Tekil Mesaj gösterimi
Eski 03.09.15, 21:25   #2
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,679
Ettiği Teşekkür: 18751
Aldığı Teşekkür: 20027
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Lanetli Yalılar

2- Yalnızlıklar Yalısı Münevver Ayaşlı Yalısı


Bazı yalılar kederlidir ve hatıralar denizinde yüzer durur. Yıkılıp yeniden yapılsalar da içindeki hayatların akışı asla değişmez. Münevver Ayaşlı Yalısı da bunlardan biridir. İlk sahibi Talat Bey'in evlat acısını, ikinci sahibi Sadullah Paşa'nın gelini Münevver Hanım ise kaybettiği eşinin üzüntüsünü yaşamıştır...


Beylerbeyi İskele Caddesi’ndeki Münevver Ayaşlı Yalısı’nın yerinde bulunan ve yıktırılan ilk yalının geçmişi kesin olarak bilinmiyor. Bilinen yüksek devlet görevlerinde bulunmuş, Sadaret (Başbakanlık) Müsteşarı Talat Bey’in bu yalıda yaşadığıdır. Talat Bey eşi, baldızı ve tek oğlu Fuat Bey ile bu yalıda yaşamıştır. Osmanlı döneminde, oğlu Fuat Bey’in ölümüyle derinden sarsılan Talat Bey üzüntüsüyle başa çıkamayınca görevinden ayrıldı.


Evlat Acısı

Bu tarihten sonra da yalısında inzivaya çekilip dış dünyayı görmezden geldi. Yalıyla hiç ilgilenmeyen Talat Bey kendini okumaya ve düşünmeye verdi. Yalıyla birlikte günden güne çöken Talat Bey, 1930’ların başında vefat etti. Eşi ve baldızı ise giderek bir harabeye dönen evde daha da yalnız kaldı. Yalı masraflarıyla başa çıkılamayınca 1936’da Sadullah Paşa’nın oğlu Nusret Ayaşlı ve eşi Münevver Ayaşlı’ya satıldı.


Lanetli Yalı

Sadullah Paşa’nın oğlu Nusret Ayaşlı, Osmanlı döneminde babası ve ağabeyi gibi elçiliklerde bulunmuş önemli bir diplomattı. Gençliğinde Mısırlı Prenses Rukiye Hanım ile evlenip boşanmıştı. Nusret Bey, 1923’de Hollanda Büyükelçisi iken Cumhuriyet ilan edilince görevinden istifa etti. Ardından Fransa’ya yerleşti ve bir süre gönüllü sürgün hayatı yaşadı. Ancak Cumhuriyet’in yeni hükümeti bir mektupla kendisine ulaştı ve Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmaya devam edebileceğini bildirdi.

Nusret Bey, 1930’da bakanlıkta çalışan Münevver Hanım ile tanıştı ve aynı yıl evlendi. Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca bilen Münevver Ayaşlı’nın babası Ali Rıza Paşa’nın oğlu Cafer Tayyar Bey’di. Annesi de Hüsrev Paşa’nın yetiştirdiği ve eğittiği 40 kölesinden biri olan Çerkez Abdi Paşa’nın kızı Hayriye Şerife Hanım’dır. Münevver Hanım evlendikten sonra gelin gittiği Sadullah Paşa yalısında bir süre oturdu. Fakat yalıda bir türlü rahat edemiyordu. İlk rahatsızlık, Sadullah Paşa yalısında su ve elektrik tesisatı olmamasıydı.


Necibe Hanım'ın Hayaleti

Ama en önemli sorun şuydu: Münevver Hanım, Sadullah Paşa Yalısı’nın lanetli olduğuna inanıyordu. Çünkü adını taşıyan yalıda çok az oturabilen Sadullah Paşa sürgün bir diplomat olarak Avrupa’da Avusturyalı hizmetçisiyle yaşadığı aşk nedeniyle bunalıma girip intihar etmişti. Sadullah Paşa’nın büyük oğlu Asaf Bey de diplomattı ve o da intihar etmişti.

Sadullah Paşa’nın küçük oğlu Seyfullah Bey ise Almanya’da bir akıl hastanesine yatmıştı. Sadullah Paşa’nın intiharından sonra eşi Necibe Hanım’ın ruh sağlığı bozulmuştu. Necibe Hanım ölene kadar her gün pembe elbisesiyle yalının balkonunda Sadullah Paşa’nın gelmesini bekledi. Necibe Hanım’ın ölümünden sonra hayaletini gördüğünü söyleyenler de oldu. Geceleri elinde fenerle dolaşan Necibe Hanım’ın hayaleti, gelen geçene “Paşamı gördünüz mü?” diye soruyormuş. Münevver Ayaşlı bu hayalet hikâyesinden çok rahatsızdı.


Yeni Yuva Yeni Hayat

Nusret Ayaşlı ise babasının yalısına yerleşmek niyetindeydi. Ama eşinin baskısına dayanamadı ve yalıdan ayrıldılar. Bir süre Teşvikiye’de bir apartmanda oturdular. Evleri adeta bir kültür merkeziydi. Perşembe akşamları yapılan sohbetlere hepsi arkadaşları olan ünlü isimler katılıyordu. İkilinin dostları arasında Yahya Kemal Beyatlı, Abdülhak Hamit Tarhan, Asaf Halet Çelebi hemen göze çarpan isimlerdir.

Bugün Villa Bosphorus ismiyle Lokanta olarak faaliyet göstermektedir.

Yine de Münevver Ayaşlı ve Nusret Bey, Boğaziçi’ni özlüyorlardı. Bunun üzerine 1936’da, Talat Bey’in harabeye dönmüş yalısını satın aldılar. Yalı yıktırıldı. Sonra zamanın büyük mimarı Sedat Hakkı Eldem’e yeni bir proje çizdirildi ve yalı yeniden inşa edildi. Eski yalının ahşap merdivenleri atılmadı ve yalıya yerleştirildi. Münevver Ayaşlı’nın huzurlu hayatı uzun sürmedi. 1942’de annesi Hayriye Hanım öldü. 1944’de ise eşi Nusret Bey vefat etti. Çocuğu olmayan Münevver Hanım yapayalnız kalmıştı. Bir zaman yalıda Nusret Bey’in matemini tuttu. Müzeye benzeyen yalıda yalnızlığını avutan tek şey yazı yazmaktı.


Yazarlık Hayat Verdi

Münevver Ayaşlı dolmakalemini alıp yazmaya başladığında acılarını unutuyordu. Yazıyla hayata bağlanan Münevver Ayaşlı, Yeni İstanbul gazetesinde yazmaya başlayınca ölüm düşüncesinden uzaklaştı. Ama kederi büyüktü. Cumhuriyet kültürünün çiğ yönlerini eleştiren Münevver Ayaşlı hatıralarını yazdıkça Osmanlı kültürünün büyülü yönlerini özlemle andı. İmparatorluğu, Balkan Savaşı’nı, Birinci Dünya Savaşı’nı ve Milli Mücadele’yi görmüştü. Daha sonra Hasan Ayaşlı’yı evlat edindi. Geçmişin hatıralarıyla yaşayan Münevver Ayaşlı 20 Ağustos 1999’da 93 yaşında vefat etti.

Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
11 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.