Tekil Mesaj gösterimi
Eski 16.06.15, 14:22   #4
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18753
Aldığı Teşekkür: 20030
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Deli Halit Paşa | Yaşamı | Ölümü Üzerindeki Sır Perdesi

a) Cinayetin Siyasi Boyutu:

Halk Fırkası’ndan ayrılıp Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurmak isteyen Kazım Karabekir, Ali Fuat, Refet ve Cafer Tayyar Paşalara Halit Paşa olumlu bakıyor, yeni oluşumda yer alacağı bekleniyordu. Fırka kurulduğu gün gazeteciler bunu Halit Paşa’dan sormuştular. O, henüz karar vermediğini, ancak TCF’nin programını incelediğini, kararını henüz vermediğini söylemişti. TBMM’de vurulduğu zaman, cebinden TCF programının çıkması bu beklentiyi haklı çıkarmıştı. Aralık ayında yapılan ara seçimlerdeki tavrı da onun TCF’ye yakında katılacağı düşüncesini pekiştiriyordu.

Ara seçimlerde Cumhuriyet Halk Fırkası’nın vekil adayı İstanbul Belediye Başkanlığı’nı yapan Emin Bey’di. TCF’nin bağımsız adayı ise Nurettin Paşa’ydı. Halit Paşa’nın tavrı Nurettin Paşa’dan yanaydı.

Bursa’ya gelen Afyon vekili Ali Bey, Emin Bey’in seçim çalışmalarını desteklemiş, Halit Paşa da onu görmüştü. Bu nedenle aralarında bir mesele geçmişti. Ali Bey durumu Mustafa Kemal Paşa’ya aksettirmişti. Devreye Meclis başkanı Kazım Özalp sokulmuş, Kılıç Ali Bey de Halit Paşa’yla Ali Bey’in arasını bulmak istemişti. İkisini Fresko’nun barında buluşturmuştular.

TCF 17 Kasım 1924’te kurulmuş, 5 gün sonra İsmet Paşa hükümetinin yerine Ali Fethi Bey hükümeti gelmişti. Halit Paşa, TCF’nin kuruluşundan 84 gün sonra 9 Şubat 1925’te vurulmuş, 5 gün sonra 14 Şubat’ta ölmüştü. Bu birbirini takip eden her iki olay tesadüf müydü?

Katil zanlılardan Rize vekili Rauf Bey, 3 Mayıs 1925’te ölmüştür. Onun bu ölümü Halit Paşa’nın vurulmasından 84 gün sonraydı. Bu da mı bir tesadüftü?

Acaba Rauf Bey’in ölümü normal ölüm mü, yoksa başka bir nedenle miydi? Bu hususta herhangi bir açıklama yok.

Ancak kafalarda soru işareti var.

Bu hususta, “Derken bir şeyler oldu ve olaydan yaklaşık 50 gün sonra Rauf (Benli) hastalanıp ölüverdi. 50 gün önce sapasağlam olup Deli Halit Paşa gibi biriyle boğuşan Rauf’un akıbeti hâlâ meçhuldür” denir.

Rauf Bey’in adı o sırada Kılıçhane Rauf’tu. Çünkü soyadı kanunu daha sonra çıkarılacak, ailesine Benli soyadı verilecekti.

Hakkındaki bilgide gördüğümüz gibi, o 1922 yılında Ankara Merkez Komutanı olmuş, 1 Ağustos 1923’te Rize’den mebus olarak TBMM’ne girmişti.


b) Cinayetin Tartışmalar Boyutu:

Halit Paşa’yla Afyon vekili Ali Bey arasında olaydan önce ciddi tartışmalar yaşanmıştı. Bu ikisinin arasında anlaşmazlık Trablusgarp Savaşı’na dayanmaktadır. Trablusgarp Cephesi’nde Yüzbaşı Halit Bey’le Ali Bey aynı yerde görev yapmaktaydılar. İkisi arasında sürekli tartışma çıkıyor, anlaşmazlık halini alıyordu.

Bu nedenle Mustafa Kemal ve Enver Beyler tarafından Ali Bey’in yeri değiştirilip o başka bir askeri bölüme verildi. TBMM’de 2. Dönem seçimlerinde ikisi de aynı partide yer almasına rağmen tartışmalar devam etmiş ve yine anlaşmazlık halini almıştır.

Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Halit Paşa’dan bahsederken onun cephede durduk yere adam vurduğundan birilerinin söz ettiğini, kendisinin de bunu duyduğunu, ancak söylenenlerin doğru mu, uydurma mı olduğunu bilmediğini söylüyor, hakkında anlatılan bir öyküye yer veriyor.

Bu herhangi bir Türk subayına yakışacak bir durum değil, Halit Paşa’nın yaptığını da sanmam. Ancak söz konusu laflar nereden çıkıyordu? Kimler bir araya gelip bu lafları üretiyor ve piyasaya sürüyordu?

Asıl mesele budur?
.........

H. V. Velidedeoğlu Meclis’te görevli biri. Herhalde o, bu lafları Meclis’te bulunan birilerinden işitmişti. Aynı sözler Yakup Cemil hakkında da çıkarılmış, onun hakkında, “Emrini yerine getirmeyen veya mağlubiyete sebep olduğunu düşündüğü herkesi sorgusuz sualsiz ya kurşuna diziyor ya da astırıyordu” denmiş.

Bu laflar söylenirken devamında övgüyle adından söz ettirerek kendini ön plana çıkaran birini görüyoruz, Kel Ali namıyla maruf Afyon vekili Ali Bey.

Güya Kel Ali, Yakup Cemil Bitlis’e gelince onu başıbozuklukla itham ederek bağırmış, çağırmış, azarlamış, en ufak bir şeyde silahına sarılıp adamı alnından vuran Yakup Cemil, hakaretlerin birine bile ses çıkarmamış, Kel Ali’nin karşısında sus pus olmuş, durumu görenler şaşırmış. Yakup Cemil’i az buçuk tanıyanlar tabi ki bu laflara inanmaz. Ama Kel Ali’nin bir huyu vardır, nerede adından söz ettiren ve efsane haline gelmiş biri var, onun hakkında asılsız laflar çıkarttığı gibi kendini ön plana koymak.

O bunu huy edinmiş.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ndan bahsederken dipnotta kaynak göstererek belirttiğimiz gibi, Kel Ali’yle Said-i Kürdi arasında Bitlis’ten gelen bir münasebet var. Kumandan Kel Ali, Said-i Kürdi’yi ata bindirir, onu siperlerin önüne çıkarır, gösteri yaptırır, Said-i Kürdi’ye ne mermi işler, ne top tesir edermiş. Bunu değiştirip anlatan biri Said-i Kürdi’den söz ederken, “üç gülle ölecek yerine isabet ettiği halde, biri hançerini, diğeri tütün tabakasını delip geçmiş ve kendisine bir zarar vermemiş” diyor. Kaynak olarak da Said Nursi'nin “Tarihçe-i Hayat” adlı eserini göstermiş.

Dikkat edin mermi değil, gülle… Gülle yuvarlak olduğu gibi, ağızdan doldurma topun namlusundan çıkan demir gibi nesneye denir, Osmanlıcada da bu kelime kullanılır. Ruslar 1891 yılından beri Mosin Nagant tüfekler kullanıyordular. Bunlar bilya değil, mermi atıyorlardı

Said-i Kürdi, Bitlis savunmasında bulunmuş, bu doğru. Ancak o ve arkadaşları Bitlis boşaltılırken düşmanın eline geçmesin diye, topların nakliyesinde kullanılmış. 20 top değil, 8 top kurtarmışlar. Bunu da o dönemin Bitlis valisi kurtarılan 8 top adedini İstanbul’a bildirmiş, Said-i Kürdi’nin adından bir kere bile söz etmemiş. 10. Dipnottaki yazar, kaynakta belirttiğimiz bilgiyi veriyor. Yani Said-i Kürdi tencere, Kel Ali kapak. Yuvarlanmış, birbirlerini Bitlis’te bulmuşlar. Yalan ve palavrada, hatta birilerini karalamada yarış halindeler.

Yalan ve palavra Dr. Reşit Galip’te de var. Bu doktor Mustafa Kemal’le 1923 yılında Mersin’de tanışmış. Onun isteğiyle 1924 yılı Aralık ayındaki ara seçimlerde Aydın vekili seçilmiş. Ancak Reşit Galip, "Mustafa Kemal Ankara`ya geldikten bir süre sonra ilginç bir rüya görmüştü. Ertesi gün bana şöyle anlattı. “Reşit Bey, rüyamda bana ‘Paşam İnönü`den ne haber?’ diye sordunuz. Ben de ‘vaziyet kritiktir` cevabı verdim. ‘Kritik nedir? Anlamadım ki!’ dediniz. Ben de ‘Bunun cevabını 15 dakikaya kadar veririm’ diyerek odama çekildim”diyerek bir kehanette bulunur.

Ali Saip’te bile yalancılık ve palavracılık var. Türklerle yapılan anlaşmayla Urfa’yı 10-11 Nisan 1920’de boşaltan Fransızların, o akşam yola çıktıklarında sabaha karşın baskın yiyip, en az 100 Fransız askerin durduk yere öldürülmesi olayı… Güya o gece Fransızlar sabaha karşı Türk köylerine baskın yapmışlar, Milis kuvvetler de onları öldürmüş. Onun raporunda bu yazıyor.

Yozgat İsyanı’nın bastırılmasından söz ederken, bu isyanı bastırmak için gönderilen “Kılıç Ali Bey, kimseye bir şey söylemeden, Ankara’ya bile haber vermeden emrindeki birlikleri alıp Boğazlıyan ta­rafına çekildi ve beklemeye başladı. Onun moral bozucu davranışlarda bulunduğu, hat­ta Akdağmadeni halkının isyancılara katılmasında ve isyancılara sempati duymasında kat­kısının bulunduğu söylenir.” Ancak Ankara’ya göndermiş olduğu raporda Kılıç Ali, “Ya­nımda 60 atlıdan başka güveneceğim kimse yoktur” demiş, 2 topla takviye edilmesi gerektiğini yazmış, ayrıca Çerkez Ethem kuvvetlerinin Çapanoğulları’na karşı Yozgat’a taarruza geçerse kendisinin de taarruz geçerek ona yardım edeceğini belirtmiş olduğu halde, isyanın bastırılmasından sonra, Yozgat’ta yapmış olduğu kahramanlıkları Ankara’da anlatmaya başlamış.

Vikipedi’de hakkında bahsedilirken, Kılıç Ali’nin Kırşehir isyanını bastırdığından söz edilir. Ancak Kırşehir’de isyan çıkmamış ki bastırsın. Mucur’da ikamet eden Alevi dedesi Çelebi Efendi, isyanın çıktığı Yıldızeli’ndeki isyancıları teskin için gönderilmek istenmiş, o da hasta olduğunu söyleyerek gitmemiş, bunu da adı geçen yazımda belirtmiştim. Görülüyor ki sırf Kel Ali ve Dr. Reşit Galip değil, Ali Saip ve Kılıç Ali de Said-i Kürdi gibi yalancı ve palavracı. Necip Ali’nin yalan ve palavrası nedir? Elbette onun da vardır ama, şimdilik bilmiyoruz. Bunlar tam anlamıyla Yalan ve Palavra Şebekesi.

Halit Paşa, Kemalettin Sami Paşa'ya yazmış olduğu mektupta, "Mücadele yıllarında nerelerde olduğunu bilmediğim adamların dilinden kurtuluş, memleket, mücadele lafları eksik olmuyor"demektedir.

O, Meclis’te Kel Ali, Kılıç Ali, Rauf ve Hüseyin Avni Bey’lerin bir köşeye çekilmiş, kafa kafaya vermiş bir halde fısıldaştıklarını görmüş, onları bu halde görünce bağırıp çağırmış, Kel Ali’ye, görüşeceğiz, peşimden gel, demiş, sonra giderlerken dönüp birden ateş etmeye başlamış…


c) Cinayetin Yolsuzluklar Boyutu:

Halit Paşa kürsüde adeta kükrermiş. Dönemin mebus hatıralarında “Halit Paşa kürsüdeyken mecliste çıt çıkmazdı” deniyor.

O kürsüde memleket meselelerini anlatırmış ve çözüm sunarmış. Mustafa Kemal Halit Paşa’yı takdir etse de, etrafındakiler Halit Paşa’dan rahatsızlarmış.

Çünkü o, Meclis’teki bütün entrikaları ve dönen dolapları deşifre ediyormuş, kimilerinin Ali Cengiz oyunlarını bozuyormuş. Halit Paşa’dan rahatsız olanların başında Kel Ali lakabıyla anılan Afyon vekili Ali Çetinkaya ve Gaziantep vekili Kılıç Ali gelmekteymiş.

16 Şubat 1925 tarihli Son Telgraf gazetesine göre Halit Paşa, Meclis’te söylenen idari olduğu kadar mali yolsuzluklar karşısında kayıtsız kalamamış, bunların üzerine gittiği gibi, meseleyi 30 Ocak 1925’te ziyaretine gittiği Mustafa Kemal Paşa’ya anlatmış, ondan bir çözüm bulmasını istemiş.

Gazete, Halit Paşa’nın halen devam eden yolsuzluklar karşısında o gün kendini kaybettiğini belirtmiş. Ayrıca, Ali Fuat Paşa hatıralarında yolsuzluğu yapanların kimler olduğunu birer birer adını vermiş, Halit Paşa’nın yolsuzluklar nedeniyle adı geçen kişilerle tartıştığını ifade etmiş. Hüseyin Bey’in takrir meselesi olayın bir bahanesiymiş. Rıza Nur da kavganın yolsuzluklar karşısında buna tahammül edemeyen Halit Paşa’nın takındığı sert tavırdan çıktığını söylemiş.

Olayın olduğu günlerde TBMM’nde gerçekten 1341/1925 yılı Bütçesi ve Malul gaziler meselesi konuşulup tartışılıyordu. Bütçe tartışmalarında konuşulanlardan biri de Toprak reformu meselesiydi. 1925 Yılı Bütçe Kanunun 25 Maddesi’ne göre, “toprağa ihtiyaç duyan ziraat erbabına, elde mevcut millî arazi, bedeli on senede taksitle alınmak ve her aileye verilecek arazi miktarı ellerindeki topraklarla birlikte en fazla 200 dönümü geçmemek üzere, değeri ba­hasına” dağıtılacaktı. Bu kanunun Meclis’ten geçmesini Mustafa Kemal Paşa istemişti.

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci “Halid Paşa’yı vuran Rauf bey değil, bir başkasıdır. Kel Ali ve ekibinin İş Bankası ve Nafia Vekâleti’ndeki (Bayındırlık Bakanlığı) yolsuzluklarını devamlı dile getiren, Fethi Bey ve Terakkiperver Fırka’ya meyleden, doğru bildiği işlerde yukarısını bile takmayan, gözü pek tabiatı sebebiyle deli lakabını alan bir milletvekilinin muhtemelen ortadan kaldırılması gerektiğine hükmedilmiştir.

Bu da o zaman âdet olduğu üzere muhafız alayına verilmiştir. Muhafız subayı Halit Paşa’yı vurup çekilmiş; herkes Rauf Bey’i gerçek katil bilmiş, ama suçu Kel Ali üzerine almış, bu sebeple hâdisenin üzerine gidilememiştir”demektedir.

Görülüyor ki, banka boşaltmalar ta 1923 yılında, Cumhuriyet kurulurken başlamış, günümüze kadar devam etmektedir.


d) Tedavideki Aksaklıklar:

Yaralanan Halit Paşa, TBMM odalarından birinde bir yatağa yatırılmış. O kendine geldikçe kesik kesik konuşuyormuş. Mustafa Kemal, olayı haber alınca koşup gelmiş, Paşa’ya geçmiş olsun demiş, olayın görgü tanıklarıyla konuşmuş. Halit Paşa Mustafa Kemal’e de, Ali Bey’i altına almış onu döverken Rize Mebusu Rauf Bey tarafından arkadan kalleşçe vurulduğunu söylemiş. Paşa’nın ilk tedavisi Aydın vekili Dr. Reşit Galip Bey tarafından yapılmış. Gerekli ilaçlar alınıp yara sarılmış. Paşa’nın ilk yirmi dört saati zaman zaman gelen nöbetlerle çok ızdırap içinde geçmiş. Bir iki defa istiğfar etmiş. Buna rağmen gelenlerle görüşebilmiş. Mustafa Kemal, tedavi için İstanbul’dan bir doktor getirtmiş. Cerrah Operatör Dr. Orhan Bey 11 Şubat’ta gelmiş, Paşa’yı muayene etmiş. İç kanama yaşanmaz ise hayati bir tehlikenin olmadığı söylenmiş. Tedavisine TBMM’de devam edilmesi istenmiş. Paşa’nın yarası, 12 Şubat Perşembe, Orhan ve Süreyya Beyler tarafından açılmış ve pansuman edilmiş. 13 Şubat Cuma günü Paşa’nın durumu kötüleşmiş. Ateşi 42’ye kadar yükselmiş. Zorla 41’e düşürmüşler. O nefes almakta bile zorlanmaya başlamış. Gece İstanbul Sıhhiye Müdürlüğü’nden tedavi için gerekli alet ve edevat istenmiş. 14 Şubat Cumartesi, saat 2’yi 20’i geçe Halit Paşa vefat etmiş.

Görülüyor ki, nefes almak için gerekli alet ve edevat haricinde tedavi için gereken ne ise yapılmış. İstanbul’dan gelen doktorla gerekli alet ve edevat getirtilebilirdi. Bir de 12 Şubat günü yaranın açılması ve pansuman yapılması var. Bundan sonra Halit Paşa’nın durumu tehlikeli bir hal alıyor.

Acaba yanlış bir şey mi yapıldı?

İster istemez bu soru akla geliyor. Ayrıca üstüne basılarak, yarayı açanların ve pansumanı yapanların işin uzmanı doktorlar olduğu söyleniyor. Pekala, pansuman oradaki sağlık görevlilerinden biri tarafından da yapılmış, ama şüpheye mahal bırakmamak için bu şekilde gazeteye haber verilmiş olabilir. Ancak Halit Paşa’nın tedavisinin yapıldığı, yarasının iyi olduğu, ancak zatürreden öldüğü de söyleniyor. Cumhuriyet gazetesinde böyle bir haber çıkmış. O dönem vekillerinden İbrahim Süreyya Bey, Halit Paşa’nın ölümünün hastaneye kaldırılmaması ve vurulduğu gün kalem odasındaki masalardan birine yatırılması, bu nedenle Paşa’nın soğuktan zatürre kaptığını anılarında belirtiyor.

Demek ki yaralı vurulduğunda yatağa bile yatırılmamış, 9 Şubat’tan 11 Şubat’a kadar böyle kalmış. Orhan Bey’i İstanbul’dan getirten Mustafa Kemal. Doktor geldikten sonra Paşa yatağa yatırılmış olabilir. Vatan gazetesindeki habere göre, Paşa’nın ilk tedavisi akşama doğru 9 Şubat 1925’te, Aydın vekili Dr. Reşit Galip tarafından yapılmış. Onun kımıldatılmadan masada kalmasını da herhalde bu doktor söylemiş.


Sonuç

Söz konusu cinayet ve ölüm olayında belirtilen nedenlerin sırf birini belirli bir neden olarak gösteremeyiz. Az ya da fazla, 3 nedenin 3’ü de etkendir. a) şıkkında belirttiğimiz, siyasi boyut bir hayli fazla. b) şıkkında belirttiğimiz tartışmalar bahsi de bir o kadar. c) şıkkında belirttiğimiz yolsuzluklar ve Halit Paşa’nın bu yolsuzlukların üzerine gitmesi bile cinayet nedenlerinin biri. Buna göre a) şıkkı % 40, b) şıkkı % 30, c) şıkkı % 30 kadar pay içeriyor. Kurşun hesap edilerek, öldürücü yerden vücuda girmiş. Bütün bunlar yapıldıktan sonra, kurtulması için herhangi bir şans bırakmamak için onun ilk 2 gün içinde, d) şıkkında belirtildiği gibi, hastaneye kaldırılmayan yaralının bir odada masanın üzerinde yatırılması, hatta üzeri bile örtülmeyerek soğuk alması sağlanmış.

Rize vekili Fuat Bey’in olayda bir rolü bulunmamasına rağmen, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu tarafından, Rauf Bey denileceği yerden neden onun ismi verilmiş? İkisi de Rize mebusu. Ayrıca Hıfzı Veldet Bey, vurulmanın olduğu günün akşamı TBMM’de, akşam saat 10’a kadar nöbetçiydim diyor. Doktorların tedavisinden sonra, Halit Paşa’nın herhangi bir yatağa yatırıldığından bahsetmemiş. Öyleyse 2 gün boyunca onun masanın üzerine yatması yalan değil. Şubat ayı. Mevsim de kış. Odada soba yakılmış mı, buna dair bir bilgi bile yok.

Meclis başkanı Kazım Özalp, cinayetin soruşturulmasını önlediği gibi, Meclis’teki mebuslar üzerinde işin basit bir vaka olduğu izlenimini uyandırmış. O arada basına ve gerekli yerlere tartışmanın ve vurulmanın Halit Paşa’nın asabi halinden kaynaklandığı haber verilmiş, gazeteler ve savcılık da bu şekilde bilgilendirilmiş, olay böylece ört bas edilmiş.

Ancak saikast olayının Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşundan 84 gün sonra gerçekleşmesi, TCF’nin kurulup, 5 gün sonra hükümet değişikliğinin olması gibi, vurulmasından ardından 5 gün sonra Halit Paşa’nın ölmesi, olay başlangıcının 84.’üncü günü cinayet zanlısı Rauf Bey’in de ölmesi zihinleri oldukça karıştırmış, işin mahiyeti bir cinayet zinciri şekline dönüşmüş.

Hele ki, Denizcilik bakanı İhsan Bey’in aynı gün Meclis’te öldürülmek istenmesi, ama onun o gün gelmediğinden dolayı kurtulması vakayı oldukça esrarengiz bir mahiyete dönüştürmüş.

İşin garibi İhsan Bey, 1922-1923 yıllarındaki Ankara İstiklal Mahkemesi başkanı olduğu gibi, İş Bankası’nın da kurucusu ve yönetim kurulu üyesi. İşte onun bu nitelikleri ister istemez bizi düşündürmektedir. İsmail Hakkı Bey’in adının geçtiği anlatımın da doğru olma ihtimali çok yüksek. Ancak Kel Ali ve ekibi bu işte figüran olarak da kullanılmış olabilir. Yahut çıkarları nedeniyle olaya dahil olmuşlar.

Yalnız unutulan bir şey var, onu açıklayım. Halit Paşa, Meclis’e silahsız da gelmiş olabilir. Kel Ali’de silah var. Kılıç Ali’de silah var. Avni Bey’de silah var. Rauf Bey’de silah var. Hıfzı Veldet Bey’e göre Fuat Bey’de silah var. Hatta Kadirbeyoğlu Zeki’de silah var ama, Halit Paşa’da nedense silah yok. Zaten olsaydı Kel Ali’nin ve kendisine saldıranların biri bile kurtulamazdı.

Yani Halit Paşa, bir asker olarak, askeri disiplin ve yönetmenliklere bağlı olduğu gibi, bir milletvekili olarak da Meclis disiplinine ve yönetmenliklerine bağlı. Onu Meclis’ten içeri girince pusuya düşürüp vurmuş olabilirler. Ancak olay ağız birliği edinilmiş gibi, öyle yansıtılmış, Halit Paşa’yı görgü tanıklarından ne Kadirbeyoğlu Zeki, ne Hıfzı Veldet Bey, ne Ali Fuat Cebesoy, ne Rüştü Bey, ne de Muhtar Bey silahlı olarak görmediği halde, Kel Ali başta olmak üzere, Kılıç Ali, Ali Saip ve Rauf Beyler onu silahlı olarak anlatmışlar, hatta ilk silahı çekip ateş edenin de o olduğunu söylemişler, böylece görgü şahitlerini bile etkilemek istemişler. Bu adamlar cinayet nedenlerini açıklarken b) şıkkında belirttiğimiz gibi yalancılık ve düzmecilikte şebeke haline gelmişler.

Ancak anlatımlarda ortak bir nokta var. O da, Halit Paşa’nın Kel Ali’yi altına alıp dayak atması. Zaten Halit Paşa, Mustafa Kemal dahil, Kadirbeyoğlu Zeki’ye de olayı anlatırken üstüne basa basa bunu söylüyor, “Kel Ali’yi altıma aldım, döverken **** Rauf arkamdan ateş etti, beni sırtımdan vurdu” diyor. Sırtından vurulması doğru olabilir. Zaten Kadirbeyoğlu Zeki, “rengi atmış, sallanıyordu ama, yarası görülmüyordu” diyor. Çünkü Paşa’yı o bu halde önden görmüş, arkadan değil. Yere yatırmışlar, halen vurulduğu yer görülmüyor. Sonra anlamışlar. Eğer Kel Ali, Halit Paşa’yı alttan vursaydı, yarası belli olurdu, kan önden görünür, bir tarafından sızardı. Kadirbeyoğlu Zeki, olay yerine giderken ara salonda Avni Bey’i ve Kılıç Ali’yi silahlı olarak görüyor. Ama olay yerine varınca kimseyi göremiyor, Kel Ali bile ortalıkta yok, kaçıp gitmiş. Halit Paşa’yı yere yatırınca Rauf Bey yanlarına geliyor. Sonra o da çekip gidiyor.


Kaynak: haber.kafkasdiasporasi.com
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.