Tekil Mesaj gösterimi
Eski 08.02.15, 12:26   #1
Canan
Çiçekci kız

Canan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2011
Konular: 5418
Mesajlar: 24,445
Ettiği Teşekkür: 97377
Aldığı Teşekkür: 135792
Rep Derecesi : Canan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Mustafa Kemal Kaldırdı Erdoğan Yeniden Kuruyor: Müneccimbaşılık

Recep Tayyip Erdoğan, Osmanlı Sarayı’nda ne varsa Kaçak Sarayı’nda olsun istiyor. Bir müneccimi eksikti! Televizyon ekranlarında anlattığı bitkisel kürlerle tanınan Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu, Kaçak Saray’a danışman olarak atandı. “Bitkici” Saraçoğlu’nun bir diğer özelliği ortaya çıktı; “kişiye özel” medyumluk hizmeti vermek! Artık geleceğimizi kristal küre ya da tarot kartları mı belirleyecek? Osmanlı’yı yıkıma götüren ve Cumhuriyet’in 1924’te kaldırdığı müneccimbaşılık tekrar mı oluşturuluyor?..





Dincilik, İslam değildir.
Dincilik, Ortaçağ’dır.
Dincilik, Cahiliye dönemine dönmektir.
Cahiliye döneminde; çöl insanı Araplar, yol-yön bulmada, hava durumu vs. hakkında bilgi almak için göklerden yararlandı. Yeryüzüne ait doğa olaylarının kimi yıldızlar tarafından yapıldığına inandı. Örneğin, kuyruklu yıldızın görülmesi felaket habercisiydi. Gök cisimlerine adaklar-kurbanlar sundu.

Onlara göre, cinler, şeytanlar yıldızlarda otururdu.
Gayb alemi hakkında bilgi sahibi olabilmek için cinlerle ve şeytanlarla münasebet halinde olduklarına inandıkları “bilginlere” büyük saygı duyuyorlardı. Bu “bilginler”, olağanüstü kişiler olan “kahinler ve araflar” idi.
Kahinlerin ve arrafların “reiy” veya “tâbi” adında cinlerden bilgi alıp, bunlardan aldıkları haberlere dayanarak kehanette bulunduklarına inanıyorlardı.
Kahinler, daha çok geçmişe ait bilgileri haber verme konusunda uzman iken;
arraflar, gelecekten haber verme konusunda otorite idi!..
Diğer yandan…
Kur’an-ı Kerim ve hadislere göre; ne güneş, ne ay, ne de yıldızlar ilah değildi. Yıldızlardan ve onların burçlarından fayda ummak, geleceğe ait tahminlerde bulunmak İslam’ı inkar etmekti.
Yeryüzündeki olayların yaratıcısı bunlar olamazlardı. Geçmişin ve geleceğin yaratıcısı yalnız Allah’tı.
- “Her şeyi O yaratmıştır. Her şeyi O bilir.” (En’am, 6/101)
- “Gayb’ın anahtarı O’nun katındadır; onları ancak Allah bilir.” (En’am, 6/59)
- “Ey Muhammet, onlara de ki; Gaybı bilmek Allah’a mahsustur.” (Yunus, 10/20)
Hz. Muhammet şöyle dedi: “Kahine ve arrafa giden ve onu tasdik eden kimse Muhammet’e indirileni inkar etmiştir.”
Bunların cezası büyüktü… Cennet’e alınmayacaklardı…
Oysa bugün?..


“İLM-İ TENCİM”

Astronomi, gök bilimidir. Gök cisimlerinin; kökenleri, evrimleri, fiziksel ve kimyasal özelliklerini araştıran bilim dalıdır. Astronomi, yeryüzündeki en eski bilimlerden biri olarak kabul edilir. Fergani (805-880), Kindi (801-873), Harezmi (780-850), Farabi (872-950), Ömer Hayyam (1048-1131), Biruni (973-1048), Tusi (1201-1274), Uluğ Bey (1393-1449), Ali Kuşçu (1403-1474) gibi çok değerli Müslüman astronomi bilginleri vardı…
Aman!.. Astroloji ile karıştırmamak gerekir…
Astroloji, yıldız haritaları veya başka araçlar kullanarak geçmişteki olayları açıklamaya çalışan ya da gelecekle ilgili iddialarda bulunan bir inanç sistemidir. Bilim dalı değildir.
Osmanlıca; “ilm-i tencim” ya da “ilm-i ahkam-ı nücum” diye ifade edilirdi.
Osmanlı ilk dönemlerinde, astronomi ve astrolojiyi birlikte yürüttü. Bu kişilere “müneccim” deniyordu! (Osmanlı’da sermüneccim, sermüneccimân-ı hâssa, sermüneccimîn, reîsülmüneccimîn, başmüneccim gibi isimlerle de anılırdı.)
Müneccimbaşılığın bir kurum olarak Osmanlı Devleti’nde ne zaman ortaya çıktığı hakkında kesin bilgi yok. (Osmanlı Devleti’nde -bilinen- toplam otuz yedi kişi müneccimbaşılık yaptı. Namık Kemal’in babası Mustafa Asım da müneccim idi.)
Tahmin edeceğiniz gibi, Osmanlı gericileştikçe sadece astrolojiyle ilgilendi!
Rasathane yıktıran padişahların en etkili danışmanları müneccimler/kahinler/falcılar oldu.
Çok kıymetliydiler; İlmiye Sınıfı’na dahildiler. Kurum oldular. Müneccimbaşılar 2000 akçe, müneccimler ise 1000 akçe maaş alıyordu! Ki maaşları 19’uncu yüzyılda 7500 akçeye kadar çıktı.
Nasıl kıymetli olmasınlar… Onlara göre; güneş, cihan sultanını temsil ediyordu! Ay, sultanın veziri; Venüs çalgıcısı; Jüpiter kadısı; Merkür katibi; Satürn hazinedarı, Mars seraskeri idi!
Müneccimbaşının karışmadığı iş yoktu; savaş ilanı, ordunun sefere çıkması, donanmanın hareketi, yeni gemilerin denize indirilmesi, top dökülmesi, yeni dökülen topların deneme atışlarının yapılması, devlet binalarının temelinin atılması-hizmete sokulması, kız isteme, düğün yapma, seyahat, hamama gitme, hastalara ilaç verme gibi konularda uğurlu vakitleri (zayiçe) belirliyordu!
Tirajı komik olan; Osmanlı’nın çöküşü astrolojiyle durduracağına inanmasıydı!
İşte bir örnek; padişah III. Mustafa…


PRUSYA’DAN FALCI İSTEDİK

Osmanlı Sultanı III. Mustafa (1717-1774), gayıbdan haber vermeye düşkündü; yani fala, büyüye, astrolojiye kendini kaptırmıştı.
30 Ekim 1757’de tahta çıktı.
Gökteki cisimlere baktırıp bazı hesaplar yaptırarak, Osmanlı’nın geleceğini kurtaracağına inanıyordu! Öyle ki…
Osmanlı Elçisi Resmi Ahmet Efendi’yi Prusya Kralı II. Friedrich’e gönderdi. Üç müneccim rica etti! Çünkü…
Osmanlı padişahı, Prusya’nın iktisadi ve askeri başarısının sebebi olarak Prusya Sarayı’ndaki müneccimleri görüyordu!
III. Mustafa’nın; -adaletten eğitime kadar yaptığı devrimler nedeniyle “Büyük Friedrich” olarak da bilinen Prusya Kralı’nın ülkesine filozoflar davet etmesi ya da sanatçıları kollaması gibi- ayrıntılar hiç ilgisini çekmiyordu. (Hakkını yemeyelim (!); III. Mustafa da Fransa’dan astroloji kitapları getirtti!)
Ah! Şu üç müneccim İstanbul’a gelse, Osmanlı tekrar şaşaalı günlerine dönecekti!
Hammer’in, “Büyük Osmanlı Tarihi” eserine göre II. Friedrich üç müneccim talebine şu yanıtı verdi:
Bir; kuvvetli bir orduya sahip olarak onu barış zamanında hemen savaşa girebilecek şekilde talim ettirmek;
İki; hazineyi dolu tutmak;
Üç; tarih okumak.
“İşte benim üç müneccimim” dedi…
Bu sözler III. Mustafa’nın bir kulağından girip diğerinden çıktı. Aynı müneccim isteğini Fas’taki Alaouite hanedanından talep etti!
Bırakınız salt padişah olmasını, aynı zamanda halife idi ve geleceğin anlaşılabileceğine inanıyordu.
Osmanlı’nın sonunu hazırlayan padişahlardan oldu.


ERDOĞAN’IN “RUH İKİZİ”





III. Mustafa, müneccimlerine güvenip, 1768’de Rusya’ya savaş açtı.
Ancak müneccimlerin tahminleri boşa çıktı. Altı yıl sürüp, hazineyi tam takır bırakan savaş, Osmanlı aleyhine gelişti. 1772’de Eflak’ın Boğdan sınırına yakın Fokşani kasabasında barış görüşmelerine başlarken, III. Mustafa ne yaptı dersiniz? Yine müneccimlerine sarıldı; müzakere heyetine bazı büyüler gönderdi ve bunların Rus heyetin geçeceği yere gömülmesini emretti!
Sonuç çıkmadı; Küçük Kaynarca Antlaşması’yla, Osmanlı yüzyılın en kötü antlaşmasına imza attı. Dünyanın sayılı devletlerinden biri olma özelliğini yitirdi. Tarihinde ilk defa savaş tazminatı ödemeyi kabul etti…
III. Mustafa kahrından öldü… (Bu nedenle; oğlu I. Abdülhamit ve torunu III. Selim müneccimlere hiç itibar etmedi.)
Bitmedi…
III. Mustafa’nın Kaçak Saray’daki Erdoğan ile benzerlikleri çoktu:
- “Çılgın Kanal Projesi” gibi…
- Para piyasasına müdahale etmesi gibi…
– Hazine’yi önceleri doldurup sonra tamtakır etmesi gibi…
– Sürekli halkın kıyafetleriyle uğraşması gibi…
– Kendine unvanlar alması gibi…
- Ve medyumluk!..
Tüm bunlar tesadüf olabilir mi?..
Sonuçta…
Astronomiyi bırakıp astrolojiye sarılan kimi padişahlar, Osmanlı’nın sonunu hazırladı…
Peki ya bugün?..
Son müneccimbaşı olan Hüseyin Hilmi Efendi’nin 1924 yılındaki vefatı üzerine yeni müneccimbaşı tayin edilmemek suretiyle Cumhuriyet bu kurumu ilga etti.
III. Mustafa’nın “ruh ikizi” Erdoğan’ın amacı, İbrahim Adnan Saraçoğlu atamasıyla müneccimliği tekrar diriltmek mi?
Yakışır…


“BiLAL, NE DiYOR BiZiM MUNECCiMBAŞI”

Arapça’da “ruh çağırma” karşılığında şu tabir kullanılır:
“İlmü istinzali’l-ervah, ilmü istihzari’l-ervah ve ilmü’l-azaim.”
Keza: “İlmü da’veti’l-kevakib, şa’beze, ilmü’l-hiyeli’s-Sasaniyye, ilmü’l-istiane bi-havassi’l-edviye ve’l-müfredat” ise, ruh çağırma uygulamasına verilen
addır.






Ruh çağırma için Osmanlı terminolojisinde yaygın kullanılan terim ise, hüddamcılık’tır.
Bu tanımlar birbirine yakın manalar ifade etse de ayrıntıda farklılık içerir. Örneğin, belli bir amaçla cin veya melek ile temasa geçmeye “ilmü’l-azâim” denir. Bunların bedenlenmiş şekilleriyle temasa geçmeye ise “ilmü’l-istihzâr” denilir.
Peki… İslam inancı ruh çağırmaya ne diyor:
İslam inancına göre, yaratılış esnasında insan bedenine üflenen ve ölüm anında ondan ayrılan ruh, insanın ölümüyle yok olmayıp bir başka aleme yükselir.
Kur’an-ı Kerim ve hadislerde insanların ölen kişilerin ruhları ile temas kurduğuna ilişkin herhangi bir bilgi yer almıyor.
Yani… Ruh çağırma seanslarında ölen kişilerin ruhları ile irtibata geçildiğine dair iddiaların İslam inancı bakımdan dayanağı yok.
Yani… Ruh çağırma, kahinlik, medyumluk vb. caiz değil…
Fakat…
Bu yapılmıyor anlamına gelmiyor.
Dünyada ruh çağırma uygulamaları ilk defa ABD, İngiltere, Fransa ve Kanada gibi ülkelerde görüldü.
Günümüzde (ruh hekimi Mazhar Osman Usman’ın “ala-franga cincilik” dediği) bu tür olaylar “parapsikoloji”, “metapsişik” adı altında yapılıyor.
Bu tür faaliyetlerin Türkiye’deki öncüsü ise Dr. Bedri Ruhselman’dı. Ona göre evrende ruhsal idare mekanizması adı verilen bir merkez bulunmakta olup, ruhlarla temas bu mekanizma vasıtasıyla sağlanmaktaydı.






Runselman’ın, “Üstad”, “Kadri”, “Abdullah”, “Hasan”, “Samaridis” gibi yakın “ruh dostları” vardı.
Bugün Medyum Memiş, Medyum Keto gibi tv’lerin ünlü yaptığı medyumlar biliniyor. Oysa dün; Nezihe Bayurgil, Hüseyin Turgut, Ahmet Yüksel Özemre gibi medyumlar pek ünlüydü.
Kaçak Saray’a medyum atanınca neler olacağına dair bir örnek vermeliyim…
Sizi Medyum Saliha Pamukçuoğlu’nun notlarıyla tanıştırmalıyım. “Zamanötesi Yaşantılar” kitabından aktarayım:
“Yine baş ağrılarımın tuttuğu bir geceydi, zaten zorlukla uyuyabilmiştim. Rüyamda kalabalık arasında geniş bir caddede kendimi yürürken gördüm. Bu sırada karşıma bir taksi çıktı. Arkadan bir taksi daha geldi. Otobüs de durağa yanaşmaktaydı. Ansızın bir parlama oldu. Kalabalıkta ‘Abdi İpekçi’yi öldürdüler’ diye bağırıyorlardı. İki silahlı kişi de bu kalabalık karşısında şaşırmışlardı. Biri arkadaşına ‘Ali kaçalım’ diye bağırdı. Korkudan şaşıran kalabalığın arasından sıyrılarak kaçtılar. Ben de bu esnada heyecanla ve müthiş bir başağrısıyla uyandım. Sabahleyin Abdi İpekçi’nin öldürüldüğünü gazetelerden okudum.”






Katil ise, Mehmet Ali Ağca idi…
Demek ki… Neymiş…
Kaçak Saray’a yeni medyum atanmasıyla artık ülkemizde faili meçhul cinayet filan kalmayacak, hepsi aydınlanacakmış!..
Sadece ülke sorunları mı giderilecek.
Ayrıca…
Müneccimbaşı olsa, Sultan hazretleri 17/25 Aralık’ı önceden bilmez miydi?
“Bilal bak ne diyor bizim müneccimbaşı…”


-Sözcü


__________________


Canan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Canan'in Mesajına Teşekkür Etti.