Tekil Mesaj gösterimi
Eski 15.03.15, 17:59   #1
Mustafa Akten
Abdülmelik Hankendi

Mustafa Akten - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2013
Yaş: 74
Konular: 532
Mesajlar: 2,782
Ettiği Teşekkür: 21549
Aldığı Teşekkür: 11270
Rep Derecesi : Mustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardırMustafa Akten şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Yalniz
Standart Politikacılar, Siyasetçiler

POLİTİKACILAR, SİYASETÇİLER.


Politika ve siyaset sözcükleri gündelik yaşamda ve dilde aşağı yukarı aynı anlamda kullanılıyor olsa da, tarifi ile tarihin derinliklerinden gelen bilgiler ve yönetim şekilleri ile hem tarifte hem uygulamada birbirinden ayrı anlamlar ifade etmektedir. Kimine göre ve hatta ünlü düşünürlerin tarihin derinliklerinden gelen tariflerine göre politika; bir ülkenin vatandaşlarının devletini ve toplumunun tamamını ilgilendiren işlerin tamamı ve bütünü şeklinde olup, bir başka ünlü sözlük tarifine göre; devlet yönetme, devlet ile olan işlere ilişkilere yön verme işidir.


Yukarıdaki tarife sadık kalarak Türkiye Atatürk Cumhuriyeti:
Politikasını belirlerken, ilkelerini koyarken, güç ve güçlünün egemenliğinden, tek kişi diktatoryasından ve hegemonyasından arınmış, derebeylik kanunlarının yok edildiği günümüzde, laik ve hukuk üstünlüğüne dayalı Cumhuriyetin içeriklerinden biri olan hukukun üstünlüğü, hukuka ve adalete uygun kanunlar, bu kanunlar ile milli istikrar, toplumsal barış ve huzur, kamu düzeni denen toplumsal uygunluk ve tesanütün sağlanmış olması, toplumsal varlıkta anarşinin, kaosun, zorbalığın olmadığı, herkesin istisnasız kanun ve hukuk önünde eşit olduğu, üstünler kanunu ve hukukunun olmadığı, hak ve hukukun tarafsız ve bağımsız yargının elamanı olan yargıçlar eli ile dağıtıldığı, demokrasi ve özgürlük adına her hakkın mahfuz olduğu kanunlar ve kanun hâkimiyeti! Atatürk cumhuriyeti ile Türk milleti bünyesinde vücut bulmuştur. Bu sayılanlar demokrasilerde arzu edilen idari rejimlerde olması gereken hususlardır.. Bu hususların büyük bir bölümü 13 yıldan beri yara almış, hukuk, üstünler hukukuna, kanunlar büyük kısmı zorbalığın kanununa dönüşmüştür.


Burada bir kez daha ifade etmek gerekirse, insanlık tarihi ile var olan halklar için tüm idari rejimler taranmış irdelenmiş ve bir tarife göre mahsurlarına rağmen insanlar için en iyi idari rejim demokrasidir denmiştir..

Temsili demokratik sistemlerde örgütlü toplum vazgeçilmez direk olup, unsurlarından biri siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, sendikalar, dernekler, hakkın hukukun savunulması için yasal ve Anayasal kurumlardır. Hukuk ve hukukun üstünlüğü dendiğinde Anayasalar akla gelir ki, toplumun tüm hakları, bu meyanda toplum düzenine ilişkin tüm haklar, yöneten ve yönetilenlerin hak ve vecibeleri, devlet kurumları ve idarecilerinin uyacağı kurallar bu ana kanunlarda yazar, gündelik çıkan kanunlar bu kanunlara aykırı olamaz,

Bazı toplumlarda ve geçmişte Türkiye’de olduğu gibi çift meclisler yani halk meclisi ve senatosu oto kontroldür. Bu kontrolden sonra son onay makamı C.Başkanlarıdır ki, çıkan kanunlar kişiye, zümreye, özgü olmasın halkın ve hakkın medeni düzenine ve çıkarına uygun olsun.

Bu gün Türkiye’de senato yok ama yasaların Anayasaya aykırı olmaması konusunda emniyet subapı gibi Anayasa mahkemesi vardır. Vardır ama en çok şikâyet edilen kurumların başında yüksek yargı olan Anayasa mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, Sayıştay gelmektedir.

Yargıç ve Savcıların özlük haklarını korumak, tayin terfi gibi işlemlerini hakkaniyet ölçülerine göre yapmak, haklarında soruşturma açılan yargıç ve savcıların müfettişler eli ile soruşturulmasını yapmaktan ve gerektiğinde görevden el çektirmeye varan cezaları vermekle görevli HSYK’u en çok şikâyet edilen kurumlar haline dönüşmüş, politize oldukları, siyasi iktidar lehine kararlar verdikleri, organize olarak blok halinde politize kararlar verdikleri iddiası, verdikleri kararlar da şaibe ve şüphe unsurlarının bulunması vatandaş gözünden kaçmamakta yargıya olan güven, polise olan güven azalmış durumdadır.

Türk polisi bir AB normlarında ve sosyal düzenini çok beğendiğimiz Almanya ayarında değildir. Almanya’ da polis kurumlarının başında bağımsız, gücünü ve yetkisini Alman kanunlarından alan görevliler vardır. Almanya’da bakanlar başbakanlar polise emir ve talimat veremezler, yaptıkları yapacakları operasyonlara karışamazlar. Türkiye’de böylemidir? Polis bir siyasi partinin adeta silahlı gücü haline gelmiş, bunu pekiştirecek yasalar ise parlamentoda görüşme halindedir. Bunun için polise güven duygusu azalmış hatta bazı kesimlerde yok olmuştur.

Politika siyasetçi denilen, genelde siyasi partilerin üyesi olan, yasama organında yasama yapmakla görevli vekillerin dışında ve genel anlamda herkesin ve her kesimin siyaset yapacağı, yasal organ ve platformlarda doğru ve yanlış gördüklerini söyleyeceği bir faaliyet alanıdır. Böyle olmasına karşın siyaset ve siyaset adamı denilenlerin içinden deformasyona uğrayan, uğraş verdiği alanın şerefi ve ulviyeti ile bağdaşmayanlar bir düşünür tarafından kategorize edilmiş, “siyaset adamı halk için devlet için, politikacı ise kendisi için çalışır” tarifi yapılmış, sanki günümüz Türkiye’si siyaset ve politika adamlarını tarif etmiştir.

Aslında bir lüğat anlamı ile biraz daha bakmak gerekirse; politika Arapça "Sâse-Yesûsu" kökünden türemiştir. Seyis anlamı ile eş değerde kabul edilmektedir. Seyisler ise genelde at tımar edenler, haralarda veya çiftliklerde at yetiştirip eğitenlerdir. Üstünler hukuku siyaset adamlarının bazıları seçildikten sonra halka seyis gibi bakmaya başlarsa ki, işte son 13 yıldır Türkiye’de istikrarsızlığın kaynağı ve mevcudiyetleri ile sebebi olan bir siyasi heyet onun idarecileri ve zihniyetleri, parmakçı biatcı vekilleri akıllara gelir ve geliyor da.

Bu anlayış ve bu hukuk anlayışı ile Atatürk Cumhuriyetinin ber taraf ettiği tek adamlık güç hegemonyasının başkanlık adı altında yeniden istemleri, Türk usulü başkanlık sistemi ki, parlamento olacak, hükümet başbakan olacak, ama başkan olanlar da başkanlık kararnamesi ile hukuk yerine kanun yerine kaim olmak üzere iki dudak arasından çıkmış, padişah fermanına benzer fermanla halkı, kurumları ve herkesi idare etmek istemektedirler. Üstünlük istemi bu! Üstünler hukuku bu! Üstünler diktatoryası bu! Bunun adı bal gibi diktatörlüktür. Zaten fiili başkanlık sistemi başlamadan tezahürleri 13 yıldır uygulamalarda ve çıkardıkları kanunlarda görülüyor idi. Başkanlık sistemine geçilirse vay gele vaylar gele Türk milleti başına ve Türkiye’nin başına.
15.03.2015
Mustafa AKTEN
__________________
Mustafa Akten isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Mustafa Akten'in Mesajına Teşekkür Etti.