Tekil Mesaj gösterimi
Eski 24.07.15, 01:05   #1
Suzim
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Tarihi Osmanlı Çadırları Ve Özellikleri

Tarihi Osmanlı Çadırları Ve Özellikleri










Otağ-ı Asafi, Paşa Çadırı, Divan Çadırı


Vezirlere mahsus çadırdır. Çok geniş bir alana oturtulmuş birkaç direkli, padişah çadırları gibi içi, dışı nakışlı sayebanlar ile süslü duvar ve tavanları iki kat kumaştan yapılmış, pencereleri ve perdeleri bulunan muhteşem bir çadırdır.



Etrafı çadır bezinden yapılmış bir perde ile örtülerek içeri girilmesi hatta görülmesi yasak olan bir meydan halindedir. Bu çadırda sadrazam ve sardar-ı ekremler (başkumandanlar) toplantı yaparlar, resmi kabulde bulunurlar. Savaş görüşmelerinin planlan burada yapılır, ziyafetler burada verilir, devlet adamları burada kabul edilirdi. Bu çadır, ara bir çadırla padişah çadırına bağıntılı olurdu.

Halvet Çadırı

Sadrazamın şahsına mahsus olup, bu çadırda yatıp dinlenirdi. Padişah çadırında olduğu gibi bu çadırlarda da soğuk havalara karşı tok, kalın, sırma işlemeli bezden yapılırdı. İçerinin dıştan görünmemesi için etrafına çevrilen dış etekliğin (zokak) önünde bir de kapısı bulunurdu.

Sokaklu Çadır, Perdeli Çadır

İpler ve bezlerden meydana gelen perdeli çadır, sefer sırasında sancakbeyinin barınağı görevini yapardı. Aynı şekilde abrizli çadırlara da rastlanmaktadır. Abriz terimi Farsça olup, kuyudan su çekmeye yarayan kovayı ifade etmektedir. Abrizli çadır teriminden muhtemelen, kısa bir temizlik yapılabilecek perdeli çadırı anlamak mümkündür.

Çadır-ı Hazine

Hazine çadırı, sancakbeyinin sefer sırasında savaş hazinelerini muhafaza ettiği çadırdır.

Kurba Çadır, Hamam Çadırı

Kurba ismi verilen çadır aynı zamanda hamam olarakta kullanılmakta idi.

Hastahane Çadırı

İçerisi değişik bölmelere ayrılmış, hastalara mahsus çadırlardır.

Kilar Çadırı, Çadırı Kilar

Bu çadır, sefer sırasında yiyecek stoklarının saklanmasına yaramaktadır.

Çadır-ı Saraçhane

Bu çadır da, eyer ve deri işlerinin yapıldığı çadırdır.

Çadır-ı Matbah, Mutfak Çadırı

Mutfak görevi yapacak bir çadırdır.

Çile Çadırı, Ceza Çadırı

Cezalı askerler için kullanılan hapishane ve çile çadırlarıdır.

Muhtelif Sınıf Asker Çadırları

Kapıkulu denilen piyade ve benzeri meslek sınıfı askerlerinin yatmaları ve dinlenmeleri için kullanılan hemen hemen birbirinin aynı yapıda olan çadırlardır.
Süvari askerlerine mahsus ve içeride kılıç, mızrak, gibi silahlan ile koşum takımlannı muhafaza edebilecekleri bölmeler bulunur.

Bu çadırlara ilave olarak kullanılmış olan çadır türleri şöyle sıralanabilir. "Kapalı Memşa" (Hela Çadırı) "Tepeli Memşa" (Kapalı Memşa) "Tenteli Memşa" "Tepeli Çeşme Çadırı" "Açık Çeşme Çadırı" "Kubbe Çadırı" "İbadet Çadırı" "Gizli Görüşme Çadırı".


Türklerde Çadırcılık :

Çadır, Taşınması ve kurulması çok kolay olduğundan çadırlar göçebe toplumlar tarafından kullanılan bir mesken türüdür. Toplum bilimciler ve tarihçiler, insanoğlunun mağaradan çıktıktan sonra yaşadığı ilk meskenin "çadır" gibi bir yapı olduğu konusunda fikir birliğine varmışlardır. Çadır", eski şekli "çatır", Farsça "çadır" dan veya Türkçe "Çat" kökünden türetilerek meydana gelmiştir. (Osm. Hayme) Türkler bu tür meskenlere. "ev, iv, oba, otak, kerekü, gereke, çerge, çatır ve çetir"de derler. ( Abdülkadir İnan,"Orta Asya Türklerinde Çadır ve Kımız", T.Folklor Araş. Temmuz 1973, sayı:288)









islamiyet öncesinde çadır türklerin atları sırtında taşıdıkları evleriydi. Göçer hayat yaşayan Türklerin evleri, obaları, şehirleri çadırlarıydı. Çadırların taşındığı veya üzerinde çadır kurulu olan yüksek arabaları vardı. Keçe, hayvan derileri veya dokumadan yaptıkları çadırların büyüğüne yurt denirdi. Yurt kelimesi günümüzde anlam genişlemesine uğrayarak vatan anlamına dönüşmüştür. Bu dönemde Eski Türklerin en önemli yaşam alanını çadırlar oluşturuyordu.

Eski Türklerin konar göçer yaşama biçimlerinbde çadırlar ve arabalar çok önemli bir yer işgal ediyordu.Yaylak ve kışlak arasında göçlerde, hayvan koşulan arabalar yeğleniyordu. Bu taşıt araçları, bozkır hayatında rakipsiz hüküm sürüyordu. Bu arabalar öküzler ve daha da seyrek olarak develerle çekiliyordu. Pazırık Kurganında bir mezarda bulunduğu gibi bu arabaların boyutları oldukça büyük idi. Eldeki bir örnekten anlaşıldığına göre, yüksekliği 3 metre, genişliği 3,35 metre, tekerleklerin çapıysa 2,15 metreydi. Çin kayıtlarında olduğu gibi, "yüzlercesi aynı zamanda düz bir çizgi halinde ağır ağır ilerler" durumundaydı. Hun döneminde ailelerin taşınması için iki tekerlekli Çinliler'in "tie-lo" ya da "ting-ling" dediği arabalar da kullanılmaktaydı. Bu büyük arabaların üzerinde kurulmuş olan dev çadırlar bulunuyordu.








Tam anlamıyla birer göçebe arabası olan bu arabalar, içinde ev tanrılarının taht kurduğu, kadınların yün eğirdikleri, dikiş diktikleri, gerçek birer konuttu. Bu arabaların kullanılması "keçe çadır"dan yararlanılmasını ortadan kaldırmamıştır ya da ikame edilen bir gereç değildi. Göçün sonunda toprağa "keçe çadırları" kurulurdu.

Devlet erkanı için dikdörtgen ya da kare tabanlı çadırlar ve halk arasında yuvarlak çadırlar kullanılıyordu. Bu çadırlara "yurt" denilirdi. Yurt bugün Türkçe'de, "ülke, konaklama yeri, kişinin üzerine evini inşa ettiği toprak parçası"anlamına gelmektedir.

Birbirine yan yana bağlanmış keçe kaplı, esnek odunlardan yapılan yurtlar, yuvarlak tabanlı ve büyük bir çan şeklindeydi. Üst ucunda bir duman deliği vardı. Çadırın ortasındaki ocağın üstüne açılan ve aşağıdan kapatılabilen bu delik, çadırın ana eksenini oluşturmaktaydı. Çadırlarda kapı "güneşin doğduğu yöne saygı" nedeniyle doğuya açılırdı. Eski Türkler tarafından kesin şekilde uygulanan bu kural, 10.yüzyıla doğru güneşin geçtiği en yüksekteki nokta göz önüne alınarak güneye açılacak şekilde yapılmaya başlanmıştır. Evin yönleri, dört ana renkle adlandırılırdı: Ak, Kara, Sarı, Kızıl. Çadıra girişte "kapı girişine basmak ve oturmak" ata ruhlarının giremeyeceği inancıyla yasaktı. Yerleşik olmayan halk "yurt" ya da "otağ" adı verilen çadırlarda kalırdı. Yerleşik halk ise kerpiç ve ahşap malzemeden yapılan evlerde kalıyordu.







Türk göçebe topluluklarının kullanmış oldukları çadır tıpı üç türlüdür:
1) Karaçadır; (Kılçadır)
2) Alaçık, yanların yerden başlayarak kaba taş ile örüldüğü, üst tarafın ağaç ve kamış çubuklarla örülerek keçe kaplandığı yarım kubbe şeklinde bir yapıdır.
3) Topak ev Emirdağ yöresinde rastlanan Emirdağ tipi Topak evi, bin yılı aşkın bir süredir, Türklerin, Moğolların, Kırgızların, Özbeklerin, Kazakların; Mançurya'dan Anadolu'ya, Urallar'dan; Afganistan'a kadar uzanan dünyanın dörtte birini oluşturan alanda, Türklerin "yurt", "topak ev", Kırgızların "kiyiz üy-keçe ev" adlandırdığı, yuvarlak ve tavanı kubbeli ve açık olan bir çadır tipidir.

İslamiyetin kabulü ile çadır geleneğinin yok olmadığını Hünkarların sefer , av veya eğlence törenleri için otağları tercih ettiği görülür. Yerleşik hayata geçememize rağmen çadır geleneği günümüze kadar devam etmiş 18 yy dan itibaren kısmen önemini yitirmeye başlamıştır. Her şeye rağmen çadır ve geleneği günümüzde de yaşam alanımızda varlığını sürdürebilmektedir.
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla