Tekil Mesaj gösterimi
Eski 20.05.15, 16:08   #1
SerseriGezgin
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 33
Konular: 1428
Mesajlar: 7,267
Ettiği Teşekkür: 29582
Aldığı Teşekkür: 32310
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Fatih Altaylı Konuştu "Erdoğan O Kadar Sinirliydi ki.."



Türkiye'de medya deyip iki noktayı üst üste koyduğunuzda peş peşe sıralanacak kelimeler belli: Siyasi, bürokratik ve mevzuat kaynaklı baskılar, medya sahiplerinin medya dışındaki işleri gözetilerek kısıtlanan habercilik, sansür, oto-sansür...


Peki medyanın, gazetecilerin kendilerinden de kaynaklanan sorunları yok mu? Medyanın durumunda gazetecilerin rolünü ihmal eden bir bilanço gerçekçi olabilir mi?

Ve sorgulayan bir meslek olarak gazetecilik, kendi icraatını sorgulayıp muhasebe yapmazsa itibar kazanabilir mi?

T24'te yıllardır yapılan medya söyleşileri, bu sorulardan da hareket ediyor.

Odağında, genel olarak yayın yönetmenleri, bazı köşe yazarları, TV programı sahiplerini ifade eden medya elitlerinin bulunduğu bu tartışma, son olarak işsiz bırakılan gazetecileri konu edinen "Persona Non Grata" adlı belgesel üzerinden yapıldı. Belgeselde konuşan bazı gazeteciler; Fatih Altaylı, Derya Sazak ve Aydın Doğan ile yan yana "aynı mağduriyet" parantezine alınmalarına itiraz ettiler.

Bağımsız Gazetecilik Platformu P24'ün desteğiyle Tuluhan Tekelioğlu'nun çektiği belgesele yöneltilen eleştirilerin temelinde, gazetecilere baskı/işsiz bırakma sürecinde karar verici ve uygulayıcı konumunda bulunan yayın yönetmenleri ve medya sahiplerinin görüşlerinin, süreçteki rolleri sorgulanmadan belgesele yansıtılmasıyla yetinilmesi oldu.

Bu eleştirilerden hareketle Fatih Altaylı'nın kapısını çaldık. Aslında çalamadık, zira Altaylı, sorularımızı yazılı olarak alıp yanıtlayabileceğini vurgulayınca, bu söyleşi e-mail üzerinden yapılabildi.

Fatih Altaylı’nın serüveni, “medya eliti olup sınıf atlama” çizgisinde ilerleyen bir serüven değil. Altaylı Van kökenli varlıklı bir ailenin çocuğu olarak Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra geçtiği Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi’ni bitirmeden babasının sağladığı sermayeyle ticaret hayatına atılmış. Hakan Akpınar’ın “Nasıl Gazeteci Oldular” başlıklı kitabında, Altaylı, konfeksiyondan “çok iyi para” kazanırken gazeteciliğe geçme motivasyonunu şöyle anlatıyor:

“Alacaklı olduğum bir tekstilci ile yaptığım tartışmadan sonra karar verdim gazeteci olmaya. (...) Bu adam bana gelse ‘Kapıcınız ya da şoförünüz olmak istiyorum’ dese almam. ‘Fatih Bey pabucunuzu boyayım’ dese boyatmam. Ama ben bu adamla iş yapıyorum. Bu adama kredi veriyorum, alacak tahsil etmeye çalışıyorum. Ben Galatasaray’da okudum. Anam ağladı. Ben bu yüzden mi Boğaziçi’nde okudum. Ben bu tür adamla konuşmak için mi İngilizce ve Fransızca öğrendim.”

Haftalık kazancının o dönem "bir buçuk iki milyon" olduğunu söyleyen Fatih Altaylı, ekonomik değil ama sosyal sınıf yoluna revan olarak bol sıfırlı TL hesabıyla ayda 25 bin lira ücretle Hasan Cemal’in yönetimindeki Cumhuriyet’e spor servisinden başlayınca gazeteden aldığı uyarı ortamdaki vaziyetini özetliyor:

“Oğlum bu arabalarla gelme buraya, ayıp oluyor!”

Altaylı, Cumhuriyet’in spor servisinden sonra Ercan Arıklı’nın sahibi olduğu Söz gazetesine, Asil Nadir’in Güneş’inden de ismine popülerlik kazandıracak Best FM’in kurucuları arasına katıldı.

Sabah programında adeta kendi kendisinin sözünü kesercesine koşturan konuşması ve gazete okumalarına kattığı yorumlarla ünlenirken Altaylı'nın kariyerinde, başörtülü eylemcilere dair kullandığı “fahişe” ve benzeri hakaretleri ve avukat Eren Keskin’e yönelik sarf ettiği “İlk gördüğüm yerde tacizde bulunmazsam namerdim” gibi ifadeleriyle yarattığı tartışmalar da hatırı sayılır bir yer tutuyor.

Best FM’den sonra Hürriyet yazarlığı, Kanal D’de “Teke Tek” programı ve Kanal D Haber Genel Yayın Yönetmenliği yapan Fatih Altaylı, Doğan Medya Grubu'ndan sonra Turgay Ciner’le çalışmaya başladı. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), 2007’de el koyana kadar Sabah gazetesinin yayın yönetmenliğini yapan Fatih Altaylı, 2009’da yine Ciner’in patronu olacağı Habertürk gazetesini kurarak başına geçti.

Hükümetin gazeteye döşediği hattın ucundaki Fatih Saraç'ın odağında bulunduğu “Alo Fatih” tapeleri sızdırıldıktan bir süre sonra yayın yönetmenliğini bırakan Altaylı’ya, sondan başlayarak sorduk. Serüveni uzun bir söyleşi gerektiren Fatih Altaylı’nın “Persona Non Grata” belgeselinden geçmişine uzanan sorulara verdiği yanıtların ilk bölümünü okumak için buyrun.

__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.