Tekil Mesaj gösterimi
Eski 25.06.15, 00:22   #22
Suzim
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

1. Bölüm : Sosyal Hayata Dair
Mısır uygarlığının üstünlüğü, en çok sağlam toplumsal düzen ve iyi yönetimde aranmalıdır. Mısır’da yönetici olan her firavun, yeryüzünde yaşayan bir tanrı gibi hüküm sürmüştür. Bunun karşılığında Mısırlı, devletinin başına geçirdiği bu Tanrı – Firavun’u devletin ta kendisi kabul etmiş; onun her buyruğunu kutsal saymış, her yetkisini mutlak tanımıştır. Neden? Çünkü Mısır’da yazılı kesin kanunlar ya da adı konmuş kurallar yoktu. Onun için bağlı olduğu bereketli toprak ürün vermeye devam etmeli, zenginlik sürmelidir. Bunu başaran bir kuvvet olmalıdır; o kuvvet de Tanrı – Firavun’dur. Yani firavun, halkla tanrılar arasındaki manevi ilişkileri düzenlemekten sorumluydu. Hükümdar “her şeye kadir”di... Devletle firavun öylesine bir tutuluyordu ki, Mısır dilinde “hükümet”, “devlet” ya da “millet” terimleri bile yoktu. Böyle olunca da ölümsüzlük, firavunların doğal hakkıdır düşüncesi ve firavuna neredeyse tapılması kaçınılmaz oluyordu

İşte bu noktada eski Mısır şiiri, anlaşıldığı gibi ilkin firavunlara yazılmış güzellemeler ya da sanatsal olmayan övgülerle ortaya çıkar. Eski Mısır şiiri, sosyal hayatın tek hakimi firavunların tarihe armağanıdır desek pek yanlış olmayacak. “Sonsuz Hakan” şiirinde bakın firavun nasıl yüceltiliyor:

“Sonsuzluğa kadar sürecek varlığın,
Sen varoldukça sürecek sonsuzluk”

Eski Mısırlılar tanrısal firavunlarında üç kutsal nitelik ararlardı. “Hu”; (yetkili ve etkin konuşma) ya da (yönlendirici, yaratıcı buyruklar), “Sia”; (doğru görüş, duyuş, her şeyi anlama yeteneği) ve “Maat”; (adalet, iyi yönetim becerisi, hak, doğruluk ve gerçekçilik)... “Üçüncü Amenhotep İçin Övgü” adlı şiirde bu üç kutsal nitelik açıkça dile getirilmiştir

“...
O, hayatın ta kendisidir, serinlik veriyor ruha...
Halkını doyurmak için sebil ediyor hazinelerini.
Ardından gelenlerin karnı tok, sırtı pek...
Firavun demek, yiyecek demektir.
Bolluk fışkırıyor ağzından”

Sosyal hayatta çoğunlukla tarım insanı olan Mısırlı şairler, askerliğin ne kadar zor ve gereksiz bir iş olduğunu, bunun karşılığında katip ya da memur olmanın erdemi üzerinde çok yazı/şiir üretmişlerdir. Mısırlı baba oğluna öğüt olarak memur olmasını salık vermiş; savaşın kişiye şan getirmeyeceğini ve aşağılayıcı bir etkisi olduğunu anlatmıştır hep.


Memur Şiiri

“Asker, sabahleyin kalkar kalkmaz azar işitir.
Sonra, bütün gün ya talimde,
ya savaş alanında zahmet çeker.
Sırtına yaman bir darbe iner sonra
Derken kafasına iki gürz vururlar.
Sonra gözünü patlatırlar,
burnunun direğini kırarlar.
Katip ol oğul:
mafsalların ince kalsın,
ellerin yumuşak...
Şanınla şerefinle,
beyaz fistanlar içinde dolaş;
Saraylılar selam versin sana.”

Okuması yazması olan, devlet işlerini yöneten, bir çeşit halkın kaderini belirleyen bu seçkin sınıf, devletin en gözde sınıfıydı kuşkusuz. Yönetici ve memur olmak; halkın dertlerini dinlemek, onlara rehberlik etmek son derece önemli bir erdem sayılırdı eski Mısır’da. Bu konuda daha çok Mısırlı önderlere öğüt niteliği taşıyan iki şiir parçacığı da elimizde.

Öğüt Şiiri – 1 –

“Öndersen,
halkı yönetiyorsan,
mükemmel olmaya çalış!
Yaptıklarında pürüz olmasın
Dürüstlük yücedir.
Değerli olan, sürekli olur
Kötülük,
önderi hiçbir zaman
sakin bir limana götürmez.”

Sizi bilmem ama, bence şahane bir şiir bu. Hele şu aşağıdakinin samimiyetine bittim

Öğüt Şiiri – 2 –

“Öndersen
dilek sunanları can kulağıyla dinle.
Dertlerini sana iyice anlatsınlar.
Sabırla kulak ver,
sertlik gösterme
Yakınanlar, derman bulamasalar bile,
içlerini döküp rahatlamak isterler.”

Her ne kadar önderlerine bu denli erdemli öğütler veren şiirler yazmış olsalar da, yönetimin çökmeye başladığı ya da en azından sekteye uğradığı dönemlerde papirüse dökülen dizeler her zaman yürek kabartıcı olmamıştır. Şairler öylesine bir duruş göstermişlerdir ki, neredeyse eski Mısır’ı onların dizelerinden ölçebiliyoruz. Bir çeşit barometre gibi... Aşağıya aldığım şiir bu düşünceme nasıl da hizmet ediyor.


Ankhu’nun Bozuk Düzenden Yakınması

“Olup bitenler, çileden çıkarıyor insanı :
...
Kargaşalık var ülkede, yıkımın eşiğindeyiz.
Kapı dışarı ettiler adaleti,
...
Tanrı buyruklarına aldırış eden yok
Gün doğunca baş çeviriyoruz,
gece olanları görmemek için.
Olup bitenler, çileden çıkarıyor insanı :
...
Memleket baştan başa tedirgin,
Ama ağzını açıp tek kelime söyleyen yok.
Masum insan kalmadı artık,
Herkesin işi gücü fesat.
Yürekler yas içinde, tasa içinde.
Komut verenle komut alan bir örnek,
İkisinin de dünya umurunda değil.
Her sabah kalkar kalkmaz görüyoruz durumu,
Ama düzeltmek için bir çabaya girişmiyoruz.
Dün neyse bugün de o...
Miskinlik sinmiş insanların yüzüne.
...
Ne acıklı bunu görüp de haykırmamak
Ama anlamayanlara dil dökmek daha (da) acı

...
Bugünlerde herkes sırf kendini dinliyor;
Kendinden başkasına inanan yok.
Hiç ilişki kalmadı gerçekle söz arasında...

Sanki günümüzü anlatıyor değil mi? Demek ki şiir acayip bi’şey... Çağlar değişir, kostümler değişir, dil, iklim, kültür, inanış değişir; ama sağlam şiir her zaman, her yerde, her koşulda yüreğimizi yakalar. Demek ki sağlam şiir ölümsüzdür.
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.