Tekil Mesaj gösterimi
Eski 25.01.15, 19:16   #4
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,681
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Türkiye'de Kağıdın Tarihçesi

Altı aydan fazla düzenli çalışamamış olan bu fabrikanın ürünleri hakkında da herhangi bir bilgimiz yoktur. Bununla birlikte Hamidiye Kağıt Fabrikası’nda üretilen kağıtların bir süre kullanıldığı kesindir. Nitekim dönemin önde gelen kültür, sanat ve bilim dergilerinden birisi olan maarifde aşağıdaki yazı bu durumu kanıtladığı gibi “yerli kağıdın” dönemin aydınlarınca ne denli olumlu karşılandığının da güzel bir örneğidir.





“Maarif’in Kağıdı”

“Gazetemiz şimdiye kadar Avrupadan celbolunan bir kağıt üzerine tab olunmakta idi. Asr-ı cihanbanide sanayi-i mahalliyemizin terakkiyatı-ı delailinden biri olan Hamidiye Kağıt Fabrikası Avrupa fabrikaları masnuatı ile rekabet edebilecek derecede ve belki bir çoğuna faik kağıt çıkardığından böyle sanayii-i dahiliye mahsulü meydanda dururken Avrupa kağıtlarına gazetemizin tabını terviç etmedik ve bu nüshamızdan itibaren eski kağıdı terk ile gazetemizi Hamidiye Kağıt Fabrikası kağıdı üzerine tab ettirmeğe başladık. Bu kağıt biraz ince olmakla beraber gerek rengi gerek hamuru eski kağıdımızdan her halde ala olduğunu mütaliin –i kiram tasdik buyuracaklarından ve bu intihabımızı bir eseri terakki görerek risalemiz hakkındaki teveccühlerini tezyit edeceklerinden eminiz”.



Fabrikanın akıbeti, şimdiye kadar aktarılanlardan daha da hazin olmuştur. 1915 yılında müttefiklerimiz harp malzeme yapılmak üzere kağıt fabrikası makinelerinin kırılmasını ve kendilerine verilmesini talep etmişler ve bu talep yerine getirilmiştir.

M. A. Kağıtçı'nın sözleriyle “Türkiye kağıt piyasasının serbestisini idame maksadıyla yapılan bu tahrip ustalıkla tevil edilerek, Beykoz fabrikasının memlekette hammadde bulamamasından işleyemediği şeklinde yayılmış ve bu şaiya memleketimizin sanayiye müsait olmadığını ispat için kuvvetli bir delil olarak gösterilmiştir”.

Buraya kadar özetlenenlerden; Türkler'in, kağıdı Doğudan-Batıya taşıma iddiasına sahip olsalar da kağıt üretimi konusunda pek fazla başarılı olamadıkları anlaşılmaktadır.

Bunun başlıca nedeninin önceleri toplumsal olarak kağıda pek fazla ihtiyaç duymamış oldukları, XVIII yüzyıldan sonra ihtiyaç duymaya başladıklarında ise, atı alıp Üsküdar’ı çoktan geçmiş bulunan Batı kapitalizmi karşısında rekabet şansına sahip olamayışları gerçeği olduğu ileri sürülebilir.

Osmanlılar kağıt üretiminde pek başarılı olamamış görünseler de, ithal ettikleri kağıtları işlemekte pek fazla hüner ve beceri göstermişlerdir. Her şeyden önce kağıdı çok sevmiş, kağıt kırpıntılarının bile israf olmamasına özen göstermiş, kağıda karşı adeta kutsal bir şeymişçesine davranmışlardır.

Osmanlı Türkleri'nin kağıtla olan ilişkilerinde kağıt işlemenin önemli bir yeri olmuştur. Çünkü güzel ve süslü yazı yazmak Osmanlılarda pek rağbette idi ve güzel ve süslü yazı da ancak çok iyi bir şekilde işlenmiş, terbiye edilmiş kağıtlar üzerine yazılabilirdi. O kadar ki hattatlar, kağıtlara, yazacakları yazının değerine göre değer verirlerdi. Bir neden olmadıkça kullanmak istedikleri bir kağıdın yerine başkasını kullanmazlar, iyi kağıt bulamazlarsa yazı yazmak bile istemezlerdi.

Plastik sanatların resim heykel vb. dallarıyla ilgilenmeyen Osmanlıların bütün enerjilerini ve dikkatlerini güzel ve süslü yazıya verdikleri söylenebilir. Osmanlılarda pek sık kullanılan “Hattın fazileti beyanındadır” özdeyişine rağmen yüz yıllar boyu hattın biçimine ve üzerine hat yazılan kağıtlara yazının içeriğinden daha fazla önem verildiği gözlenmektedir.

İyi bir hat için kağıtta bulunması gerekli bazı nitelikler veya özellikler, hattatlarca titizlikle aranmıştır. Bunlar arasında:

Ham kağıt kullanılmaması, kalemin kağıda iyice yapışması, mürekkebi yayan kağıda iltifat edilmemesi kalemin cam üzerinde yazar gibi kayıp gitmemesi, kağıdın yumuşak hamurlu olması, emme hassasının yüksek olması, kalemi tutmaması ve mürekkebi arkasına geçirmemesi;

Mümkün olduğu kadar çok silinebilmesi, silinince leke bırakmaması, renginin atmaması, aharlı, mühreli olması ve mümkünse bu işlemlerin eskiden yapılmış olması;

Kağıdın renginin yazıyı boğacak, donuk ve cansız gösterecek türden olmaması; sayılabilir.

Gerçektende günümüzden çok değil yüzyıl önce Beyazıd’daki bir kağıtçı dükkanında “şeker renk Venedik aharlisi” nden “musaflık yeşil” e, Hind Abadisinden”, “yaldızlı İngiliz”e “Felemenk ruganları”ndan ,”Fransız parlağı” na kadar pek çok ad altında yaklaşık yüz çeşit kağıt bulmak olanaklıydı.

Türkler hemen her dönemde ithal ettikleri kağıtları aharlamak, mührelemek ve boyamak gibi işlemlerden geçirirlerdi. Nitekim çeşitli kaynaklarda rastlanan kağıtçı, kağıthane yada kağıt karhanesi sözcükleri daha çok bu terbiye işleminin yapıldığı yerleri içeren anlamda kullanılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nda yüzlerce aile bu işlerle geçimini sağlarken aharci, mühreci ve boyacılar da kendi içlerinde uzmanlaşmışlardı. Yine de bazı ünlü hattatlar, aharleme, boyama, mühreleme işlemlerini kendileri yapmayı tercih etmişlerdir.

Aharlemek kağıdın güzel yazı için elverişli bir hale getirilmesi yani yüzeyinin bir takım sıvılarla güçlendirilmesidir. Şapta eritilmiş yumurta akı, sulu nişasta, pişmiş pirinç suyu, paça suyu sıvılar aherleme işleminde bolca kullanılırdı. Bu sıvılar kağıdın yüzeyine bir kez sürülürse buna”tek aherli” iki kez sürülürse “çift aharli” denirdi. Nefeszade İbrahim'in ahar tarifi ise oldukça karmaşıktır.

“Bir fincan halis nişastaya kırk fincan su koyup içine onluk miktarı balık tutkalı koyup karıştırarak ta içine bir ateşi sokup çıkardıkta ateş sönmeyince tabhola, badehu indirip kağıtlara sürüle.

Eğer birkaç gün terk olunup üzeri küflendikten sonra küfü atılıp sürülür ise daha ala olur.

Badehu kağıtlar kuruduktan sonra yumurta aharı sürüle.

Tariki budur ki miktar-ı kifaye yumurtanın akını bir kaseye vaz ve ceviz miktarı içine şap koyup köpürünce karıştırıla, badehu terk oluna ta köpüğü azalıp suyu çoğaldıkta ol suyu kağıtlara sürüle.

Bundan ala ahar olmaz.”

Mührelemek ise “mühre” adı verilen genellikle camdan düz bir cisimle kağıt yüzeyinin perdahlanması yani düzleştirilip parlatılmasıdır. Çakmak mühre, cam mühre, deniz kulağı mühre ve altın mühreleri gibi çok değişik mühreler vardır.

Aharlamak ve mührelemek kağıdın yüzeyini düzlediği dayanıklılığını artırdığı gibi, mürekkebin dağılmamasını, kağıda sinek konmasını önlemekten, haşarattan korumaya kadar çeşitli yararlarıda vardı.

“Aharlayınca kağıdın üstünde parlak bir tabaka meydana gelir. Bu parlak tabaka yüzünden kağıt mürekkebi emmez, satıha kalır. Bu yüzden de yazıları ıslak bir bezle veya yalayarak iz bırakmayacak şekilde silerek yerine yeniden yazmak mümkündür. Bu hususiyetinden dolayı resmi dairelerde , Osmanlı Divanında daha ilk dönemlerden bu yana aharlı kağıt kullanmak yasak edilmiştir. Çünkü aharlanmamış kağıt mürekkebi emer ve bir daha yazıyı silmek, düzeltmek mümkün olmazdı. İşte bu suretle resmi evraklar üzerinde oynamaların değiştirmelerin yani sahtekarlıkların önüne geçilmiş oluyordu”.


Mürekkep Yalamak Deyimi

Aharlanmış kağıtların dilimize bırakmış olduğu bir mirası da burada belirtmek yararlı olabilir.

“Eskiden öğrenciler yazı öğrenirken yaptıkları her yanlışı dilleri ile aharlı kağıt üzerinden mürekkebi yalayarak siler yenisini yazarlardı. Ne kadar çok hata yapılırsa o kadar çok yalayıp silmek gerekirdi.''

Dilimizde okur yazarlık belirtisi olarak bugün hala kullanılan''çok mürekkep yalamış'' deyimi aharlı kağıtların bu özelliği ile ilgilidir.



Kağıtların boyanması ise başlı başına ayrı bir zanaattı. Kağıtlar yalızca boyanmaz ebrulanırdı da. Otuzun üzerinde farklı renk elde etme yöntemi bilinir, kağıtlar ya banyo edilerek yada sürülerek boyanırdı. Ebru kağıdı yapma yöntemleri ise pek zengindi.

Görüldüğü gibi Türkler kağıt üreticisi olmasalar bile kağıdın kullanımı konusunda kendi toplumsal bünyelerine ve kültürlerine uygun bir yol izlemişlerdir, kağıt yüzeylerini işleme ve bunlar üzerine güzel yazı yazmada, belki de başka hiçbir toplumda olmadığı kadar uzmanlaşmışlar, başarı göstermişlerdir.


Kaynaklar

1. SEKA Kağıtçılık Dergisi Temmuz 1999, Sayı 62

2. Eczacıbaşı Dergisi Ekim 1977, sayı 4
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti