Tekil Mesaj gösterimi
Eski 26.01.15, 01:18   #1
Asena
» Memleket Delisi «

Asena - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2014
Konular: 108
Mesajlar: 2,398
Ettiği Teşekkür: 13684
Aldığı Teşekkür: 9778
Rep Derecesi : Asena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardırAsena şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Johann Wolfgang von Goethe (1749 - 1832)

Johann Wolfgang von Goethe







Alman şair ve yazarıdır (Frankfurt 1749-Weimar 1832)

Goethe, 28 ağustos 1749 da Frankfurt'da doğdu. Varlıklı bir aileden gelen babası tarafından Aydınlanma düşüncesinin ideallerine göre yetiştirildi. Küçük yaşta Fransızca, Latince ve Eski Yunanca öğrendi, güzel sanatlar ve tiyatroyu tanıdı. 1765 de hukuk eğitimine başladı ancak hastalanıp evine döndü. Din ve mistisizmle tanışması bu dönemdedir. İyileşince, hukuk eğitimini Strasbourg'da tamamladı. Dil üzerine araştırmalar yapan Herder'le dostluk kurdu. Parlak bir gençti Goethe. 1775 de Weimar Dükü tarafından elçilik danışmanlığına atandı ve 1782 de von unvanını aldı.

1770’te öğrenimini sürdürme amacıyla gittiği Strasbourg’da şair filozof J. G. Herder ile tanıştı.

1771’de diploma almasına kadar süren ve gerçek kişiliğini bulduğu bu dönemde Goethe; Homeros, Pindaros, Shakespeare ve Ossian’ ın eserleriyle Kutsal Kitabı kendine örnek aldı.

1772’de staj için gittiği Wetzlar’da Charlotte Buff ile karşılaşması ve aşık olması ona Genç Werther’in Acıları (Die Leiden des Jungen Werther) 1774 adlı dünyaca ün kazandığı romanı esinlendirdi. Frankfurt’a döndüğünde Götz von Berlichingen adlı dramına son biçimini verdi (1773). Bireyin egemen güçlere karşı mücadelesini işleyen bu eseriyle ve Prometheus ve Ganymedes gibi özgür koşuklu övgü şiirleriyle (1774), Strum una Drang (Fırtına ve Hamle) akımının önderlerinden biri oldu.
Ünü giderek yayılan Goethe, Kont Stolberg ile yaptığı bir İsviçre gezisinin ardından (1775) genç Weimar Dükü Carl August tarafından Weimar’a çağırılarak danışmanlığa atandı.

Burada dük, eşi ve annesi, şair Wieland ve Charlotte von Stein’dan oluşan bir edebiyatçılar çevresi buldu.

Prens eğiticiliği, maliye, madencilik, tiyatro ve eğitim uzmanlığı görevlerini de üstlenerek 1779’dan sonra prenslikte önemli konum kazandı.

Weimar yıllarında büyük klasik dramları İphigenie auf Tauris (Iphygenia Tauris’te) 1787, Egmont (1788), Faust I (1808) ile evlilik romanı Wahlverwandtshaften’i (Gönül Bağları) 1809, yazmaya başladı.

Edebiyat çalışmalarına koşut olarak doğabilimleriyle ilgilendi.

Çeşitli Avrupa ülkelerini dolaştı, oyunlarını sahneledi.

1786 -1788 arasında ilk İtalya gezisine çıktı. Akdeniz doğası, güney halkının sıcakkanlılığı, Antik Çağ ve Rönesans sanatı eserleri üzerinde büyük bir etki bıraktı.

Burada birçok eserine son biçimini verdi (Torquato Tasso nazımla dramı, 1787) Weimar’a döndükten sonra 1806’da Christiane Vulpius ile evlendi.

İtalya yaşantısı ve Christiane ile ilişkisi Römische Elegien (Roma Ağıtları) 1795 adlı şiir derlemesine yansıdı.

1790’da kısa bir İtalya yolculuğundan sonra kaleme aldığı Venezianische Epigramme’de (Venedik İğnelemeleri) İtalya’ya daha eleştirel bir bakışla yaklaştı. Resmi görevlerinden büyük ölçüde sıyrılarak 1791’de Weimar Saray Tiyatrosu’nun yöneticiliğini üstlendi. Büyük bir tutkuyla ve Jena Üniversitesi ile yakın bir işbirliği içinde bitki ve hayvan bilimle optik alanlarında çalışmalara başladı.

1794’te Schiller ile tanışması, Goethe için yeni bir yaratı evresinin başlangıcını oluşturdu. Schiller’in 1805’teki ölümüne kadar süren bu evre, aynı zamanda Alman Edebiyatı’nın klasik çağını da doruğuna ulaştırır. Schiller ve Goethe verimli bir işbirliği içinde 1796’da nazımla Xenien’ı (İğnelemeler) yayımladılar. Schiller’in sürekli üstelemesi sonunda Goethe yirmi yıldır üzerinde çalıştığı Wilhelm Meister’in Çıraklık Yılları (Wilhelm Meisters Lehrjahre) adlı romanını bitirdi (1796), Faust üzerinde çalışmalarını yeniden başlattı. 1797’de bir tür kentsoylu destanı olan Hermann ile Dorothea’yı (Hermann und Dorothea) yayımladı. Schiller’in baladlarıyla yarışma içinde Der Zauberlehrling’ı (Büyücünün Çırağı) 1797 yazdı.

Bütün ömrünü adadığı başeseri Faust’un taslaklarını 1773’te yazmaya başlamıştı. Nazımla dram olan eserin bir bölümünü 1790’da Faust ein Fragment (Faust’tan Bir Parça) adıyla yayımladı. Sonra bu parçayı tamamlayarak 1808′ de bir daha üzerinde çalışmayacağı Faust’un birinci bölümünü Faust, eine Tragödie (Faust, Bir Tragedya) adıyla bastırdı Helder’in (1803), Schiller ve Wieland’ın (1813) ölümleriyle Weimar’daki şairler çevresi ıssızlaşınca Goethe; W. Von Humbold, J.W. Richter gibi bilim adamlarından, Jenalı filozoflardan ve romantik sanatçılardan oluşan yeni bir çevre edindi.

Yaklaşık 1810’da yaşam eserine geri bakış niteliğindeki Dichtung und Wahrheit (Şiir ve Gerçek) adlı eserine başladı (Bölüm 1-3, 1811-1814): yaşlılık döneminin önemli eserlerinden Westöstilicher Divan (Batı-Doğu Divan) 1819, adlı şiir derlemesi, esin kaynaklarını yakın Doğu kültürü ve şiirinde (Hafız, Firdevsi, Kuran vb) arayışının seçkin ürünüdür.

Eserde bir yolculukta tanıştığı Marianne von Willemer’e aşkını ölümsüzleştirirken yaşlılık bilgeliğiyle dünya görüşünü yansıtır; bilim, din ve estetiği işler.

Ulrike von Levetzow ile Goethe’nin genç kadınlara olan tutkusu son bir kez daha alevlenerek onun en güzel aşk şiirlerine (1823-1824) ortam hazırladı:

Trilogie der Leidenschaft (Tutku Üçlüsü) ve Marienbader Elegie (Marienbad Ağıtı) yazar. P. Eckermann’ın düzenleme ve redaksiyon yardımlarıyla Goethe baş eserlerini bitirdi:

Wilhelm Msiters Wanderjhahre (W.M.’in Gezginlik Yılları) 1821-1829, Dichtung und Wahrheit (Şiir ve Gerçek) bölüm 4, 1881 ve ölümünden birkaç ay önce bitirdiği Faust II (1833).

En büyük Alman şairi ve Alman klasizminin başı olan Goethe, çok yönlü eğitimiyle desteklenen evrensel ilgileriyle ve bilge kişiliğiyle Yeniçağ Avrupa edebiyatına ve düşünce tarihine damgasını vurdu.



Önce aşık, sonra Goethe oldu!






1774 yılında henüz 25 yaşında olmasına rağmen, Johann Wolfgang von Goethe döneminin en ünlü yazarı haline gelmişti bile. Ona bu ünü kazandıran “Genç Werther’in Acıları” yalnızca kitap satışıyla, romanın okunma sayısıyla değil, insanlar üzerinde bıraktığı etkiyle de edebiyat dünyasının en çok konuşulan kitaplarından biri haline geldi. Romanın, okuyanlar üzerinde bir intihar salgınına neden olduğu söylendi örneğin, ancak bu intihar söylentilerinden yaklaşık 10 tanesi belgelenebildi. “Werther İntiharları” olarak adlandırılan bu vakalar, romanın daha da popüler hale gelmesine, ve bu vakalar üzerinden bir efsane yaratılmasına neden oldu.

Philipp Stölzl’ün yönettiği Goethe’nin İlk Aşkı bu kitabın ortaya çıkış öyküsünü anlatıyor. Filmde Goethe (Alexander Fehling) yazar olmak istemekte, çeşitli yazılar karalamakta, ancak kafasında düşündüklerini henüz edebi bir forma dönüştürememektedir. Babası ise onun artık bu boş uğraşlardan vazgeçmesini, herkesçe saygı duyulan, geleceği olan bir meslek seçmesini istemektedir. Her genç gibi ailesinin dayatmalarıyla kendi hayalleri arasında sıkışan Goethe, girdiği hukuk sınavlarından geçemez ve babası tarafından bir mahkemeye stajyer olarak görevlendirilir. Bu staj süresi Goethe’nin hayatını değiştirecektir, çünkü onu bir anda ünlü bir yazar haline getirecek olan “Genç Werther’in Acıları” kitabı bu vesileyle ortaya çıkacaktır.

“Gece oldu! Kayıp ve yalnızım bu fırtınalı tepede. Dağlardan rüzgârın uğultusu geliyor. Dere kayaların arasında köpürüyor. Ey dolunay, çık bulutların ardından! Beni sevgilinin olduğu yere götür…”

Goethe’yi üretim sancılarına sokan olay, bu süreçte yaşadığı aşktır. Ama aşkın kavuşulamayanı makbuldür ve Goethe’nin aşık olduğu Lotte başka biriyle nişanlanır. Aşk acısını kelimelerle ifade etmeyi iyi beceren Goethe ise, yaşadığı hikayeyi çevresinde olup bitenlerle ayrıntılandırarak “Genç Werther’in Acıları” haline getirir. Goethe, yazmış olduğu kitapta Lotte ile aralarında yaşanan gelişmeleri Werther adını kullanarak anlatır. Mektup biçiminde yazılan öykünün sonu, Werther’in intiharıyla biter.






Goethe’nin gerçek yaşamı ile yazmış olduğu roman arasındaki en önemli farklılık, Werther’in kitaptaki intiharıdır. Filmde de görüldüğü gibi, Goethe’nin yakın arkadaşı olan Wilhelm, evli bir kadına aşık olur ve bu acı dolu aşk onu intihara sürükler. Bu olaydan oldukça fazla etkilenenen Goethe, arkadaşının başına gelenleri kendi kahramanının kaderine ekleyerek kitabını sonlandırır. Ve bu ayrıntı, belki de kitabı bu kadar özel kılan noktalardan biri haline gelir. Kuşkusuz Goethe’nin üslubu da kitabın sevilmesinde etkilidir, ancak hikayenin asıl çekiciliği intiharla taçlanan bu melankolik ruh halinin kitabın başından sonuna kadar hakim olmasıdır.

Film, kitap ile Goethe’nin gerçek yaşamı arasında bu ilişkiyi muhteşem bir biçimde anlatarak onun üçüncü bir köşesi haline gelmiş, ve karmaşık bir üçgenin parçası olmuştur: Gerçek hayat, bu hayattan esinlenerek yazılan bir kitap, hem kitaptan hem de gerçek hayattan esinlenen bir film. Sömürülmeye, belki de salya sümük dramatize edilmeye oldukça müsait konuyu tiziz ve düzgün bir anlatımla, hiçbir aşırılığa, oyuna kaçmadan anlatan film, yer yer mizahi tonlar da barındırarak Goethe’ye yaraşır bir eser olabilmiş.







“Güzel bir havada, bir akşamüstü, dağa çıktığım zaman, yayladan nasıl sana koştuğumu hatırla… Sonra da mezarlığa bakarak, kabrimde yükselmiş çiçekleri, batmak üzere bulunan güneşin ışığında, rüzgârın nasıl dalgalandırdığını gör.”

