Tekil Mesaj gösterimi
Eski 04.03.15, 11:43   #1
Deniz
Müdavim

Deniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2013
Konular: 389
Mesajlar: 3,914
Ettiği Teşekkür: 14441
Aldığı Teşekkür: 15352
Rep Derecesi : Deniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği varDeniz parlak bir geleceği var
Ruh Halim: none
Standart Oğlunu Gözlerindeki Hüzünde Taşıyan Kadın: Şadan Eren




Katliamların, baskıların, kırımların acılarını en çok analar çeker. Yıllarca oğlunu bekleyen Cemil Kırbayır’ın anası Berfo Ana; oğlunun katlinden sonra tüm gazetecileri “Hepiniz benim için birer Metin’siniz” diye bağrına basan Fadime Ana; hiç olmazsa oğlunun mezarına çiçek koyabilen, ancak diğer kayıp yakınlarını bir gün olsun yalnız bırakmayan Hasan Ocak’ın annesi Emine Ana ya da Sivas’ta iki evladını birden yitiren Hüsne Ana ve onlarcası... Bir de yıllarca acısını kendi içinde yaşayan, kimselerle paylaşamayan Şadan Ana, Şadan Eren..

Katliamların, baskıların, kırımların acılarını en çok analar çeker. Yıllarca oğlunu bekleyen Cemil Kırbayır’ın anası Berfo Ana; oğlunun katlinden sonra tüm gazetecileri “Hepiniz benim için birer Metin’siniz” diye bağrına basan Fadime Ana; hiç olmazsa oğlunun mezarına çiçek koyabilen, ancak diğer kayıp yakınlarını bir gün olsun yalnız bırakmayan Hasan Ocak’ın annesi Emine Ana ya da Sivas’ta iki evladını birden yitiren Hüsne Ana ve onlarcası... Bir de yıllarca acısını kendi içinde yaşayan, kimselerle paylaşamayan Şadan Ana, Şadan Eren...
Berire Şadan Eren, Osmanlı mebusu Ömer Fevzi’nin torunu, Avukat Talha Sırrı’nın ikinci evliliğinden doğan kızıdır. Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir, ancak ilkokuldan sonra okuyamaz. Diğer varlıklı aileler gibi, babası da “kız çocuğu” diye okutmaz. “O dönem yoksulların kızları okudu, ama diğerleri gibi babam da beni okutmadı” diye anlatır okula gönderilmemesini.

İSTEMEYE GELDİKLERİNDE ELMA AĞACININ TEPESİNDEYDİ

Şadan Ana 15-16 yaşlarındayken, Köy Öğretmeni Ahmet Eren’in ailesi kendisini istemeye geldiğinde, o “elma ağacının tepesinde”dir. Annesi zor ikna eder ve görücülerin karşısına çıkar.
8 aylık bir nişanlılık döneminin ardından Öğretmen Ahmet Eren’le evlenen Berire Şadan Eren’in
4.5 yaşında ölen Gülşen ile 12 Eylül faşist darbecilerinin idam ettirdiği Erdal Eren dışında ikisi kız dört çocuğu olur. Şadan Ana, “Çocuklarımın hep iki adı var, sadece bu ikisinin birer adı vardı. Nedense onlara tek isim koymuşum, onlar da gitti” diye anlatır.
Eşi ile görücü usulü evlenmesine rağmen birbirlerini çok severler, birlikte sinemalara, tiyatrolara, birçok kültürel etkinliğe giderler. Eşi Ahmet Eren’i, “Onun gibi bir insan zor bulunur” diye anlatırdı Şadan Ana.

ÇOCUKLARI İÇİN ANKARA’YA GELDİ

“Çocuklarının okuması” için 1977’de Ankara’ya yerleşirler. Bir yıl öncesinden Erdal Eren, teyzesinin oğlunun okuduğu yapı meslek lisesine kayıt yaptırıp, teyzesinin yanında okur. “Hiç razı değildim oğlumun uzakta olmasına” diyen Şadan Ana, iki yıl sonra oğlunun ardından Ankara’ya taşındıklarını, eşinin emekli parasıyla Dikmen’de bir ev aldıklarını anlatır.
Guatr hastalığı nedeniyle tedavi gören Şadan Ana, acıların acısını 13 Aralık 1980’de, “Çok hümanistti, karıncayı bile incitmezdi” dediği oğlu Erdal Eren’in idamı ile yaşayacaktı.

HÜKMÜ ÖNCEDEN VERİLMİŞ İDAM

ODTÜ Öğrencisi Sinan Suner, MHP’li Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Ezendemir tarafından öldürülmüştür ve yoldaşları bu ölümü protesto edecektir. Yukarı Ayrancı’da yapılan bu gösteriye asker müdahale eder ve çıkan çatışmada Er Zekeriya Önge sırtından vurularak öldürülür. Bu ölümden, 24 kişiyle birlikte gözaltına alınan Erdal Eren sorumlu tutulur.
Hükmün çoktan verildiğini Şadan Ana şu sözlerle anlatır: “Eve geldiklerinde, ‘Oğlun bir askeri öldürdü, idam edilecek’ dediler”.
Hızlandırılmış, göstermelik bir yargılama süreci... 12 Eylül darbesinin hemen ardından Kenan Evren’in “Asmayalım da besleyelim mi?” sözleriyle 13 Aralık 1980’de gelen idam. Erdal’ın idamını protesto eden Ercan Koca’nın da işkencede katledilmesi...
Erdal Eren, “Oğlunuz Erdal” imzasıyla idamından önce gönderdiği mektupta, “... Zavallı ve çaresiz biriymişim gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz. Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim...” diye yazsa da mümkün müdür evladın ardından ağlamamak.

BABA EREN’İN KALBİ DAYANAMADI

Babanın yorgun kalbi oğlunun acısına daha fazla dayanmaz ve Erdal’ına kavuşmak için acele eder. Aynı yıl, 1984’te Şadan Ana da ağır bir trafik kazası geçirir. Ne ironik ki, Şadan Ana’ya çarpan araç, askeri bir araçtır. ‘Öldü’ diye yere uzattıkları, ancak bir çiftin alıp arabaları ile Trafik Hastanesine götürdükleri Şadan Eren uzun ve meşakkatli bir tedavinin ardından yaşama döner.
Ama yıllarca o kazanın izlerini vücudunda taşıyan Şadan Ana, son olarak üç ay önce emboli atması sonucu felç geçirir. Acılara, sıkıntılara alışıktır ama yürüyememe, konuşamama çok ağır gelir Şadan Ana’ya. İyileşmek, kendisini dört gözle bekleyen evine, çiçeklerine, Maviş’ine kavuşmak için çok çaba harcar ama olmaz...

OĞLU İÇİN AÇILAN STANTI BULDU

Şadan Ana, yıllarca acısını kendi içinde yaşar, paylaşamaz. Bunda, “Aman hastalanmasın, bir şey olmasın” diyen çocuklarının payı yok değil.
Şadan Ana, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun Erdal için Konur Sokak’ta kurduğu standa gelmişti. Aysun Cerek’in aramasıyla gittim. Önce tanıştık, birkaç fotoğraf çektikten sonra Evrensel’in bürosuna davet ettim. Birlikte gittik, arkadaşlar için de hoş bir sürpriz oldu. Yakın ilgi Şadan Ana’nın gururunu okşadı. Zaten ondan sonra da yıllarca hiç kopmadık.
Şadan Ana, Yaşamkent’teki evinde çiçekleri ve kuşları ile kendine apayrı bir dünya kurmuştu. Onlarca saksıdan oluşan çiçekleri yazın balkona, kışın salona taşır, tek tek onlarla konuşur, sularını, gübrelerini eksik etmezdi. Bizleri görünce yüzü güler, candan karşılardı ama neşeli olduğunda bile gözlerindeki o hüzün, Erdal’ın eksikliği hep hissedilirdi.
Önceleri hiç konuşmazdık, soramazdık biz de, “üzeriz”diye. Her ‘Erdal’ dediğimizde gözlerinden ip gibi yaşlar süzülür, dudakları büzülür, acı, özlem gözyaşı olur akardı.
Görüşmelerimizde Erdal’ın idamından sonra doğan çocuklara Erdal, Eren isimlerinin verildiğini, başka ülkelerde bile Erdalların, Erenlerin olduğunu anlatırdık. “Bir gün Erdalları, Erenleri seninle buluşturalım, binlerce Erdal, Eren senin evladın olarak karşına çıkacak” önerimiz gururunu okşamış, hoşuna gitmişti. Şadan Ana Erdallarla, Erenlerle buluşamadı, ama yıllarca ismini söylemeye hasret kaldığı, söyleyemediği Erdal Eren’ine kavuştu.
Güle güle güzel anam, yoldaşımıza selam söyle. Seni çok özleyeceğiz.

Sultan ÖZER
__________________
Bağımsızlıktan yoksun bir ulus,Uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz.


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Deniz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Deniz'in Mesajına Teşekkür Etti.