Tekil Mesaj gösterimi
Eski 25.01.15, 18:57   #2
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Türkiye'de Kağıdın Tarihçesi





Yalova (Yalakabad) Kağıthanesi


Osmanlı İmparatorluğu'nda varlığını kesin olarak belgeleyebildiğimiz ilk kağıt imalathanesi XVIII. Yüzyılın ortalarında Yalova'da kurulan kağıthanedir. İlk Türk matbaasının kurucusu olan İbrahim Mütefferika'nın Yalova’da bir kağıt imalathanesi kurmak için 1741 tarihinde faaliyete geçtiğini biliyoruz.

Gerek Mehmet Ali Kağıtçı'nın Kağıtçılık Tarihçesi'nde, gerekse Osman Ersoy’un XVIII. ve XIX. Yüzyıllar'da Türkiye’de Kağıt adlı kitabında yer alan belge ve bilgilerden Yalova Kağıt İmalathanesi hakkında bir hayli bilgiye sahip bulunuyoruz. Hatta Nigar Anafarta'nın Hayat Tarih mecmuasında yayınlanan bir yazısından bu kağıthanede üretilen kağıtlarda stilize bir cami içinde "yalakabad sene 1158 " yazısı bulunan bir filigiranın da yer aldığını öğreniyoruz.





Bu bilgilerden kağıt imalathanesinin kurulması ve işletilmesi için gerekli uzmanların Lehistan'dan getirilip, bu ustalarla Mütefferika arasında yapılan anlaşmaya göre, kağıthanenin aletlerinin bu ustalar tarafından yapılmasının ancak gerekli malzemenin devletçe sağlanmasının kararlaştırılmış olduğunu öğreniyoruz. Lehli ustaların ülkelerine döndükleri zaman yerlerine geçebilecek elemanları yetiştirmesi de şart koşulmuştu.




Mehmet Ali Kağıtçı'nın aktardığı 1746 tarihli birkaç belgeden, kağıthanenin kurulacağı çiftliğin satın alınması, kağıthanenin suyunu temin eden derenin başkalarınca israf edilmemesi ve kasaba halkının bu sudan yararlanmaması derenin mecrasının düzenlenmesini ve korunmasını sağlayacak olan gayrimüslimlerin kimi vergilerden muaf tutulmalarına ilişkin hükümler yazılmış olduğunu öğreniyoruz.

18 Nisan 1745 tarihli bir belgeden kağıthaneye ikinci bir dolabın ilave edildiğini, 7 Nisan 1754 ve 29 Mart 1746 tarihli iki belgeden padişah I. Mahmut’un yeni kurulan kağıt imalathanesinden çok memnun kaldığını, o kadar ki yaptığı kağıdı kendisine sunan İbrahim Mütefferika'ya 100 adet altın ihsan ettiğini, 20 Temmuz 1746 tarihli bir başka belgeden ise kağıthanenin su azlığı yüzünden kapanmak tehlikesi ile karşılaştığını biliyoruz.

1749 yılının Mayıs ayına kadar Yalova Kağıt İmalathanesi'nin faaliyetlerine ilişkin bilgiye sahip değiliz. Ancak bu tarihte eserini yazan Hamdi Efendi'den imalathanenin tam faaliyet halinde olduğunu, her cins kağıdın işlenmekte ve esnafa verilmekte, o kadar ki aslan damgalı kağıtlar revaçta olduğundan Avrupa kağıdından ayrılmaması için o filigranların taklit edildiğini öğreniyoruz.

1749 tarihin de Hamdi Efendi tarafından yazılmış coğrafyaya ilişkin kitapta Yalova kağıthanesi ve oradaki kağıt imalathanesi hakkın da verilen şu bilgiler aktarmaya değer:

“Ve keyfiyeti san’atı İstanbul’da eskici Yehud taifesinin cem eyledikleri köhne kırpasın kıyyesin sekizer akçeye kağıt emini olan Yazıcı –i sabık Ali Efendi'ye verüp ol dahi mahalline gönderüp vardık ta ol tunç dibekle kırpas döverek vesiki sahi su ile gidüp pak olup bir yoğurt gibi köpük suyun üzerinde suut edip alup hıfzeder. Vakti hacette bir ağız vasi bir fıçının içine bir miktar koyup su ile karıştırıldıkta yoğurt ayranı gibi bir cevher olur.

Büyük ve küçük kağıdına göre telden kalbur misalinde Çar köşe kasnağı ol suya gats ettirip yukarı kaldırıldıkta suyu telden aşağı fıçıya akup ol kalıp gibi telden kasnak üzerinde beyaz zar misal kalan şeyi keçe parçaları üzerine vaz edüp suları çekildikte birbiri üzerine aralıkta aba ve keçeler ile yığılmış temam suları kalmadıkta sırıklara sererler lakin buna yazı yazılmaz zira seyrek ve neşşaf (emici)’dir. Sonra mahsusi kaynamış paça suyu içinde şap ile terbiyeli suya batırıp tekrar kurutup kavi ve tunç mengenelere sıktırırlar. Ondan sonra gönderip satıldıkta kağıtçılar mühreletirler. Bu kitabın yazılmış olduğu kağıt dahi Yalakabad kağıthanesinde işlenen kağıtlardandır.''

1760 senesinden sonra imalathanenin faaliyetini sürdürüp sürdürmediği kesinlikle bilinemiyor. Elimizde imalathanenin üretim bilgilerini içeren belgeler bulunmadığı için de Yalova kağıthanesinin ülkenin ihtiyacına ne kadar cevap verdiği saptanamıyor. Osman Ersoy Yalova Kağıthanesi'nin 10-15 yıl çalıştıktan sonra kapandığını tahmin ediyor ve bunun nedenleri arasında Avrupa kağıtlarının rekabetini, suyun çevre halkı tarafından kullanılması nedeniyle su yetersizliğini ve teknik elemanların bulunmayışını birer olasılık olarak belirtiyor.

Anafarta tarafından bulmuş olduğu filigrana dayanarak kağıt üretmeye başladığı tarih 1745 olarak verilen Yalova kağıt imalathanesinin olası kapanış nedenleri özellikle yabancı kağıtların rekabeti Türk kağıtçılığına yaklaşık 200 yıl musallat olacak ve bu zincir ancak 1930’larda kırılabilecektir.



(İstanbul) Kağıthane Kağıt Fabrikası

“Kefere zamanında” bir kağıthane bulunduğunu Evliya Çelebi'nin aktardığı İstanbul’un Kağıthane semtinde, III Selim döneminde (1789-1807) bir kağıt fabrikasının faaliyet gösterdiğine ilişkin kimi belgeler vardır. M. A. Kağıtçı'nın Ahmet Refik’e dayanarak verdiği bilgiye göre, Rusçuk'lu Mehmet Emin Behiç tarafından Kağıthane’de bir kağıt fabrikası kurulmuş, ancak ürettiği kağıt, işçi ücretlerini ve diğer masrafları karşılayamadığından 1500 kese açık vererek kapanmak zorunda kalmıştır.

Ayrıca, Charles White, Abdurrahman Şeref, Franz Babinger’in eserlerinde de III. Selim döneminde Kağıthane’de kağıt yapıldığına ilişkin bilgiler yer almaktadır. Osman Ersoy'da, 29 Eylül 1793 tarihli bir belge ile kağıt imaline yarayacak paçavraların hazırlanmasında kullanılacak eczadan arta kalanların Sadabad’da saklanmasına dair Başmuhasebe’ye yazı yazılmış olmasının burada kağıt imal edildiğinin bir işareti olduğunu belirtiyor.





Beykoz Kağıt Fabrikası

XIX. yüzyılda yüzyıl da kurulan kağıt fabrikalarının ilki ve hakkında en fazla bilgiye sahip olduğumuz kağıt fabrikası, yüzyılın hemen başında kurulan ve yaklaşık otuz yıl etkin faaliyet gösteren Beykoz Kağıt Fabrikası’dır. Bu fabrikanın öyküsünü arşiv belgelerine dayanarak ayrıntılı bir şekilde inceleyen Osman Ersoy’a göre, Beykoz Kağıt Fabrikası 14 Mart 1804’te kurulmuş ve Nisan 1832 tarihine kadar etkin bir şekilde çalışmıştır.




Osman Ersoy’un saptamalarına göre, kağıt fabrikasının kurulması ve yerinin seçilmesi işi ciddiyetle ele alınmış, 14 Mart 1804’te Beykoz Hünkar İskelesindeki değirmen ocağı, fabrikanın kuruluş yeri olarak saptanmış, fabrikanın su ihtiyacını karşılamak üzere Akbaba Köyü'nde Hanife Hanım'a ait değirmen ve suyu satın alınmış ve baruthane ustabaşısı Arakil su yollarının yapımı için görevlendirilmiştir. Nitekim İnciciyan “içinde bulunduğumuz 1804 senesinde maharetli ermeni ustaları tarafından çuha ve kağıt imalathaneleri kurulmuş bulunuyor. “ derken büyük ihtimalle Beykoz fabrikasından söz ediliyordu.




1804 yılının sonlarıyla 1805 yılının başlarında fabrika inşaatının büyük kısmının bittiği dört silindirde kağıt imal edilmeye başlandığı ve esnafa ve basmahaneye kağıt verildiğini biliyoruz. Fabrikanın kuruluş yerinin Beykoz ve Yalıköy’e yani alış veriş merkezlerine uzakça olması nedeniyle işçilerin yiyeceklerini sağlamada güçlük çekmemeleri için fabrika yakınında bir fırınla bakkal dükkanının kurulması için ferman çıkarıldığını biliyoruz.

1805 yılının Ekim ayının sonlarına doğru fabrikanın yapımı hemen hemen tamamlanmıştı. Padişah III Selim 28 Ekim 1805 günü fabrikayı ziyaret etmiş her bölümde ayrı ayrı bilgi almış, fabrikanın kuruluşunda çalışan Karabet Kalfa Asker oğlu Artin kethüda Mustafa ve başamele Mehmet’i hassa-yı hasekileri zümresine ithal ederek ödüllendirmişti.

Kabakçı Mustafa ve arkadaşlarının 1807 mayısındaki ayaklanmaları sonunda III Selim tahtan indirilmiş yeni yönetim pek çok şeyi yıkmış olmasına rağmen kağıt fabrikasına dokunmamış ve fabrika faaliyetini sürdürmüştür.

Beykoz kağıt fabrikasının yönetimi önce iradi cedid hazinesine verilmiş fakat beş gün sonra bu karardan vaz geçilerek fabrikanın yönetimi ile masraflarının görülmesi işi darphane-i amireye bırakılmıştır. Zaman zaman fabrika personel maaşları ve masraflarının padişahın özel hazinesinden ödendiği bile olmuştur.

Bu fabrikanın kuruluşunda ve ilk dönemlerdeki yönetiminde darphane nazırı Ahmet Şakir Efendi'nin katkısı büyük olmuş daha sonraları devamlı değişen darphane nazırları kağıt fabrikasını yönetme işini kendilerine bağlı kağıt eminlerine bırakmışlardır. Fabrikanın personelinden olan kağıt eminleri işlerin tümüyle yürümesinden sorumlu kişiler bugünkü deyişle “fabrika müdürleri” ydi. Gerçekten de 1824 yılı başından itibaren “kağıt eminliği” ünvanının değiştirilip “müdür” Unvanının kullanılmaya başlandığını görüyoruz.

Beykoz kağıt fabrikasının eminlerinin ilki Behiç Efendi'dir. Rusçuk'lu Behiç efendi fabrikanın kuruluş yıllarında başında bulunmuş ve ilk numune kağıtların imal edilmesine nezaret etmiştir. Belgelerden onun döneminde basmahaneye ve esnafa kağıt verildiği anlaşılmaktadır.

Behiç Efendi'den sonra Mehmet Salih, Şemsi, Soğuk Çeşmeli Ebubekir , Hacegandan Saib efendiler ve Ahmet Ağa sırasıyla fabrikanın yönetimini üstlenmişlerdir. Müdür ünvanını ilk taşıyan Ahmet Ağa'dır ve fabrikanın faaliyeti ile ilgili kayıtlar onun döneminde çok düzenli tutulmuştur. Bu kayıtlardan Ahmet Ağa'nın 1824 yılı başından 1832 yılı Nisan'ına kadar fabrika müdürlüğünü yürüttüğü anlaşılmaktadır. Osman Ersoy’un arşivlerdeki araştırmalarına göre fabrikanın 1832 yılından sonraki durumu karanlıktadır.

Fabrikada çalışanların kimi ihtiyaçlarının giderilmesi için önlemler alınmış olduğuna daha önce değinilmişti. Fabrikanın ilk kuruluş yıllarında nitelikli iş gücü yetiştirilmesi için gayretler sarf edildiği seçilen kabiliyetli kişilerin geceli gündüzlü fabrikada “talim ettirildiği” bununla da yetinilmeyerek Yahudi’den dönme Ahmet adında birinin daha iyi kağıtlar üretebilmek amacıyla 1808 yılında Avrupa’ya gönderildiğini biliyoruz. Adı geçen Ahmet Avrupa’dan döndükten sonra iyi kağıtlar yapmakla kalmamış fabrikanın bazı aletlerini de imal etmiştir. Geçimsizliği nedeniyle daha sonra fabrikadan ayrıldığı anlaşılan Ahmet’e 1819 yılında müracaatı üzerine 15 kuruş aylık bağlanmıştır.

Aylık hasılat ve masraf cetvellerine göre Beykoz kağıt fabrikasında yaklaşık yedi yıllık bir zaman boyutunda en az 5, en çok 41 kişi çalışmıştır. Ortalama olarak çalışan personel sayısı 28’dir. Çalışanlara ödenen aylık 15 ile 100 kuruş arasında değişmekte ve bir kişi için ortalama ödenen para ayda 45 kuruştan aşağı düşmemektedir. Zeytin yağının okkasının 50 para ile 2 kuruş arasında değiştiği kurbanlık koyunun 5 kuruşa satın alındığı günlerde personele fena para ödenmemiş olduğu hükmüne varılabilir. Fabrikanın işçilerine arka çıktığı en azından gelecekteki üretimi düşündüğü, onarımla geçen Nisan 1817 ile Ağustos 1820 tarihleri arasında görevi önemli olan işçi ve personelin yarım aylıkla istihdam edilmesinden de anlaşılmaktadır.



Fotoğraflar:beykozdanizler.blogspot.com.tr/ekrembugraekinci.com / /yalovasanalmuzesi.com
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti