Tekil Mesaj gösterimi
Eski 20.05.15, 16:13   #3
SerseriGezgin
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 33
Konular: 1430
Mesajlar: 7,316
Ettiği Teşekkür: 29585
Aldığı Teşekkür: 32415
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Fatih Altaylı Konuştu "Erdoğan O Kadar Sinirliydi ki.."

“İngiliz medyası gibi olmamız isteniyorsa, Türk halkı da İngilizler gibi olsun”

- Ana akımda genel yayın yönetmenleri kendi hayatlarının yanı sıra işten attıkları, sansür ettikleri gazetecilerin, görmedikleri haberlerin de failidir. Sansürlenen, işten atılan bir muhabirin "kullanım süresi dolmuş" bir genel yayın yönetmeninin akıbetinin faili olduğunu iddia edebilir misiniz?

İnşallah bir gün genel yayın yönetmeni olursunuz. Bunu Tanrı’dan diliyorum. Ben bir gün bile genel yayın yönetmeni olmak istemedim. Sabah’a geçerken Turgay Ciner’e “Asla genel yayın yönetmeni olmam” dedim. 6 ay sonra zoraki oldum. “5 yıl yapar bırakırım” dedim. Siz ne kadar gazeteciyseniz, bir genel yayın yönetmeni olarak ben de o kadar gazeteciyim. Bakın bakalım geçmişimde ne haberler var. Bu milletin kaç lirasını kurtarmışım. Kaç haber yapmışım, kaç ödül almışım.

Mal mıyız biz de kullanım süremiz dolsun. Hata yaparız. Yanlış fikir söyleyebiliriz. Eleştiride dozu ve üslubu kaçırabiliriz. Hatalı gazete yapabiliriz. Ama kullanılacak mallar değiliz. En azından ben değilim. Medyadaki herkes kadar suçluyuz. Medyadaki herkes de, bu toplumdaki herkes suçludur. Türkiye’de herkes kendine bakmaz, başkasını suçlar. Diyelim ki, en iyi medya İngiliz medyası. Bizim onun gibi olmamız isteniyorsa, Türk halkı da İngilizler gibi olsun. Türkiye’den bir Isaac Newton çıktı da, gazeteci mi çıkmadı mesela. Ki medya dünyanın her yerinde benzer suçlamalarla, sorunlarla boğuşuyor.

“Biz özgür olacağız diye medya patronlarına bedel ödetiyoruz”

- Siz Türkiye’deki medya sorununu nasıl formüle ediyorsunuz?

Aslında bu soruyu röportajın son sorusu olarak sorsaydınız daha iyi olabilirdi. İşinize karışmak gibi oldu, kusura bakmayın. Bu konuda çok ayrıntılı konuşabiliriz ama kısaca şunu söylemek isterim: Bu gibi baskı rejimi dönemlerinde gazete sahiplerinin gazeteci olması lazım. Sermaye gruplarının değil, bağımsız gazetecilerin gazete çıkarması lazım. Niyesini de siz sormadan söyleyeyim. Sermaye grupları baskıya açıktır. Hele hele Türkiye gibi yargının bağımsız olmadığı, ekonomide devletin ağırlığının hâlâ çok yüksek olduğu ülkelerde. Şimdi düşünün, adam işadamı. 50 yılını verip, bir grup kurmuş. Medyasıyla, başka işleriyle. Özellikle de başka işleriyle. Biz gazeteciler bağımsız olacağız, fikrimizi söyleyeceğiz, iktidarlarla savaşacağız, özgür olacağız diyeceğiz ama bunun ceremesini patrona çektireceğiz. Bakın Türkiye’de merkez medyadaki patronlar büyük bedeller ödediler. Aydın Doğan cezalar ödedi. Turgay Ciner daha ağır bedellere maruz bırakıldı. Elinden iki gazetesi, iki televizyonu alındı. O günlerde uluslararası piyasalarda 1,4 milyardı değeri. Nükleer ihalesini kazanmıştı, iptal edildi. Ve aynı fiyattan Ruslara verildi. Son olarak Show TV alındı elinden. Aynı durumdaki ve benzer yargı kararlarına muhatap olmuş diğer televizyonlara veya gazetelere el koyulmazken. Biz özgür olacağız diye bu adamlara bedel ödetiyoruz. Oysa kendi gazetelerimiz olsa, şerefini de biz kazansak, bedelini de biz ödesek daha doğru olmaz mı?

- "Özgür olacağız diye medya patronlarına bedel ödetiyoruz" yaklaşımınızı yadırgadım. Gerçekten öyle mi, yoksa medya dışında işleri olan patronlar medya da satın alarak gazeteciliği araçsallaştırmıyorlar mı? Diğer işleri için medya sahibi olarak siyasi-ekonomik baskıya aslında "yatırım" yapmış olmuyorlar mı? Medya sahiplerinin, gazetecilerin özgürlük arzusu nedeniyle mi bedel ödediğini düşünüyorsunuz gerçekten?

De ki, araçsallaştırıyorlar. Ne demekse. Gazeteciler de oralarda çalışmasınlar o zaman.

“Patronu kollamak için ne yapmışım Allah aşkına!”

- Sizce “patronu kollama”nın sınırı ne?

Toplum menfaati. Hazal Hanım, benim kızdığım iki yüzlülükler aslında. Evine yarım kat çıkmak için, üç kuruşluk çıkarı için mahalli siyasetçinin önünde takla atanlar, başkalarını çok kolay suçluyorlar. Herkes bir kendi tavrına da bakmalı. Ben patronu kollamak için ne yapmışım Allah aşkına! Benim yüzümden gazete sahibinin türlü sıkıntısı olmuş. Hedef yapılmış. İhale mi takip etmişim, siyasetçiden ricada mı bulunmuşum? Ben böyle bir şey asla yapmadığım gibi, Allah’ı var gazetenin sahibinin de benden böyle bir talebi, bırakın talebi böyle bir iması ya da beklentisi bile olmamış.

“Gazetecilerin kendi gazetelerine sahip olması ihtiyaç”

- Neden sermaye grupları gazete sahibi olmamalı? Olduklarında neler oluyor, tecrübelerinizi paylaşırsanız kıymetli olacak…

Sermaye gruplarının medya sahibi olmalarında, normal demokrasilerde büyük sorun yok aslında. Hukuk devleti var ise, güvenilir bir yargı var ise büyük sermaye de kâr amaçlı yayıncılık yapabilir. Ama Türkiye’de durum bu değil. Sermaye grupları, iyi niyetli olanları en azından kendilerini kötü niyetli saldırılara karşı korumak için gazete sahibi olmak istiyorlar. Çünkü gazete sahibi bir ticari rakip, gazete sahibi olmayan bir sermaye grubuna zarar verebiliyor. Büyük sermaye gruplarının medya sahibi olmalarının bir yandan avantajları da var. Daha rahat gazetecilik yapıyorsunuz. Ama normal zamanlarda. Baskı dönemlerinde ise sermaye grupları, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle siyasi veya ekonomik baskıya maruz kalınca gazetecilik yapılamaz oluyor. O zaman gazetecilerin bağımsız olabilmek için kendi gazetelerine sahip olmaya ihtiyaçları var.

“Medyada tek bir misyonum var…”

- Siyaset ve patronların medya dışı işlerinin yanı sıra “medya elitleri” sizce medya sorununda nasıl bir yer kaplıyor?

Medya elitinden kastınız ne bilmiyorum, anlamıyorum. Beni de o elit dediğiniz kesime katıyorsanız teşekkür ederim ama ben hiç öyle hissetmedim. Tam aksine gazetecilerle pek alakam yoktur. Bu yüzden de tanımazlar ve sevmezler. Medya eliti diye kast ettiğiniz havalı civalı gazetecilerse onların da tamamını aynı kefeye koyamazsınız. Bakın son yıllarda sürekli hedefte iki adam var: Ertuğrul Özkök ve ben. Demek ki biz olmasaydık Türkiye’de hiçbir sorun olmayacaktı. Bakın Hazal Hanım, benim medyada tek bir misyonum var kendime yüklediğim. Bu ülkeyi daha modern ve daha özgür görmek. Ben modernite yanlısıyım. Türkiye giderek moderniteden uzaklaşıyor. En büyük derdim bu. Baskı rejimi, şu rejimi, bu rejimi bir gün gider. Er veya geç. Ama moderniteden uzaklaşırsanız bir daha yakalaması çok uzun sürer.

- Neden bir gazeteci için gazetecilikten daha önemli bir misyon olsun, gazetecilik şu veya bu misyon nedeniyle yeterince araçsallaştırılmadı mı, yeterince itibar kaybetmedi mi? “Siyasetçiler gazeteciliğe, gazeteciler siyasete yön vermeye çalışıyor, kimse kendi işini yapmıyor” gibi bir manzara çıkmıyor mu ortaya?

Bu ülkede yaşayan herkesin misyonu, bu ülkenin daha yaşanabilir, insanların daha mutlu olduğu bir ülke haline gelmesine katkıda bulunmaktır. Evrensel olarak daha yaşanabilir bir dünya istemek ayıp mı?

“Özkök’ü darbeyi savunmakla suçluyorsunuz ama...”

- 20 yıl Hürriyet'i yönetmiş, bu arada Ahmet Kaya için "Vay ********" gibi unutulmaz başlıklar atmış, 12 Eylül darbesini bile savunmuş Ertuğrul Özkök'ün eleştirilmesini neden yadırgıyorsunuz? Sonuçta hâlâ ana akımın en etkili gazetesinde yazıyor.

Ertuğrul’un avukatı değilim. 12 Eylül darbesini savunmuş dediğiniz adam 12 Eylül darbesi sonrası darbe karşıtı Arayış Dergisi’nde Ecevit’le beraber yer almış bir adam. Ertuğrul’un o dönem yazdığı bir yazıdan ötürü derginin yazı işleri müdürü Nahit Duru hapis yattı. Ertuğrul Özkök o sırada üniversitede de çalıştığı için işinden olmasın diye Nahit Abi yazıyı üstlendi. O gün darbeyi alkışlayanlar bugün nerede siz daha iyi bilirsiniz. Özkök 12 Eylül ile ilgili samimi hissiyatını yazıyor diye siz onu darbeyi savunmakla suçluyorsunuz. Özkök’ün eleştirilmesine de karşı falan değilim. Sadece tek suçlu oymuş gibi yapılmasına kızıyorum. Adil değil.

Bakın Hazal Hanım yayın yönetmeni olarak her yıl binlerce başlık atıyoruz. Kiminin arkasında durabiliriz, kiminin duramayız. Bazen konjonktür, bazen günün ruh hali, bazen dönemin ruhu hatalar yaptırır.

- Mesele de bu zaten. O “hatalar” hayatlara mal olabiliyor, nefreti, şiddeti meşrulaştırmaya, baskıyı rasyonalize etmeye yönelebiliyor. “İnsan”a karşı devlet, siyaset, şiddet dilinin icrası olan o “hata”lardan zarar görenler nezdinde etkili bir telafi çabası, içten bir özür olmaması da, o hataları yapanların aslında “hata” yaptıklarını düşünmediklerini göstermiyor mu?

“Herkesin içinde bir peygamber uyur ve o peygamber uyanınca dünyaya daha çok kötülük gelir” diye bir söz var. Hata insancıldır. Tarih hatalarla doludur. O hataları kötülük için yapmayabilir insanlar. Ama sonuç kötü olabilir. İnsanlar hatalarıyla en büyük zararı kendine veriyor. Bilse yapar mı?

‘30-40 bin lira civarı bir maaş alıyorum’

- Habertürk’ün genel yayın yönetmeniyken aldığınız ücret ve varsa eklentileri ne kadardı, köşe yazarıyken ücretiniz ne kadar?

Nedir bu maaş merakı anlamadım gitti. Yıllardır mal beyanı veririz. Son yıllarda defalarca MASAK (Mali Suçları Araştırma Kurulu), Maliye inceledi. Her şeyimiz açık. Çok merak ediyorsanız söyleyeyim. 30-40 bin lira civarı bir maaş alıyorum. Televizyon, gazete yöneticiliği, yazarlık, her şey dahil. Açık söyleyeyim, bunun yarısı yaptığımız işin karşılığıdır, yarısı da hayatımızın içine sıçılmasının. Her gün orada burada bir sürü kişinin haklı haksız eleştirisine, küfrüne maruz kalmamızın. Bakın 20 yıldır ekrandayım, 30 yıldır gazeteciyim. 15 yıldır genel yayın yönetmenliği yapıyorum. 20 küsur yıldır köşe yazısı yazıyorum. Bu maaş çok görünebilir. Eş değerlerimin kazandıklarına bakın bir de. Bende şirket kredi kartı yoktur. Gazetemden “temsil giderleri” adı altında bir para almam. Evimin masraflarını gazete ödemez. Konumumuzdan ötürü gelen taleplerin yanı sıra vicdanen yaptığımız yardımların parası da bu maaştan çıkar. Bizim gruba yönetici olarak gelen birisi maaşımı öğrenince “Bu mu? Biz bunun 5 mislini falan alıyorsundur diye düşünürdük hep” dedi. Özel sektörde bizim çapımızda şirket yönetenler de bizden çok kazanırlar, kimse merak etmesin.

- Eş değerleriniz ne kadar kazanıyor, neler elde ediyorlar?

Ne bileyim ben. Onlara sorun.

‘Turgay Ciner’le editoryal bağımsızlığı tabii ki konuştuk’

- Genel yayın yönetmenleri patronlarla ücret pazarlığı yaparken "editoryal bağımsızlık" da talep ediyorlar mı, edebiliyorlar mı? Siz Turgay Ciner'le ne konuşarak, nasıl bir anlaşma yaparak Sabah'ın ve Habertürk'ün başına geçtiniz?

Bakın bu işler biraz evlilik gibidir. Tabii ki, bunlar konuşuldu. Turgay Bey editoryal bağımsızlık konusunda ne kadar hassas olduğumu bildiği için baştan konuştuk. Zaten Habertürk’ün yayın yönetmenliğini de istemedim ben. Başka isimler düşündük, hatta bazıları ile görüştük. Teklif yaptık. “Kim” diye sormayın asla söylemem. Sonunda bana kaldı. Turgay Bey gazetenin içeriğine hiç karışmadı. Gazeteyi sabah evine geldiğinde gördü hep. İlk tartışmamız Bekir Coşkun meselesinde oldu. Ben uzun süre durumu toparlamaya çalıştım. Sonunda doğrudan patron talimatıyla işine son verildi. “Niye istifa etmediniz?” diyebilirsiniz. Edebilirdim doğru. Ben bunu şuna benzetiyorum, Allah kimseye göstermesin, insanın bir çocuğu öldüğü zaman hayatı kararıyor. Yaşamak istemiyor ama diğer çocukları için yaşamak zorunda. Çok şükür ki, Bekir Abi sağ, esen ve hâlâ şahane bir biçimde başka bir gazetede yazıyor.

- Turgay Ciner neden Bekir Coşkun’un işine son verdi?

Bunu da Turgay Bey'e sorun. Niye bana soruyorsunuz? Başkası adına konuşamam.

“Ne yapayım; öleyim mi?”

- Medya elitlerinin, bazı haberlere karşı kayıtsızlıklarının onlara sağlanan büyük imkânlarla satın alındığı görüşüne ne dersiniz?

Hangi büyük imkân! Bana öyle bir imkan sağlanmadı hiç. Bana ev hediye eden bir patronum olmadı. Oturduğum evi neredeyse 20 yıl önce aldım. Gerçek değeri üzerinden aldım. Vergisini öyle ödedim. Yarısını başka bir mal satarak ödedim, yarısı için banka kredisi aldım. Öyle acayip imkânlar falan talep etmedim. Patronlarla tekne seyahatleri yapmadım. Sahip olduğum imkânların büyük bölümüne çocukken de sahiptim. O zaman da eleştiriyorlardı. “Zengin o yüzden rahat” diyorlardı. Şimdi de “Rahatını bozmamak için sesini çıkarmıyor” diyorsunuz. Ne yapayım? Öleyim mi?
Benim anlamadığım şu: Etkili ve okunan yazar olmak suç oldu. Okunmasam, yazdıklarım etkili olmasa kimse bir şey demeyecek. Kimler neler yazıyor, neler yapıyor kimsenin ruhu duymuyor. Benim bunca iş yaparak kazandığımın misli misli fazlasını kazanıp adını bilmediğiniz adamlar var medyada. Onlara kimse bir şey demez. Okunmak kabahat mi hanımefendi? Sabah’ı yönettim 550 bin tiraja çıktı, BİAK’ta Hürriyet’i geçti. Habertürk’ü çıkardım “Tutmaz” dediler, 400 bin tiraja çıktı 6 ayda.

“Pek çok gazetenin aldığı kâğıt, tirajının gerektirdiğinin 10’da biri kadar”

- Ulusal gazetelerin açıkladığı tirajları son olarak Fuat Avni yalanladı. Yakın zamana kadar yöneticilik yaptığınız için soracağız; hangi gazete aslında ne kadar satıyor, tirajlar hangi yöntemlerle yüksek gösteriliyor?

Hakikaten çok acayipsiniz. Bu ülkede kimsede hafıza yok. Bakın ben Habertürk’ü kurar kurmaz ne yaptım. “Tirajlar denetlensin” diye yıllarca yazdım. Söyledim. Habertürk’ün tirajını bağımsız denetime açtık ve açıkladık. Bizden başkası yaptırmadı. Sonunda biz de pes ettik ve vazgeçtik. Ben o dönemde “Bu tirajlar yalan” diye defalarca yazdım. Kimse tınmadı. Fuat Avni yazınca mı “Aaaa!” dediniz. Fuat Avni adındaki Twitter hesabının verdiği tirajlar üç aşağı beş yukarı doğru. Doğrusu yöntemlere çok hakim değilim. Dağıtım şirketleri daha iyi bilir o işleri. Ama pek çok gazetenin ithal ettiği veya satın aldığı kâğıt miktarı tirajının gerektirdiği kâğıdın 10’da biri kadar. Bazı gazeteler üniversitelerde, marketlerde, otobüslerde bedava dağıtılıyor. Ama bunlar yine de tiraj. Bazıları basmadığı gazeteyi tiraj diye yazıyor.

“Talepler, haberden çok bakış açısıyla ilgiliydi”

- Medya yöneticiliğinde elde ettiği imkânları kaybetme kaygısı, gazeteciliği ne kadar öteliyor?

Vallahi benim gazeteciliğimi imkânların kaybı korkusu öteleyemez. Ben gazeteciliğe başladığım günde de hemen hemen aynı standartta yaşıyordum. Gelişme olduysa Türkiye’nin gelişmesine paralel olmuştur o kadar. Gazeteciliğim ötelendiyse, başka kaygılarla ötelenmiştir. Daha doğrusu öteletilmiştir. Medyada zor olan yöneticiliktir. Baskı dönemlerinde arada kalırsınız. Siyasetçiyle patronun, hatta siyasi baskı yokken de reklam veren ile reklam müdürünün.

- Son dönemde yapmak isteyip de yapamadığınız, “öteletilen” haberler neler oldu mu? Olduysa, bunlar hangi haberlerdi?

Sildim hepsini kafamdan. Ama haberden çok haberin bakış açısı ile ilgili talepler gelmiştir.

Ece Temelkuran, Bekir Coşkun ve Amberin Zaman’ın işten çıkarılması…

- Habertürk'ü kurarken transfer ettiğiniz isimleri muhalif yazıları nedeniyle birer birer gazeteden atmak zorunda kaldınız. Bekir Coşkun, Ece Temelkuran, Amberin Zaman... Coşkun, ANKA’ya "Altaylı, beni arayarak işime son verildiğini tebliğ etti. Altaylı, editörler ve Habertürk'ün sahibinin işime son verilmemesi konusunda son derece çaba sarf ettiğini biliyorum. Ancak, baskı çok yoğundu yapılacak bir şey yok. İlk bertaraf olan ben oldum. Bir ormanda yangın çıkarsa, o ormanda hiçbir canlı kalmaz, bütün canlılar yanar. Türkiye'de de bir orman yangını var. Bunu hep söyledim. Bu yangın devam ediyor, bu gidişle de ormandaki yangın gibi herkesi yakacak" açıklamasını yaptı. Siz de sanki bir talimatı yerine getirdiğiniz yolunda izlenim verdiniz. Bu isimleri nasıl bir sürecin, ne tür konuşmaların ve tepkilerin veya baskıların sonunda işten çıkardınız?

Eeee, ne diyeyim yani.

- Transfer ettiğiniz bu isimleri korumayarak aslında işsiz bırakmış olduğunuzu düşündünüz mi?

Düşündüm tabii. Bu isimlerin bazıları zaten işsizdi belki ama sonuçta benim yanımdaydılar. Ben bu isimlerle nasıl bir gazetecilik yapmak istediğimi gösterdim. Ama yapamadım. Sonunda da bıraktım zaten. Sözümün eri bir adam olarak 5 yıl dedim ve 5 yılda bıraktım.

“Yiğit Bulut’u işten çıkaran Turgay Ciner’dir”

- Açık sözlü, açık yürekli cevap arayan bir soru; Habertürk'ü ne kadar siz, ne kadar "Alo Fatih" hatları, ne kadar patron yönetiyordu?

En başında sıfır müdahale ile ben yönettim. Bekir Bey’in çıkarılması dışında hiçbir müdahale görmedim. Başbakan’ın defalarca benim işten çıkarılmam için baskı yaptığını biliyorum. Bazıları tapelere yansıdı zaten. Sonrasında (Fatih) Saraç geldi. Yönetici olarak. Patron vekili ve yönetim kurulu üyesi olarak. Saraç’a “Bırakın beni gideyim. Sen de buraya kafana göre birini getir” dedim. Aslında Saraç’ın aklına yatıyordu ama Turgay Bey izin vermedi. Ama Turgay Bey’in hakkını kimse yemesin. Herkes fellik fellik iktidara yakın yazar bulup işe almaya çalışırken, Yiğit Bulut’u işten çıkaran Turgay Ciner’dir. Bakın sadece sermaye gruplarını suçluyorsunuz. Niye? Misyon gazeteleri var, oralarda tam bir fikir özgürlüğü var mı? Gazetenin sahibi olan kişinin, partinin, örgütün hoşlanmadığı bir şeyi o gazetelerde görebilir misiniz? Gazetelerin nasıl olacağına, o gazeteyi çıkaranlar karar verir. İster sermaye grubu olsun, ister başka bir grup. Ne bileyim Özgür Gündem’de MHP politikalarını öven yazar barındırırlar mı? Kendimle ilgili şunu söyleyebilirim; 2011’in ortalarına kadar tüm sorumluluk benimdir. Saraç geldikten sonra sürekli bir tartışma içindeydik. Her gün karşılıklı veya telefonda tartışıyor, didişiyorduk. Hatta bir gün eşim “Başta sana acıyordum ‘Ne çektin bu Saraç’tan’ diye, ama o da senden çok çekiyor gördüğüm kadarıyla” dedi bir telefon konuşmamızın sonrasında. O meşhur Alo’lar var ya Saraç’la aramda geçen. Onlar kesilip biçilmeden, tamamıyla yayınlansa utanacağım hiçbir şey yoktur. Ne kadar mücadele ettiğimin belgesidir o konuşmalar ama tamamı yayınlanırsa…
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.