Tekil Mesaj gösterimi
Eski 25.06.15, 00:18   #21
Suzim
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

Eski Mısır Sanatı
Firavun dönemi uygarlıklarının en sadık tanığı olan eski Mısır sanatı benzersiz özellikleriyle hemen dikkati çeker. Belli kurallara uyan bu sanat, Yukarı ve Aşağı Mısır'da üç bin yıllık bir süre içinde görülen toplum yaşamının, düşüncenin, dinin ve firavunların özelliklerinin yansımasıdır. Eski Mısır'da sanat için sanat anlayışı yoktur. Gerçektende Eski Mısır dilinde sanatı ve sanatçıyı belirtecek hiçbir sözcük bulunmaz: Bu dilde yalnızca 'çalışma'dan ve 'zanaatkâr’dan söz edilir. He yapıt belli bir eylemde bulunmak ve yararlı olmak için yaratılmıştır, her anıtın yaşamsal bir işlevi vardır. Zanaatkâr, Evren'le ilgili mitolojik bir görüşten kalkarak ve Evren'e hareket getiren öğeleri büyüleyici bir biçimde kullanarak, doğanın yarattığı kadar gerçek olan varlıklar yaratır; amacı eylemi büyünün korumasıyla bezemek ve yaratılan yapıtı iyi ya da kötü yapabilme gücüyle donatmaktır. Hemen her zaman metinlerle süslü olan sanat yapıtı, üzerinde bulunan hiyerogliflerle tanınır.

Eski Mısır sanatı bir gelenek sanatıdır. Mısır'da en eski dönemlerden beri rastlanan doğal öğeler, bu sanatı büyük ölçüde etkilemiştir, Irmak, bataklıklar, sazlar, papirüsler, deniz yüzeyinin üstüne çıkmış kara parçaları, çok geçmeden ve her zaman için sütunların biçimlerini, tapınak ve saraylardaki bitki süslemelerini etkilemiştir.

Tapınaklar benzer bir temel planı üstüne kurulmuştur. Bunun da en güzel en yetkin örneğini, Edfu tapınağı oluşturur. Yeni imparatorluk (Abidos, Karnak, Luksor, Ebu Simbel, Ramasseum, Medinet-Abu) ve Plotemaios dönemi (Dandara, Edfu, Esneh, Kom-Ombo, Philai) tapınakları görkemli görünüşleri ve zenginlikleriyle Yukarı Mısır'ı gezenleri etkiler.

Eski Mısır'da mezarlar ölülerin evleridir ve ölünün, 'öte yaşam'daki serüvenini kolaylaştırmak amacı güden özelliklerle donatılmıştır. Eski İmparatorluk döneminde mezar, 'Mastaba' adı verilen dikdörtgen bir sıra biçimindeydi, Gize ve Sakkara mastabalarını süsleyen alçak kabartmalarda ölünün yaşarken katıldığı etkinlikleri (tarlada çalışma, avlanma, balık tutma, zanaat işleri, eğlence) yansıtan sahneler yer alır. Yerden tavana yatay şeritler biçiminde düzenlenmiş bu tablolar, dönemin insanlarının gündelik yaşamıyla ilgili çoğu kez sevimli gündelik ayrıntılar sunar. Orta İmparatorluk mezarları Eski İmparatorluk mezarlarından daha az görkemli, Yeni İmparatorluk dönemindeki mezarlara göre de daha az ünlüdür. Yeni İmparatorluk'ta Teb dağına oyulmuş mezarlar göz kamaştırıcı güzellikte küçük anıtlardır. Amenofis ve Ramses dönemlerinde yaşamış soylular ve uluların mezarları burada yer alır. Duvarlara işlenmiş konular, bitip tükenmez ayrıntılarla, hareketlerdeki özgürlükle, kişilerin çekiciliğiyle sürekli yenilenir. Kral mezarları değişik biçimlerde evrim geçirmiştir. Eski İmparatorlukta Firavun, Tanrılara kavuştuğu piramide gömülürdü. Orta İmparatorluğun mezarlarında hiçbir resim yoktur. Yeni İmparatorlukta Teb kralları Nil'in batı kıyısında Krallar Vadisi'nde oydurdular. Burada mezar, Güneş'in gece yolculuğunu yaptığı yere, ölü firavun ise Güneş'e benzetilirdi. Krallık mezarlarının duvarları, öbür dünyada yapılan güneş yolculuğu mitolojisi yanı sıra Güneş'in geceleyin karşılaştığı düşman devleri yenip, geceden şafağa zaferle çıkışıyla ilgili mitolojiyi anlatan bazı metinler ve resimlerle süslüdür.


Eski Mısır Şiiri

Sevgili okuyucu; sen benim yazılarımı ilginç, şaşırtıcı ayrıntılarla dolu, heyecan verici ve öğretici buldukça, benim yazan adam sorumluluğum da artıyor. Sen benim canıma mı kastettin ey okuyucu? Senden aldığım feyzle, acaba daha ne incelikte şeyler üretirim derdine düştüm. Gecem gündüzüm birbirine karıştı. Biraz merhamet... Bırakın da azıcık uyuyayım.

Kurdun kırk hikayesi varmış, kırkı da koyun üstüneymiş. Hocanın bilmem kaç hikayesi varmış, hepsi de sanat üstüneymiş. Hadi kuşanalım abaları, önümüzde rehberlerimiz, edebiyat anamızın bilmem hangi kocaları ... düşelim yollara. Bugün eski Mısır’a gidiyoruz, epey bir gergin açalım kanatları. Malum, yolumuz uzak. Kolay mı üç bin küsur sene hiç yere inmeden mavi özgürlükte kanat çırpmak?

Bu yazıyı, günümüz Türk şiirinin kısırlaştığını düşündüğüm için yazdım. Şimdi hemen ne ilgisi var diyeceksiniz. Eski Mısır şiiriyle kısırlaşmış Türk şiirinin ne ilgisi olabilir? Bence sadece eski Mısır şiirinin değil, tüm kültürlerin şiirleriyle direk ilgilidir Türk şiiri. Yada şöyle diyelim, diğer kültürlerin şiirleri de Türk şiiriyle direk ilgilidir.

Şiir neyi anlatır? ... Hayatı ... Yani? ... Yani başta aşkı, sosyal hayatı, tutkuyu, inancı, doğayı, düşleri, vs... Her şair dünyanın değişik yerlerinde ve değişik zaman dilimlerinde bunları anlattığına göre; bu durumda onlar, hayatı korumaya yeminli büyük bir ordunun askerleri değiller midir? Öyleyse birinin şiirini Arapça, diğerinin Çince ya da birinin İbranice bir diğerinin Türkçe söylemesi neyi değiştirir ki? Hepsinin şarkısı aynı yüceliğe söylenen aşk ve öfkeyi anlatmaz mı? İşte bu seslerden birini, eski Mısır şiirinin sesini duyurmayı deneyeceğim bugün size. Sanatın koruyucu tanrısı Tot yardım etsin bana. Başlıyoruz.

Yazımı parçalara bölmeyi uygun buluyorum. Hem birçok genç okuyucunun eski Mısır kültürüne hakim olmadığı düşüncesinden, hem de birçok okuyucunun şiire hakim olmadığı düşüncesinden ötürü, yazımı dört aşamada yazacağım.

Birinci aşamada kısacık da olsa genel bilgilendirme yapıp, sosyal hayata dair şiirleri inceleyeceğim. Sonra din merkezli şiirlere örnekler verip, günlük yaşayışa bir göz atacağım. En son bölümde de eski Mısır edebiyatı ve aşk şiirleriyle yazımı toparlamayı deneyeceğim.

Bence eski Mısır kültürünün özünde, insan ruhunun ölümsüz olduğu düşüncesi yatar. Ölümsüz ruh her şeyden keyif alacağı gibi, aynı zamanda ruhani bir erdemler bütününü de sürekli olarak yüreğinde taşır. Yani hem dünya nimetlerini ve sanatın inceliğini yaşa, hem diğer dünya için ibadet et!.. Dünya nimetlerini haram sayan, engelleyici ve sadece öteki taraf için yaşamayı salık veren zihniyetin tutsaklığından uzak olduklarından mıdır nedir, eski Mısırlıların ulaştıkları sanatsal yükseklik bugün bile göz kamaştırıyor.

Eski Mısır’ın tarihin ilk büyük imparatorluğu olmasının altında, kutsal önder kavramına dayanılarak yaratılan büyük bir ulus ve ölümü reddeden bir din anlayışı vardı bana kalırsa. Çünkü gerçekle ruhani olan öylesine iç içeydi ki, hangisi nerede biter, diğeri nerede başlar, asla ayırt edilemezdi. Eski Mısırlı Nil’in çevresinde tarım yapan bir toplumun savaşçı olmayan üyesiydi. Yerleşik düzeni benimsemişti. Bu anlayışta doğal ve zorunlu olarak kentleşmeyi getirmişti yanı sıra. Yerleşik tarım toplumu, ürünler için ambar yapımını, gıda ve taşıma ihtiyaçları içinde hayvanları ehlileştirmeyi zorunlu kılmıştı. Bu yerleşik düzen, bunca sene sonra bile tüm sosyolojik belirteçleriyle karşımızdadır. Eski Mısırlılar M.Ö. 4241 yılında, kesinliği bizi hayrete düşüren ve 365 gün ilkesine dayanan bir takvim icat etmişlerdi. Ancak zaman kavramları oldukça ilginçti. Nil Nehri’nin belirli zamanlarda taşması ve tarım hayatını olumlu ya da olumsuz etkilemesini ölçü aldıkları sanılıyor. Çünkü eski Mısır dilinde “yıl” kelimesi tarımsal bir terim olarak bildirilmektedir. “Yıl” sözcüğü hiyerogliflerde, tomurcuklanan bir bitki şeklinde resmedilmiştir. Tam anlamıysa, “kendini yenileyen”dir. Mısır takviminde dörder aylık üç mevsim vardı: Sel, Ekinlerin Çıkışı, Hasat... Ayrıca bu takvimde otuzar günlük on iki ay yer alıyor, her yılın sonuna beş gün ekleniyordu.

Konumuza ulaşmak ve onu daha iyi anlayabilmek için, bu toplumsal bilgileri kısacıkta olsa bilmekte fayda var. Hızla devam ediyorum özete ... M.Ö. 3500’e varmadan, Mısırlı tunç ve bakır madenini işlemeyi öğrenmişti. Savunma için güçlü kentler kurulmuş, tanrılarla ilgili efsaneler ya da günlük yaşamla ilgili ayrıntılar yazıya geçirilmeye başlamıştı. Ulaşım ve ticaret, Nil Nehri’nin avantajını iyi kullanan Mısırlı için bir zenginlik kaynağı olmaya başlamıştı.

Birinci hanedanın kuruluşundan başlayarak 400 yıllık sürede, Mısır kültürünün ilkel unsurları ağır bastı. Tanrı Firavun ve ona atfedilen sanatsal olmayan güzellemeler... “Eski Krallık” diye adlandırılan (M.Ö. 2900 – 2475 arası) dönemde devlet yönetimi olgunlaştı, madencilik ilerledi ve denizcilik güçlü bir pozisyonla; Finike’ye, Kızıldeniz’e ve hatta Somali kıyılarına kadar etkinliğini hissettirmeye başladı. El sanatları en yüksek olgunluğuna erişti. Ancak sanat ve edebiyatın atılımı Beşinci Hanedan döneminde başlayarak, aşağı yukarı 500 sene çıktığı zirveden inmemişti. İşte bu yazıda , sözü edilen dilimdeki eski Mısır şiirinin örneklerini inceleyeceğiz.

M.Ö. 2780 – 2270 yılları arası kabul edilen Üçüncü, Dördüncü, Beşinci ve Altıncı Hanedanlar dönemi , eski Mısır sanat ve edebiyatında da tam bir altın çağ kabul edildi. Heykel, süsleme sanatları ve şiir en yüksek düzeye ulaştı. Yazı kuralları kesinleşti. Müzik ve dans sanatında görülmemiş bir ilerleme sağlandı. (Yazımın ilerleyen bölümlerinde bu paragrafın içini kurcalayacağız.)
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.