Tekil Mesaj gösterimi
Eski 18.09.15, 21:14   #3
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20034
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Osmanlı'dan Günümüze Ayaklanmalar ve İsyanlar

12. Anadolu’da Abaza Paşa Ayaklanması / 1624

Abaza asıllı ve köle kökenli bir devlet adamı olan Abaza Paşa, Halep valisi Canbulatoğlu Ali Paşa'nın hazinedarı olarak kariyerine başladı. Canbulatoğlu ailesi Halep'in nesilden nesile geçen valileriydi. Abaza Mehmed Paşa, Canbulatoğlu Ali Paşa'nın başlattığı Celali isyanlarında onun yanında yer aldı. 1607 yılında Canbulatoğlu'nun Amik ovasında Osmanlı sadrazamı Kuyucu Murat Paşa 'nın ordularına yenilmesi sonucu esir düştü. Yeniçeri ağası Halil Paşa'nın araya girmesi sonucu ölümden kurtuldu ve bundan sonra Halil Paşa'nın himayesinde Osmanlı hizmetine girdi.

Halil Paşa Osmanlı hanedanından bir kızla evlenerek Damat Halil Paşa oldu. Kaptan-ı Derya tayin edilince Abaza Paşa'yı Derya Beyi yaptı. Abaza Mehmed Paşa Silahtarlık, Halep ve Maraş valiliği yaparak Osmanlı Devleti kademelerinde yükseldi. Osmanlı-İran Savaşları sırasında Erzurum valisiydi. 1617 yılında Damat Halil Paşa sadrazamlığa getirldi ve Serdar-ı Ekrem sıfatıyla İran'a giderken Abaza Paşa'yı da beraberinde götürdü.

İran'la yapılan savaşlar Doğu Anadolu'da halk arasında büyük sancılara neden olmuştu. Örneğin Erzurum'da Osmanlı-İran Savaşları dolayısıyla çok sayıda yeniçeri bulunuyordu. Savaşlar sırasında çok sıkıntıya düşmüş olan Erzurum halkı ile halka kötü davranan yeniçeriler arasında büyük bir anlaşmazlık ortaya çıkmıştı. Bu arada Osmanlı padişahı Genç Osman yeniçeriler tarafından tahttan indirilmiş ve acımasızca öldürülmüştü. Bu olaylar sonucu Abaza Paşa yeniçeri ocaklarının kaldırılması gerektiği sonucuna vardı. O yüzden 1624 yılında kendi valilik bölgesindeki birçok yeniçeriyi yakalatıp öldürterek bir Celali isyanı başlattı.

Abaza Paşa kendi bölgesindeki yeniçerileri öldürtmekle kalmayıp yeniçerileri tamamen ortadan kaldırmak amacıyla ordusuyla İstanbul'a doğru yola çıktı. Halktan vergi topladı. Otuzbin kişilik bir kuvvetle Sivas'ı ele geçirdi. Ankara'yı kuşattı. Bursa'yı da kuşattı ama alamadı. Niğde'ye geri çekildi. Bu yenilgilere rağmen uzun bir süre boyunca Erzurum'u yeniçerilere ve Osmanlı Devleti'ne karşı bir ayaklanma merkezi haline getirmeyi başardı. 15 Ekim-25 Kasım 1627 tarihleri arasında eski patronu Damat Halil Paşa'nın komutasındaki bir ordu Erzurum kalesini kuşattı ama Abaza Paşa'nın komutasındaki direnişi kıramayarak geri çekildi. Ertesi yıl 6 Eylül 1628 tarihinde IV. Murat'ın yeni sadrazamı Gazi Ekrem Hüsrev Paşa'nın komutasındaki ordu tekrar Erzurum kalesini kuşattı. 14 gün süren bir kuşatma sonunda Abaza Mehmet Paşa'nın Erzurum'daki direnişini kırarak Erzurum'un kontrolünü ele geçirmeyi başarabildi.

Abaza Paşa yenildikten sonra İstanbul'a getirildi. İdam edilmesi beklenirken tam tersine zekası ve cesaretinden etkilenen IV. Murat tarafından affedildi ve 22 Eylül 1628 tarihinde Bosna beylerbeyliğine atandı. 1633 yılında IV. Murat Abaza Paşa'ya antlaşma koşullarına uymayan Lehistan'a girmesini emretti. Vidin'de Kırım, Eflak ve Boğdan'dan gelen birliklerle buluşan Abaza Paşa Lehistan'a girdi. Abaza Paşa'nın Lehistan'dan çok miktarda esir ve ganimet alarak geri dönmesi üzerine Lehistan elçisi Trebzinski barış istedi. Yıllık vergi ödemek ve Dinyester nehri üzerindeki kaleleri yıkma koşuluyla Osmanlılar bu barış isteğini kabul ettiler.

Lehistan tekrar antlaşma hükümlerine uymayınca 15 Nisan 1634 tarihinde IV. Murat bizzat ordularının başına geçerek Lehistan'a hareket etti. Abaza Paşa artık padişahın en yakın çevresine girmiş ve bu seferde padişahın hemen yanında yer almıştı. 27 Nisan 1634 tarihinde ordular Edirne'ye vardığında Lehistan tekrar barışa razı oldu. IV. Murat İstanbul'a geri döndü. IV. Murat Abaza Paşa'nın cesaretini ve kahramanlığını çok beğenmekle birlikte her zaman için bir ayaklanma çıkaracağından kuşkulanıyordu. Rum ve Ermeniler arasında çıkan bir anlaşmazlıkta, Abaza Paşa'nın Ermenilerden rüşvet alarak onlara çıkar sağladığı gerekçesiyle 1634 yılında idam edildi. Kuyucu Murat Paşa türbesine gömüldü.



13. Balıkesir Bölgesinde Cennetoğlu Ayaklanması 1624

Balıkesir bölgesinde bir tımarlı sipahi olan Cennetoğlu zamanla halk içine girerek sancakbeyi, kethüda ve ağaların yaptıkları zulümleri ortadan kaldıracağını bildirmek suretiyle taraftar toplayarak Osmanlı'ya başkaldırmıştır.



14. Tokat Bölgesinde Hüsrev Paşa Ayaklanması / 1632

Hüsrev Paşa 6 Nisan'da sadrazam olarak Sultan Murat tarafından seçildi.

Hüsrev Paşa'nın sadrazam olarak yaptığı ilk icraat Sultan İbrahim döneminde Erzurum Valisi iken 1622'de isyan etmiş ve bir Celali isyancı olarak devlet gücü ile o zamana kadar yıllardır bir türlü tenkil edilememiş olan Abaza Mehmet Paşa'ya karşı kendinin serdarı olduğu bir sefer tertip etme oldu. Hüsrev Paşa kurulan ordu ile Abaza Mehmet Paşa üzerine gitti ve onu Erzurum kalesinde buldu. Toplarla donatılmış Osmanlı ordusunun Erzurum kalesini kuşatmasından sonra Abaza Mehmet Paşa 18 Eylül'de teslim oldu. Sadrazam Hüsrev Paşa 9 Aralık 1628'de asi paşa ile İstanbul'a döndü ve büyük bir zafer alayı ile karşılandı.

Hüsrev Paşa bu galibiyetinden manevi destek alarak Safevi hükümdarı Şah Abbas eline geçmiş olan Bağdat'ı geri almak hedefiyle 1629'da yeni bir doğu seferine çıktı. Ordu Üsküdar'dayken bir sağanak fırtına ve kabaran seller yüzünden çadırlı ordugah büyük zarar gördü ve ordudaki batıl itikatlara inanlar bunu yeni seferin başarısız olacağına işaret olarak gördüler. Doğu'da Konya ve Halep arasında ordu ilerken bu yörelerde bulunan yerel ahalinin ordunun arkasından ihanet yapmaması için, özellikle Alevilere ve Alevi olduğu şüphesi veren her yerli şehir, kasaba ve köy halkına büyük bir kırım uygulandı. Bu nedenle Husrev Paşa'nın ünü "vurucu" ve "lüzumsuz yere kandökücü" olarak yayıldı. "Cüzi bir şüpheden adam öldürttüğü", "öldüreceği kimseleri önüne getirerek otağında iskemle üzerinde oturup katillerini seyrettiği" bildirilmektedir. Modern yabancı tarihçiler bu icraatı ile Hüsrev Paşa'nın binlerce Anadolu sakinini ve bu arada protesto eden yerel Osmanlı idarecilerini de öldürttüğü ve halkı Merkezi devletten daha da gocundurduğunu belirtmektedirler.

Fakat yörel Kürt şeyh ve aşiret liderlerinin desteğini sağladı ve Batı Irak'a yerel direniş görmeden girdi. 15 Ekim-15 Kasım 1629'da Bağdad'ı kuştama altına aldı. Fakat erzak ve levazım yetiştirilmesi zorlukları, Bağdad Safavi ordusunun ciddi direnişi ve zaman zaman çok etkili huruç hareketleri ve Osmanlı ordusunda olan disiplinsizlik dolayısıyla bu kuşatma başarılı olmadı.

Hüsrev Paşa ordu ile Mardin'e çekildi ve o kış, 1630 yılı ve 1631 yılının büyük bir kısmında Mardin'de vakit geçirip tekrar Bağdad üzerine gitmekten kaçındı. Bu dönemde Hüsrev Paşa hakkında şikayetler İstanbul'a duyruldu. Bu şikayetlere göre yörel halk ve hatta ta Anadolu içlerine kadar "yapmadığı kötülük bırakmayan ve en akla gelmeyen işkenceleri uygulamaktan" çekinmediği ve "Celalı başbuğları gibi davrandığı" hakkında idi. Bu kımıldamazlık ve gittikçe artan şikayetler İstanbul'daki Sultan IV. Murat ve merkezi devlet tarafından uygun görülmedi ve Eylül 1631'de Hüsrev Paşa sadrazamlıktan azledildi ve yerine ikinci defa Hafız Ahmed Paşa sadrazam oldu.

Hüsrev Paşa azlolunduktan sonra Tokat'a geldi. Yeni sadarazam Hafız Ahmed Paşa bu orduda bulunan kapıkulu ocak askerlerinin kış gelmeden ile biran evvel İstanbul'a dönmeleri için karar aldı. Hüsrev Paşa'nın İstanbul'a geri dönen kapıkulu "güçlerini İstanbul'a dönünce kendi lehinde ayaklanma çıkartmaya teşvik ettiği ve Deli İlahi, Rum Mehmed, Baba Ömer, Kınalıoğlu, Kör Ali, Köşe Şaban gibi sipahi zorbalarını Anadolu'da yaygın olarak soygunlara yapmaya gönderdiği haberleri İstanbul'a yetişti.

İstanbul'a geri dönen kapıkulu ocak askerleri ise doğuda sanki bir zafer kazanmışlarca hareket etmeye ve taşkınlıklar yapmaya başladılar. Bu ortamı Sadrazam aleyhinde kullanma fırsatını gören Topal Recep Paşa harekete geçti ve özellikle Boşnak ve Arnavut asılli yağmacı zorbaları başkentte karişıklık çıkartmak için teşvik etti.

7 Şubat 1632'de ilk asker ayaklanması başladı. Atmeydanı'nda toplanan sipahi ve diğer kapıkulu askerleri Hüsrev Paşa'nın azledilmesi aleyhinde de olarak isyan ettiler. Topkapı Sarayı üzerine binlerce asker, ulema ve şehirli insan yürüdü. IV. Murat iki defa ayak divanına çıkma zorunda kaldı; sadrazam Hafız Ahmed Paşa atilan taşla atından düşürüldü ve Sultan ikinci kez ayak divanına çıktığında Hafız Ali Paşa isyancılar tarafından öldürülüp paramparça edildi. Sultan IV. Murat pek istemiyerek Topal Recep Paşa'yı sadrazam yaptı.

Fakat İstanbul'da olan askeri isyan ve zorbalık olaylarının Hüsrev Paşa ile Topal Recep Paşa'nın Sadrazam Hafız Paşa'ya karşı komplolarında ortaya çıktığını Sultan IV. Murat bilmekteydi ve Hüsrev Paşa'yı elimine etmek için tertip aldı. Diyarbakır Valiliği'ne tayin edilmiş olan Murtaza Paşa'nın eline verilmiş bir gizli hatt-ı humayun gönderildi ve bunun icabı olarak Mart 1632'de Hüsrev Paşa'nın Tokat'ta boyunu vurularak idam edildi.


15. İstanbul’da Zorbaların Saray Baskını / 1632

IV. Murat



Dördüncü Murat'ın yaşının küçüklüğünden istifâde eden yeniçeriler, İstanbul'da zorbalıklarını ve ahâliye kötü muâmeleyi artırdılar. Nihayet 7 Şubat 1632'de büyük bir kapıkulu askeri ve halk ayaklanması başladı ve ayaklanmacılar Topkapı Sarayı'na yürüdüler; Sadrazam Hafız Ahmet Paşa ve şeyhülislamın da isimlerini ihtiva eden 17 kişilik bir listedeki devlet adamlarının başlarını istediler. Sadrazam Hüsrev Paşanın azlini bahane eden isyancılar yeni sadrazam Müezzinzâde Hafız Ahmed Paşa'yı öldürdüler (1632).

Bundan sonra zorbaların zoru ile sadrazam olan Recep Paşa döneminde İstanbul'da karışıklıklar günlerce sürdü. En küçük bir olayda, Recep Paşanın tahrikiyle harekete geçen zorbalar, yeni kelleler istiyorlardı.

Diğer taraftan, tahta geçtiği günden itibâren bütün hâdiseleri dikkatle takip ederek, eşkıyanın elebaşlarını tespit eden Sultan Murat, 8 Haziran 1632'de devlet idaresini bizzat eline aldı.

İsyancıların elebaşı olan Topal Recep Paşa'yı öldürttü. Yeniçeri ve sipahi ocaklarını sindirerek, zorbalıkların önüne geçti. Kahvehâneleri ve meyhâneleri kapatarak, tütünü ve alkollü içkileri yasakladı. Emri dinlemeyenlere şiddetli cezâlar verileceğini ilân edip, sıkı kontroller yaptı ve yaptırdı.


Bir anekdot:

7 Şubat 1632'de başlayan isyanın üçüncü gününde,
10 Şubat'ta isyancılar Topkapı Sarayı bahçesine gelen sadrazam Hafız Ahmed Paşa'ya hücum ettiler; korumacıları sadrazamı kurtadılar; ama sadrazam görevinden istifa etti.

İsyancılar IV. Murat'tan yeni bir ayak divanı (
Olağanüstü durumlarda o anda bulunulan yerde padişahın katılmasıyla bir konuyu görüşmek ve karara bağlamak için yapılan toplantı, ayakta toplanan meclis) istediler.

Bu ayak divanına IV. Murad çıkarken Topal Recep Paşa'nın ona "Padişahım, abdest aldın mı?" sorusunu sorup güya ona gözdağı vermek istediği bildirilir.

25 Nisan'da isyancılar mülazım yazılmak dolayısıyla birbirlerine girdiler. İsyancıların bu zayıflığından faydalanan IV. Murat 18 Mayıs günü Topal Recep Paşa'yı saraya çağırdı. Sadrazam padişahın huzuruna çıktığında, ayak divanına çıkarken Topal Recep Paşa'nın "Abdest aldın mı padişahım" diye uyarısından mülhem olarak, IV. Murat "Öç gecikir ama asla yaşlanmaz. Bre kafir abdest al" emrini yönelti.

Zülüflü baltacılar kemend atarak onu padişah önünde boğup idam ettiler. Ölüsü Bab-ı Hümayun önünde bekleyen düşmanlarına atıldı. Onun yerine Sadrazam olan Tabanıyassı Mehmed Paşa uzun bir müddet bu isyancı zorbalarla uğraşıp ancak Haziran sonunda asayişi sağlayabildi. (
Bu Mülkün Sultanları- Necdet Sakaoğlu - 1999- Oğlak Yayıncılık)



16. Balıkesir Bölgesinde İlyas Paşa Ayaklanması / 1632

Balıkesir bölgesinde 1632 yılında İlyas Paşa ve çevresindekilerin gerçekleştirdği ayaklanmadır.



17. Lübnan Bölgesinde Dürzi emiri Manoğlu Ayaklanması / 1635

1635'de, Lübnan'da isyan çıkaran Dürzi emiri Manoğlu Fahrettin ile oğlu idam edildi.


18. Sivas Bölgesinde Vardar Ali Paşa Ayaklanması / 1648

Ali Paşa, Ekim 1647’ de İstanbul’dan bayram harçlığı adı altında para yollanması istendiğinde bu tutarın ödemesinin mümkün olmadığını bildirdi. Ayrıca İbşir Mustafa Paşa’nın Sivas’ta bulunan nikâhlı karısı Perihan Hanım’ın Sultan İbrahim’e takdim edilmek üzere İstanbul’a gönderilmesi emrini geri çevirdi. Bunun üzerine Ali Paşa görevinden azledilip katli için Sivas’a gönderilen kapıcıbaşıları şehre sokmayan Ali Paşa, baharda Girit’teki savaşa katılması için İstanbul’a davet edilerek Sivas’tan çıkartılmak istendiyse de bu emre uymadı.

Vardar Ali Paşa, padişahın devlet işleriyle ilgilenmediği, devlet işlerinin kadınlar elinde olduğu, yönetici ve beylerbeyi görevine getirilenlerin kısa zamanda azledildiklerini, köylünün perişan bir halde olduğunu, memleketi bu durumu getiren devlet adamlarının padişaha bildirilmesi ve üç sene dolmadan idari ve askeri görevlerin değiştirilmemesi gerektiğini söyleyerek, İstanbul'a yürüyeceğini ilan etti. Bunun neticesinde tarihte Vardar Ali Paşa İsyanı olarak adlandırılan olay meydana geldi.

4 Mayıs 1648 yılında İstanbul’a gitmek için beraberindeki askerlerle Sivas’tan ayrılan Ali Paşa, Çankırı' da Kurşumludağı eteğinde yapılan savaşta o sırada Karaman beylerbeyi olan Köprülü Mehmed Paşa komutasındaki kuvvetleri yenilgiye uğratarak onu ve diğer paşaları esir aldı. Daha sonra Çerkeş kasabasına ulaşan Vardar Ali Paşa, 20 Mayıs’ ta kendisine katılmaya geldiğini düşündüğü İbşir Mustafa Paşa’nın ani saldırısına uğradı.

Hazırlıksız yakalanan Vardar Ali Paşa’nın ordusu kısa sürede dağıldı, kendisi kaçmaya çalışırken yakalandı. İbşir Mustafa Paşa tarafından sorgulandıktan sonra idam edildi ve kesilen başı İstanbul’a gönderildi.


19. Sultan Ahmet Olayı ve Sipahi Ayaklanması / 1648

28 Ekim 1648'de Sultan Ahmet Meydanında sipahi ayaklanması meydana gelmiştir.

IV. Mehmet'in tahta çıkışı ile cülus bahşişi almak için İstanbul'a gelen binlerce sipahi At Meydanın'nda toplandı. Değişik bahanelerle saraya yürüyen sipahiler
Sadrazamla şeyhülislamın katil sıfatıyla idamlarını istediler. Saraydan gönderilen nasihatçinin anlaşma önerilerini de geri çevirdiler.

Bazı ulemanın fetvasıyla Atmeydanı'nı kuşatan yeniçeriler, yolladıkları elçinin sipahiler tarafından öldürülmesi üzerine saldırıya geçtiler. Sultan Deli İbrahim zamanında büyük güç kazanan devşirme takımı ve yeniçeriler, Sipahi Ocaklarını toptan imha hareketine girişmişler ve binlerce sipahiyi yok ederek bunu başarmışlardır.



20. Anadolu’da Haydaroğlu Mehmet Bey Ayaklanması / 1649

Bu Celâlî lideri Kara Haydar’ın oğluydu ve babasının intikamını almak maksadıyla isyan etmişti. Âsi Katırcıoğlu ile birlikte hareket eden Haydaroğlu üzerine gönderilen kuvvetleri mağlûp etti. Afyonkarahisar’ı basıp Isparta’yı haraca bağladıysa da Abaza Hasan Ağa tarafından yakalanıp cezalandırıldı. “Celâlî oğlu Celâlî” olan Haydaroğlu’nu diğer liderlerden ayıran taraf daha önce devlet hizmetinde bulunmamış olmasıdır.



21. Gürcü Nebi Ayaklanması / 1649

Gürcü Abdünnebî kapıkulu süvarisiydi. Kapıcılar kethüdâlığına kadar yükselip Niğde ve Bor taraflarında çiftlikler elde ederek nüfuzunu arttıran ve Safed voyvodalığını elde eden Abdünnebî, saltanat değişikliğinden dolayı İstanbul’a gönderdiği paranın hükümet tarafından yeniden talep edilmesi üzerine mağdur duruma düşmüştü. Ayrıca İstanbul’da Sultan Ahmed Vakası’nda öldürülen sipahilerin kanlarını da dava ediyordu.

İstanbul üzerine yürüyen Abdünnebî Üsküdar’da Bulgurlu civarında yenilgiye uğratıldı; daha sonra, “Anadolu bizim, Kütahya’da otururuz, Rumeli sizin olsun” diyerek çekildiyse de Kırşehir mutasarrıfı İshak Paşa tarafından Karapınar’da yakalanıp idam edildi.


22. Yeniçeri- Sipahi Ayaklanması (Vak’a-i Vakvakıyye) / 1656

Osmanlı Devleti’nde 17. yüzyılda IV. Mehmet‘in saltanatı sırasında 4-8 Mart 1656 günleri arasında İstanbul’da çıkan bir askeri ayaklanmadır.

19 Ağustos 1655′de sadrazam olan Süleyman Paşa, sürüp giden para darlığını gideremediği ve askerin aylığını, tağşiş edilmiş (ayarı bozuk) akçeyle verdiği için askerler, alışverişlerini bu parayla yapmak istediklerinde esnafla aralarında anlaşmazlık ve kavgalar çıkmaktaydı. Bu sırada Girit’ten dönen birkaç yüz yeniçeri de dokuz ay aylıklarını alamadıklarını ileri sürdüler. Sonunda hükümetin tutumundan hoşnut olmayan yeniçeriler ayaklandı. Bu ayaklanmaya sipahiler de katıldı.

Büyük Valide Kösem Sultan ve ocak ağalarının öldürülmesi (1651) ile sonuçlanan daha önceki ayaklanmanın neticesinde iktidar, içoğlanları ve onlarla işbirliği yapan bazı kişilerin eline geçmişti. Bunlar daha önceki ayaklanmalardan ders almayarak, devlet işlerine karışmak, hazineden gereksiz harcamalar yapmak, yetkilerini kötüye kullanarak kendilerini resmi görevlerinden üstün saymakta idiler. Bu arada Girit Savaşı’nın sürmesi ve başarı elde edilememesi hükümet otoritesini sarsmıştı. Paranın değer kaybetmesi iktidarı ellerine geçiren içağaları ve yardımcılarına karşı düşmanlığı arttırmıştır. Görevliler her aksayan işin sorumluluğunu bunlara yüklemekte idiler. Bu sebeple İstanbul’da halk ayaklanmaya hazır bulunuyordu. Bu ayaklanmaya önderlik edecek olanlar arasında Kaptan-ı Derya Zurnazen Mustafa Paşa ile bostancı başı Hasan Ağa bulunuyordu. Bu sırada Girit’ten dönen yeniçerilerin aylıklarının ödenmemesi üzerine Ağa Kapısı’na başvurduklarında Kul Kethüdası tarafından tahkir edilmeleri ve ödeneklerinin düşük akçe olarak dağıtılması hoşnutsuzluğu arttırmıştır.

29 Şubat 1656 günü Hasan Ağa, Şamlı Mehmed Ağa ile Galata voyvodalarından Karakuş Mehmed Ağa, maaşlarını alamayan sipahiler ve maaşlarını aldıklarında hırpalanmış olan yeniçerileri ayaklandırdılar. 4 Mart 1656 cumartesi günü isteklerini saraya bildirdiler. Asilerin istekleri doğrultusunda yeniçeri ağası, kul kethüdası ve bazı ocak subayları değiştirildi. Nasihat için asilerin toplandıkları At Meydanı’na (bugünkü Sultanahmet Meydanı) o gün ve ertesi gün gönderilen görevlilerin çabaları sonuç vermedi. Ayaklanmanın kolaylıkla bastırılamayacağı anlaşılınca padişah, ayaklananların elebaşlarını Alay Köşkü’nde kabul etti.

Olay üzerine toplanan ayak divanında Mihter Hasan Ağa söz alarak, henüz genç yaştaki IV. Mehmed’e kendisine karşı olmadıklarını bildiren bir duadan sonra isteklerini anlatarak idamlarını talep ettikleri kişilerin adları yazılı bir defteri padişaha verdi. Padişah listede olanların canlarının bağışlanmasını istediyse de ayaklananlar direndiler. Bunun üzerine İstekleri kabul edildi ve asilerin öldürülmesini istediği 30 hükümet yetkilisinden büyük bir kısmı bostancıbaşı tarafından öldürülerek cesetleri ayaklananlara teslim edildi. Bu cesetler Atmeydanı’na götürülerek orada bulunan çınar ağacına asıldı.

O yüzden bu olaya “Çınar Vakası” denildi. Üzerine cesetler asılmış bu ağacın İslam inancında adı geçen, Cehennem’de bulunan ve meyveleri insan kafası olan Vakvak ağacına benzetilmesi sebebiyle olay Vaka-i Vakvakiye (Vakvak Olayı) olarak da adlandırılmıştır. Çınar ağacına asılan insanlardan ötürü benzetme yapılarak olaya bu ad verildi. Ayaklananlar, 8 Mart 1656 günü, adları listede yer aldığı halde hâlâ yakalanıp katledilmemiş olan öteki yetkililerin de bilahare bulunup idam edilmeleri sözünü alarak dağıldılar. Ayaklanma bitti, dükkânlar açıldı.

Ayaklanmacı elebaşılar bu olaydan sonra meydan ağaları olarak ün salıp büyük etki kazandılarsa da 8 Mayıs 1656′da, Sadrazam Boynuyaralı Mehmet Paşa tarafından sarayda toplantı bahanesiyle divana çağırılıp öldürüldüler. Ayaklanmanın öteki ileri gelenleri de kent kapıları iki gün kapatılıp ele geçirilerek öldürüldüler.



23. Halep Valisi Abaza Hasan Paşa Ayaklanması / 1658

Abaza Hasan Paşa Osmanlı Devleti tarihinde en büyük Celâlî isyanını çıkaran âsi reisidir.

Silâhtar Bölüğü’ne mensup kapıkulu süvarilerindendir. Kara Haydaroğlu İsyanı’nın bastırılmasındaki hizmetlerinden dolayı dikkati çekerek 1648’de Yeni İl Türkmen voyvodalığına tayin edildi. Bu durum diğer ocak ağalarının kıskançlıklarına yol açtı ve Abaza Hasan müddetini doldurmadan görevinden azledildi. İktidara hâkim olan ocak ağaları onu ortadan kaldırmaya teşebbüs edince, çevresine büyük bir kalabalık toplayarak isyan etti. İzmit’i geçip yol kesmeye ve baskınlar yapmaya başladı; bu arada Kastamonu’yu yağmaladı. Buna rağmen hükümet ciddi bir tedbir alamadı. Nihayet, Şeyhülislâm Kara Çelebizâde Abdülaziz Efendi’den bir fetva alınarak Sivas Valisi İpşir Mustafa Paşa’nın Abaza üzerine gönderilmesine karar verildi. Bu arada âsilere katılmış bulunan sipahilerin esâmeleri defterden çıkarıldı. Fakat İpşir Paşa bu görevi kabul etmekte tereddüt gösterince azledilerek yerine Karaman Beylerbeyi Katırcıoğlu Mehmed Paşa serdar tayin edildi. Ancak, İpşir Paşa ile birleşen Abaza, Aksaray civarında Katırcıoğlu’nu mağlûp etti.

Bu başarısından sonra halktan zorla vergi toplamaya kalkışan Abaza, İpşir Paşa’yı sadârete namzet görmeye başladı; bunun için İstanbul’a yürümeyi bile planladı. Bu sırada İstanbul’da ağalar saltanatına son verilmiş, âsilerle anlaşma zemini hazırlanmıştı. Nihayet hükümetin zayıf anından faydalanan âsiler, hazırladıkları hücceti kabul ettirdiler. Buna göre Abaza’ya Türkmen ağalığı, İpşir Paşa’ya da Halep beylerbeyiliği verildi. Bundan sonra kapılarında daha fazla asker beslemeye başlayan âsiler, halka da zulümden geri kalmadılar. İpşir Mustafa Paşa 1654’te sadârete tayin edilince, yanında Abaza Hasan ve binlerce sipahi olduğu halde İstanbul’a geldi. Ancak, sebep olduğu hadiselerden dolayı bu makamda altı ay kadar kalabildi, çok geçmeden de idam edildi. Bu durum karşısında Abaza da önce Türkmen voyvodalığına, bir müddet sonra da Diyarbekir valiliğine tayin edilerek İstanbul’dan uzaklaştırıldı.


IV. Mehmed’in tahta çıkışının ilk sekiz yılında devlet otoritesi çok zedelenmiş, on dört sadrazam denenmiş olmasına rağmen müsbet bir sonuç alınamamıştı. Son olarak birtakım şartlarla Köprülü Mehmed Paşa sadârete getirildi. Merkezî otoriteyi kuvvetlendirmek ve ülkede asayişi sağlamak amacıyla birçok kimseyi öldürmek zorunda kalan Köprülü, Abaza’yı önce Halep valiliğine tayin etti, daha sonra da Erdel seferine çağırdı. Bu arada Köprülü’nün sert icraatından kaçanlar Abaza’ya iltihak ediyorlardı. Abaza ise Köprülü’nün Erdel seferi davetine uymayarak padişahtan, onu sadâretten azletmesini istedi.

Devlet kuvvetleri Macaristan içlerinde düşmanla uğraşırken Anadolu’da büyük bir Celâlî isyanı başladı. Abaza, Ilgın’da Anadolu Serdarı Murtaza Paşa emrindeki bir kuvveti mağlûp ettiyse de kış mevsiminin gelmesi üzerine Halep’e çekildi. Bu arada halk Abaza’dan yüz çevirmiş, emri altındaki kalabalık kuvvetler erzaksız kalmış ve firarlar artmıştı. Nihayet, bir komplo neticesinde başta kendisi olmak üzere maiyetindeki vezirlerle birlikte Halep’te katledildi. İsyan bastırıldıktan sonra Anadolu’da eşkıya ve silâh araması yapılmış, birçok suçlu yakalandığı gibi 80.000 tüfek de müsadere edilmiştir.


24. Eflak Ayaklanması / 1659
Eflak ve Buğdan Prenslikleri, Osmanlı hakimiyetine girene kadar çeşitli milletlerin istilalarına maruz kaldı. Ancak XV'inci yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı İmparatorluğu bu bölgelerde varlığını hissettirmeye başladı.

1393 yılında Osmanlı Padişahı Sultan Beyazıt'ın orduları Tuna Nehri kıyılarına ulaşmıştı. Eflak Voyvodası Mircea, 1389'da tehlikeyi daha önce gördüğü için birliklerinden bir bölümünü Sırpların yardımına göndermiş ve Kosova Savaşında Sırpların yanında savaşmıştır.

Beyazıt, 1394 yılında Eflak Voyvodasının bu hareketine karşılık olarak, Tuna'yı geçti ve Orşova'ya ulaştı. Ardından Prensliği istila ederek Eflak ordularını Kroiva yakınındaki Rovin bölgesine çekilmeye zorladı. Mircea'dan sonra voyvoda olan I. Vlad, Osmanlı Devleti ne vergi ödemeyi kabul etti. 1396'da Osmanlılar Vidin Bulgar Prensliğini ele geçirdikten sonra Tuna boyunca Eflak, Osmanlı İmparatorluğu ile komşu oldu. Tahta yeniden çıkan Mircea, Osmanlıların 1402 Ankara yenilgisinden faydalanarak, Silistre ve Dobruca'nın bir bölümünü geri aldı. 1413'te I. Mehmet, İmparatorluğun birliğini yeniden sağlayınca Mircea, Osmanlı İmparatorluğu na yılda 3000 düka vergi ödemeyi kabul etti. Mircea'nın 1418'de ölümüyle Osmanlı, Dobruca'yı tekrar ele geçirdi. I. Mehmet Eflak tahtına II.Dan'ı geçirdi. Böylece 1419 yılından itibaren Eflak, Osmanlı İmparatorluğu etkisi altına girmiş oluyordu.

Eflak Prensliğinden sonra Osmanlılar, epey uzakta olan Orta Karpatların, Dinyestre Nehri ile dağlık bölge arasında kalan Buğdan'a ilgi duymaya başladılar. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'un fethinden sonra Buğdan'a bir ültimatom göndererek Voyvoda Petru Aron'dan kendisine boyun eğmesini istedi. Buğdanlılar uzun tartışmalardan sonra Osmanlı Padişahının isteklerini kabul ettiler. II. Mehmet, 9 Haziran 1456'da yayınladığı bir fermanla 2000 düka-altınlık bir vergi ödemesi kaydıyla savaş durumunu sona erdirdi. Resmi olarak 1456 yılından itibaren Buğdan, Osmanlı İmparatorluğu na bağlı hale geldi.

Yüzyıllarca Osmanlı hakimiyeti altında kalan Eflak ve Buğdan'da XIX'uncu yüzyıldan itibaren Rusya'nın da etkisiyle birleşik, ulusal bir Romanya kurulmasına hız verildi. Bu fikir ilk olarak küçük toprak beylerinden çıktı ve daha sonra diğer gruplar arasında da yayıldı. 1838 yılından itibaren Eflak ve Buğdan'da gizli teşkilatlar kurulmaya başlandı. Avrupa'da cereyan eden 1848 ihtilalleri, bu iki Osmanlı eyaletinde son derece heyecan uyandırdı.

Buğdan'da, bağımsızlık ve Eflak ile Buğdan'ın birleşmesini isteyenler ayaklandılar. Daha sonra bu Eflak'a sıçradı. Bu ayaklanmalar bastırılmakla birlikte, bağımsızlık taraftarları bir anayasa yayınlamaya muvaffak oldular. Ayaklananlar aynı zamanda bir de geçici hükümet kurdular. Geçici hükümet Rusya'nın egemenliği altına girmek yerine, bazı hususlarda Osmanlı Devleti ne bağlı kalmak istiyordu. Fakat Osmanlı Devleti , Rusya'nın baskısı ile Eflak ve Buğdan olaylarını tanımadığını ilan etti. Rusya ile 1849 yılında yapılan Balta Limanı Andlaşması ile Rus Çarı ve Osmanlı Padişahı, Eflak ve Buğdan'ı devrimci ilkelerden ve anarşi hareketlerinden korumak için beraber çalışmayı kabul ettiler. Eflak ve Buğdan beyliğine, Osmanlı Hükümeti ile Rus Hükümeti arasında kararlaştırılacak adaylar, yedi yıl için Osmanlı Padişahı tarafından atanacaktı. Kısaca, Romen ülkelerinde 1848 ihtilallerinin başarısızlığı, Rusya ve Osmanlı Devleti nin bir araya gelerek oluşturdukları karşı birlikten kaynaklandı.


1853 yılında başlayan ve 1856 Paris Andlaşması ile sona eren Kırım Savaşı, bu iki eyalete yani Eflak ve Buğdan'a aradıkları fırsatı verdi. Paris Andlaşmasına göre, Eflak ve Buğdan muhtariyet kazanıyor ve bu muhtariyet devletlerin ortak garantisi altına konuyordu. Her iki eyaletin de kendilerine özgü birer milli meclisi olacak ve hiçbir devlet Eflak ve Buğdan'ın iç işlerine karışmayacaktı.

Paris Andlaşması ile muhtariyet kazanmalarına rağmen, halkın büyük çoğunluğu Latin ırkından ve Katolik olan Eflak ve Buğdan'da güçlü bir birleşme eğilimi vardı. Kırım Savaşından yenik çıkan ve buralar üzerinde hakimiyet kurmak isteyen Rusya ile Katoliklerin koruyucusu olarak ortaya çıkan III. Napolyon da bunları desteklemeye başladılar. İngiltere ise, geleneksel politikasının bir sonucu olarak Avrupa'da dengenin sağlanmasını istiyordu. Eflak ve Buğdan'ın birleşmeleri, diğer milletlerin de birlik ve bağımsızlıklarına örnek olacağından Avrupa'da denge kökünden bozulacaktı. Bu nedenle İngiltere, Romen birliğinin kurulmasına taraftar görünmüyordu. Avusturya, Osmanlı İmparatorluğu gibi türlü mezhep ve ırklardan oluştuğu için milliyet fikirlerine ve milli devletlerin kurulmasına daima karşı çıkmıştır. Bundan dolayı Eflak ve Buğdan'ın birleşmelerini istememiştir. Prusya ise, Avusturya ile bir takım sorunlar yaşadığı için bu birleşmeyi istiyordu.

Bu gelişmeler neticesinde Temmuz 1856'da Eflak ve Buğdan prensleri istifa ettiler ve Osmanlı Devleti tarafından Meclis seçimlerini hazırlamak için kaymakamlar atandı. Seçimler 1857 Ağustosunda Buğdan'da Eylül ayında da Eflak'ta gerçekleştirildi. Seçimleri her iki eyalette de birleşme yanlıları kazandılar ve her iki eyaletin meclisleri de 1857 Ekim ayında Eflak ve Buğdan'ın "Romanya" adı altında birleştiğini ilan ettiler. 5 Ocak 1859'da Buğdan Meclisi, 24 Ocak 1859'da da Eflak Meclisi oybirliği ile Albay Alexandre Ion Cuza'yı tahta Prens olarak seçti. Böylece birleşme fiili olarak gerçekleşmiş oldu.

Osmanlı Devleti ilk başlarda birleşmeye itiraz ettiyse de sonuçta, 2 Aralık 1861 tarihinde Eflak ve Buğdan'ın merkezi bir yönetime sahip olmasını kabul etti. Böylece, Eflak ve Buğdan Osmanlı Devleti ne bağlı olmakla birlikte, fiilen Romanya Prensliği ortaya çıkmış oluyordu.

Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
8 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.