Tekil Mesaj gösterimi
Eski 28.03.15, 02:10   #1
Suzim
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Aşk’a Dâir (İskender Pala)

AŞK’A DÂİR ( İSKENDER PALA )


“Sormaz ki bilsin, sorsa bilirdi; bilmez ki sorsun, bilse sorardı..”

Sâdi Şirâzî

Faraza… “

Evlilik aşk’ı öldürüyor” cümlesinin ezber replik şeklini aldığı zamanımızdaki nevî zannedilen bir “aşk” tahlili okuyacağınızı düşünür iseniz ne bu kitapne de tasavvufî düşünce ve de hisle yazılmış başka hiçbir kitap sizin için yanıt olamayacaktır. Eşler arası muhabbetin devamına ilişkin birçok kitap yazılmış uzman görüşü beyân edilmiştir; islâm ahlâkını hakkı ile öğrenmek kâfî olacaktır ayrıca.


Bize bahis hâli ile aşk’ın herhangi bir tanımı olmamakla birlikte ifâdeye dâir yeterli sözcüğümüz de yoktur; yalnız bizim sizin değil, insan lîsanının bu mânâyı idrâk için yeterli sözcüğü bulunmamaktadır.

“Dîvan şiirini sevdiren Adam” olarak da bilinen Prof. Dr. İskender Pala, memleketi Uşak’ta başladığı eğitim sürecine bugün Kültür Üniversitesi’nde ve vazife olarak nitelendirdiği Uşak Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak devam etmektedir. Edebiyat ve san’at dergilerinde öyküler, denemeler, fıkralar ve tabii edebiyat araştırmacısı olarak ansiklopedi ve dergilerde bilimsel makaleler yayımlamıştır.

Aşknâme, Ah Mine’l Aşk, Kitâb-ı Aşk, Babil’de Ölüm İstanbul’da aşk, Levlâ İle Mecnûn ve Aşka Dâir’in de içlerinde bulunduğu onlarca kitabının hemen hepsi Kapı Yayınları tarafından yayıma sunulmuş olup her çıktığı dönemde en çok satanlar listesindeki yerini korumuştur.

İskender Pala’ya söyleşilerinde, katıldığı televizyon programlarında yöneltilen “aşk nedir” sorusuna yanıtı da yaklaşık “tanımsız” gibi bir sonuca götürüyor bizi nitekim mukaddimesinde buna değiniyor. Baktığımız vakit hemen hemen bütün çalışmalarında “âşık bir rûh” gözlemleniyor, aşka yetişmeye gayreti olan bir derviş yorgunluğu belki de. Eserlerinde tenkite sebep teşkil edebilecek tek yanı bu olsa gerek. Okuduğumuz eserinin son satırlarında “evet ama..neden ama..âhh keşke ama!” deyi serzenişlerimiz olur, doyumsuzluğa işaret eder bu da. Aşk’a doyum olmadığı için bugün ve de asırlar öncesinden beri hâlâ ayakları yere basan cümleler edilemez. Kâlb çarpıntısı deriz de başka bir şey diyemeyiz – yukarıdaki cümleleri kurduğunuz vakit hatırlayınız-.

Işık’ın dilimize, aklımıza bir nevî yansıması olarak düşünebileceğimiz “aşk” için Arapça’da bir sarmaşıktan söz edilir, “aşaka”. Sarmaşık nasıl ki sımsıkı sarıp sarmalıyorsa ağacın köklerinden dallarına varana her yanını, aşk da insan benliğini sarıp sarmalar, diyor Pala.

Mevlâna Mesnevi’de der ki:

“Birisi âşıklık nedir” diye sordu. Dedim ki “bize dönersen bilirsin.”

Eflâtun (Platon), cismâni ve de ilâhî deyi iki kısımda incelediği aşk’ın son perdesinde “platonik aşk” dediğimiz merhaleye ulaşır. Aristo da “aşk, sevende sevdiğinin kusurlarını görme yeteneğinin yok olması” olarak niteler ki “aşkın gözü kördür” deyişi buradan gelir.

Yazar, “bakmak” ile “görmek” arası etkileşimden açıyor sözü. Bakma sonrasında görüş ile başlayan ilginin zamanla sevgiye, bağlılığa, kâlbin erimesine, tutkuya, özleme ve nihâyet kemâle ermiş hâli olan aşk’a yol aldığına değinerek insanın, bu kuvvetli hissi gönülde diri tutabilmesiyle paralel olarak derece derece sınıflara ayrıldığına işâret ediyor.

İlk sayfalarında “Hakîki aşk, bir ahdin izini sürmekten başka bir şey değildir ve ömür haritasında bütün işâretler ahdi üzerine olmadıkça kişi, yaşadığını hissedemez. Çünkü yaşamak ahde vefa ile anlam kazanır” deyip buna müteâkip Bakara sûresi’nden bir âyet-i kerimeyi ebrû zarafetinde nakşediyor sâhifeye: “Nitekim sevgili buyurur: Siz bana verdiğiniz ahde sâdık kalın ki ben de size verdiğim ahdi îfâ edeyim”. (Bakara 40.)

Kâlû Belâ’da verdiği sözün ardından yaşam alanı dünyaya gelen insanoğlu, söz vaktini aklında diri bilmeden sâde kâlbine yerleşik ilham ile O’nu arar durur. Kimi bir Yusuf’a rast gelir de deli bir harbin kavuran kederi ile Mecnûn misâl çöllerde serâba yâren ol zemheri yolu yürür kimi de beşerde rûh’unu teslim edip ümîdi yok bir sevdâ ile kahrına kahır katar da yaşar.

Eserinde onun için mutlak önemi olan Fuzûlî’den Âşık Veysel’e, Şeyh Gâlip’ten Nâili’ye, Balıkkesirli Zatî Efendi’ye, Hüdâyi’den Yunus Emre’ye kadar birçok üstâdın gazellerine, beyitlerine, şiirlerine yer vermekle birlikte, zamanımız okurlarının anlayabileceği gibi açıklamalara da yer vermiştir.

Aşk nedir bilmiyoruz, bunun için tüm âşıklar hem fikirdir diyoruz ama mevzuu hakîkatin sahibi olunca zerre şüphe duymadan tüm kelimeleri fedâ edebiliriz.

Fuzûlî’nin bir gazelinde:

Temâşâ-yı cemâlünden nazar ehlini men etme,
Ne sûd ol ne hûb yüzden kim ana kılmaz nazar âşık”

"Ey sevgili!.. Sana bakma arzusuyla yanıp tutuşanları yüzünün güzelliğine bakmaktan men etme. Âşık’ın bakmadığı bir güzel yüzden ne yarar gelir, öyle bir güzel neye yarar!?.. Şâirin bu cür’etli ifâdesi aslında derin bir îmânın da göstergesidir. Zîrâ bir şey eğer bilinmez veya tanınmazsa, yok hükmündedir. Nitekim Allah bu cihanı kendi güzelliği bilinsin diye yaratmış, bunun evvelinde yüzünü "göster"miş, geri kalanında da kullarını "bakma" vaadinin derecelerine göre derecelendirmiştir."

Hemen deyişe mukâbil,

“Müttâkilerin bana özlemleri arttı. Benim onlarla buluşma iştiyâkım ise daha çoktur” hadis-i şerifi okuru ile paylaşıyor.

Babil’de ölüm İstanbul’da aşk eserinde “ Uzayın sonsuzluğuna açılan kapıyı keşfe çıkmış bilge rahipler, uğruna topluca can verdikleri bir sırrın binlerce yıl sonra bir şâir tarafından aşkın katmanlarına saklanarak korunacağını bilselerdi…” (2012-10 51. Baskı)

Katre-i Mâtem’de “Sevdiğini aşklarının ilk gecesinde kaybeden Şahin’in bu durumun ardındaki sırrını çözebilmek uğruna yaşadığı hâdiseleri..” ile.. (2012-10 15. Baskı)

Od kitabında Âşık Yunus’u ile.. (2012-11 4. Baskı)

“Canına sevgili isteyen ile sevgili için can isteyen arasında..” dediği Kitâb-ı Aşk’ı ile (15. Baskı)

“Aşktan efsâne ürer” dediği Efsâne’si ile..

“Bir bütün idim ben Leylâ ile, sense Leylâ’yım diyorsun” dediği Leylâ İle Mecnûn’u ile..(24. Baskı)

“Âlemler kıyâma kalkarsa aşktandır” dediği Ah Mine’l Aşk’ı ile;

Aşkın târihi için kalemle hemhâl bir ömür yaşamayı vazîfe edinmiş diyebilir miyiz derken tereddütte kalsak bile aşk’a hasret bir gönül ehli olarak Dîvan Edebiyat’ını günümüz okuruna anlatılabilecek en naif kelâm ile sunduğunu ve bu ölçüde okuru hoşnut kıldığını söylemek zor olmasa gerek.
Aşk ödevinin misâlleri ile zengin bir içeriğe sâhip Aşka Dâir, aynı zamanda içinde yaşadığımız hayâtın eksik yönüne de dikkati yoğunlaştırıyor.

“Modern çağın en büyük yanlışlarından biri, insanlara önce bir işi gösterip sonra o işi sevmeleri için çaba sarf etmektir. Oysa işi sevdirmek yerine sevdikleri işi yaptırmak gerekir. Sevdiği işi yapanlar insâniyet adına üretmeye, ortak kimliğe katkı sağlamaya daha yatkındırlar çünkü.”

Aşk biri değildir, aşk bir şey değildir; aşk insanın, ismi, cismi, rûh’u, kâlbi, hülâsa bildiği ve bilmediği her zerresinin yegâne kıymeti olmakla birlikte her şeyidir, dedirttiği okur da :

Hayâl ile tesellîdir gönül meyl-i visâl etmez,
Gönülden taşra bir yâr olduğun âşık hayâl etmez.

Fuzûlî

“Gönül, hayâliyle teselli bulur, kavuşmayı arzu etmez. Âşık gönülden dışarıda bir sevgili olduğunu hayâl etmez.”

Beyti ile Fuzûlî söylesin biz dinleyelim, ol merâmımız neymiş görelim diyor..

Ve bir son var ise kelâm için, Prof.Dr. İskender Pala’nın târifi ile: “Bir işi ilk sevgiliniz görecekmiş gibi yapıp bitirirseniz eksiksiz olur..” Sözü esas alınarak hazırlanan çalışmada aşk ile titreyen gönül dilinden ne kadar anlatmaya çalıştıysak da Aşka Dâir için söyleneceklerin aşk’ı söylemek gibi eksik kalacağını biliyoruz. Kitabın da eksik kaldığını bilerek:


Hâsıl-ı kelâm “Aşk’tır ki, gerisi vesâiredir.”
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla