Tekil Mesaj gösterimi
Eski 29.08.15, 08:52   #1
Çengelli İğne
«... Beklenen Şarkı ...»

Çengelli İğne - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2013
Konular: 1654
Mesajlar: 9,563
Ettiği Teşekkür: 33017
Aldığı Teşekkür: 32006
Rep Derecesi : Çengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardırÇengelli İğne şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Post Kin ve Nefret Rüzgarı Fırtınaya Dönüşürken… | Uğur Dündar


70’li yıllardaydık.
TRT’nin siyah-beyaz yayın yapan tek kanallı televizyonunda çalışıyor, en çok seyredilen programlarından biri olan “Yaşadığımız Günler”i hazırlayıp sunuyordum.


Günün birinde Çocuk Esirgeme Kurumu’na ait yuva ve yurtlarda görev yapan bir öğretmenden adeta “iç burkan” bir mektup aldım. O yıla kadar yuva/yurtlar tüm kamuoyu için “kapalı bir kutuydu”. İçeride neler olup bittiği, korunmaya muhtaç çocukların hangi koşullarda barındıkları pek bilinmiyordu.
Mektupta anlatılan tüyler ürpertici gerçekleri okuyunca, o karanlık perdeyi yırtıp, ardındakileri tüm çıplaklığıyla gün ışığına çıkarmaya karar verdim.

* * *
Kamerayla gittiğimiz söz konusu yurdun fiziki görünümü “içler acısıydı”. Yağmurda çatısı akıyor, çocuklar rutubetten sıvaları dökülmüş odalarda- neredeyse- üst üste yatıyorlardı. Isınma sorunu had safhadaydı. İdrar kokusundan yatakhanelere girmek olanaksızdı. Yataklar, çarşaflar simsiyah, yemekler berbattı. Malzemeler çalınıyor, bu nedenle örneğin; “etli nohut” diye verilen yemekte ete rastlanamıyordu! Çocuklar ancak haftada bir gün, o da birkaç dakikalığına su yüzü görüp yıkanabiliyordu. Tabii suyun altına girip çıkmaya “yıkanma” denilirse!
Kısacası maddi anlamda yokluk, imkansızlık anlatılacak gibi değildi.
Kendi aramızda oraya bir de isim bulmuştuk: “Sefalet Palas!..”

* * *
Tanık olduğumuz en acı gerçekse, sevgi ve şefkate muhtaç bu yavruların devletin müşfik kollarında korunmaları gerekirken, hoyrat ellerce sık sık şiddete uğramalarıydı!..
Zavallı çocuklar sanki üç öğün yemek yer gibi, gerek oradaki görevliler, gerekse aralarındaki iri bedenli güçlü çocuklarca dövülüyordu.
O güne kadar pedagoglar ya da sosyal hizmet uzmanları binanın semtine bile uğramamışlardı.
Çocuklar öylesine sevgi ve şefkat açlığındaydılar ki, oyun salonuna girdiğimizde hepsi koşarak “Baba, baba…” diye bacaklarıma sarılmışlardı.
Dakikalarca öylece kalmıştık.
Onları incitmeden, üzmeden ayrılmaya çalıştığımda ise, “Baba bizi bırakma… Baba bizi çok dövüyorlar” diye ağlamışlardı.
Ekipçe binadan ayrılırken peşimizden ağlama sesleri geliyordu.
(Bu satırları yazarken, aylarca rüyalarımdan çıkmayan o an gözümde canlanıyor, bir tuhaf oluyorum)



Not: Yazının devamını okumak için, aşağıdaki linki tıklayınız.

- - - - - - Sözcü - - - -




__________________






Çengelli İğne isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Çengelli İğne'in Mesajına Teşekkür Etti