Tekil Mesaj gösterimi
Eski 06.04.15, 12:43   #1
SerseriGezgin
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 33
Konular: 1428
Mesajlar: 7,268
Ettiği Teşekkür: 29582
Aldığı Teşekkür: 32318
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Bizim Memlekette - Enver Aysever

Bizim memlekette aydınlık ve karanlık kol kola boy verir her daim. Belki yaşam bu! Doğrusu yaşam çelişkiler toplamı ve düğümü çözmek için verilen çaba, süreç. Ölünce bu dertlerden kurtulur insan. Rahat bir döşeğe uzanır ve geride kalanlar için bir başka yaşam başlar. Önce yiten için kederlenir kişi, ardından boşluğu derinleşir ve unutulur çoğu zaman. Unutmak insana özgü en bencil, güçlü ve Dostoyevski’nin deyimiyle en aşağılık özelliktir.

Bizim memlekette yaygın bir aydın düşmanlığı vardır. Bunu ağırlıklı olarak ‘yararcı’, ‘uyanık’ “yarı aydın” tipler pazarlar. Hep sahne gerisinde, bir gölge oyununda kuklacı olarak görev alırlar. Tarih sahnesinde kendi yüzleriyle görünme cesaretleri yoktur. Dahası; esasen alçaklıklarını bildikleri için, suçlarını gizlemek isterler. ‘Kurnaz’ kimseye, “Ne zeki, akıllı adam” denen bir ülkede yaşıyoruz. Birinde emek, erdemli olma arayışı vardır, baskın bir vicdan, sorumluluk duygusu… Diğerinde bencillik, popülizm ve ucuz başarı…

Bizim memlekette yazarların yolu mekteplere ve mapuslara sık düşer. Çelişik gibi duran bu ikili bizim yazgımızdır. Rıfat Ilgaz, Sabahattin Ali, Metin Altıok… Saymakla bitmez. Hepsi o incelikli dillerini, dünyalarını çocuklarıyla paylaşır. Çoğu sürgün, mahpusluk görmüştür. Nefret figürü haline getirilip taşlanırlar. Sabahattin Ali öldürüldü, Metin Altıok yakıldı, Rıfat Ilgaz zindanlarda uzun işkencelerden geçirildi… Dahası var, meraklısı bilir.

Bizim memlekette koltuk sevdası büyüktür. Güç karşısında hemen önünü ilikler insanımız. Böyledir öğreti. “Sorma, sorgulama, araştırma, tartışma” der! Babaya, ağaya, patrona, komutana, devletliye boyun eğ ister. “Birey olma, o mutlu sürüye katıl, ağır ağır yürü, nasılsa sana bir çoban bulunur” diye nasihat edilir. Düşünmenin, hele ki bunu dile getirmenin büyük suç, ceza olması bundandır. Aykırı insanlardan korkar büyük yığın. Dengesi bozulmasın ister. Oysa sanatçı, bilim insanı altüst eder teraziyi…

Bizim memlekette öğretmen değerliydi bir vakitler. Severdik öğretmenlerimizi. Mahallemizin bilge, güvenilir, saygın kişisiydi. İhtiyacı olduğunda herkes koşardı. Derdi, sorunu olan danışırdı öğretmene. Sözünün ağırlığı, gösterdiği yönün kıymeti vardı. Yeri gelince hukukçu olurdu, hatta hekim. En güçlü sanılanlar bile karşısında kendine çeki düzen verirdi. Bu; bilgiye, aydınlığa, emeğe ve esasen çocuğa, insana hürmet işaretiydi, silindi gitti.

Bizim memlekette ne zaman eğitim piyasalaştı, mertlik bozuldu. Öğretmenler özel okullarda hizmetçi muamelesi görmeye başladı. Çocuklar müşteri, öğretmenler hizmetkar oldu. Eğitim, öğretim palavra hale geldi. Esas olan kârdı elbet! Devlet okulu öğretmenleriyse; kindar nesil yetiştirmek için görevlendirildi, siyasal iktidarın tetikçisi olmaya zorlandı. Başkaldıranın hemen önü kesildi. Sürgün edildi. Ayrımcılığa uğradı. Kadrolu ayrı, ücretli ayrı, atanamayan ayrı öğretmen oldu.

Bizim memlekette öğretmen parasız kaldı. Limon sattı. Kitap alamaz hale geldi. Evlenemedi, yuva kuramadı. Üstüne başına özen gösteremedi. Çoluğuna, çocuğuna yetemedi. Kimi aklını yitirdi. Kimi intihar etti. Bazısı daha atanamadan yenik düştü ölüme. Yaşlar sel oldu, aktı… Kimseden ses çıkmadı. Öğretmen dediğin sövülen, itilen kakılan hale indirgendi. Öğretmen parti devletinin bekçisi olsun istendi. Özgür olması beklenen öğretmenler; esir alındı, köleleştirildi.

Yalova’da Vali Selim Cebiroğlu adlı AKP görevlisi tüm bunlara “İnadına Direnen” bir cumhuriyet aydınına/öğretmene saldırdı. Çocuklarının önünde hakaret etti. Kılığına, kıyafetine, saçına sakalına ağıza alınmayacak laflar etti. Kendini devlet sayıyor, buyurgan ve muktedirden gördüğü, öğrendiği dille, esasen tüm bir Anadolu uygarlığına, insanlığa düşmanlık ediyordu. Her öğretmen, eğer has öğretmense çocuklarının kahramanı, iyilik meleği ve pusulasıdır. Bunu bildiği için öğretmen Halil Serkan Öz dayanamadı aşağılanmaya. Kalbi durdu. Duran onun kalbi değildi, ölen bir öğretmen değildi. O gün: Çocuklarımız öldü, insanlığımız gömüldü ve o gün gençlerin geleceği bir kez daha zindana tıkıldı, yakıldı, sürgün edildi ve cinayete kurban edildi.

Bizim memleket unutur, alışır. Bundandır zorbaların hoyrat ve rahat hüküm sürmesi. Bunu kime anlattın diye soran olursa: Raşit Tükel’i atamayana, yüzüne tükürüldüğü halde “Yarabbi Şükür” diyenlere elbette… Hak etmediği koltuğa oturan “AK”lara… Haysiyet cellatlarına…

Umut…

Umut; toprağa verdiğimiz öğretmenin yarattığı “değer”lerdir.

Umut; o öğretmenin yetiştirdiği çocuklardır.

Bizim memlekette karanlık/gericilik iktidar olur. Ama bilge Anadolu mutlaka aydınlığı bulur!

Enver Aysever
Birgün

__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.