Tekil Mesaj gösterimi
Eski 27.01.15, 17:56   #2
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18753
Aldığı Teşekkür: 20030
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Kurtuluş Savaşı'nın Kaynakları


T.B.M.M. Dönemi Mali Kaynakları

İstiklal Savaşı'nın çok büyük yokluklar içinde başladığını gördük. Ekonomik çöküntü B.M.M.'nin açıldığı sırada Meclis'in para bulmakta büyük sorunlarla karşılaşmasına yol açtı. Mebusların oturduğu yerler bile bin türlü güçlükle sağlanabildi. Yemekleri askerlere pişen yemek ile aynıydı. Cephedeki askerin sıkıntı çekmemesi için her türlü sıkıntıya göğüs geriliyordu. Meclis tutanakları, dilekçe kağıtlarına yazılıyor, mektup zarfları defalarca kullanılıyordu.

Meclis'in açıldığı tarihte en büyük sorun bütçe hazırlamaktı. Yeni bir bütçe hazırlamak uzun zaman alacağı için, Meclis-i Mebusan tarafından çıkarılan bütçenin 1920 yılının Mart ve Nisan ayına ait olan kısımları geçici bütçe olarak kabul edildi. Bütçe hazırlanamadığı için geçici bütçeler (avans kanunları biçiminde) yapmak yoluna gidildi. 1 Mayıs-31 Ekim 1920 tarihleri arasında ilk altı aylık dönem için 30.000.000 lira harcama yetkisi tanındı. Bunun 10.775.303 lirası Milli Savunmaya aitti. Mayıs l920'de çeşitli illerden toplanan para ancak 20.479 lira idi. Cephelere malzeme taşınması için 250 lira harcama yapılmasına bile M. Kemal'in imzası gerekmişti. Mayıs ayı sonunda Niğde'den 100.000 ve Kastamonu'dan gelen 200.000 lira büyük para sayılmıştı. Maliye bu paraları çok titiz bir şekilde harcıyordu. Subayların 6-14 ay maaş alamadıkları bir sırada bu paralar silah ve cephane için kullanılıyordu. Ekim ayında ikinci bütçe hazırlanmasına başlandı. Fakat çalışmalar sürdüğü için Kasım-Aralık ayları için 11.923.400 liralık geçici bütçe ile harcama yetkisi tanındı. Ocak-Şubat 1921 ayları için de 10.300.000 liralık (300.000 lirası fakir köylüye yardım idi.) harcama yetkisi tanındı. 1920 yılı esas bütçe kanunu ise ancak 28 Şubat 1921'de, yani mali yılın bitmesine iki gün kala kabul edildi. Bu kanunla gelir arttırıcı yollar aranırken, Kuva-yı Milliye ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin ve Birlik Komutanlarının, halktan gelir toplamaları da yasaklandı. Bütçe gelirleri 61.388.626 lira, giderler ise 63.018.358 liradır. Açık 11.629.732 lira yani % 20'ye yaklaşmaktadır. Mali kaynak sağlamak için Duyun-u Umumiye ve Tütün Rejisi İdareleri ve Osmanlı Devleti'ne ait borç ödemeleri barışta ve yalnız Misak-ı Milli sınırlarına düşen hisseye ait olanının ödenmesi koşuluyla durduruldu. Fakat bu kurumların T.B.M.M.'nin bulunduğu yerlerde devlet kuruluşlarına zarar vermeden çalışmalarına izin verildi. Osmanlı Bankası'ndan geçici avanslar alınması kabul edildi. Savaş yılları içinde, olağanüstü sebepler dolayısıyla, devlet harcamaları kısa vadeli avans kanunlarıyla yapılırken, gelirler gelir kanunlarına göre yapıldı.

Meclis açılır açılmaz ele alınan konuların başında gelir kaynağı bulmak geliyordu. Ancak vergi ve asker toplanabilmesi için, Meclis'in Anadolu'da otoritesinin kurulması gerekliydi. Oysa Meclis'in açıldığı tarihte Anadolu'nun birçok yerinde iç ayaklanmalar çıkmış ve sürmekteydiler. Bu sebeple buralardan vergi almak mümkün olmuyordu. Meclis'in 24 Nisan 1920'da ilk ele aldığı kanun "Ağnam Resmi" (Hayvanlar Vergisi) ile ilgili kanun oldu. Ağnam Resmi'nin eskiden olduğu gibi dört kat alınması kabul edildi. Duyun-u Umumiye gelirlerine el kondu. İlk gelir getirici kanun 28 Temmuz 1920'de kabul edildi. Anadolu'ya getirilen mallardan vergi alınması için, gümrük vergisi beş kat arttırıldı. Daha sonra Zonguldak yöresinden çıkartılan kömürden gümrük vergisi dışında, ayrıca ton başına 2-3 lira arası ihracat vergisi alınması için kanun çıkartıldı. Pul gelirleri için Maliyeye yetki tanındı. İhracat vergisi diğer mallara da uygulanmaya başlandı. Diğer yandan 1914 tarihli Gelir Vergisi Kanunu'ndaki oranlar 5-10 misli arttırıldı. Bütün bu gelir kaynağı bulmaya yönelik çalışmalarda köylüyü vergi yükü altına sokmamaya büyük özen gösterildi. Gelir kaynağı aranırken tasarruf önlemleri de alındı. Mebus maaş ve yolluklarından vergi kesildi. Gereksiz yere soba ve geceleri lamba yakılmaması, kışın öğlen saatlerinde çalışılıp, gündüzden yararlanılması, gereksiz telgraf haberleşmelerinin yapılmaması gibi yöntemler uygulanırken, 14 Eylül 1920'de "Men-i Müskiyrat" (içki yasağı) ve 25 Kasım 1920'de de "Men-i İsrafat" (israfı engelleme) kanunları kabul edildi.

1920 yılı bu önlemlerle geçirildi. 1921 yılı ise İnönü, Eskişehir-Kütahya ve Sakarya Savaşları'nın yapıldığı yıl olduğu için, para sıkıntısı en üst düzeye ulaştı. Cephane ve malzeme yokluğu I. İnönü Savaşı'nda kendini gösterdi. 10 Ocak günü cepheden, cephane olmadığı için yenilmek üzere olunduğu haberleri geliyordu. Fevzi Paşa cephe Komutanı'na telgrafla "Size bir tren cephane gönderdim. Elinize varıncaya kadar mukavemet imkanını temin ediniz." yanıtını verdi. Oysa bir kaç sandık cephane ancak bulunabilmişti. Bu çaresiz durumda askere moral gönderen Fevzi Paşa'nın gözyaşlarını tutamadığı acı bir gerçektir. II. İnönü Savaşı da aynı kıt olanaklarla sürdürüldü. Eskişehir-Kütahya taarruzuna başlayan Yunanlıların ordularını ve kaynaklarını iki kat arttırmalarına karşılık Türkiye'nin kaynakları bu hıza yetmedi. Bu sebeple Başkomutan "Tekâlif-i Milliye Emirleri" ile yeni bir gelir kaynağına başvurup, halktan bir çift çoraba kadar vergi almak zorunda kaldı. Sakarya Savaşı bu yöntemlerle kazanıldı.

1921 yılı bütçe giderleri yalnız ordu için 45.000.000 liraya ihtiyaç gösteriyordu. Oysa tahmin edilen gelir 55.000.000 lira idi. Gerçek ihtiyaçlar için ise 81.000 000 lira gerekliydi. Daha başlangıçtan açık 26.000.000 lira olarak görülüyordu. 1921 yılı da avans kanunları ile geçiştirildi. Tam bütçe yapılamadı. Bütçe kanunu ise ancak yılın sonuna doğru kabul edildi. Buna göre 52.285.000 gelir, 77.325.399 lira gider vardı. Açık ise 25.039.899 lira idi. Birçok giderden tasarruf yapılmaya çalışıldıysa da açık kapanamadı. Bu sebeple dış para yardım kaynaklarına başvuruldu.

1922 yılında da, daha önceki yıllarda olduğu gibi toplu bir bütçe yapılmayıp, avans kanunları ile mali durum yönetildi. Kesin bütçe ancak mali yıl sonunda ortaya çıktı. 22 Şubat 1923'de kabul edilen kanuna göre bütçe 87.735.573 lira olup Milli Savunma`Bütçesi 49.207.924 lira idi.


Sovyet Yardımı

Bu üç sene içinde çok büyük para sıkıntısı çeken Türkiye, ülke içinde yeni para kaynakları, tasarruf uygulamaları ve olağanüstü yöntemlerle (Tekâlif-i Milliye) para bulmaya çalışırken, dışarıdan da para yardımı aldı. M. Kemal Paşa, daha 26 Nisan 1920'de Meclis'in açılışından üç gün sonra Sovyetler Birliği'ne yazdığı mektupla, silah,cephane ve malzeme yanında para da istemişti. O tarihte Türkiye'ye yardım edecek tek ülke Sovyetler Birliği idi. Sovyetler Birliği'nin Türkiye'ye niçin yardım ettiğini daha önce açıklamıştık.

Sovyetler Birliği ile ilişki ve dış yardım konusu gündeme geldiğinde 3 Temmuz 1920'de Meclis'te gizli oturumda M. Kemal Paşa, "Pek ziyade memüldür ki (umulmakta) Sovyet Cumhuriyeti bize tasavvur ettiğimiz muavenetleri (yardım) ifa etsin (yerine getirsin).... Biz kendi mevcudiyetimizi (varlığımızı) yine kendi mevcudiyetimizle müdafaa ve muhafaza edecek tarzda hareket etmeliyiz ki hiç bir surette nevmid (ümitsiz) olmayalım." sözleriyle, Sovyet yardımına bağlanmamak, kendi kaynaklarımızla hazırlanmak gerektiğini, çünkü Sovyet yardımının gelmemesinin ümitleri yok edebileceğini belirtti. Dış yardım, doğal olarak bu tarihte Sovyet yardımı söz konusu olunca M. Kemal'in ortaya koyduğu ilkeleri, yardım ve dış ilişkilerin bu ilkeler içinde biçimlendiğini görüyoruz. Bu bakımdan M. Kemal, tam bağımsızlık temeli üzerine oturttuğu temel politikasını, dış yardım konusunda da bu esastan ödün vermeden kabul etmektedir. Dış yardım bir araçtır, oysa bağımsızlık amaçtır. Bu bakımdan her ülke ile ilişki kurmak mümkündür. Bağımsızlığın ön koşulu, uluslaşmak olduğuna göre M. Kemal, ulusal bağımsızlığın her şeyden önce ulusun kendi öz kaynaklarına dayanmasına dış yardımın himaye biçimine girmemesine dikkat etmektedir. Batılı devletlere karşı bağımsızlık savaşı verilirken, Sovyetlerin Türkiye'nin iç işlerine karışmasına kesinlikle karşıydı. Türk Ulusal Savaşı anti-emperyalist olduğu kadar anti-Bolşevik'tir, çünkü ulusçudur.

Çiçerin'le görüşen Bekir Sami Bey, Çiçerin'in Ermenistan için toprak istemesi üzerine, sert bir karşılık vererek, dış yardım için bunların kabul edilemeyeceğini bildirmişti. Sovyetler dış yardımı koz olarak kullanıp, Kars, Ardahan,Batum'u istedikleri gibi, Doğu Anadolu topraklarının Ermenilere verilmesini istedikleri için ilişkiler gerginleşmişti. Sovyetler iç savaş, Polonya Savaşı ile de uğraştıklarından ve İngiltere ile ticari ilişki kurmak üzere olduklarından da yardım yapmakta duraksama gösteriyorlardı. Fakat bütün hu anlaşmazlıklara rağmen sonunda, emperyalizme karşı savaşan Türkiye'ye yardımın önemini kavradılar.

Sovyetler Birliği'ne gitmiş bulunan Halil Paşa Temmuz 1920'de 100. 000 lira değerinde altınla Moskova'dan ayrılmıştı. Bu parayı Karaköse'de Tümen Komutanı Cavit Bey'e teslim etti. Bekir Sami Bey'in Çiçerin'le politik konularda tartışmaları sürerken, Sovyetler prensip olarak yardımı kabul etmişler, Novorsiski ve Tuapse limanlarını hazırlamışlardı. Ekonomi Bakanı olarak Moskova'da bulunan Yusuf Kemal Bey Ekim ayında Türkiye'ye dönerken 1.000.000 altın ruble getirdi. 1920 yılı içinde Sovyetler Türkiye'ye politik sebeplerden dolayı yeterli yardım yapmadılar. Fakat 16 Mart 1921'de Moskova Antlaşması'nın imzalanması sırasında Çiçerin Yusuf Kemal Bey'e bir mektup vererek, para (10.000.000 Ruble) yardımı yapmayı vaad etti. Sovyetler Birliği'nden para ve silah, cephane, malzeme yardımları gelmeye başladı. Bu yardımlar çeşitli tarihlerde, çeşitli miktarda geldi.

Sovyet yardımı yapılacağı tarihte Sovyetlerin elinde yeterli altın Ruble bulunmadığı için, Buhara Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Osman (Kocaoğlu) Bey, Lenin'e, kendilerinde altın para bulunduğunu ve Türkiye'ye verilmek üzere 100.000.000 altın Ruble verebileceklerini söyledi. Buhara Meclisi de bunu kabul edince Buhara Cumhuriyeti, Ankara'ya gönderilmek üzere Ruslara parayı teslim etti. Burada bunların dökümünü vermeden önce o tarihte Ruble ile lira arasındaki farkı belirtmekte yarar vardır. Bir Ruble 59 kuruş idi. Buna göre üç yıl içinde yapılan Sovyet yardımı şöyledir:



Türkiye'nin Milli Savunma Bütçesi 1920'de 27.576.039 Lira olduğuna göre Sovyet yardımının yetersiz olduğu görülür.


Hindistan Müslümanlarının Para Yardımı

Osmanlı İmparatorluğu tek bağımsız müslüman devleti idi. Birinci Dünya Savaşı'nın çıktığı tarihte diğer müslüman ülkelerinin büyük kısmı İngiliz-Fransız sömürgesi halinde yaşıyorlardı. Osmanlı Halifesi'nin bütün müslümanlar üzerinde etkisi olacağı düşünülmüşse de, etkisiz kalmıştı. Savaş sonu Osmanlı İmparatorluğu'nun çökmesi ve Türk İstiklal Savaşı'nın başlaması, Müslüman toplumları etkiledi. Türklerin kazanması bir ümit ışığı olabilirdi. Özellikle Hindistan Müslümanları (Bugünkü Pakistan) Türkiye'ye yardım için çeşitli tarihlerde para gönderdiler. Bu paralar M. Kemal Paşa'nın şahsına yollandı. Hindistan Hilafet Komitesi'nin 26 Aralık 1921'den 12 Ağustos 1922'ye kadar yolladığı paranın tutarı 675.494 Türk lirası idi. Bu para Maliye Bakanlığı'nda durdu ve Hazine'ye girmedi, M. Kemal Paşa'nın emrinde Osmanlı Bankası'nda idi çok sıkıntılı zamanlarda bile bu paraya dokunulmadı. Büyük Taarruz öncesi büyük sıkıntı doğunca M. Kemal Paşa, bu parayı geçici olarak Maliye'ye verdi. Büyük Taarruz sırasında Yunanlıların yaptığı yıkımı ve katliamı gören M. Kemal Paşa, paranın bir kısmını yardım olarak felakete uğrayanlara dağıttı. Geri kalan parayı Maliye, savaştan sonra iade etti.


Silah, Cephane, ve Malzeme Kaynakları

Mondros Ateşkesi'nin imzalanmasından sonra İtilaf Devletleri, bir yandan Türk Ordusu'nu terhis ettirirlerken diğer yandan da orduya ait silah ve cephaneye el koydular. Toplayamadıkları silahların önemli parçaları (tüfeklerin sürgü kollarını, topların kamalarını) kendi bölgelerine taşıttılar, geri kalanları da imha ettiler. Ordu elinden alınan silah ve elde kalanların durumu şöyleydi:


Anadolu'ya dağılmış bulunan birlikler içinde en düzgün ve malzeme bakımından en iyi durumda olanı Erzurum'da bulunan 15. Kolordu idi. 660 Subay, 19.047 er, 1.380 tüfek, 120 makinalı tüfek, 64 top, 3. 769 hayvana sahip olan bu Kolordu, Ermeni saldırılarına karşı bulunuyordu. M. Kemal Paşa'nın Samsun'a çıktığı sırada Anadolu'da bütün kuvvet 35.000 savaşçı kadardı. Eldeki silahların cephanesi ise çok sınırlı idi. Bunlarla en çok iki savaş yapılabilirdi. Oysa iç ayaklanmalar, Ermeni Harekatı, Pontus Ayaklanması, Fransızlara ve Yunanlılar'a karşı savaşılıyordu. Türk Ordusu'nun savaşı kazanabilmesi için gücünün en az şöyle olması gerekliydi:



Toplam 450.000 450.000 2.000 700

Bu olanakları sağlamak için şu önlemlere başvuruldu:

  • Elde mevcut silah ve malzeme ile işe başlamak.
    Dağınık durumda bulunan silah ve malzemeyi cephelerde toplamak.
    Savaş için gerekli görülen ve yurt içi kaynaklarından yararlanmak için, silah yapımına başlamak.
    Atölyeleri çalıştırmak.
    Tarafsız dış ülkelerden silah ve malzeme satın alma
    Yurt içi kaynakları top yekun seferber etmek.
    İstanbul'da İtilaf Devletleri elinde bulunan çok büyük sayıdaki silah ve aracı Anadolu'ya kaçırmak.
İtilaf Devletleri'nin işgali altında bulunan yerlerde, özellikle İstanbul'da, gerek Anadolu'ya silah, cephane ve milliyetçileri kaçırmak ve bilgi toplayıp Ankara'ya ulaştırmak, gerekse Rumların taşkınlıklarına ve Türklere karşı giriştikleri saldırılara karşı, Türk halkının can, namus ve malını korumak amacıyla çeşitli gruplar kuruldu Bunlar Felah Grubu'ndan başka şu isimler altında çalışmaya başladılar:

  • M.M Grubu (Milli Müdafaa Grubu)
    * Karakol Grubu
    * Namık Grubu
    * Bizci Grubu
    * Kaynarca
    * Ferhat ve Kerimi Grubu
Bu gruplar Anadolu'ya silah, cephane ve milliyetçilerin kaçırılmasında büyük hizmetler yaptılar. Akbaş Cephaneliği baskını ve bunun gibi birçok baskın olayı da kişisel faaliyetlerle gerçekleştirildi. 4 Eylül 1919-23 Nisan 1920 arası bu şekilde kaçırılan silah şöyleydi:

  • 230 piyade tüfeği
    * 14 makinalı tüfek
    * 2 dürbün
Akbaş Cephaneliği'nden kaçırılanlar ise:

  • 8.000 tüfek
    * 5.000 sandık cephane
    * 200 ağır makinalı tüfek
Tekalif-i Milliye Emirleri ile de Anadolu'nun kaynakları ordunun emrine verildi. Böylece iç kaynakların tüm sınırı zorlandı.

1920 yılı sonuna doğru Eskişehir ve Ankara'da silah ve cephane yapan fabrikalar bir merkez altına alınmaya başlandılar ve 10 Ocak 1921'de Milli Savunma Bakanlığı'na bağlı "İmalat-ı Harbiye Genel Müdürlüğü" kuruldu. Bu atölyeler ve fabrikalarda, Türk işçileri olağanüstü gayretle çalıştılar. Eski tren ve ray parçaları eritilerek, kılıç, süngü, tüfek süngüsü, top kamaları yapıldı. Çapları büyük mermiler, patlama tehlikesine rağmen inceltildiler. Ordunun büyük ihtiyacını özellikle, İnönü ve Sakarya Savaşları'nda bunlar karşıladılar. Sakarya Savaşı sırasında Eskişehir'dekiler de Ankara'ya taşındılar. Buralarda üretilen ve onarılan malzeme dökümünü yapmak çok yer alır.

Sovyet Yardımı

Sovyetler Birliği ile ilişkiye çok önem veren Türkiye, Sovyetler Birliği'nden isteklerini şöyle belirlemişti:

  • 200.000 Tüfek.
    * 5.000.000 Mermi
    * 400 Top
    * 75.000 Top Mermisi
    * 500 Mitralyöz
    * 100 Kamyon
    * 100.000 Asker Elbisesi
    * Ayda 600 ton Benzin ,İlaç ve çeşitli malzeme, v.s.
Sovyetler birinci parti olarak 21 Eylül'den, 15 Ekim 1920'ye kadar 2.815 İngiliz Tüfeği, 1885 sandık İngiliz Piyade Cephanesi yolladılar. Ayrıca Giresun Alayı Komutanı Osman Ağa'ya da 500 İngiliz Tüfeği ve 250 sandık cephane verildi. Sovyet yardımının 18 Eylül 1921'den 14 Haziran 1922'ye kadar ki genel toplamı şöyledir:

  • 43.374 Piyade Tüfeği
    * 56.042 sandık Piyade Tüfeği Mermisi
    * 18 sandık Rus Piyade Tüfeği Fabrikası Aletleri
    * 318 Ağır ve Hafif Makinalı Tüfek
    * 81 Top
    * 13 Rus Bomba Topu
    * 159.043 top mermisi
    * 40 sandık Fransız El Bombası
    * 83 sandık İngiliz El Bombası
    * 200 adet Rus El Bombası
    * 60 Süvari Kılıcı
    * 10 sandık Dumansız Barut
    * 48 sandık Rus Piyade Mermi Kovanı
    * 8 sandık Rus Piyade Mermi Kapsülü
    * 104 sandık Rus Piyade Mermi Çekirdeği
Sovyet kaynaklarına göre ise bu yardım şöyleydi:

  • 39.275 Tüfek
    * 327 Makinalı Tüfek
    * 54 Top
    * 62.986.000 Piyade Mermisi
    * 147.079 Top Mermisi
    * 1.000 atımlık Top Barutu
    * 4.000 El Bombası
    * 4.000 Şarapnel Mermisi
    * 1.500 Kılıç
    * 20.000 Gaz Maskesi
Gerek Türk, gerekse Sovyet kaynakları, Sovyet yardımının, Türk Ordusu'nun ihtiyacı göz önüne alınırsa, pek de yeterli olmadığı görülür.

Ayrıca Fransızlarla Ankara Antlaşması imzalandıktan sonra Fransızlar Güney Anadolu'yu terk ederlerken, bir kısmını bağış, bir kısmını da satış yoluyla olmak üzere Türk Ordusu'na

  • l0.089 Tüfek
    * 1.505 sandık Mermi
    * 10 Uçak
    bıraktılar. Bu anlaşma ayrıca, Türkiye'ye Fransız piyasalarından silah satın alma olanağı da tanıdı.
Sağlık Hizmetleri

1921 yılından önce en çok sıkıntısı duyulan şeylerin başında sağlık personeli azlığı ve sağlık malzemesi yokluğu idi. Bu tarihe kadar orduda 300 muvazzaf ve 116 yedek olmak üzere 416 doktor, 99 muvazzaf ve 32 yedek olarak 131 eczacı vardı. Bu yıl içinde İstanbul'dan 271 muvazzaf, 7 yedek olarak 278 doktor, 11 diş doktoru 18 eczacı geldi. Bu rakamlar 1922 yılında arttı. 957 doktor, 224 eczacı ve 26 diş doktoru düzeyine ulaştı.

Yalnızca savaşta yaralananlar değil, ayrıca salgın hastalıklar, yoksulluk, beslenme noksanlığı, kış mevsiminin aşırı soğukları da Türk halkını ve orduyu perişan ediyordu. Verem, zatürree, çiçek, tifo, çeşitli bağırsak hastalıkları, zührevi hastalıklar yüzünden yüz binlerce insan hastanelere başvuruyordu. Aşı kampanyaları ile bulaşıcı hastalıklarla savaşıldı. Ameliyatlarda uyuşturucu bulunmadığı zamanlar oldu. Gaz tenekelerinde su kaynatılarak buharında aletler temizlendi. Büyük sıkıntılar çekildi. Savaşlarda ölenlerden çok, hastalıktan ölenler vardı. Savaşlarda şehit düşenler ile yaralanıp hastanede ölenlerin sayısı en çok 11.600 dolaylarında iken, aynı sürede hastalıktan ve yakın sebeplerden ölenlerin sayısı 26.000'den çoktu.

Ordunun beslenme durumu çok zor yürütülebildi. İskorpit hastalığını engelleyen yiyeceklerin yokluğu bu hastalığa neden olurken, değişik gıda verilememesi, etin kemikli oluşu, ekmeğin iyi olmaması, hububatın kabuklu, hatta taşlı ve topraklı oluşu beslenmeyi kötü etkiliyordu. Giyim işleri oldukça yetersizdi. Tekalif-i Milliye Emirleri bunu açıkça ortaya koymaktadır. Giyim yetersizliği sebebiyle sevk erlerinin çıplak denecek durumda gelmeleri, askerlik şubelerinin olanaksızlıkları yüzünden ve ulaşım güçlüklerinden askerlerin uzun yürüyüşlerle gönderilmeleri de kayıplara yol açtı. Kayıpların büyümesini engelleyen en önemli etken Birinci Dünya Savaşı'nda Komutanların edindikleri tecrübe oldu. Bu sebeple acele seferberliğe gidilmedi. Planlı ve dikkatli bir seferberlik uygulandı.

Ordunun sağlık hizmetlerine yardımcı olan en büyük kuruluş Kızılay Derneği oldu. Hastanelerde sağlık hizmetlerine yardımcı olurken, binlerce adet giyecek malzemesi sağlandı.

Ordunun sağlık işleri içinde veteriner hizmetlerinin de ayrı önemi vardı. Özellikle, süvari atları, taşıyıcı hayvanlar, taşımacılıkta kullanılanlar, beslenmede yararlanılan hayvanların sağlık iş]eri veteriner hizmetleri ile yapıldı. Hayvan kayıpları yüzde yirmiyi aştı.

Görülüyor ki Büyük Taarruz öncesi ordunun durumu pek iyi değildir. Malzeme, silah, sağlık hizmetleri noksandır. Fakat moral kuvvet her geçen gün artmaktadır. Eğitim ve disiplin düşman ordusundan çok iyidir.

Kaynak: turkcebilgi.com

__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti