Tekil Mesaj gösterimi
Eski 16.06.15, 14:15   #2
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18753
Aldığı Teşekkür: 20030
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Deli Halit Paşa | Yaşamı | Ölümü Üzerindeki Sır Perdesi


Halit Bey, Ali Rıza Bey Hükümeti zamanında Kafkasya Ordusu’na, 9 Tümen kumandanı olarak gönderilmiş, 27 Eylül 1920’de Ermenilere karşı kazanılan zaferde herkesin dikkatini üzerine çekmiş, bu nedenle 6 Aralık 1920’de Albaylığa yükselmiş, 1921 yılı başlarında Batı Cephesi’ne, Kocaeli kumandanlığına tayin edilmiş, II. İnönü, Kütahya-Eskişehir ve Sakarya Muharebelerinde bulunmuş, Büyük Taarruz’da Kocaeli Garp Kumandanı olarak görev yapmış, taarruzdaki başarıları dolayısı ile 31 Ağustos 1922’de generalliğe yükseltilerek ''paşa'' yapılmıştır.

Onun, Birinci Dünya Savaşı’nda, Milli mücadele ve Türk İstiklal Savaşı’nda 9 kere yaralandığı kayıtlarda vardır. 5 Temmuz 1923’te Ardahan vekili seçilmiş, mazbatası 11 Ağustos 1923’te onaylanmıştır.


Deli Halit Paşa, Yakup Cemil ve Topal Osman Ağa gibi bir komitacıydı. Çerkez Ethem ve Kuşçubaşı Eşref de dahil, bunlar adam toplamakta, onları eğitmekte ve saldırı başlattıkları yeri ele geçirmekte birebirdiler. Topal Osman Ağa’nın 2 Nisan 1923’de 12 adamıyla birlikte Ali Şükrü Bey’in katil zanlısı olarak Ankara’da öldürülmesinden sonra, komitacılardan bir o, bir de Kara Vasıf Karakol kalmıştı.


Deli Halit Paşa’nın Öldürülmesi

a) TBMM’de Vuku Bulan Olay:

Ali Fuat Cebesoy’a göre: Tarih 9 Şubat 1925’ti. Öğleden sonra saat 3.30. Meclise Kazım Özalp başkanlık ediyordu.

Bu sırada TBMM’de bir olay meydana geldi. Büyük Taarruz’da Kocatepe Grup kumandanlığı yapmış olan Ardahan mebusu Halit Paşa, Avrupa’dan te­daviden dönmüş, silah arkadaşlarının politikaya alet olduklarını işitmiş, onları ikaz etmek ya da nasıl hareket etmeleri gerektiğini söylemek için Meclis’e gelmişti. Kapıda onu Afyon vekili Ali Bey, Kozan vekili Ali Saip Bey, Cebelibere­ket vekili Avni Bey, Gaziantep vekili Kılıç Ali Bey, Cebeliberet vekili Hüseyin Avni Bey ve Elazığ vekili Hüseyin Bey karşıla­dılar.

O sert biriydi.

Aralarında tartışma meydana geldi. Beş kişi birlik oldular. Tartışma kavgaya dönüştü. Halit Paşa, Ali Bey’in üzerine yürüdü. Arkadaşları onu savunmak istediler. Silahlar patladı. Giriş salonunun kapısı orada, basamakların altında, Ha­lit Paşa Kılıç Ali’yi altına aldı, yumruklamaya başladı.

Dört kişi Halit Paşa’nın üzerine çullandılar. Kavga bitmiyordu. Meclis komiseri ve kapıcısı müdahalede bulunmadıkları gibi, oradan uzaklaştılar.

Bu sırada Meclis kapısından içeri Rize mebusu Rauf Bey girdi. Dayak yiyen Ali Bey’in arkadaşları ona, “Ne duruyorsun” dediler. Bunun üzerine bir el daha silah sesi geldi.

Halit Paşa vurulmuştu. Onu arkadan Rauf Bey vurmuştu.

Halit Paşa vurulunca kavga bitti. Olay yerine mebuslar koşarak geldiler. Halit Paşa’yı doktor muayene odasına götürüp yatırdılar.

O beş gün sonra burada, TBMM’de öldü.

Erzurum vekili Rüştü Paşa Halit Paşa’nın kendisine, “Üzerime ani olarak hücum ettiler. Bunun karşısında tabii başka türlü hareket edemezdim. Bana kahpelik ettiler. Rauf birden bire dışarıdan gelerek arkamdan beni vurdu. Madem ki onlar suistimal etmişler, ben bir daha onlarla beraber çalışmam” dediğini söyledi. O gün Meclis müzakeresi, meydana gelen olaydan sonra, ara verildiği yerden devam etti. Kürsüde konuşan Saruhan vekili Reşat Bey dedi ki:

Meclis’te bugün görüldüğü gibi bir derebeylik havası hakimdir. Bu nedenle arkadaşlarımız görüşlerini serbestçe ifade edememektedir. Efendiler, burası milletin meclisidir. Herkes kanaatini en iyi bir şekilde ifade edebilmelidir. Dahili nizamnamede Meclis’e si­lahlı olarak girilmeyeceği, girilemeyeceği belirtilmiştir. Bu madde bugünden itibaren istisnasız, hatta kayıtsız şartsız bir biçimde tatbik edilmelidir.

Meclis başkanı Kazım Özalp, o gün hiçbir şey olmamış gibi hareket etti, en ufak bir muamelede bile bulunmadı. Olayı kapattı. Meclis’in içinde bir cinayet işlenmişken, müsebbiplerini ve olayı mahkemeye intikal ettirmedi. Yalnız Ankara savcısı Meclis’e çağırıldı. Halit Paşa’nın ifadesi bile alınmadı. Doktor raporu açıklanmadan önce, “Tecavüze uğrayan Ali Bey’in kendini müdafaa ederken Halit Paşa’nın vurulduğu” şeklin­de Savcı tarafından açıklama yapılarak, basına haber tebliğ edildi. Savcının daha önceki olayların birinde bile tebliğ neşri görülmemişti. O söz konusu tebliği Halit Paşa’nın vurulmasıyla neden neşretti? Buna neden gerek görmüştü. Olayın meydana geliş tarzı henüz aydınlanmamıştır.

Peki, doktor raporu neden neşredilmemiş, Halit Paşa olay­dan 5 gün sonra, 14 Şubat’ta vefat etmesine rağmen, ilk günlerde zihni açık olduğu halde onun ifadesine neden başvurulmamıştı?

Harp cephelerinde, muharebe meydanlarında defalarca yaralandığı halde ölmemiş olan Halit Paşa, bir sokak kavgasına benzer kavgada, bir kahpe kurşunla öldürülmüş olması manidardır.
.......

Zeki Kadirbeyoğlu’na göre: Olay saat beşi on geçe başladı, o sırada silah sesleri duydum. Toplanma salonundan anında fırladım. O sırada üç el silah daha atıldığını duydum. Rüştü Paşa peşimde “nereye gidiyorsun” diye seslendi. Bu sırada ara salona varmıştım. Orada cümle kapısından elinde tabancayla Avni Bey’in ara salona girerken gördüm. Basamakların yanında Kılıç Ali bulunmaktaydı. O duvarın dibinde sürünerek ilerliyor, bir yandan belinde silahını çıkarmaya çalışıyor, ancak şaşkınlığından bunu da beceremiyordu.

Elimdeki silahın namlusunu Avni Bey’e doğrultarak ona tabancasını yere bırakmasını söyledim. O sırada Rüştü Bey ve Muhtar Bey geldiler. Avni Bey, “Aman ne yapıyorsun, bu tabanca benim değildir. Kapı aralığında kavga edenlerin elinden aldım” dedi. Rüştü Bey söylenen yere koştu. Kılıç Ali’ye odasına girmesini söyledim.

Gördüğümde, Halit Paşa rengi atmış bir halde, ayakta sallanıyordu. Onu kucaklayıp yol sergisinin üzerine yatırdık. Yaranın nerede olduğu görünmüyordu. “Paşa seni kim vurdu” dedim. Halit Paşa, “Kel Ali’yi altıma aldım, **** Rauf üstümden bana ateş etti” dedi.

Halit Paşa’nın yeleğinin düğmelerini çözdüm. Baktım ki, beyaz gömlek kana bulanmış. Halit Paşa nefes alırken zorlanıyordu. Gözleri kapalıydı. Boynundaki kravatı çözmeye çalıştım, çözemedim. O sırada Rize vekili Rauf Bey yanıma geldi. Onun da rengi kaçmış bir haldeydi. Endişeden titriyordu.

“Nasıl oldu?” dedi.

“Vurduğun adamı bana mı sormaktasın? Paşa’nın kendisi itiraf etti” dedim.

Bende bıçak yoktu. Rauf’un bıçağını alıp, kravatı ve kolalı yakayı kestim. Rauf da hemen yanımızdan uzaklaşıp gitti.

İki gün sonra meclise bir sorgu hakimi geldi, ifadelerimizi almaya başladı. Olayı anlattık. Meclis de, Rauf’u kurtarmak için, Afyon vekili Ali Bey’in müdafaayı nef zımnında ben vurdum diyerek (üzerine alması kararlaştırıldığından) o bunu yaptı. Bu nedenle Ali Bey, hem kendini hem de Rauf’u kurtardı.

Katil Rize vekili Rauf’tur.

Zeki Bey, Rüştü Paşa’ya yaralıyı gösterip “Paşa, burada olmaz” demiş. Bağırmış, çağırmışlar, ne bir hademe ne de bir polis gelmiş. Muhtar Bey salona koşup kapıdan, “Bir doktor arkadaş çabuk yetişsin‟ diye içeri seslenmiş, sonra gelmiş, o koltukları altından, Zeki Bey ve Rüştü Paşa da ayaklarından tutmuşlar, ara salon kapısından içeri girerek bir kalem odasına, katiplerin yardımıyla üç masayı birleştirip, üzerine Halit Paşa’yı yatırmışlar. 20 dakika geçtiği halde kimse gelmemiş. Zeki Bey’in kolu Halit Paşa’nın başının altındaymış. Bir süre sonra hafif baygınlık geçirmiş. Derken Meclis müzakereye ara verince bir kalabalık odaya doluşmuş.


Halit Paşa'nın öldürüldüğü TBMM önünde Kel Ali namıyla anılan Ali Çetinkaya -önde sağdan ikinci-, olaya adı karışan arkadaşları Kılıç Ali -ön soldan ikinci- ve Hüseyin Bey ile gövde gösterisi yaparken. Ön sol baştaki Dr Reşit Galib'dir.

Arkada ortadaki, mebus savcı Necip Ali'dir.
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.