Tekil Mesaj gösterimi
Eski 16.06.15, 14:17   #3
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,681
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Deli Halit Paşa | Yaşamı | Ölümü Üzerindeki Sır Perdesi

b) Diğer Anlatımlar:

H. V. Velidedeoğlu’na göre: Halit Paşa, TBMM 2. dönem seçimlerinde mebus olmuştu. Mustafa Kemal'e can-ı gönülden bağlıydı.

9 Şubat 1341 (1925) Pazartesi. O gün küçük defterime bir not düşüp, “Bu akşam dairede nöbetçiydim. Büyük bir tehlike atlattım. Halit Paşa, Ali Bey'i, Ali Bey de Halit Paşa'yı yaraladı. Silah sesleri üzerine kalem odasına sığındım. İyi ki tecessüsüme mağlup olarak arkalarından gitmedim. Bir felaketten kurtuldum” diye yazdım.

İptida bu işin sebebi neydi, bilmiyordum. Ankara Palas'ın karşısında mukim İkinci Meclis binasının kapısından, her iki tarafında aynalar bulunan küçük bir giriş salonuna, oradan basamakla alt katta bulunan ara salona girilirdi. Giriş salonu ile bu ara salon arasında kendiliğinden kapanan kapılar vardı. Ara salona girilince soldaki ilk oda, benim kalem odamdı. Pencere kısmı Ankara Palas’a bakıyordu. Akşama doğruydu. İç kısımda bulunan muhasebeden odama gelirken baktım, aynaların önünde Afyon vekili Ali Bey, Kılıç Ali ve Rize vekili Fuat Bey… ayakta duruyorlar. Bu sırada Halit Paşa, vestiyerden paltosunu alıp giymiş, çıkış kapısına doğru yürümeye başlamıştı.

Daha önce Halit Paşa'nın geçerken onlara bir şeyler söylediğini görmüştüm. Merakla bekledim.

Halit Paşa geri geldi ve Ali Bey'e, “Haydi, erkeksen gel” dedi.

O da, sağ elini uzatıp, “Gelirim be, ne olacak?” dedi.

Halit Paşa önde, onlar arkada yürüdüler. Ara salondan aynalı portmantolar bulunan aralık kısma geçtiler. Peşlerinden gidecek oldum, vazgeçtim. Çok geçmedi, silah sesleri duydum. Meclis'in dışından geldiğini sandım, bakmak için ön pencereye koştum. Kimseler yoktu.

Anladım ki, silahlar girişe çıkan aralık kısımda patlamıştı. Ertesi günü, tavanda ve sağ aynalı portmantonun ayağında kurşun yerleri gördüm. Halit Paşa tarafından Ali Bey'in vurulduğunu sanmıştım. Meğer Halit Paşa, aralık kısımda basamakları inerken geri dönüp tabancasını çekmiş ve ateşlemiş. Ama Ali Bey, birden kendini onun ayağına atmış. Bu durumda kurşunlardan isabet almadığı gibi, birlikte yere düşmüşler ama, kendisi altta kalmış. Halit Paşa onu dövmeye başlamış. Ali Bey silahını çıkarıp Paşayı vurmuş. Kendisi yüzündeki sıyrıklarla kurtulmuş, anlaşıldı ki kurşun da şakağını sıyırıp geçmiş.

Aralık kısımda vurulan Halit Paşa’yı sağ taraftaki odaya kaldırmışlar. O akşam nöbetçi olduğumdan gece saat 10’a kadar kalemdeydim. Hekimler odada Halit Paşa’nın tedavisini yaptılar. Savcı ve zabıt katipleri de gelerek Ali Bey’in ve arkadaşlarının ifadesini aldılar. Halit Paşa’nın bile ifadesini almışlar. O kendisini ilkin Rize vekili Fuat Bey’in, daha sonra ise Ali Bey’in vurduğunu söylemiş. (Öyle dediler.)

Gazi Mustafa Kemal Paşa, olayı haber almış ki, Saat akşam 9’dan sonra Meclis’e geldi. Halit Paşa’nın odasında bir süre kaldı. Yüzü çok asıktı.

Birkaç gün sonra 14 Şubat Cumartesi günü küçük defterimi açıp, “Halit Paşa ölmüş. Sabahleyin istasyona gittik. Naaşını trenle İstanbul’a götürdüler. Nöbetçi olduğum akşamki vak’a, hayatımın nihayetine kadar unutamayacağım pek canlı vakalardan biridir. Muharebe meydanlarında birçok kurşun yediği halde ölmeyen adam, ehemmiyetsiz bir asabiyet yüzünden yuvarlandı gitti.” yazdım..


Yıllar Sonra Bir İtiraf:

(Bu bilgi; Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Mecliste Silahlar Konuşuyor, Dünden Bugüne, 19 Ekim 1911 isimli eserinden alıntı ve kaynaktır)

Olayın bir başka boyutu daha vardır. Babamın Hüseyin Bey adında bir lise hocası vardı. Onun ziyaretine giderdik. Konuşurken laf arasında bir ara, 1932 senesiydi, dedi ve devam etti: Askeri tıbbiyede müzakereci teğmendim. Odamızda toplanır, sohbet ederdik.

Arkadaşlarımızdan biri de Yüzbaşı Daim Bey’di. Kalabalıktık. O bize Deli Halit Paşa’nın öldürülme olayını anlattı:

“Ben, Çankaya’da muhafız alayındaydım. Bir gün iki üsteğmeni ayırdılar. O zaman ben üsteğmendim. Muhafız alayı kumandanı Albay İsmail Hakkı Bey emir verdi. “Yarın mecliste bütçe müzakeresi olacak. Sen tabanca belinde, kürsünün bir tarafında ayakta bekleyeceksin” dedi. Öbür üsteğmen arkadaşıma da kürsünün öte tarafında ayakta beklemesini söyledi. Sonra bana, “Bahriye Vekili İhsan Bey kürsüye çıkarsa, kürsüde konuştuğu müddetçe, sen hep locaya bakacaksın. Locadan işaret geldi mi, tabancanı çekeceksin, İhsan Bey’i kürsüde vuracaksın”; arkadaşıma da “Sen de, Halit Paşa’yı böyle vuracaksın” diye emir verdi. Tesadüfen o gün İhsan Bey hastalandı, meclise gelmedi. Halit Paşa kürsüye çıktı. Malûl gazilerin maaşlarının artırılmasını müdafaa ediyor; sert konuşuyordu. Adı üstünde Deli Halit. Kel Ali ekibi yuh diye bağırıyor, bir yandan da sıra kapaklarına vuruyorlardı. En sonunda “Para yok; bütçe müsait değil” dediler. Bunun üzerine Halit Paşa, “Ben Kars’ta Ermenilerden yetmiş araba mücevher alıp Ankara’ya gönderdim. Ne oldu bunlar?” dedi.”…. “Tam bu sırada işaret geldi. Arkadaşım tabancasını çekip Halit Paşa’yı vurdu. Halit Paşa,”…. “yıkıldı. Fakat ölmedi. Kel Ali,”…. “geldi. Kendi tabancasının dipçiğiyle Halit Paşa’ya vurmaya başladı. Hemen götürdüler. Birkaç gün sonra da öldü.”

“İkinci hikaye seneler sonra anlatılır. Gülhane’de iki subay var. Bir dost meclisinde bahsettikleri meseleler bize kadar intikal etti. Fakat mesele tüyler ürpertici.

Subaylardan birisi Lebip Bey, diğeri Daim Bey.

Daim Bey, İsmet İnönü’nün yaveri.”….

“Diğer hikaye bizim konumuzla alakalı. Meclis’te bütçe konuşmalarının öncesi. İki muhalif kişi için talimatlar geliyor. Lebip Bey’e işaret gelince Bahriye Nazırı İhsan Paşa’yı vurma emri veriliyor. Ruaf Bey’e de işaret geldiği zaman Halit Paşa’yı vurma emri veriliyor.

İhsan Paşa o gün hasta olduğu için görüşmelere gelemiyor. Kendisi ölümden Lebip ise cinayetten kurtuluyor. Fakat Halit Paşa aynı şansa sahip değil.”
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.