Tekil Mesaj gösterimi
Eski 12.02.15, 13:08   #4
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Geleneksel Türk Okçuluğu



Okmeydanı’nda atış yapabilmek resmi izinlere bağlı idi. Bunun için ya lisanslı atıcı olmak ya da bir ustadan ders alıyor olmak olmak gerekirdi. Ok eğitimi alamayacak ve ok atma bilgisi kendisinden saklanacak olanlar ise geçmişi belirsiz olanlar, ölçüsüz ve dengesiz davranışlarda bulunanlar, aptallar ve ruh sağlığı yerinde olmayanlar şeklinde, açıkça belirtilmiştir.

Eğitime başlayan kimsenin tam bir atıcı olabilmesi için uzun süren eğitimini tamamlaması ve sonunda pişrev oku ile 900 gez mesafeye (yaklaşık 594 m. 1 gez = 66 cm) ve azmayiş oku ile de 800 gez mesafeye ok düşürebilmesi gerekiyordu. Bunu başarabilen adaylar, büyük bir toplu merasimle usta lisanslarını alırlar ve sicil defterine kaydedilirlerdi.

Lisans sahibi usta atıcılar “kemankeş” olarak adlandırılırdı ve aralarında uzun mesafeye veya hedefe atış yarışmaları yapabilirlerdi. Bunun yanında atıcılar kurumu başkanının izniyle meydanda yeni menzil açma ya da mevcut menzillerden birinin rekorunu kırma denemelerinde bulunabilirlerdi. Fakat bu iznin çıkması çok kolay olmazdı. Atıcının bu izni talep edebilmesi için kemik uçlu ve hafif “pişrev” oku ile 900 gez (594 m), ucuz kemik uçlu "yeksüvar" oku ile 850 gez (561 m), uzun yelekli “heki” oku ile de 800 gez (528 m) mesafeye atış yapabildiğini şahitler ve yetkililer nezaretinde onaylatmış olması gerekirdi.

Ardından kurum, önce yeni bir menzile gerek olup olmadığına bakardı. Karar verilirken açılacak menzilin gelişmesinin meydanın topoğrafyasına uygunluğu, başka menzillerle karışma ihtimali vb. parametreler göz önünde bulundurulurdu. Eğer tüm şartlar sağlanmışsa gerekli izin çıkardı.



Kemankeşlik eğitimi ve sonrasında yapılan antrenmanlara genel olarak “meşk” denir. Meşklerde asıl amaç vücudun sınırlarını zorlamak ve bu sınırların nerede bittiğini bilebilmektir. Menzil rekoru kırmak vb. maksatlı ciddi meşkler bir seneden üç seneye kadar sürebilmektedir. Bu süre sonunda atıcı (kemankeş, tirendaz, okçu), formunun zirvesinde olabilecektir.

Acemi okçular idmana kepaze ile başlar. “Kepaze” denilen yumuşak yay ile ok atmaksızın kiriş düzenli aralıklarda çekilip bırakılır. Bu esnada ayaklar yere sağlam basmalı ve baş sola çevrilmelidir (sağlak yay çekenler için). Kepazede amaç çekiş alışkanlığı edinmek ve kasları kuvvetlendirmektir. Sağ elin parmaklarını nasır ve yaradan korumak için, kirişin tutulan yerine pamuk veya bez sarmak yerinde olacaktır.

Günde 50 çekişten başlayan kepaze, daha sonra 500 adede kadar çıkarılmalıdır. Burada asıl nokta aceleci davranmamak, kasları sakatlanmaya neden olacak şekilde zorlamamaktır. Aksi takdirde tüm okçuluk sporu hayatını etkileyen kalıcı bir sakatlık kaçınılmaz olacaktır.
Kepaze bitiminde, ok gezlemeyi ve atış yapmayı öğreten torba ve hava gezi idmanları gelecektir. Kapalı alanlar için daha uygun olan torba gezi antrenmanında, içi talaş veya pamuk çekirdeği ile doldurulmuş torbalara, 45 derece eğik açı ile yakın mesafeden atışlar yapılır.

Hava gezi ise yeleksiz ve temrensiz/soyasız kalınca oklarla yapılan atışlardır. Daha çok açık alanlar için uygun bu atışlarda da amaç oku düzgün atmaktır. Hava gezi 30 gün süre ile sabah 150, akşam 150 olmak üzere günce 300 atış şekline yapılır. Bu antrenmanda menzil atışına ait uygulama ve incelikler öğrenilmiş olmalıdır.

Yeterli meşk süresi sonunda kemankeş adayları atışlara yumuşak yaylardan başlamalı, kademeli olarak yaylarının kuvvetini artırmalıdırlar. Bu esnada sıkı antrenman programı hiçbir zaman terk edilmemelidir. Yapılabilecek en basit antrenman, sabah uyanır uyanmaz çekilen 66 adet kepazedir.

Tecrübeli kemankeşler için ise herhangi bir menzil atışı öncesinde meşkin ortalama 12000 kepaze, 6000 torba, 3000 hava gezi ile dolduğu kaydedilmiştir.

Meşkler esnasında sporcuların ellerini soğuktan koruma maksatlı eldiven giydikleri de kaydedilmektedir. Ayrıca meşklerde havacıların (hakemlerin) bulunması çok yardımcı olurdu. Çünkü bu hakemler tıpkı birer antrenör gibi sporcuyu yönlendirir, atışlarındaki hata ve sapmaları haber verirdi.

İstanbul’da 45 kadar talimhane bulunuyordu. Talimhane esnafı buralardan aldıkları ücretle geçimlerini sağlardı. Sultan 3. Murat devrinde, 1582 yılında At Meydanı’nda düzenlenen ve geceli gündüzlü 57 gün süren sünnet düğününde, yaycı ve okçu esnafı da esnaf loncaları arasında şenliğe ve geçit törenlerine iştirak etmişti.

Sultan Ahmet’in dört oğlunun sünneti dolayısıyla, 1720 yılında yapılan düğün için, Ok Meydanı tahsis olunmuştu. Düğünün 14. günü esnaf alayının geçidinde, meydan kendilerinin olduğu için, geçide kemankeşler, okçular ve yaycılarla başlanıldı.

Sultan 4. Murat devrindeki büyük esnaf alayının geçişinde; önde şeyhleri olmak üzere, okçu ve yaycı esnafı, atlar üzerine kurdukları küçük dükkanlara ok ve yaylarını dizerek, unsurlar ve ihtiyar atlı, şakirdler yaya olarak geçmişlerdi. Tirendaz ve kemankeşler ise, şimşir kütüklere nişan atarak, havaya attıkları okları düşerken yakalayarak ve buna benzer hünerler göstererek geçmişlerdi.

Güneşli bir nisan günü vezir, molla, ağa, bey takım takım herkes atış için meydana toplanmıştı. Atışları Yavuz Sultan Selim Han da seyrediyordu. Herkes menziline oku fırlatıp, hedeflerini vurduktan sonra, sıra İhtiyar Bektaş Subaşı adlı kemankeşe gelmişti. Bektaş Subaşı önce 'şevkınıza' diyerek seyredenleri selamladı. 'Kuvvet ola' diye karşılık aldı. Dizlerinin üstüne çöktü. 'Ya Hak' diye yayına sarıldığında, sultanın önünde titreyen ellerine kuvvet geldi. Yaydan şimşek gibi fırlayan ok, hedefin kalbine saplandı. Bu kutlu günü Yahya Kemal 'Ok' şiirinde anlatmıştı. İhtiyar Bektaş Subaşı'nın oku, bugün hâlâ Okmeydanı'ndadır.


Rekorları Parçalayan Türkler

Târihte meşhur kemankeşlerin menzil dereceleri (Bir gez 66 cm) şöyledir:

Tozkoparan İskender 1281 gez (845,4 m)

Arap kemankeş 1124 gez (741,8 m)

Subaşı Sinan 1109 gez (731,9 m)

Havandelen 1235 gez (815,1 m)

Kazzaz Ahmed 1037 gez (684,4 m)

Benli Karagöz 1161 gez (766,2 m)

Deve Kemal 1205 gez (795,3 m)

Çullu Ferruh 1223 gez (807,1 m)

Kaptan Sinan 1232 gez (813,1 m)

Bursalı Şüca 1271 gez (838,8 m)

Solak Bali 1239 gez (817,7 m)

Parpol Hüseyin Efendi 1207 gez (796,62 m)

Mîr-i Alem Ahmed Ağa 1271,5 gez (839,18 m)

Sultan 2. Mahmud 1228 gez (810,48 m),

Peşrev okuyla 900 gezden (1 gez: 66 cm.) uzak menzil atıp 'büyük kabza' alan kemankeşlerin adları, 1682'den 1891'in 27 Ağustosu'na kadar bir sicil defterine yazıldı. Son gün kabza alan altı kemankeşle sayı 3375'i bulmuştu. Menzil atışları dışında nişanı vurma (puta atış) ve darp vurma (sert cisimleri delmek) da yapılırdı. Günümüz teknolojisinin yaptığı oklar ancak 250-300 metre uzaklığa düşebilirken, Osmanlı'da kabza alabilmek için en az 900 gez (594 m.) menzile atmak gerekiyordu. Bunun sırrı en az on yıl bekletilip işlenen Akçaağaç ve Kızılcıktan imal edilen yaylar, Kaz Dağları'nda yetişen çamlardan yapılan oklar ve bunları yoğuran ustaların bilgilerinde gizliydi. Kırılamayan rekorların başında ise 1281,5 gez (yaklaşık 845,4 m.) mesafeli Tozkoparan İskender'in gündoğusu menzili geliyordu.

Okçular, kullandıkları âletlere hürmet ederler, tâlim veya müsâbakalardan sonra yay ve oklarını tekkedeki dolaplarına koyarlardı. Okçuluk tekkeleri iki odadan müteşekkil olup birinde sohbet edilir diğerinde ise yemekler yenirdi. Okçuluk sporunun ve tekkelerinin kendilerine âit kuralları olup, bunlara riâyet etmeyenler, kemankeşlikten men edilmeye kadar varan birçok müeyyidelere tâbi tutulurlardı. İstanbul, Edirne, Bursa gibi pek çok şehirde ok îmâlâtçıları büyük çarşılar hâlinde toplanmışlardı. Osmanlı ordusunun ok ihtiyâcını cebeci ocağı karşılamakta, bu ocak tarafından îmal edilen oklar sandıklarla savaş meydanına götürülüp burada kemankeşlere dağıtılmaktaydı. Pâdişâhı ise, dört yüz okçu muhâfaza ederdi. Osmanlının son zamanlarına doğru özellikle ateşli silahların kullanımının yaygınlaşmasıyla okçuluk savaş sahalarından çekildi. 2. Mahmut zamanında menzil okçuluğu popüler olduysa da o da zamanla önemini yitirdi.


Rekorların sırrı

Priscilla Mary Işın Osmanlı okçularının atış rekorlarının Avrupalı okçular tarafından yakın yıllara dek kırılamamasının sebebini, Türklerin kullandıkları bileşik yaylara bağlar: “Yapımı 5 ile 10 sene arasında süren bu yaylar, tabakalar hâlinde tahta, boynuz ve sinirden oluşuyordu. Ayrıca bu yaylar ‘refleks’ yapılıydı, yani kirişi takılı olmadığı zaman ters dönerdi. Ok Meydanı’ndaki nişan taşlarında kayıtlı rekorların en uzunu, 3. Selim’in 1798 yılında yaptığı 888 metrelik atışıydı. Bu inanılmaz rekorları merak eden Batılı okçular 20. yüzyılın ilk yarısında Türk okçuluğu ile ilgili bilimsel araştırmalara giriştiler. Onların çalışmaları temel alınarak yeni geliştirilen yaylar sayesinde modern okçular nihayet 1977 yılında 3. Selim’in rekorunu kırmayı başardılar. 1933 yılına kadar dünya rekoru, Türk yay takımı kullanan Ingo Simon’a aitti. Simon 422 metrelik atışını 1914 yılında yapmıştı.

Okçuluk, savaş sahnesinden tamamen çekildikten sonra Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de bir spor olarak yaşadı. Özellikle 3. Selim ve 2. Mahmud okçuluk sporuna meraklı idiler. Onların zamanından sonra ilgi azalsa da geleneksel yay yapımı Osmanlı döneminin sonuna kadar sürdürülmüştü.

Süheyl Ünver, tıp öğrencisi olduğu yıllarda (1915-1921) İstanbul’un son ok ve yay dükkanını Okçularbaşı semtinde gördüğünü anlatıyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, belki bu dükkanın sahibi olan son yay ustası, İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Okulunda öğretmenlik yapmıştı. 1928 yılında kendisiyle görüşen Amerikalı koleksiyoncu Cameron Stone’a (1859-1935) bu ustanın artık yay imal etmeyip eski yayları tamir etmekle meşgul olduğunu söylemişti.


İngilizler’i şok eden Mahmud Efendi

İngiltere’de ok atış rekoru 310 metre iken Londra’da yaşanan ilginç bir olay, Türk okçuluğuna dikkat çekmişti. 1794 yılında Osmanlı Büyükelçilik sekreteri Mahmud Efendi, İngiltere Okçuluk Derneğinin üyeleri önünde 423 metrelik bir atış yapmıştı (bazı kaynaklara göre bu mesafe 440 metre idi). İngiliz okçular bu atışa şaşırdıkları hâlde Mahmud Efendi, kendisinin formda olmadığını, yayının kullanılmamaktan sertleştiğini, ayrıca da kendisinin çok iyi bir okçu olmadığı için bunun olağandışı bir atış olmadığını söylemişti. Mahmud Efendinin yayını çekmeye çalışan İngiliz okçulardan hiçbiri onun kadar çekemedi. Mahmud Efendi, yayı ve aksamını (siperi ve okçu yüzüğü) İngiltere Okçuluk Derneğine (Royal Toxophilite Society) bağışlamış fakat bunlar yüz yıl kadar saklandıktan sonra kaybolmuştu. Ayrıca atışı ile ilgili olarak şahitlerin imzalarını taşıyan kayıt tutulmuştu, ancak bu kayıt da günümüze gelmedi. Kaybolmadan önce Mahmud Efendinin yayını bir çok kez inceleyen okçu Ingo Simon yayın deri kaplı olduğunu söylüyor. Priscilla Mary Işın, “Türk Okçuluk Araştırmaları ve Paul E. Klopsteg (1889-1991)”, Türkoloji Dergisi, Yıl 1, Sayı 1, Ocak 2009





Okçuluğun, Osmanlı İmparatorluğunda Yeniçağ`dan itibaren sportif aktivite olarak yapıldığını belirten Dr. Murat Özveri, bu bakımdan Osmanlılar’ın bütün Orta Doğu ve Avrupa milletlerinden bir yüzyıl kadar önde olduğunu vurgular:

“10. ve 11. yüzyıllarda Anadolu`nun Türkleştirilmesi sürecinde gazâ misyonu ile ilerleyen gazi-derviş ordusunun savaş sanatı olan okçuluk; ateşli silahlar savaş alanlarında ön plana çıkmadan, bu topraklarda katışıksız bir sportif aktivite olarak uygulanmaktaydı.

Çok zengin tarihi ve felsefi bir arka planın yanı sıra Türk okçuluğu, Asya yaylarının en gelişmiş olanını yapacak teknolojiyi de geliştirmeyi başarmıştı. 17. yüzyıldan sonra menzil okçuluğuna yoğunlaşan Türk kemankeşlerinin (okçularının) arkasında, gerekli teçhizatı üreten hatırı sayılır büyüklükte bir sektör de mevcuttu. Bugünkü hedef atışlarına özdeş sayılabilecek puta atışları dışında, sert cisimleri delme, at üzerinde hedefe ok atma ve menzil okçuluğu gibi disiplinleri de olan Osmanlı okçuluğu, ateşli silahların yaygınlaştığı 17. yy`dan itibaren menzil atışlarına odaklanmıştır.

Batı dünyasında Türk okçuluğuna hayranlık duyan bir kitlenin oluşmasının sebebi, ünlü Osmanlı kompozit yayı ile kaydedilen inanılmaz menzillerdir. Bu rekorların bazıları 800 metrenin üzerindedir ve günümüzün modern malzemeleri ile yapılan yaylarla bile kırılamamıştır. 1937`de Atatürk`ün emri ile kemankeş ailelerinden gelen bir kaç kişiye Okspor kurdurulmuş ancak 1939`da tepeden inme bir emirle kapatılmıştır. Yaşanan siyasi çalkantı, sosyal yapıdaki dramatik değişiklikler ve okçuluk teçhizatına olan talebin ortadan kalkması ile 1970`lere tek bir yaycı (kemanger) ustası gelebilmiştir. Aynı zamanda bir hat ve ebru ustası da olan Necmeddin Okyay, bu iki sanatta üstadlar yetiştirdiği halde yaycılık onun 1976`daki vefatı ile ülkemizde tarihe karışmıştır. Kaybolan bu kültür değerimize sahip çıkan ironik biçimde Batı dünyası olmuştur. Günümüzde çok sayıda hobi yaycısı ve bir kaç profesyonel, Osmanlı yayı replikaları yapmaktadır. Bunların bazıları bilimsel metodoloji kullanarak bu yayların fiziksel özelliklerini de araştırmakta ve bilginin günümüze ulaşamayan kısmını ortaya çıkarmaya çalışmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu’nda okçuluk Orta Asya Türkleri'nden gelerek gelişmiştir. Osmanlı kemankeşlik sporu yüzyıllardır adını pek bilmediğimiz büyük kemankeşlerin (Bursalı Şüca, Havandelen Solak Bali, Tozkoparan İskender vs.) ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu sporcuların kimilerinin menzil atışları 1275 gez (800-850 metre) mesafeler ile, kırılması güç rekorlara imza atmışlardır. Osmanlı kemankeşleri pir olarak Sahabe'den Ebu Vakkas'ı sayarlar. Okçulukla ilgili ayet ve hadisler de vardır.
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.