Film ile Goethe’nin hayatı arasındaki diğer farklılıklardan biri de, yazarın aşık olduğu kadının halihazırda nişanlı olması. Filmde, Goethe ile tanıştıktan, hatta birbirlerine aşık olduktan sonra babasının zoruyla nişanlanan Lotte’nin aksine, Goethe’nin gerçek hayatta aşık olduğu Charlotte (Lotte) onunla tanıştığında nişanlıydı, üstelik yakın arkadaşlarından Christian Kestner ile. Kitaptaki intihara kadar varan kederin aksine, Goethe gerçek hayatta bu acıyla başa çıkmayı biliyor olacak ki, Kestner ile Charlotte’un düğünlerinde onlara yüzük hediye ettiği söylenir. Kuşkusuz bu başa çıkmada, acısını kelimelere dökebilmesinin faydası olmuştur…

Turgay Özçelik


Sevgilinin Yakınlığı

Seni düşünüyorum, güneşin ışıkları denizden aksedince
Seni düşünüyorum, ayın pırıltıları kaynaklara vurunca.
Seni düşünüyorum, uzak bir yol üstünde tozlar havalanırken, karanlık bir gecede, dar bir tahta köprüde bir yolcu ürperirken.

Seni düşünüyorum, boğuk uğultularla orda yükselirken dalgalar.
Kulak kesilmek için koruluktayım, sık sık her şeyin sustuğu anlar. Uzakta olsan bile ben senin yanındayım, sende yakınımdasın. Güneş batıyor, biraz sonra, beni ışıtacak yıldızlar ne olurdu burda yanımda olsaydın


Marienbad Ağıdı

Artık ne bekleyebilirim, yeniden
Buluşsam da o gonca çiçekten
Cennet ve cehennem seni bekliyor
Duygular kararsızlık dalgalarında sarsılırken,
Bitsin bu kuşkular artık! İşte gök kapında
Kaldırıyor yerden seni kollarıyla


İşte cennete kabul edildin, keşke
Değer olsaydın sonsuz güzel hayata
Artık ne istek, ne umut, ne tutku kaldı
Burasıydı yöneldiğin içten çabalarla
Karşında görünce eşsiz güzelliği
Yanık gözyaşlarının kaynağı tükendi

Gün nasıl da hızla çarptı kanatlarını
Zamanı önüne katıp sürer gibi
Akşamki öpücük bir mühür dudaklarda
Yarınki güneşin de aynen göreceği
Sakin bir yürüyüşteydi zaman,
Kız kardeşler gibi, benzer ve benzemeyen

Son öpücüğün nasıl da tatlı kıyıcılığı
Kesiveriyor aşkın kusursuz örgüsünü
Şimdi acele, tedirgin koşan, sakınıp eşiğinden
Ardından alevler içinde bir melek geliyor gibi
Göz, karanlık yola yorgun bakıyor
Dönüp baktı: Kapı kilitli duruyor

Şimdi kendine bile kilitli olan bu gönül
Sanki hiç açılmamış, mutluluk saatlerini
Gökteki bütün yıldızlarla yarışarak
Onun yanında hiç yaşamamış gibi
Usanmış, utanmış, bungun, hüzünlü
Karanlıklar içinde soluksuz gönlü

Bu dünyadan geride ne kaldı? Sarp kayalar
Kutsal gölgelerle taçlandırılmadı mı?
Ürünler olgunlaşmadı mı? Yeşillikler canlı,
Irmak ve otlaklar boyunca uzanmıyor mu?
Ve yeryüzü ötesinin büyüklüğü
Biçimli ve biçimsiz kubbelenmiyor mu?

Nasıl da aydınlık ve kırılgan, hafif ve ince
Ciddi bulutlar korosundan altı kanatlı melek
Tıpkı o, yukarıdaki mavi gök
Buhar gibi karışıveren maviliğe
Böylece gördün danslar içinde sevinçli
O, sevgililer sevgilisini.

Yalnızca birkaç dakika izin sana
Onun yerine bir hayli tutup bırakmaya
Yüreğine geri dön, daha kolay bulabilirsin orda
Değişen biçimlere oynarken onu.
Pek çok resim giderek oluşturuyor birini
Böyle binlerce kez ve hep hep sevgili

Kapılarda bekliyordu, karşılar gibi
Adım adım mutlu etti beni
Bir daha koştu son öpücükten sonra
Bir son daha kondurmaya dudaklarıma
Nasılda canlı şimdi anısı
İçimde alevden harflerle yazılı.

O gönül ki, yüksek surlar yaptırmış
İçinde korumak için kendini ve sevdiğini
Onun yerine de sevinç duyuyor bu aşktan
Yalnızca ona açınca kapılarını tanıyor kendini
Böylece kendi sınırları içinde daha özgür
Ve yalnızca ona teşekkür için atıyor yüreği

Sevme gücü ve gereksinim
Karşılıklı sevgiyle yok edildi
Sevinçli tasarılar için umudun neşesi
Karar ve eylem için hemen bulundu
Aşk bir heyecansa seven için,
Ben en hoş örneğiyim bunun.

Beni böyle kılan onun varlığı! Nasıl bunaltıcı
Bir korku akıl ve beden üstünde, istenmeyen ağırlık:
Tüyler ürpertici hayaller dolu
Yürek boşluğunun ıssızlığında.
Şimdi eşikte umudun bilinen şafağı
Işıyor güneşin yumuşak aydınlığında.

Tanrı'nın verdiği huzuru bu evrende
Akıldan çok mutluluk veren - okuduğumuza göre -
Karşılaştırıyorum aşkın huzuruyla,
Sonsuzca sevdiğin yanındaysa bu dünyada
Gönül rahatlar, bozamaz hiçbir şey o derinde
Duran anlamı, o anlam ait olmaktır sevdiğine...



Huzur

Dağlara sinmiş huzur,
En küçük kıpırdanış yok yapraklarda,
Kuşlar ormanda suskun,
Sabret yakın birgun sende huzur bulursun.



Tekrar Buluşma


Acaba bu gerçek mi, yıldızların yıldızı
Seni tekrar kalbimin üstünde sıkıyorum!
Ah, şu ayrılık denen gece nasıl bir acı
Nasıl derin uçurum
Evet neşelerimin
Sevgili, hoş rakibi sen;
Düşününce geçmiş acıları
Ürperirim halden.
Düha ezeliyetin, Tanrının sinesinin
Uyurken bir yerinde en kuytu ve düzgün derin
Hazırladı ilk anı
Çok yüce bir yaratma isteğiyle Tanrı
'Ol!' emrini verdi,
Bütün alem kudretle ve büyük ihtişamla
Hemen gerçekleşerek bir varlık kazanınca
Her taraftan çok derin bir ah koptu yükseldi
Etraf nura boyandı
Birbirinden ayrılıp bir yana kaçıştılar,
Vahşeh ve korku dolu rüyaları içinde
Her şey can attı
İsteyerek sessiz ve ihtirassız
Uzaklara, o derin sonsuzlukta.
Her şey susmuş, sessiz ve ıssızdı etraf,
Tanrı yalnız kalmıştı ilk olarak,
Yarattığı şafağı o anda
Şafak merhamet etti çekilen ıstıraba,
Ve acı duyanlara,
Ahenkli renk oyunları gösterdi,
Daha önce birbirinden her ayrılan böylece
İmkan buldu tekrardan birbirini sevmeye.
Telaşla, acele ile birbirinin olanlar
arayıp birbirini yeni baştan buldular
Döndüler ölçüsüz hayata tekrar
His ve duygular
İster el ele tutup, ister yakalansınlar
Yeter ki birbirinden onlar ayrılmasınlar.
Bundan sonra Tanrının yaratması lüzumsuz
Onun dünyasını artık bizler de yaratırız.
Bu suretle o şafak al al kanadlariyle
Beni sana uçurdu geldik dudak dudağa,
Ve gece gökyüzünde parlak yıldızlarıyle
Binlerce mühür vurdu, kuvvet verdi bu bağa,
Artık şu yeryüzünde böylece her ikimiz
Sevinç ve acılarda biriz ve herkese örnek olabiliriz.
Ve ikinci bir 'Ol!' emri
Bir daha ayıramaz bizi.




Mülkiyet Üzerine

Mülkiyet:
Biliyorum ki ben,
Ruhumdan akıp gelmek isteyen düşünceler
dışında,
Hiçbir şeye sahip değilim.
Biliyorum ki ben,
Tatlı bir sevgiyi, küçük bir sevinci tattığım
anlar dışında,
Hiçbir şeye sahip değilim.




Neşe Ve Izdırapla

Neşe ile ızdırapla,
Düşünce ile dolu iken,
Tükenmez ezalar içinde,
Ümitler, tereddütler geçirirken
Kederler içinde yoğurulurken
Mesut olan,
Ancak seven ruhtur.



Ormanda Yürüyordum

Ormanda yürüyordum
Öylesine ve kendimce
Ve hiçbir şey aramamak
İşte buydu niyetim.

Sonra gölgeler arasında
Bir çiçekçik gördüm,
Yıldız gibi parıldayan,
Bir göz gibi gülümseyen.

Yerinden koparmak isterken onu,
İncecikten bana:
Solup ölmemi istiyorsun.
Tutup kopararak beni? deyiverdi.

Onu kökleriyle birlikte,
Hiç incitmeden çıkarıp,
Güzel evin başındaki,
Büyük bahçeye taşıdım.

Büyük sakin bahçede,
Ektim onu yeniden.
Şimdi o küçük, güzel çiçek
Büyüyor durmadan, çiçek açıp, gülerek.




Prometheus

Karart göklerini Zeus,
Duman duman bulutlarla;
Diken baslarini yolan çocuk gibi de
Oyna meselerin, daglarin doruklariyla.
Ama benim dünyama dokunamazsin,
Ne senin yapmadigin kulübeme
Ne de atesini kiskandigin ocagima.

Su evrende siz tanrilardan
Daha zavallisi var mi bilmem:
Kurban vergileri
Dua üfürükleriyle beslenir
Hasmetli varliginiz zar zor.
Size umut baglayan budalalar,
Çocuklar, dilenciler olmasa
Yok olur giderdiniz çoktan.

Ben de bir çocukken
Ne yapacagimi bilmez olunca
Çevirirdim günese dogru
Görmedigini gören gözlerimi;
Yakarisimi dinleyecek
Bir kulak varmis gibi yukarda;
Varmis gibi derdimle dertlenecek
Benimkine benzer bir yürek yukarda.

Azgin devlere karsi
Kim yardim etti bana?
Kim kurtardi beni ölümden,
Kim kurtardi kölelikten?
Su benim yüregim degil mi,
Kutsal bir atesle yanan yüregim,
Her isi basarmis olan?
O degil mi cosup tasarak,
Yukarda uyuyani aldatarak
Basimi beladan kurtaran?

Benim seni kutlamam mi gerek? Niçin?
Hiç derdine derman oldun mu sen
Derdine derman bulamayanin?
Gözyasini sildin mi hiç
Basi darda olanlarin?
Kim adam etti beni?
Güçlüler güçlüsü Zaman
Ve önü sonu gelmeyen Kader, degil mi?
Onlar degil mi
Senin de benim de efendilerimiz?

Sen yoksa beni
yasamaktan bikar mi sandin?
Kaçar çöllere giderim mi sandin
Açmiyor diye
Tüm düs tohumcuklari?

Bak iste, yerli yerindeyim;
Insanlar yetistiriyorum bana benzer;
Bütün bir kusak benim gibi,
Acilara katlanacak, aglayacak,
Gülecek, sevinecek,
Ve aldiris etmeyecek sana
Benim gibi!

Johann Volfgang von Goethe
YABAN GÜLÜ

Bir çocuk, küçük, küçücük bir gül
Bir nazli gül gördü kirda;
Dogan gün kadar güzeldi,
Yaklasti kosup yanina
Bakti gülen gözleriyle.
Küçük, küçücük, pembecik gül
Bir küçük gül kirlarda.

Çocuk, dererim seni, dedi
Kirlardaki nazli güle;
Gül de ona cevap verdi;
Batiririm dikenimi
Kalir sizisi elinde,
Katlanamam bu aciya,
Küçük, küçücük, pembecik gül
Bir küçük gül kirlarda.

Ama çocuk derdi yine
Kirlardaki küçük gülü;
Gül batirdi dikenini
Ah'larina hiç bakmadan
O katlandi acisina.
Küçük, küçücük, pembecik gül
Bir küçük gül kirlarda.
__________________
•*¨`*•.¸¸.•´*¨`*•K.Atatürk•*¨`*• .¸¸.•´*¨`*•
Asena isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz Asena'in Mesajına Teşekkür Etti.