Tekil Mesaj gösterimi
Eski 24.07.15, 01:20   #2
Suzim
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Tarihi Osmanlı Çadırları Ve Özellikleri

ALTAY TÜRKLERİNİN ÇADIRLARI




Şalaş Çadırlar: Göçebe Güney Altaylılar tarafından kullanılan bu çadır tipinin gayet basit bir yapısı vardır. Çubuklardan yapılan bu çadırın iki tipi vardır. Birincisi halka şeklinde kikeregele(duvar) bükülerek yerleştirilen uzun ağaç çubukların(uık -uh) üzerinin ağaç kabuklarıyla veya keçe ile örtülmesi sonucu elde edilen barınak türüdür. Bu tip çadıra Altay Türkleri'nin "Sooltı" veya "Alançik" olarak ifade ettikleri de olur.







Altay

Altay Türkleri'nde Kırgız Türkleri'nin çadırlarına benzer çadırlarda bulunmaktadır. Keçeli çadır türüne örnek olan bu çadırlara "upke" veya "pükme" denir. Görünüş olarak güzel olmasının yanında ağaç kabukları ile korunan tiplere nazaran doğa şartlarına çok daha dayanıklıdır.

Güney Altay Türkleri geniş alanlarda yaşamayı sevdikleri için kalabalık yerlerde bulunmazlardı. Bundan dolayı da "aıllar-köyler" üç ile beş çadırdan fazla olmaz. Akrabalardan oluşur bu aıllar. Bu şekilde yaşayan Altay Türkleri'nin çadırları da ağaç kabuklarından yapılmış olup, sadece kapıları hayvan derisinden olur.

Çadırın tam ortasında bulunan ocaklar hem ısınmayı hem de yemek pişirmeyi sağlar. Bu ocağın hemen üst kısmında çadırın üzerinde bir açıklık bulunur. Ocağın hemen arkasında, kapının tam karşısında büyük ve parlak gözleri olan totem bulunur. Bununla beraber dokuz parça bez "somo" bağlanan ip bulunur. Bu ipin ortasındaki bezde bir hayvan resmi vardır. Bu resimler çadırdan çadıra farklılık gösterebilirler.

Altaylarda yaşayan bir diğer Türk boyu ise Teleütler'dir. Teleütler'in çadırları yazlıktır. Koni şeklinde ve çalı çırpıdan oluşan bu çadırın üzeri ağaç kabuklarıyla kapalıdır. Çadırın çapı 3 sajen (1 Sajen=2,13m)'dir. Kapıları da doğuya bakmaktadır.





Kırgız



TUVA ÇADIRLARI


Sibirya bölgesinde olan Tuva Türkleri'nin kullandığı çadırlar Altay Türkleri'nin çadırlarından farklıdır. Daha çok Moğol çadırlarına benzeyen Tuva çadırları Sibirya bölgesinin en görkemli çadırlarıdır. Tuva Türkleri zorlu doğa koşullarına rağmen hem göçebe Türk Kültürü'nden gelen alışkanlık hem de doğaya olan bağlılık ile çadırlarda yaşamışlardır. Ayrıca çadırların kolay kurulumu, gereçlerinin kolay bulunabilmesi gibi nedenler de çadırları göçebe hayatın temsilcisi haline getirmiştir.

Tuva Türkleri'nin yerleşim yerleri olan "aıllar", kış aylarında iki ile beş çadırdan, yaz aylarında onbeş civarında çadırdan oluşmaktadır. Batı Tuva'nın geleneksel barınağı keçeli çadırlardır. Bu çadır Moğol çadırı tipindedir. Doğu Tuva bölgesinde ise "Çum" adı verilen, iskeleti "uık" adı verilen ağaç çubuklardan oluşan çadır kullanımı yaygındır. Bu tip çadırlar yaz aylardan ağaç kabukları ile örtülüdür. Kış aylarında ise boğa derisiyle üzeri örtülüdür. Moğol tipi çadırlarda olsun, Çum'da olsun, bütün Türk çadırlarında olduğu gibi kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı yerler vardır.








OSMANLILARDA ÇADIR GELENEĞİ


Osmanlılarda değişik türdeki çadırları, önceden yapılıp Mehterhane ambarlarında depolanarak korunmakta ve ihtiyaç halinde muhasebe başkanlığından gene, padişahın emir ve izinleriyle verilmekte idi. Padişahın bir yere göç etmesi halinde kullanılmak üzere yaptırılan çadırların, mehterhane ambarına teslim edilmek üzere yapılan listede, çadırların kimler için, ne amaçla yapıldığı ve kullanılan malzemelerin miktarlarıyla en ince ayrıntılarına kadar gösterilmesi konuya verilen önem açısından dikkat çekicidir.

Osmanlı dönemi saray ve ordu çadır türlerini genel olarak şöyle sıralamak mümkündür:


1) Otağı Hümayun-Padişah çadırı-Hünkâr Çadırı
2) Otağ-ı Asafi-Paşa Çadırı, Divan Çadırı,
3) Sokaklu çadır-Perdeli çadırlar
4) Halvet ( Görüşme ) Çadırları
5) Çadır-ı Hazine,
6) Kurba çadır-Hamam Çadırı,
7) Hastahane Çadırı
8) Kilar çadırı-Çadır-ı Kilar,
9) Çadırı Sarraçhane,
10) Çadır-ı Matbah-Mutfak çadırı,
11) Çile çadırı-Ceza çadırı,
12) Asker çadırları


Türk çadırları sınıfına dahil olan en gelişmiş çadır türü. Otağ-ı Hümayun adı verilen sultan çadırlarıdır.88 Padişahın sefer sırasında yatıp kalktığı başkumandanlık karargahı olarak kullandığı savaş divanının toplandığı gezici saray büyüklüğünde, pek çok daireden oluşan çok direkli kırmızı çadırdır. Otağ-ı Hümayunlar Padişahın sefer sırasında yatıp kalktığı başkumandanlık karargahı olarak kullandığı savaş divanının toplandığı gezici saray büyüklüğünde, pek çok daireden oluşan çok direkli kırmızı çadırdır. Sultan dışında yalnızca en büyük dini yetkili Şeyhü'l-İslam, vezirler ve büyük eyaletlerin yöneticileri olan Beylerbeyi kırmızı kumaştan yapılan bu çadırda oturma hakkına sahiptirler.

Barış zamanında, padişahın yazlığa veya uzak bir yere gidişinde kullanılırdı. Sultan çadırları daima çevreyi en iyi şekilde gören küçük bir tepenin üzerine kurulurdu. Çadırın kurulduğu yer aynı zamanda Sultanın en üst rütbede bulunduğunu vurgulamaktadır. Doğal olarak sultan çadırı, boyutları ve dış süslemeleri ile diğer çadırlardan üstün olduğunu göstermek zorundadır.

Sefer çadırları çift olup, biri kullanılırken diğeri bir sonraki menzilde kurularak padişaha hazır bekletilirdi. Padişah çadırın kurulup toplanması ile görevli olanlara saray teşkilatında"ÇADIR MEHTERLERİ" veya "HAYME MEHTERLERİ" denirdi.

İçi bölmelerle ayrılmış içice iki çadır şeklinde olan Sultan çadırlarında, padişahın oturduğu, kısmın etrafında yine perdeler ile ayrılmış bir gezinti yeri bulunurdu. Burada nöbetçiler ve savaşçılar beklerdi. Padişah çadırının duvar ve tavanları iki kat kumaştan olup, pencereleri bulunurdu. İçi, toprak zemin üzerine hasır ve keçeler ile kaplanır, bunların üzerine kürk halı serilirdi. Kenarlara, kolay kurulup sökülebilen oymalı, süslü ağaçtan yapılmış sedir ve divanlar yerleştirilirdi. Üzerlerine şilteler, yataklar serilir, nadide nakışlı kumaşlar örtülürdü. Kışın çadırın içi, süslü mangallarla ısıtılırdı. Duvarlara işlemeli kumaşlar ve ince halılar, geceleri ışık vermesi için de altın ve gümüş şamdanlar asılırdı.

Bu çadırlar önceleri, 'YURT", "TOPAK EV" veya "KUBBE ÇADIR" denilen, etraf duvarları kafes şeklinde yapılmış panolardan oluşmakta iken, dokumacılığın ilerlemesi ile özellikle XVII. yüzyıldan itibaren karacadır biçiminde, iki veya üç direkli büyük ve geniş çadırlar şeklinde yapılmaya başlanmıştır.

Bu tip padişah çadırları alt kısmı pamuk veya kendir ipliğinden su geçilmeyecek şekilde dokunmuştur. Bunun üzerine de ikinci kat olarak kırmızı ipekten ve haricen rankli şerit ve sırma ile işlenmiş motif ve saçaklar ile süslenmiş ipek kumaşlar örtülerek yapılırdı.

En yüksek dinî yetkili olan Şeyhü'l-İslam, vezirler, Beylerbeyi ve şehzade çadırları da kırmızı kumaştan olurdu.

Avrupalıların hayret ve hayranlıkla izledikleri bu saray büyüklüğündeki otağlar, İslam öncesi Türk hakanlarından devam ettirilen bir geleneğe dayanıyordu.
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla