Konu: Bastonculuk
Tekil Mesaj gösterimi
Eski 16.06.15, 01:15   #3
Suzim
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,703
Ettiği Teşekkür: 15539
Aldığı Teşekkür: 22145
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Bastonculuk








Cumhuriyet Döneminde Baston
Bastonculuk, Cumhuriyet’in ilanından sonra ülke genelinde sesi soluğu duyulmadan Devrek’te gelişmeye devam eder. İlk olarak 1933 yılında Zonguldak’ta düzenlenen Tasarruf ve Yerli Malları Haftası’na Devrekli bastoncu Abdülaziz Salman da davet edilir. Bu sayede Devrek Bastonları toplu olarak ilk kez ilçe dışında teşhir imkânına kavuşur. Aradan üç yıl geçer ve Abdülaziz Usta, 9 Eylül 1936’da Kültür Park’taki yerinde ilk kez açılan İzmir Fuarı’na davet edilir. Devrek Bastonu bu sayede yabancı ülkelerin temsilcilerinin de katıldığı uluslararası bir organizasyonda ilk kez sergilenir.
II. Dünya Savaşı yıllarında (1939-1945) Devrek’te baston, duraklama devrine giriyor. O yıllarda askere giden gençler üç yılı aşkın süre silah altında kaldığından çalışan nüfusun önemli bölümü üretim dışında istihdam ediliyordu. Savaşın sonunda Devrek’te baston imalatı sadece iki dükkânda devam ediyor. Abdülaziz Salman Usta ile Abdulah Karagöz Usta bu dar boğazı ikili gayretleriyle aşmaya çalışırlar.
Bastonun iyisi kızılcık ağacından olur

Devrek Bastonu esas şöhretini, ince, zarif, dayanıklı olma özelliklerini bağrında toplayan hammaddesi kızılcık ağacından alıyor. İşlenmesi zor, yıllarca kullanılabilen sağlamlığı yanında diğer ağaçlara göre az bulunur olması da kızılcık ağacına olan ilgiyi artırıyordu. Kızılcık ağacı yanında dünyada 150 farklı türü bulunan ve gitar sapı olarak da kullanılan akçaağaç, akgürgen (kayın ağacı), ceviz, çam, gül, döngel (muşmula), çınar, fındık, meşe, kiraz ve porsuk ağaçları da bastona hayat veren alt yapıyı oluşturuyorlar.
Devrek’te bastonun atası olarak keten eğirme çıkrıkçılığı gösteriliyor. Onunla birlikte manda boynuzundan yapılan iki ucu siyah, ortası beyaz çubuk şeklindeki ağızlıklarla hüner kazanan usta eller bir adım öteye geçmekte zorlanmıyorlar. Devrek Bastonlarının ayırt edici özelliklerinden biri de baston ile baston sapının farklı malzemelerden yapılıyor olmasıydı. Baston sapı, manda boynuzundan olabildiği gibi daha özel imalatlarda ceylan, dağ keçisi bacağı da konulabiliyordu. Eski yıllara ait bu yapım teknikleri bugün çevreci bir bakış açısıyla tamamen terkedilmiş bulunuyor. Devrekli hiçbir usta keçi bacaklı bir baston siparişi kabul etmiyor. Bastonlar sapları bakımından da üçe ayrılıyor: Takma saplı olanlar, kendinden saplı olanlar ve şişli saplı olanlar. Baston imalatının ağırlığı el emeğine dayalıdır. Bu yüzden de değerini korumaktadır. Baston ustalarının kullandığı araçlar arasında, el testeresi, keski, çivi, çekiç, eğe, zımpara kâğıdı, matkap, freze aleti, divit, divit ucu, yakma makinesi, fırça, dişçi frezesi ilk akla gelenleri oluşturuyor.
Baston gövdesi üzerine uygulanacak işçilikte sedef, kemik, boynuz, değişik metaller, tel, boya, tutkal, mürekkep, kezzap ve vernik ağırlıklı olarak yer alıyor. Üzerindeki el emeği arttıkça bastonun değeri katlanıyor.






Baston İşte Böyle Yapılır!

Bir Devrek Bastonu imal edebilmek için neler yapılması gerektiğini, bu havalinin en sevilen insanlarından biri olan Fehmi Işık’ın oğlu Tansel Işık sırayla anlatıyor. Önce kesilen ham ağaçların, özel fırınlarda ısıtılarak düz hale gelmesi temin ediliyor. Buna “fırınlama” deniliyor. Sonra “tornalama” bölümüne geçiliyor. Bastonun sap takılacak kısmı, işleme yapılacak gövdesi ve uç monte edilecek sivri bölümü hazırlanıyor.
Bastonu gösteren elbette gövdesi olacaktır. O yüzden gövde üzerinde açılan faturalar sayesinde işlenecek desen markalanarak özenle yerleştirilir. Buradaki ölçü dededen-babadan kalma şaşmaz bir bölge ayrıcalığıdır: Göz kararı en önemli ölçü birimidir! Desenlerin işlenmesinde ise hünerli ellerin dansı başlar. Bastonda her aşama el emeği ile göz nuru arasındaki kutsal aralıktan geçer.

Her işlemeye uygun bir sap modeli var. Hangi bastona hangi sap takılacağına usta karar verir. Seçim Devrekli ustanın sanatına emanet edilmiştir. Sap üzerine “kavela” delikleri delindikten sonra, baston gövdesindeki erkek uç, sapa açılmış olan yuvaya tutkallanmış olarak yerleştirilir. Bastonların uç kısımlarına eskiden manda boynuzundan elde edilen küçük parçalar takılıyordu. Artık eskisi kadar manda bulunamadığından ve kimya sektörü bu alandaki açığı fazlasıyla kapattığından polyamit yerleştiriliyor.
Bu işlem de bitince sistire ve zımparalama yapılarak oyma ve törpü izleri tamamen temizleniyor. Renklendirme ve boyama saf nitrik asitle yakılarak tamamlanınca süslemeler için yakı kalemleri kullanılarak vernikleme aşamasına geçilir. Ve artık Devrek Bastonu vitrine çıkabilir.
Bastonun İkinci Miladı 1984 Festivali
Devrek Bastonu için savaş yılları dışında en kötü dönem, 1970’li yıllar kabul ediliyor. Çünkü ilçede bir tek Hüseyin Salman Usta kalmıştı. Sanatçılara özgü kıvamında aksiliği olan Hüseyin Usta, evinin altında keyfe keder haftada bir iki baston yapıyor. Kendisi eskiden gerçek bir baston ustasıyken 1955’te mesleğini bırakıp PTT’de memur olarak devlet garantisi altında yaşamını sürdürüyor. Eh kimsenin söyleyecek sözü olamaz her halde? Çünkü baston karın doyurmuyor. 1975’te Hüseyin Usta emekli olup da arkasına yaslanınca sanat damarı kabarıyor. Evinin altına küçük bir atölye kurup ilçenin armağan ihtiyacına yanıt veriyor.

Tansel Işık bu noktada Devreklilerin bir özelliklerini ifşa ediyor:
-Devrek’ten doktora giden, askerdeyken izine gelen buradan bir baston almadan yola çıkmaz.

Belki de Devreklilerin bu hatırşinaslığı sayesinde baston imalatı tamamen bitmiyor. Ama ciddi bir iş olarak da görülecek durumdan hayli uzaklaşıyor. Sadece Hüseyin Salman Usta’nın gayretiyle, incecik bir patika haline gelen geleneksel Devrek Bastonculuğu, Devrek’in hayırlı evladı olarak anılan Veysel Atasoy’un uğurlu elini bu koşullarda bekliyordu. 12 Eylül sonrasında yapılan ilk genel seçimlerde (1983) Zonguldak milletvekili olarak parlamentoya giren ANAP kurucusu Veysel Atasoy, 1984 yılında Devrek Baston ve Güreş Festivali’nin düzenlenmesi için devlet elini ilçeye uzatıyor. Atasoy o dönemde Turgut Özal kabinesinde (TC 45. Hükümet) Ulaştırma Bakanı olarak görev yapıyordu.
1984 Mart’ındaki yerel seçimlerde Sadık Hamarat ANAP’tan Devrek Belediye Başkanı seçilince bastonculukla Devrek arasındaki kültürel köprü için kolları sıvıyor. 6 Mayıs 1984’te “1. Devrek Baston Festivali” düzenleniyor. Ama etkinlik Bolu’nun doğa cenneti Yedi Göller’de yapılıyor.








Devrek, baston ve Raşit Korum

Devrek Bastonu denilince akla gelen isimlerin başında Raşit Korum yer alır. Uzun yıllar Devrek Bastoncular Derneği Başkanı olarak görev yapan Korum’un, ilçeleriyle baston arasındaki sanatsal bağı güçlendirmek için günün yirmi dört saati çalıştığını bütün Devrek yakından biliyor. Raşit Korum’un eski mesleği terzilik olmasına karşın, bastonun yeniden yükselişe geçtiği yıllarda üniversiteleri devreye sokarak bilimsel tezler hazırlanmasına ön ayak oldu. Sonra dünyanın en küçük bastonunu (6,5 cm) ardından da dünyanın en büyük bastonunu (7,52 metre) yaparak Guinness Rekorlar Kitabı’na Devrek’in adını yazdırdı. 3 Mart 1946 Devrek doğumlu olan Raşit Korum, 1958’de İsmail Güner Usta’nın yanında terziliğe başladı. 1968’de kendi dükkânını açtı. 1979’a kadar terziliğe devam etti. Üç yıl Devrek Terziler Derneği Başkanlığı yaptıktan sonra 1988’de bastona transfer oldu. 21 Haziran 1995’de Devrek Bastoncular Derneği’ni kurdu ve ilk başkanı oldu. 1970’de Aysel Kuyubaşı ile evlendi. Çocukları Ayşegül, Bülent, Tülay, Cemile ve Ayfer’in gelişleriyle aile genişledi. Raşit Usta’nın çocuklarından Ayşegül bugün, Devrekli kadınlara baston yapımı kursları vererek onlara meslek kazandırıyor. Bülent ise babasından devraldığı bastonculuk mesleğini başarıyla sürdürerek geleneksel el sanatlarının doğru damarı olan babadan-oğla meslek aktarmanın örneğini veriyor. Devrek Bastonu artık güvenilir yatağında yoluna devam ediyor.

Beykoz Dereseki Bastonu

Baston yapımının bir başka merkezi de İstanbul’un Beykoz ilçesine bağlı Dereseki Köyü. Baston üzerine yapılmış araştırmalarda Beykoz’un ve Dereseki’nin adı sıklıkla yer alıyor. Buna karşın Dereseki Köyü’nde yaygın bir bastonculuğun izleri yok.
Tek usta olarak Erol Akarsu’dan söz edilebilir. Çevrede “Tere Erol” adıyla tanınan bu sempatik adam, çocukluk yıllarında, okul öncesi dönemde bastoncularda çıraklık yapmış. 1943 doğumlu Tere Erol’un bu el sanatıyla tanıştığı yıllarda (1950’ler) Beykoz’da ciddi bir baston imalatı yapıldığını kendisi anlatıyor. Dereseki’ye komşu Akbaba Köyü’ndeki bastoncularla birlikte bölgede yirmiden fazla ustanın bulunduğunu söylüyor. Ağırlıklı olarak kestane ağacından ve kendinden kıvrık saplı olarak tasarlanan bastonlar, pazar yerlerinde, köylerde satılıyormuş. Sonra orman işçiliği eski cazibesini yitirip de gençler başka iş alanlarına kayınca bastonculuk da yavaşlayan bir tempo ile sona ermiş.
Erol Usta da gençlik yıllarını baston imalatıyla değil de profesyonel taksi şoförlüğüyle geçiriyor. Hayli renkli bir yaşam düzeyi yakaladığından ağır emek isteyen baston yapımı aklına bile gelmiyor.Ellili yaşlarına vardığında direksiyondaki hızı biraz kesilip de Dereseki’deki evinin bahçesine oturduğu zaman gözü, bahçesinden başlayan kestane ormanlarına takılıyor:
-Biz bir zamanlar bu köyde ne güzel bastonlar yapardık!
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.