Tekil Mesaj gösterimi
Eski 12.06.15, 04:04   #23
Suzim
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Türk Hat Sanatı

AKLAM-I SİTTE: (Şeş-kalem)





Şeş - kalem diye Şöhret bulan altı nevi yazı şunlardır:

1-RİKA”: Dört bölüğü düz, iki bölüğü yuvarlaktır.
2-SÜLÜS: Bir buçuk bölüğü düz, bakisi yuvarlaktır.
3-NESİH: Muhakkak”a tabidir.
4-TEVKİÎ: Sülüs”e tabi olup, kalem kalınlığı onun üçte bir”i kadardır.
5-REYHANÎ: Yarısı yuvarlak, yarısı düzdür.
6-MUHAKKAK: Düzlüğü ve yuvarlaklığı değişik, çoğu harfleri bitişiktir.




Bugün dünyada en yaygın yazı çeşidi olan Latin yazısından sonra birinci sırayı alan İslam yazısı bu özelliğini öncelikle İslam dinine borçludur. İslamiyet'le birlikte ortaya çıkmaya başlayan İslam yazısı, İslam dini olmasaydı basit ve ilkel bir Arap yazısı olarak kalabilirdi. İslam yazısı, İslam dininin gelişmesine paralel bir gelişme göstermiş diğer kültürler İslam kültür potasında eridikçe yazı da buna bağlı olarak gelişip zenginleşmiştir.


Bu yazının İslamiyet öncesi ne kadar Araplara ait ise de İslamiyet sonrası da İslam dinini kabul eden milletlere aittir.Araplardan başka öteki İslam milletleri Türkler, İranlılar, Hintliler, Afganlılar, Afrikalılar ve Malezyalılar bu yazıyı ortak bir din kültür ve sanat yazısı olarak kullanmışlardır. İslam yazısı bu geniş coğrafi bölge içerisinde daha önce kullanılan yazıları yenerek onların yerini almış ve bu zengin yazı kültürlerinden etkilenerek plastik unsurlarını ve muhtevasını zenginleştirmiştir. Bu yüzden İslam yazısı zaman içinde olduğu kadar ülkeden ülkeye de farklılık gösterir. İslam yazısının bu açıdan tipolojisi yayıldığı ülkelere göre Hulefa Emevi, Abbasi, Endülisî, İranî, Selçukî, Osmanî olabileceği gibi Kufî Nesih Endülüs ve Magribî Rik’a Divanî Ta’lik olarak da sınıflandırılabilir. Bu tipoloji hem yazının tarihi hem de coğrafi değişimine ışık tutmaktadır. Bilindiği gibi genel olarak Kufî yazı İslamiyetin başlangıcında daha ziyade dini maksatla kullanılmıştır. Bu yazının daha çok Emeviler dönemine ait olduğu söylenebilir. Nesih yazı ise sülüs reyhani ve muhakkak yazıların prototipi olarak kabul edilebilir ve Abbasi dönemine aittir. Rik’a ve divani yazılar ise Türkler tarafından icat edilmiş. Talik yazı ise İran'da ortaya çıkmış olup Hatt-ı Farisi adıyla da bilinmektedir.


İslam yazılarının genel bir sınıflandırmasını yapmak hususunda kaynaklar arasında farklılıklar olduğu göze çarpmaktadır. Ayrıca bütün yazı türlerini içine alan bir sınıflama yapmak da mümkün görünmemektedir. Büyük Selçuklular tarihine ait bir eser yazan ve ayrıca ünlü bir hattat olarak da bilinen Muhammed b. Ali b. Süleyman er Ravendi nin yetmiş tür İslam yazısı yazmakta usta olduğu kabul edilirse konunun sınırlarının genişliği ortaya çıkacaktır.
İslam yazılarının çeşitleri konusunda kaynaklar Aklâm-ı Sitte (altı kalemşeş kalem) deyimi ile bilinen bir sınıflamadan söz ederler. Kufi yazıdan sonra ölçülü yazıların çeşitleri hakkında ki görüşler oldukça farklı ve değişiktir.


M.Bedreddin Yazır bu konuyu değişik kaynakları karşılaştırarak şöyle açıklamaktadır. Hat ve hattatan tespit ettiği şecereye göre Aklam-ı sitteyi ; sülüs, nesih, muhakkak, reyhani, tevki, rikaa olarak kaydediyor. Menakıbı Hünerveran ve Medeniyet-i İslamiye Tarihi de sülüs, nesih, talik, reyhani, muhakkak, rikaa olarak gösteriyor. Burhan-ı Kaatı da açıklandığı üzere bazıları talik i yedinci olarak almışlar ve ölçülü yazıların aslı yedi kalem olduğunu ve Heft Kalem denildiğini söylemişlerdir. Bu hale göre tertip şöyle olmak lazım geliyor : sülüs, nesih, muhakkak, reyhani, tevki, rikaa, talik.
Bu tertipte İslam dininin başlangıç yıllarında resmen on sırayı alan ve bu yazının yuvarlak karakterli Sami yazıyla karışımından doğan ve önce mensup ve daha sonra kufi denilen yazıları ve daha başka türleri içine almadığı görülmektedir. Yalniz kufi yazının besyuze yakin çeşidinin tespit edildiği kabul edilirse aklam-ı sitte tertibinin yetersizliği ortaya çıkacaktır.

E.Kuhnel Islamiche Schriftkunst adli eserinde İslam yazılarını geniş bir perspektif içinde sınıflandırmaktadır. Ancak burada bünyesinde hem düzlük hem de yuvarlaklık bulunan kufi yazıların hepsinin köşeli yazılar grubuna dahil edildiği görülmektedir. Yukarda da belirtildiği gibi kufi yazı yuvarlak karakterli Sami yazıyla tamamen köşeli ve yapısında yuvarlaklık bulunmayan makili yazının karışımından doğmuş ve islamiyette ilk defa Kuranı Kerimin yazımında kulllanılmıştır. Binaenaleyh bütün kufi yazıların köşeli olduğunu kabul etmek doğru değildir.Bu durumda Kuhnel in tipolojisine (1-köşeli yazilar2-yuvarlak yazılar 3- eğik yazılar 4- magribi yazılar 5-fantezi yazılar ) hem köşeli hem de yuvarlak yazılar olarak kufi turun eklenmesi köşeli yazıların makili ye tahsis edilmesi daha dogru olacaktir.Magribi yazının ayrı bir başlık altında incelenmesi uygun görülmemektedir. Çünkü magribi yazı terimi coğrafi bir bölgeyi ifade ettiği için bu tipolojiye uymamaktadır.



Bu duruma göre İslam yazılarının aşağıdaki sınıflandırılması plastik unsurları yansıtması acısından daha gerçekçi olacaktır.

1-yuvarlak yazılar
2-köşeli yuvarlak yazılar
3-köşeli yazılar
4-eğik yazılar
5-fantezi yazılar


Yuvarlak yazıların türlerini belirtmeden önce yazıların ortaya çıkısı hakkında söz etmek uygun olacaktır. Hemen belirtilmelidir ki yuvarlak yazıların doğusu konusunda batılı kaynaklarla İslam kaynakları arasında farklı görüşler vardır. Bütün ciddi kaynaklar İslam dininin başlangıcında iki tur yazı kullanıldığı hususunda görüş birliği içerisindedirler. Bu yazılardan birincisi genel olarak kufi yazıların da dahil olduğu ve başka türleri de içine alan köşeli yazılardır. İkinci grup yazılar ise yuvarlak karakterli olup nabati yazıdan türemişlerdir. Daha sonraları Sami adi verilen bu yuvarlak yazılar genellikle zarafet ve disiplinden yoksun din dışı maksatlar için kullanılmışlardır. Bu yazılar sanıldığı gibi kufi yazılardan çıkmamış fakat onun gelişiminden etkilenmişlerdir.Bir kısım kaynaklar ise yuvarlak yazıların kufi yazıdan doğduğunu belirtmektedirler. Bu kaynaklara göre yuvarlak yazıların ilki olan nesih yazı ilerde hakkında daha geniş bilgi verilen Ibni Mukle tarafından bulunmuştur. M.Beddrettin Yazır papürüslerde görülen ve nesih'e benzeyen yazının kalb ve irca kanunu altında zamanla sekil değiştirerek ve muhtelif isimler alarak Ibni Mukle ye kadar geldiğini kabul etmektedir. Fakat Ibni Mukle nesih yazıyı hat sanatında kufiden sonra başlı başına bir mebde ve hat taliminde bir esas bir mikyas kabul edilen sülüs yazıdan çıkardığını iddia etmektedir.
Bilindiği gibi Abdullah İbn Harun er Reşid el- Memun Abbasilerin siyaset ve kültür merkezi Bağdat da Beytül hikme adıyla bilinen bir bilimler akademisi kurmuştur. Burada el yazması halinde Arapçadan başka farsça, hindçe, rumca, süryanice, kıptça, dörtyüzbin kitap toplanmıştır.Beytül hikmede mütercimlerin kullandıkları yazı türü kufi olamayacağına göre bu yazıların yuvarlak bir yazı olması gerekmektedir. Zira kufi yazılar özellikle yapma kufiler incelendikleri zaman böyle bir çalışmaya uygun olmayacakları anlaşılacaktır. O halde nesih yazı ibni mukleden önce de kullanılmakta idi ve nesih yazının kufi yazılardan çıktığı görüşü de tarihi gerçeklere de uymamaktadır.



Pek çok çeşitleri bulunan yuvarlak yazıların başlıcaları şunlardır :

Nesih
Muhakkak
Reyhanî
Sülüs
Tevki
Rıkaa


a. Nesih Yazı: İslam yazı kültüründe başta kuranı kerimler olmak üzere dini kitapların yazılışında istinsahından nesih yazı kullanılmıştır. Bu yazının isimlendirilme şekli de istinsah kelimesi ile ilgilidir. Zira nesh bir şeyi kaldırıp onun yerine başka bir şeyi koymak nüsha çıkarmak manalarına gelmektedir. Bu açıdan nesih yazı kufi yazıyı kuranı kerim yazımından resmen kaldırarak onun yerine geçmiş ve mushaf nüshalarını çoğaltmakta kullanılmıştır.
İsimleriyle nesih yazının kapsamlı bir yazı türü haline gelmesi arasında bağlantı bulunan hattatlar Abbasi Halifelerinin saraylarından yaşamışlar ve önemli bir ekol meydana getirmişlerdir. Bunlardan “İmam’ül Hattatin” lakabıyla şöhret bulan Ebu Muhammed b. Ali b. Hasan b. Mukle (860–940) İslam yazısının kurucusu olarak kabul edilmektedir. Aynı zamanda çeşitli Abbasi halifelerine de vezirlik yapan Mukle hattatlıktan ileri gelen sanatçı kişiliği ile iktidarı ve servetini serbestçe kullanmış ancak sefalet ve yoksulluk içinde ölmüştür. İbni Mukle ( gözbebeğinin oğlu ) IX. Yüzyılın sonlarında sayıları yirmiden fazla olan yuvarlak yazıları güzelleştirmek için geometriden faydalanmıştır. Noktayı birim ölçüsü olarak alarak nesih yazıyı kufi yazılar ile beraber resmi yazı olarak kabul ettirtmiştir.
Nesih yazının İslam hat kültüründe Neshi Eyyübî, Neshi Memlükî, Neshi Selçukî, Neshi Osmanî gibi türleri görülmektedir. Nesih yazı Osmanlı imparatorluğu döneminde Kıblet’ül Küttab adıyla şöhret bulan Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman tarafından zevkli ve ahenkli bir şekilde yüksek bir dereceye çıkartılmıştır.
Nesih yazı Kuranı Kerim en’am duanâme yazımına tahsis edildiği için sürekli gelişmiştir. Çünkü genel olarak bütün hattatlar sanat hayatları boyunca Kuranı Kerim yazımına dini bir görev olarak önem vermişlerdir. Bu şu demektir her hattat nesih yazıyı çok usta olduğu ve ün yaptığı hat çeşidi kadar ustalıkla yazdığı dönemde kullanmıştır. Bu durum da nesih yazının gelişimini etkilemiştir. Nesih yazı hafız Osman’la kemalin zirvesine ulaşmış ve kuran İstanbul’da yazıldı deyimi ile bütün İslam dünyasında bu kemal kabul edilmiştir.


b. Sülüs yazı: İslam hat sanatında nesih yazı ile birlikte güzellikte birinci sırayı alan ve mikyas ül hat mizanül hat olarak da kabul edilen bu yazı abidevi bir yazıdır. Nesih ve sülüs yazının harfleri birbirine benzemekle beraber aralarında gene de farklılıklar vardır. Nesih yazının kalem kalınlığı 1 mm kadar sülüs yazının kalınlığı ise 25 mm dir. Nesihte zülfesiz olan elifler lamelif ler be ler cim ler kef kolları sülüste zülfelidir. Katt ı kalem yani kalemin yavaş yavaş kaldırılması sülüste daha belirgindir. Nesih yazı kıvrık ve daha yuvarlak çizgilerden meydana gelmekte kolay okunurluk ön planda görülmektedir. Sülüs yazıda nokta ve harekelerden başka süs harfleri plastik işaretler ( ha sin sad sıla ayın boru kefi yatık mim tırnak he ters tırnak tırtıl mimli tırtıl ) kullanılmaktadır. Sülüs yazı hattatlar için meşk konusu olmuş bu yüzden mizan ül hat kabul edilmiştir. Sülüs yazıyı kalınlaşmış bir tür nesih yazı olarak kabul edenler olduğu gibi muhakkak ve bazen de kufiden türediğini söyleyenler de vardır. Sülüs yazı plastik zenginliği sebebiyle istiflere müsait resim sanatına yakın ve fakat yer yer musikiye yaklaşan bir yazıdır. Bilhassa celi sülüslerin mimaride ve mezar taşlarında görülen örnekleri dikkat çekicidir. Türk İslam kültüründe ki mezar taşlarının plastik değerleri hakkında Bedri Rahmi Eyüboğlu şöyle söylemektedir:


Karacaahmet’te har vurup harman savrulan taşlar arasında öyleleri vardır ki cumhuriyetin ellinci yılına kadar diktiğimiz şalvarlı poturlu kasaturalı abideler bunların yanında çocuk oyuncağı kalır. Abide deyince akla gelen kelle kulak şalvar kasatura değildir. Abide her şeyden önce soylu bir geleneğin elle tutulur bir sonucudur. Taksim meydanına dikilen o cılız cansız abideyi Sabri Esat Siyavuşgil bundan kırk beş yıl önce şöyle anlatıyordu: bir kibrit kutusunu alın kibritleri boşaltın boşalan kutuya on on beş kibrit çöpünü rast gele yerleştirin. al sana taksim abidesi! Şimdi biz şunu savunuyoruz. Taksim abidesinin yanı başına ister Karacaahmet’ten ister Eyüp den ister Anadolu’nun en soylu mezarlarından bir taş getirip dikelim. Bakalım bunlardan hangisi daha ağır basacaktır?


Sülüs yazının bilinen en eski örnekleri İbn Bevvab ve Yakutu Mustasımi ye aittir. Bu yazının Emeviler döneminde kullanılan sülüs ve sülüsayn adı verilen yazılarla akrabalığı henüz bulunamamıştır.
Celi sülüs genellikle normal olarak 25 mm olan kalem ağzı genişliğinin kalemin müsaadesi nispetinde genişlemesiyle elde edilen yazıdır. Celi kelimesi hat sanatında normal büyüklüğü üstünde yazılmış şekil manasına gelir. Celi sülüs daha çok mimari eserlerin geniş alanlarında kullanılmıştır. Bu yüzden celi sülüslerin kendi iç kuralları bilinçli dış estetik amaçları için değiştirilebilmiştir. Plastik maksatlar için dik ve ufki hatlar satır uzunluğunun iki katına çıkabilir. Kalemin hareketi son derece düzgündür ve hareket sonunda zengin bir desen çeşitliliği ortaya çıkar. Bu kalem istiflerde birliği sağlayan en önemli unsurdur. Ufki keşideler değişikliği ve dengeyi sağlarlar ve monotonluğu önleyerek yazının görünüşüne rahatlık verirler. Türk İslam celi sülüs yazıları öteki İslam ülkelerinde olduğu gibi bitkisel ve geometrik süslemenin içinde değildir. Bunun sebebi Türklerin yazıyı ayrı bir sanat olarak değerlendirmelerinden başka güzelliği mimaride olduğu gibi sadelikte aramalarıdır. Bu yüzdendir ki celi sülüs yazıların anıtsal örnekleri Anadolu’da ki Türk İslam mimari eserlerinde görülmektedir. Mesela bazı Türk camileri adeta birer hat müzesi halindedir. Bunlardan Edirne’de ki Eski cami ve Bursa Ulu Camii bu caminin duvarlarında 87 levha halinde ise 105 yazı ünlü Türk hattatlarının eserleriyle doludur.


Sülüs ve celi sülüs türbe camilerde kitabe olarak besmele ve kelimei tevhid kelime i şahadet ve diğer dua metinlerinde murakkaalarda kullanılmıştır. Sülüs yazıyla yazılan yazılar çok azdır buna mukabil süre başlıkları ve hatimelerde sık sık bu yazı kullanılmıştır.

c.Reyhanî yazı: Reyhanî yazının nesinden türediğini ileri sürenler var ise de muhakkak yazıyla benzerliği sülüsle olan akrabalığını göstermektedir. Harf keşidelerinin yön zenginliği sebebiyle adını zarif gövdeli reyhan bitkisinden aldığı söylenmektedir. Ancak kaynaklar reyhanî yazının Ali b. Ubedur Reyhanî tarafından icat edildi ği konusunda müttefiktirler. Reyhanî yazının kalem kalınlığı muhakkak yazı kaleminin yarısı genişliğindedir. Satır üstünde ki dik hatlar sülüse nazaran düz ve daha uzundur. Tam kalemle başlayıp ince bir şekilde biterler. Tecvit işaretleri daha küçük bir kalemle konmakta ve üstün esre ötrenin yönleri sülüs nesih muhakkakta görüldüğü gibi satırın hareket yönünü takviye etmektedir. Muhakkak yazı gibi harf gözleri (ayn fek af vav vb) Açıktır. Bundan gayrı satır altına uzanan keşideler daha zengindir ve kesintiye uğramadan devam ederler. Dolayısıyla katı kalemler satır altında sağdan sola giderken daha temkinlidir. Çanaklı ve küplü harflerin devirli kısımları sülüs yazıdan daha açıktır. Reyhanî yazı daha okunaklı olduğu için kuran ı kerim dua kitapları murakkaa başlarında ki besmeleler kasideler ve şiirlerin yazımında kullanılmıştır. Kuran yazımında özellikle Memluklular ve İlhanlılar zamanında çok kullanılan reyhanî yazı Osmanlılar döneminde kullanılmamıştır.

d.Tevkî yazı: İcazet harflerinin yarısı düz ve yarısı yuvarlak olan tevkî yazı IX. Yüzyılda Abbasiler döneminde halifelerin imza yazısı olmuştur. Sülüs ve nesih yazının ortak özelliklerini taşımaktadır. Tevki ve rıkaa muhakkak ve reyhanî gibi iki kardeş yazıdır. Ancak tevki rıkaya nazaran ufki olarak gelişir ve hızla yazıldığı için kelimelerin arası birleştirilir. Tevkî yazının deseni rıkadan daha kalın ve daha az yuvarlaktır.

Tevkî yazı Osmanlı imparatorluğunda divani yazının esasını teşkil etmiş zamanla yerini divani ve celi divani yazılarına bırakmıştır. Türklerde özellikle tuğralarda imza tevkî ile atıldığı için tuğrakeşlere tevkîî adı verişmiştir.

Tevki ve rıkaa yazılarının XII. Yüzyılda Bağdatlı Ahmet İbn-i Muhammet İbn ül Fazl tarafından icat edildiği söylenmektedir. Tevkî yazı ferman menşur namei hümayun süferâname vakfiye sureti yazmak için kullanılmıştır.

e.Rıkaa yazı: Düzlüğü ve yuvarlaklığı değişik ve süratli yazıldığı için çoğu harfleri bitişik olan rıka yazısı birçok bakımdan sülüse benzer. Fakat harfleri sülüsten daha küçük ve eliflerin başında zülfe yoktur. Rıkaa yazısı haberleşme ( mukâtebât ve murâselât) yazısıdır. Rıkaa Şeyh Hamdullah’ın elinde çok gelişmiş ve giderek Osmanlı hattatlarının gözde yazısı olmuştur.

Rıkaa yazısının rik’a yazısıyla karıştırıldığı görülmektedir. Bilhassa Osmanlı Türklerinde XIX. yüzyıla doğru yaklaşıldıkça klasikleşen rik’a yazısı öz Türk yazısıdır. Bazı kaynaklar rıkaa yazısının sadeleşerek rik’a haline geldiğini iddia etmektedirler. Fakat rik’a yazısı hareketsiz olup Osmanlılarda günlük yazışmalarda kullanılmış zamanla bütün İslam ülkelerinin el yazısı haline gelmiştir. Rik’a yazısı Osmanlılarda özellikle Mehmet İzzet Efendi’nin elinde (1841–1903) iş yazısı olmaktan çıkıp sanat yazısı düzeyine ulaşmıştır.
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.