Tekil Mesaj gösterimi
Eski 27.05.15, 20:12   #117
Mediter
Uzman Üye

Mediter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Apr 2012
Konular: 295
Mesajlar: 2,410
Ettiği Teşekkür: 34734
Aldığı Teşekkür: 14818
Rep Derecesi : Mediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Forum Gerçek 2015 Genel Seçim Anketi

Sevgili @SerseriGezgin,
Elbette herkes (bir başkasına baskı yapmadıkça) inancında ve düşüncesinde (oy kullanıp kulanmamakta) özgürdür. Bu nedenle de fikirlerine saygı duyuyorum, hatta bir çok saptamana da katılıyorum.
Hem sen, hem de bazı üyeler ''oy kullanmıyacağını'' veya ''boş oy kullanacağını'' yazmış.

Bu arkadaşların bazılarının, mevcut siyasi partiler arasında ''fark yok'' (!) sandıkları için oy kullanmadığını tahmin ediyorum.

Sanırım bazıları da, Türkiye'nin bu günkü düştüğü (düşürüldüğü) batak durumdan, AKP iktidarı kaybetse bile , iktidar olacak parti veya partilerin (demokrasi içinde hareket ederek) Türkiye'nin bu bataktan kurtaramayacaklarını düşünüyorlar.


(Bence) Türkiye'nin bu günkü (en önemli sorunları) açmazları aşağıdaki maddelerdir:

1- İşsizlik ve gelir dağılımı bozukluğu (adaletsizliği).
2-Tek adamlık (saltanat-diktatörlük) arayışları,
3-Hukukun siyasallaşarak iktidarın (AKP'nin) tekeline girmesi
4. Cumhuriyet'in kurulumuzan günümüze geçeni 80 yıllık dönemdeki iktidarların döneminde yapılan dış 130 milyar dolarlık dış borcu, AKP Hükümeti bütün kurumlarımızı satıldığı halde, (yaklaşık) 3 kat arttırarak (2012 sonuna göre) 337 milyar dolara çıkarılması. KAYNAK (Bu dış borca , yabancı bankalardan alınan krediler de eklenmesiyle dışborcun batağa dönüştüğü kolayca anlaşılabilir.
5-Türkiye Topraklarının ve değerlerinin (Fabrika, Liman, Kurum, Kuruluş, Maden, Baraj gibi) eşe dosta ve yabancılara peşkeş çekilip satılması.
NOT: Bankalarımız yabancılara satıldığı için bu bankalardan alınan bireysel kredilerde dış borç kapsamında sayılmalıdır.
6- Özerklik ve Bölünme tehlikesi (gerçeği)
7- Laikliğin (hukuken olmasa bile) fiilen ortadan kaldırılmış olması nedeniyle, tüm yollardan dindarlık propandası yapılması sonucunda (halkın büyük bir kısmı farketmese de) büyük bir hızla din (Şeriat) devletine doğru gidilmesi.

Şimdi farzedelim ki, 7 Haziran seçimlerini (CHP-MHP) kazanmış olsun ve büyük bir iyi niyet ve gayretle yukarıdaki sorunları çözmeye gayret etsinler.
1. maddede yer alan ''İşsizlik ve gelir dağılımı'' bozukluğunun düzeltilmesi ,
2. maddede yer alan ''tek adamlık- saltanat'' arayışlarına,
3. maddede yer alan ''HukukunSiyasallaşmasına'' (tepki ve direniş görseler bile) demokratik yasalar çerçevesinde çözüm bulabilirler.
4.Maddede yer alan ''Dış borç'' Konusuna gelirse, Türkiye toprağı ve insanıyla zengin ve fedakardır. Türk Halkı ikna edilirse (kemer sıkma politikası uygulanır, yerli malı kullanımı tekrar teşvik edilir ve AKP'nin savurganlık politikası terkedilir ,Türkiye'nin Jeopolitik konumu (başta Amerika olmak üzere) dış devletlere onurluca zorlanırsa bu dış borç kapatılabilir.

Asıl zorluk diğer 3 maddededir.
5- (Çıkarılan bir çok peşkeş yasasıyla) Yerli ve yabancılara, satılmış veya (25-50 yıl gibi) uzun sürelerce kiralanmış değerlerimizin (demokrasi ve uluslararası sözleşmelere uygun davranılarak) geri alınabilmesi mümkün değildir.

6. Maddede yer alan ''Bölünme tehlikesi'' konusuna gelince, AKP İktidarı öncesinde (2001 yılında) bitme noktasına gelmiş, yakalanan terörist başının ''Türkiye için, ne isterseniz yaparım!'' demeye başladığı dönemden,
gerek Irak'taki (Türk dostu ve Kürdistan devleti karşıtı) Saddam Hüseyin'in AKP'nin desteğiyle yıkılıp, yerine (Amerika'nın BOP'sini uygulayarak bölgede Kürdistan'ı kurdurabilmek için) yıllarca besleyip desteklediği , Talabani-Barzani ikilisi Irak sınırımızda söz sahibi olunca, doğal olarak da, kendileri gibi Kürdistan kurma hevesinde olan PKK terörislerine kucak açarak, gerek silah, gerekse de (başları sıkışınca) kaçıp sığınabilecekleri bir bölge sağladılar.

Böylece 2001 yılından önce (bölgede Bağımsız bir Kürdistan kurulmasına karşı olan) Türkiye ile Saddam Hüseyin Irak'ı arasında sıkışan PKK boğulmak üzereydi.


2002 yılında iktidara gelen AKP Hükümetinin desteklediği Amerika, Irak yönetimini yıkıp Saddam Hüseyin'inin asılmasını sağlayınca, PKK, Irak tarafındaki baskıdan (çendereden) kurtulduğu gibi, her türlü desteği görmeye başladı.

Ayrıca AKP Hükümeti'nin Terör Örgütü'nü ve elebaşını muhatap alıp görüşmelere ve tavizlere başlayınca, Türkiye tarafındaki baskı da ortadan kalktı ve PKK rahatça çoğalma ve sempatizan toplamaya başladı.
AKP İktidarı boyunca (13 yıl) verilen tavizler sonucunda (2000 yılı öncesi dönemde) PKK'yı açıkça desteklemeyen, desteklemekten çekinen sivil halk da, artık şehir merkezlerinde bile pervasızca terör örgütünü destekler, sayı üstünlüğünü elinde bulundurduğu şehirlerde güveliği sağlayacak timleri kurmaya kadar pervasızlaşmıştır.
Günümüzün bu şartları altında iktidara gelecek CHP-MHP Hükümetinin veya koaliasyonun (demokrasi içerisinde kalarak) hoş görü-anlayış çerçevesinde (barışçı yollarla) bölünmeyi önlemesi (imkansız olmasa bile) çok güçtür.
Diğer taraftan zaten kaba güç kullanarak çözüme CHP yanaşmaz, çünkü kaba güç ile (Özerklik isteklerini bastırmaya) çözüme yönelmek (iç savaşa kadar uzanabilecek) felaket olur.
Bu açıdan bakılınca,
ister tek başına CHP Hükümeti veya MHP Hükümeti olsun, isterse CHP-MHP Koalisyonu olsun, (terör örgütü ile olmasa bile) HDP ile görüşmeleri devam ettirmekten başka yolları kalmamıştır.


7. Maddede
yer alan ''Laikliğin ortadan kaldırılarak, devlet eliyle her alanda dindar ve kindar nesiller yetiştirilerek, din devletine gidişe'', yine demokratik kurallar çerçevesinde ''DUR!'' demek mümkün değildir.

Çünkü din alanında atılmış her adım ve laiklikten verilmiş her tavizin geri alınması mümkün değildir.
(Laikliğe aykırı olarak) Dindar ve kindar nesilleri yetiştirmeye yönelik atılmış adımları ve yatırımları, kaynakları önlemeye yönelik atılacak her adım (Türban gösterilerinin binlerce katı) tepki görecek , dine karşı yapılmış hakaret (dinsizlik ) olarak lanse edilecektir. Böylesi bir Laikliği geri kazanma hamlesine karşı yapılacak ''Din elden gidiyor'' feryadına MHP'nin sessiz kalması düşünülemez.
Bu nedenle laikliği geri alabilecek hiç bir hamleye MHP destek vermez.
Bu nedenledir ki, Atatürk'e ve onun eserlerine-ilkelerine düşman yeni nesiller yetişmeye devam edecek, her geçen yıl sayıları arttıkça ister AKP olsun isterse olmasın (AKP yerine kurulabilecek bir parti veya partisiz) din (Şeriat) devletine gidiş durmayacaktır.
Bir çok Atatürkçüye ve çağdaş yaşamlıya ''Din (Şeriat) devleti'' tehlikesi paranoya gibi gelmekte, bu tehlikeye dikkat çekenleri de dikkate almamaktadır.
Çünkü onların dikkatinden kaçan,
Bu gün bu kadar, Atatürk ve Laiklik düşmanının olmasının sebebi, 1980 askeri darbesinin , Amerika'nın (Sovyetler birliğini ve komünizmin yayılmasını önleyebilmek için) tüm İslam ülkelerinde uygulamaya koyduğu ''Yeşil Kuşak'' projesine uygun olarak ilk-orta ve liselere koyduğu, hafta da 2 saat ''zorunlu din dersi'' ve her ilde ve ilçede açılan ''İmam Hatip Liseleri''dir.
Eğer ilk-orta ve liselere konulan, 2 saatlik dindersi ve her il ve ilçeye açılan İmam hatip Liselerinin (25 yıl sonra) bu günkü ''Türklüğün ortadan kaldırılıp, ümmetleşmeye (Araplaşma) yol açtığını kabul edersek,
Günümüzde tüm okulların (hiç dindersi konulmamış askeri okulların bile) sayısı belli olmayacak kadar arapça ve dindersi ile doldurulması, bütün okulların müfredat ve kadroları ile İmam Hatip'e çevrildiğinin, anasınıfı öğrencilerinin bile türbanlanmaya başlandığının hatırlanması,
Devlet kaynaklarının (laikliğe aykırı olarak) dinin yayılması amacıyla sonuna kadar kullanılması, dini derneklere ve kurumlara yapılan bağışın vergiden düşürülmesi yasasının çıkarılması nedeniyle de, sonsuz kaynağın dinin yayılmasına aktarıldığı, yüzlerce dernek ve tarikatın mürit yetiştirme faaliyetlerine hız verdiğini düşününce,
(AKP Hükümetinden kurtulunsa bile) 15-20 yıl sonrasını hayal etmek zor olmasa gerek.

Bazı kişilerde (Çağdaş yaşamlılar da) dindar nesiller yetiştirmenin zararı olmayacağı ''Şeriat devletine'' gidilmeyeceğini sanırlar ve iddia ederler.
Çünkü onlar, (yeterli dini bilgiye sahip olmadıkları için) dini inancın Allah ve kul arasında ilahi bir duygu olduğunu, dini kurallara uyup uymamanın GÜNAH-SEVAP kavramıyla değerlendirileceğini, dolayısıyla (ne kadar dindarlık körüklenirse körüklensin) kendi tercih, yaşam şekli ve inançlarına hiç bir zaman baskı uygulanmayacağını sanırlar.


Onları bu (baskı olmayacağı) yanılgısına düşüren, Atatürk'ün Laiklik ilkesi nedeniyle 80 yıldır ülkemizde her bireyin inancında ve inançsızlığında özgür olmasıdır.
Çünkü Laik bir devlette, bir başkasının dini inancına veya yaşam tercihlerine karışmak suçtur, bu nedenle de 80 yıldır, Türk halkı dini inancında özgür yaşamıştır.
Oysa, din konusunda derin bilgisi olanlar bilirler ki, İslam ve Kuran' sadece Allah ve kul arasında oluşturulan (sadece ibadete dayalı) ulvi bir duygu değil,
Zekat ve Fitre'siyle (vergisiyle), tek tek suçlara verilecek cezanın açıklanmasıyla (kırbaç, kol ve bacakların, çapraz kesilmesi, kısasa kısas, recm vb) ismine ''ŞERİAT'' denilen bir yönetim şeklidir.
''ŞERİAT'' yönetiminin yasaları da, gerek Kuran'da, gerekse de sünnetlerde açıkça belirtilmiştir.
Bu nedenle, din eğitimine ağırlık verildikçe (dindar ve kindar) nesiler yetiştirildikçe, yeni yetiştirilen mürit gençlik, İslam'ın sadece ulvi bir duygu olmakla kalmayıp, ''ŞERİAT'' ismi verilen bir yönetim şekli olduğunu farketmekte, bu hedefe giden yolda en büyük engelin Atatürk'ün ilkeleri ve devrimleri ile onun izinde giden laiklik taraftarı olan Atatürkçüler olduğunu farketmekte ve bu kesime düşman olmaktadır.
Hiç bir şüpheniz olmasın ki, bu gün masumane dindar yetiştirilen yeni neslin büyük çoğunluğu, Laiklik taraftarlarına düşman ve dini kurallara uymayan yaşam ve tercihlere izin vermeyecek mürit militanlar olacaktır. Bu ortam da, kaçınılmaz olarak oluk oluk kardeş kanının döküldüğü iç savaşa yol açacaktır. Bu öngörümü ''hayal'' veya ''paranoya'' olarak değerlendirenler olacaktır.
O kişilere tek söyleyebileceğim, dünya üzerinde ki, (tüm) Müslüman ülkeleri izlemeleri (hemen hepsinde) bu ülkelerde görülen kargaşanın, katliamların sebebinin ne olduğunu araştırmalarını tavsiye ederim.
Araştırırlarsa göreceklerdir ki, Afganistan, Pakistan, Çeçenistan, Doğu Türkistan, İran, Irak, Cezayir, Fas, Mısır, Suriye, Ürdün, Tunus, Somali ve ismini sayamadığım tüm Müslüman ülkelerde yaşanan dindarlığın körüklenmesi sonucunda Şeriat yönetimine geçmek isteyenlerle, laik ve demokratik bir yaşam isteyenler arasındaki çatışmadır.
Bu durumun önlenmesi , demokratik kurallar içinde önlenmesi mümkün değildir.
Hatta demokrasi dışı baskı yolları izlense bile, 1960 Menderes döneminde başlayıp, 1970 yıllarda Amerika'nın körüklediği Yeşil Kuşak Projesi ile alevlenen, 1980 Darbesi tarafından hız kazandırılan, AKP tarafından da uçurulan, dindarlık akımı ŞERİAT taraftarı dindar-kindar militan müritler yetiştirmektedir.
Laikli taraftarları (şimdilik) tehlikenin farkında olmadıkları için savunmada kaldıkları ve ''laftan öte'' tepki göstermedikleri için bu gün için ''Çatışma ortamı yokmuş'' gibi görünmektedir.
Ama yakın zaman da kaçınılmaz olarak, çatışma ortamı oluşacaktır.
AKP Hükümeti'nin iktidarı kaybetmesi, bu kaçınılmaz sonu bir kaç yıl geciktirse bile, ''Ok yaydan çıkmıştır'' DİNİN FİRENİ YOKTUR, ÖNÜNÜ AÇARSANIZ ŞERİATA KADAR GİDER.
CHP iktidara gelse bile (10-15 yıl gibi uzunca bir süre) tek başına iktidara gelmedikten sonra, bu gerici gidişi durdurması mümkün değildir.
CHP'nin hem tek başına, hem de bu kadar uzunca bir süre iktidara gelemeyeceği herkes tarafından kabul göreceği için bu karanlık senaryondan kaçınılması mümkün değildir.
AKP'nin 7 Haziran seçimini kazanarak, devlet başkanlığı sistemine geçmesi bu çatışma ortamını öne çekebilir.
Bu nedenle, anarşist bir ruhla,
''Madem ki kaçınılmaz son gelecek, o zaman boş oy vererek veya oy kullanmayarak bu sonu öne çekeyim'' mantığıyla oy vermek istemeyebilirsiniz.
Ama, AKP'nin iktidarı kaybetmesi durumunda (küçücük bile olsa) bu kanlı sondan kurtulma ümidi vardır.

Bu nedenle de:
BU FELAKET SENARYOYU ÖNLEYEBİLECEK OY POTANSİYELİNE SAHİP TEK PARTİ OLAN CHP'YE OY VERMEK, AKLIN, MANTIĞIN VE VİCDAN'IN GEREĞİDİR.
__________________
Mediter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Mediter'in Mesajına Teşekkür Etti.