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2013
Konular: 389
Mesajlar: 3,914
Ettiği Teşekkür: 14441
Aldığı Teşekkür: 15352
Rep Derecesi : Deniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği var
Ruh Halim: none
Standart Mavi Gözlü ile Mahzun Yüzlü'nün Hikâyesidir


Mavi Gözlü ile Mahzun Yüzlü'nün hikâyesidir

Şiir, deneme ve eleştirilerinden tanıdığımız Mahmut Temizyürek'in kitabı "İm Bilse Er Ölmes", Nâzım Hikmet'in yaşamına ve yapıtlarına farklı bir gözle yeniden eğilme çabasının ürünü olarak raflardaki yerini aldı. Nâzım Hikmet'e, Don Quijote çerçevesinden bir bakış, yeni bir çerçeve arayışına girmiş bu kitabında yazar.





Mahmut Temizyürek: "İm Bilse Er Ölmes"


Mavi Gözlü ile Mahzun Yüzlü'nün hikâyesidir
Bugünlerde, farklı nedenlerle de olsa, yine çokça anmaya başladık Nâzım Hikmet'i.
Boğaziçi Üniversitesi'nde şairin adını taşıyan kültür ve sanat araştırma merkezinin açılışına Orhan Pamuk'un çağrılması, Pamuk'un bu çağrıyı kabul etmesi, ardından gelen tepkiler, sonrası bilinen şeyler...
Şairin ismi çevresinde bu türden tartışmalar zaman zaman yaşanıyor Türkiye'de. Çünkü pek çok kavramla artık özdeş hale gelen, birçok kişinin kendisiyle birlikte anılmasını istediği ve birçoğunun da tam tersi; anılmasını istemediği bir isim olunca söz konusu, tam da Türkiye'ye özgü manzaralar yaşanıyor her seferinde: Ortalık toz dumana karışıyor, açıklamaların bini bir para oluyor, iyi-kötü, doğru-yanlış birbirine giriyor...
Ortaya da her zamanki gibi kocaman bir "HİÇ" çıkıyor.
Ancak bu tartışmalarda çoğu kez şairin şairiliği unutulup bambaşka konular, kavramlar ortaya atılıyor. Oysa Nâzım Hikmet önce şair. Yaşayışı ise artık bir efsane gibi dilden dile dolaşarak büyümüş bir anıt adeta. İleride bir gün yine Nâzım Hikmet adı anıldığında bu esas nokta unutulmasa iyi olur ama unutulacağını bile bile küçük bir not düşmekte fayda var yine.
Şairin şairliğini ve yaşayışını unutmayanlar da var yalnız, belirtmek gerek. Ancak onlar bu toz duman ortamı daha da bulandırmak yerine sessiz sedasız unutmadıklarıyla lgilenmeye devam ediyor. Üstelik bununla da yetinmeyip şairi olduğu haliyle; yani yazdıkları, yaşadıkları ve yaşattıklarıyla, farklı dünyaların içine çekerek Nâzım Hikmet dünyasına farklı pencereler açmaya çalışıyorlar.

İKİ FARKLI DÜNYA

Bunlardan biri de Mahmut Temizyürek.
Şiir, deneme ve eleştirilerinden tanıdığımız Temizyürek'in geçenlerde yayımlanan kitabı İm Bilse Er Ölmes, Nâzım Hikmet'in yaşamına ve yapıtlarına farklı bir gözle yeniden eğilme çabasının ürünü olarak raflardaki yerini aldı. Nâzım'a, Don Quijote çerçevesinden bir bakış, yeni bir çerçeve arayışına girmiş kitabında yazar.
Bu hayli ilgi çekici, içi doldurulması da o kadar zor bir iddia. Ama önce kitabın adından başlamak gerekir diye düşünüyorum çünkü ilk bakışta bir yabancılama söz konusu. Kitabın hemen açılışında buluşuyoruz aslında soru uyandıran bu ismin açıklamasıyla. "İm: Orduda başbuğun -askerler arasında silah veya kuş adlarından birini- belge, parola olarak koyduğu kelimedir. Bu, iki bölüğün birbirine kavuştukları zaman tanışmaları ve birbirleriyle çarpışmamaları için kullanılan işarettir. Geceleyin iki kişi karşılaştığı zaman biri öbürüne belgeyi sorar; sorulan adam belgeyi bilirse -kendi takımından olduğunu anlar- onu bırakır. Sorulan adam başka bir belge söylerse, üzerine yürüyerek onu vurur. Şu savda da gelmiştir: İm bilse er ölmes = Belgeyi bilen adam ölmez."
Kaşgarlı Mahmud'un Divânü Lügati't-Türk'ünden alınan bu açıklamayla Temizyürek, acaba anlatacağı; biri dünyadan, diğeri hayal dünyasından iki kahramanın kodlarını bilmeden bu topraklara adım atanların elbet bir yerde tıkanıp kalacağını mı söylüyor acaba?
Doğru olabilir çünkü yazar ciddi bir birikimin ardından bakarak dalıyor bu ikilinin dünyasına. O nedenle İm Bilse Er Ölmes, bu ikiliyi tanımaktan öte, tanıyanlara yeni bir bakış açısı sunma çabasıyla yazılmış gibi daha çok. Kitabı fikir olarak ortaya çıkaran sorulardan da bunu anlamak mümkün: "Nâzım Hikmet, köşeye sıkışmış hissettiği anlarda kimlere, hangi kahramanlara öykünüyordu, sığınıyordu? En önemlisi, adına şiir yazdığı Mahzun Yüzlü Don Quijote, bu kahramanlardan biri miydi?"





LA MANCHA'LI YARATICI ASİLZADE

Mahmut Temizyürek'e göre; evet. Mahzun Yüzlü Don Quijote, Mavi Gözlü Dev Nâzım Hikmet'in köşeye sıkışmış hissettiği anlarda öykündüğü, sığındığı kahramanlardan biriydi. Bu fikrin açılışını da daha ilk kertede, Nâzım'ın Bursa Cezaevi'nde yazdığı "Don Kişot" şiirine dayandırıyor. Sonrası ise dallanıp budaklanıp kendiliğinden geliyor.
Sonrasını; Mahzun Yüzlü ve Mavi Gözlü'nün benzerliklerini yakalayarak sürüklüyor Temizyürek. Aslında bu, biri hayali biri gerçek iki kişinin kıyasa tutulması. Bu bakımdan elma ve armut hesabı devreye girse de yazar, bu çabasını samimi bir biçimde sürdürüyor. Benzerlikler dünyasında da bizi, aslında aşağı yukarı tahmin edebileceğimiz noktalardan yakalıyor.
Bilindiği gibi La Mancha'lı yaratıcı asilzade Don Quijote, okuduğu şövalye romanlarından zihni bulanmış ve en sonunda kendini kıra bayıra salarak şövalyelik onurunu yaşatmak ve kendinden haberi dahi olmayan sevdiği kadın Dulcinea'ya kendini ispatlamak için yeldeğirmenlerine savaş açmış bir karakter olarak çizildi yazarı Cervantes tarafından bundan dört yüz yıl önce. Bir o kadar da gülünçtü bu "ihtiyar" çünkü şövalye romanlarıyla bulanan zihni ona türlü oyunlar edip sürekli zor duruma düşürüyordu kendisini. Ama Don Quijote'yi bugün dahi anmamızın nedeni bu gülünç halleri ya da edebi bir hazine olması değil, Temizyürek'in de kitabında değindiği gibi, Dostoyevski'nin Budala'sını bile zora sokacak saflıkta olmasıydı. Kendini adadığı misyonun insanıydı o; adanan misyondan kimsenin haberi olmasa da...







KÜÇÜK KURMACA OYUNLARI

Nâzım Hikmet için de buna paralel "Don Quijote" benzetmesi çok yapıldı. "Görev tanımları" hep aynı olarak görüldü. Yaşamını hiçe sayarak bedenini ortaya koyduğu davanın adamı oldu sürekli. Tüm yaptıklarıyla yaşadığı dönemde de, şimdi de konuşulan adamdı o. Tıpkı Don Quijote gibi... Yaşantısı, yaptıkları, çevresinde uyandırdıklarını anlatmak için Nâzım'ın yaşamından çokça kesiti cımbızlamış yazar. Ancak Temizyürek'in dikkat çekmek istediği nokta "kendini adama". Bu adayışta ise "şeref" kilit rolde. İlerlenen yolda gerekirse ölmekti "şeref" onlar için. Kahramanlarını bu ortak noktada buluşturup ilerliyor yazar.
Çıkarım ise şu: "Mimetik çarka kapılma benzerlikleri; ideale güdülenişleri, mesianik düşünüşleri, çileci anlayışları, yoldaki zorluklar karşısında arzularına bağlılıkla ölçülebilir kararlılıkları, arzularına ve kendilerine kuşku duymadan inanışları, ütopyaları özce aynıdır."
Bu bağlamda biri gerçek biri kurmaca da olsa aynı değerlere sahip iki karakterin dünyayla imtihanını yansıtma çabası da diyebiliriz Mahmut Temizyürek'in kitabıyla yapmaya çalıştığına. Ayrıca; böylesi bir anlam aramanın, ne anlama geldiğini de kurcalıyor Temizyürek kitabında. Yani bir anlamda kendi sorgulamasını gerçekleştiriyor. Bu da yazılanlara samimiyetin yanında, metnin kendi içinde yakaladığı minik kurmacalar yaratma imkânı sunuyor. Ancak bu küçük kurmaca oyunlarının, kitabın zeminine sağlam bir şekilde oturduğunu söylemek zor. Buna rağmen güzel bir çıkış noktası yakalayarak çerçeve oluşturabilcek bir kitap okutuyor bize Mahmut Temizyürek İm Bilse Er Ölmes'le.

erayak@Cumhuriyet.com.tr
İm Bilse Er Ölmes/ Mahmut Temizyürek/ İletişim Yayınları/ 192 s.
__________________
Bağımsızlıktan yoksun bir ulus,Uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz.


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Deniz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Deniz'in Mesajına Teşekkür Etti.