Tekil Mesaj gösterimi
Eski 25.06.15, 00:44   #24
Suzim
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Eski (Antik) Mısır Medeniyeti

3. Bölüm : Sanat Ve Günlük Yaşayışa Dair
Mısırlıların günlük yaşayışında sanat çok önemli bir yer tutuyordu. Daha doğrusu Mısır toplumu yaşamayı bir sanat gibi kabul edip kendini keyfe, eğlenceye ve güzelliğe vermişti.

Şen Günler

“Şen geçir günlerini, bıkmadan, yorulmadan:
Ne malını mülkünü öbür dünyaya götürebilirsin
Ne de geri gelirsin öteki tarafa gidince.”

Eski Mısır’ın özellikle övülecek sanat ya da zenaati yoktur bana kalırsa. Bu renkli uygarlık hüküm sürdüğü üç bin yüz sene boyunca topyekün ve erişilmez güzellikte bir sanat ve zenaati miras bırakmıştır ardından gelen kültürlere. Övgüde birini bir diğerinden üstün tutmak çok zor: Mimari, gemicilik, takvim, resim ve heykel, şiir ve düz yazı, oymacılık, tıp, mumyacılık, taş işçiliği, dokumacılık, dans, çömlek yapımı, kuyumculuk, matematik ve astronomide yetkinlik, cam ve maden işçiliği, süs eşyası ve bugün bile göz kamaştıran takı tasarımı, mühendislik dehası anıtlar, ve saire, ve saire ... Peki bunu nasıl açıklamalıyız? Mısırlı için “yararlı” olan “iyi”dir. Bu pragmatik görüş en çok mimaride önümüze çıkar. Yani dehşetli yapılar piramitlerde ... Hemen hepsi İsa’dan önce 4000 yılından 2200 yılına kadar inşa edilmiş olan piramitlerde ... Hala tam olarak nasıl inşa edildiği açıklanamayan bu yapılar gerçek mimari şaheserleridir. Bunun yanı sıra Mısır kültürünün sembolü haline gelmiş olan Giza Platosu’ndaki büyük ve ünlü Sfenks de akıllara durgunluk veren bir mimari kalıttır. Dördüncü hanedan sırasında, 2600 yıllarında, taştan yontularak yapılmış bu anıtın yüksekliği 20 metredir. Kafası insan kafası, gövdesi aslandır.

Toplayacak olursak, eski Mısır’da başlıca üç sanat türünden söz edilebilir:

  1. Evlerde, gündelik işler için kullanılan eşya, araçlar, tas – tabak – çanak, süs eşyaları ve saireyle ilgili olan sanat.
  2. Ölüler için yapılan sanat: Mezarlar, maskeler, mumya sandukaları ve saire.
  3. Tanrılara, firavunlara, rahiplere adanan tapınak sanatı (Duvar süslemeleri, yazıtlar, dikili taşlar ...)

Dördüncü Amenhotep, Mısır’ın ilk gerçek düşünce ve sanat devrimini yarattı.

Güneş Tanrı Aton’a tek tanrı olarak tapılmasını devlet dini yapmaya uğraşan, bu uğurda başkenti ve kendi adını bile değiştiren (Amenhotep adı Güneş Tanrı’nın hizmetkarı anlamına gelen İkhenaton’a dönüşmüştür) bu firavun, sanatçıları gerçekçiliğe yöneltti. İnsanları oldukları gibi, yürürken, oynarken, konuşurken yani kısaca doğal halleriyle göstermelerini istedi. Bu dönemde geleneksel fantastik Mısır sanatı daha gerçekçi ürünler vermeye başladı. Edebiyatta hiciv ve mizah gelişti. Hatta şiirlerde açık saçıklık dönemi başladı. Adını bilmediğimiz Mısırlı kadın şairler son derece kışkırtıcı şiirler yazdı. (Bu şiirlerden iki tanesini 4. Bölüm’de “Aşk Şiirleri” incelemesinde sizinle paylaşacağım.)

Dördüncü Amenhotep, Mısır sanat tarihi için tam bir devrimcidir. Öylesine devrimcidir ki; sakatlığını örtbas etmeye çalışan Mısırlı ressamlara bile karşı çıkmış; kendisini olduğu gibi resmetmelerini istemiştir. Mısır sanatının şaheserlerinden kabul edilen, hatta kadınlığın sembolü sayılan heykellerin ve resimlerin sahibi Nefertiti’yle evlenmiştir. (Nefertiti kız kardeşidir)

Dokumacılıkta da (özellikle ketende) yirminci yüzyıla kadar Mısırlılardan daha üstün ve daha kaliteli bir keten üretemedi dünya... Sonra rastık, allık, dudak boyası, sürme, saç ve tırnak boyası, kına, takma saç ve parfümde de Mısırlı, günümüzde bile hayranlık uyandıracak bir kültüre sahipti. Tıp alanındaki yazıtların ilki de bu kültürün ürünüdür.

Ancak Mısır sanatı ve uygarlığının en ayrıntılı şaheseri ve en ilginç örneğini bize sunan anıt, hiç kuşkusuz Tutankamon’un mezarıdır. Tutankamon yirmi yaşına varmadan ölmüş önemsiz bir hükümdardı. O kadar önemsizmiş ki, sonraki firavunlardan biri, kendi mezarını onunkinin üzerine kurdurmuş. Tutankamon’un mezarı altta kalınca da erişilmez duruma gelmiş. Yüzyıllar boyunca Mısır’daki mezarları soyan hırsızlar, bu yüzden Tutankamon’un mezarını bulamamışlar. Böylelikle gizli kalan bu muhteşem eserlerle dolu mezar, 1922’de İngiliz arkeolog Howard Carter sayesinde gün ışığına çıkarılmıştır.

Mısır kültürü ve sanatının hiç tartışmasız en ilginç ve en nefis bulgusu hiyeroglif yazısıdır. Sağdan sola, soldan sağa, yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya yazılıp okunabilen bu güzel görünüşlü yazı, kuvvetli ihtimalle Mısırlıların kendi icadıdır. (Sümerliler, Mısırlılardan önce yazı kullanıyorlardı ama, Mezopotamya’daki çivi yazısıyla Mısır’ın resim-hiyeroglif yazısı arasında bir ilişki ya da benzerlik yoktur.)

İşte size hiyeroglif harfleriyle yazılmış olan “Ölüm” isimli şiir

Ölüme yazılmış bu tür şiirler sizi yanıltmasın, daha önceki bölümde uzun uzun anlattığım yaşama sevinci, Mısırlı için ecele karşı bir zaferdi. Mezarlar ve tapınaklar, ölümden sonra hayatın devam edeceğine inanıldığından ötürü, doğa güzelliklerinin, bayram ve şenliklerin, ziyafet ve oyunların resimleriyle süslenirdi.

“Yarınından ürkerek yatağa girme sakın
Düşünme ertesi gün nasıl geçecek diye
İnsan bilmez yarın neler getirecektir,
Tanrının elindedir yarının gerçekleri.”

Mısırlı her zaman eğlenceli yaşamın tadını çıkarmıştı. Yoksa tapınağının duvarına ya da kentine diktiği anıtın üzerine; “Günümüzü gün etmeye bakalım / Eğlenelim, coşalım / Sessizlik ülkesine gideceğimiz güne kadar...” diye yazar mıydı? (Biz bu anlayışa yıllar sonra “Carpe Diem” (Günün tadını çıkar) diyeceğiz.)

Bu bölümü nefis bir şiirle kapatmadan, dağılan zihinleri toplayalım. Mısırlı, insan aklını dünyayı yöneten ve hayatın önemli unsurlarını yaratan bir kudret olarak görmesiyle, uygarlık tarihinin başlıca entellektüel başarılarından birini gerçekleştirmiştir. Mısırlının aşağıdaki şiirde sanatçıya verdiği olağanüstü değere şapka çıkarmamak mümkün mü?

Sanatçının Aydınlığı Şiiri

“Elinde keskiyle çalışan sanatçı
Tarlayı belleyen ırgattan fazla yorulur
Akşam olunca yan gelip yatar mı?
Ne gezer?
Kolları koparcasına çalışır
ortalığı aydınlığa kavuşturmak için.”
4. Bölüm : Eski Mısır Edebiyatı Ve Aşk Şiirlerine Dair
Mısır edebiyatının ilk örnekleri, din yazıtları, ilahiler, firavunlara övgüler ve zafer kutlamalarıdır. Mısırlılar yazı ve şiirlerini genellikle duvarlara kazırlar, papirüs üstüne ya da defterlere geçirirlerdi. Yazı için en çok kamış kalem kullanılırdı. Papirüs pek dayanıklı olmadığı için, çok sayıda metin zaman içinde kaybolup gitmiştir. Papirüsten daha dayanıklı yazı malzemesi kullanılmış olsaydı bugün evimizde belki de yüzlerce, hatta binlerce edebiyat örneği ve tarih belgesi bulunacaktı.

Mısırlılar, dile gerek edebiyat ürünlerinde ve gerekse günlük yaşayışlarında çok önem vermişlerdi.

Dilin Gücü

“Güçlü olmak istersen söz ustası ol.
Dil, yiğit elindeki kırbaç gibidir.
İyi konuşan daha merttir iyi dövüşenden.
Dize getiremezler yüreği aşkla dolu olanı.
İyilikle, adaletle hüküm sürer
atalarının dilini güzel konuşan.”

Ne güzel söylemişler... Ne güzel, ne sade... Mısırlıların, “söz hünerlerin en zorudur” düşüncesine özel bir önem vermesinin altında; katip ve memurların Mısır devlet siyasasındaki konumlarına verdikleri değer, hiyeroglifleri güzelleştirmeleri ve edebiyatta (özellikle) şiirle çok uğraşmalarının izlerini aramalıyız. Bu görüşü destekleyen iyi bir şiir örneği var elimizde.
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.