Tekil Mesaj gösterimi
Eski 29.09.15, 23:21   #9
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,681
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Osmanlı'dan Günümüze Ayaklanmalar ve İsyanlar

35. Mısır’da Mehmet Ali Paşa Ayaklanması / 1832

Mehmet Ali Paşa bugünkü Yunanistan'ın Kavala şehrinde dünyaya geldi. Bu yüzden Kavalalı Mehmet Ali Paşa olarak da anılır. Arnavut kökenli olduğu iddia edilir ancak ataları toprak meselesinden Konya'dan Kavala'ya göç etmiştir. Mehmet Ali, babası İbrahim Ağa'nın 17 çocuğundan hayatta kalan tek çocuğuydu. Babası ile birlikte tütün ticareti yapıyordu. Babasının genç yaşta ölümünden sonra amcası Tosun Paşa'nın himayesinde tütün ticaretine devam etti. Amcası Tosun Paşa'nın Osmanlı devleti tarafından idamından sonra tamamen kimsesiz ve hamisiz kaldı. Leon isimli Fransız bir tüccarla tanıştı ve işine devam etti.

Napolyon'un 1798'de Mısır'ı işgali sırasında Fransızlar'ı Mısır'dan çıkarmakla yükümlü kaptan-ı derya Küçük Hüseyin Paşa, Kavala Çorbacısı Hüseyin Ağa'dan bir miktar kuvvet istemiş, Hüseyin Ağa'da içlerinde yeğeni Mehmet Ali Ağa da bulunan 200 güzide asker göndermiştir. Mısır'ın geri alınmasından sonra Mehmet Ali Ağa tahsili olmamasına rağmen zekası ve becerikliliğiyle Mısır'da kalarak kısa zamanda tüm başıbozuk askerlerin serçeşmeliğini elde etti. Mısır Valisi Hüsrev Paşa'nın başıbozuk askerleri Mısır'dan tahliyeye teşebbüsü üzerine; askerin maaşlarını alamamalarını bahane ederek başıbozuk askerleri isyan ettirdi ve Hüsrev Paşa'yı firara mecbur bıraktı. Mısır valiliğini elde etme hayali kuran bu açgözlü, aynı zamanda tedbirli adam, Mısır'a vali olarak gönderilen Hurşid Paşa'yı da bir bahane ile atlatarak 1804 senesinde vezirlikle istediği makama erişmiştir.

Vali olur olmaz ciddi ve radikal işlere teşebbüs eden Mehmet Ali Paşa, Mısır'da nüfus sahibi kölemenleri ortadan kaldırdı. Avrupa'dan getirttiği hocalarla kendine güçlü bir ordu kurdu. 1811 yılında yönetimde halen etkili durumda bulunan Memlük Beylerine karşı harekete geçerek Mısır'daki Memlük egemenliğine kesin olarak son verdi. Daha sonra 1811-1818 yılları arasında orduları Osmanlı Sultanı adına Arabistan Yarımadası'nda Vahhabilere karşı savaştı. Mekke ve Medine'yi Vahhabiler'in elinden alarak şöhretini her tarafa yaydı. 1815 yılında Kahire'de bulunan Arnavut askerleri kısa süreli bir ayaklanma çıkardılar. Kavalalı, başını ağrıtabileceğini düşündüğü 25.000 Arnavut askerini, Sudan'ın fethi için 1821'de Sudan'a Func Devleti'nin üzerine gönderdi. Böylelikle Sudan, Mısır'ın kontrolü altına girdi. Mora'da patlak veren uzun süredir Osmanlı Devleti'nin bastırmakta güçlük çektiği Mora İsyanı'nı seçkin askerleri ile bastırdı. 1828'deki Rus seferinde 12,000 cihadiye askeri göndereceğini vadettiği halde sözünde durmadı ve buna karşılık para göndermesi, uzun süredir devletçe hakkında olan şüpheleri artırarak Mehmet Ali Ağa'nın yola getirilmesine karar verildi.

Mehmet Ali Paşa'yı yola getirmek kolay iş değildi. Zira emri altında 20-30 bin kabiliyetli asker ve 15-20 gemilik donanma bulunuyordu ve amacı Suriye'yi Mısır'a bağlamaktı. İşte bu sıralarda Mehmet Ali Paşa'nın Osmanlı Devleti'yle çarpışmasına vesile olacak bir fırsat meydana geldi. Suriye hakkındaki maksadını belirterek oğlu İbrahim Paşa komutasında Akka'ya asker sevketti ve sahillere de donanma gönderdi.

Mehmet Ali Paşa, devletin nasihatlerini asla dinlemedi ve kafa tutmaya devam ettiğinden fetva ile yola gelmesi tekrar edilerek Edirne Valisi Ağa Hüseyin Paşa, Mehmet Ali Paşa üzerine gönderildi. Ağa Hüseyin Paşa, Halep ile Humus arasında Mısır ordusuna mağlup olduğundan; Arnavutluk'taki meselelerle meşgul olan Sadrazam Reşid Mehmed Paşa kumandan tayin edildi. Ağa Hüseyin Paşa'yı mağlup eden Mısır ordusu komutanı Kavalalı İbrahim Paşa, Toros Dağları'nı aşarak Konya'ya girdi ve Konya Ovası'nı ordugah belirledi.

İbrahim Paşa, gittiği yerlerde halkı Mısır'a ısındırmak için halkın hoşuna gidecek şekilde hareket ediyor ve İstanbul Hükümeti'nin Anadolu halkı üzerinde yaptığı baskının tam tersini yapıyordu. Bu durumun farkında olan Sultan II. Mahmud, halkın bu sahte vaziyetlere aldanmaması için her tarafa fermanlar gönderiyordu.

Alelacele Konya'ya gelen Reşid Mehmed Paşa, Mısır Ordusu ile şiddetli bir savaşa girerek Mısır Ordusu'nu bozmuş ise de hava karlı ve dumanlı olduğundan kendi askerleri zannıyla Mısır Ordusu arasına girerek esir olmuştur. Osmanlı Ordusu dağılmış ve hiçbir direnişle karşılaşmayan Mısır Ordusu Kütahya'ya kadar gelmiştir. Reşid Mehmed Paşa'nın esir olmasından dolayı Anadolu Valisi ve Karahisar-Menteşe Sancakları mutasarrıfı Mehmed Emin Rauf Paşa ikinci defa sadrazamlığa davet edilmiştir. Rauf Paşa, Kütahya'dan hareket ederken hükümet işlerini devretmek üzere halkın itimat ettiği, şehrin ileri gelenlerinden olan Dürrîzade Hacı Reşid Ağa'yı mütesellim tayin ederek alelacele Mısır Ordusu gelmeden 1833'te Mart ayında İstanbul'a hareket etmiştir.

İbrahim Paşa Kütahya'ya gelir gelmez Kütahya'nın da diğer işgal olunan memleketler gibi Mısır'a ilhak edildiğini ve mütesellim Reşid Ağa'nın halkın güvendiği bir isim olmasından dolayı mütesellimlikte devam edeceğini ilan eden bir ilan ile Mısır ordusu karargâhından bir emirname gönderildi.

II. Mahmud, Büyük Britanya ve Fransa'dan yardım istedi. Ne var ki Fransa'nın Mehmet Ali Paşa'yı desteklemesi, İngiltere'nin de Osmanlı'nın içişlerine karışmak istememesi üzerine beklediği yardımı alamadı ve Rusya'dan yardım istemek zorunda kaldı. Rusya ile Hünkar İskelesi Antlaşması-8 Temmuz 1833 yapıldı ve Rus donanması İstanbul'a demirledi.

Boğazların Rusya'nın eline geçmesinden endişe eden İngiltere ve Fransa'nın araya girmesiyle Kütahya Antlaşması (14 Mayıs 1833) imzalandı. Antlaşmaya göre Mısır, Suriye ve Girit valilikleri Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya, Cidde ve Adana valilikleri de oğlu İbrahim Paşa'ya verildi.

Antlaşmadan her iki tarafta hoşnut olmadı. II. Mahmut Mısır valisini ortadan kaldırmak ve kaybettiği toprakları geri almak istiyordu. Osmanlı ordusu ile Mısır ordusu Nizip'te karşılaştı. Osmanlı ordusu tekrar bozguna uğrayınca Rusya'nın soruna el atmasından ve Mehmet Ali Paşa'nın güçlenmesinden çekinen Avrupa Devletleri konuyu görüşmek için Londra'da konferans düzenledi.

Londra'da imzalanan antlaşmaya göre Suriye, Girit ve Adana Osmanlı Devleti'ne geri verildi, Mısır ise Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve soyundan gelenlere bırakıldı. Kavalalı Mehmet Ali Paşa başta antlaşmayı kabul etmese de İngiltere ve Avusturya'nın Beyrut'a asker çıkarması ve İngiliz donanması'nın Lübnan kıyılarını topa tutması üzerine antlaşmayı kabul etmek zorunda kaldı. 1845'te İstanbul'a gelip padişaha bağlılığını bildirdi. 1849'de Kahire'de öldü.



36.
Epir ve Teselya Ayaklanmaları / 1854



Yunanistan’ın 1877/78 Osmanlı-Rus Seferi’ne kadar sürekli hudut tecavüzlerinde bulunması ve bu sefer sırasında da Epir, Teselya ve Girit gibi yerlerde isyan çıkarmasının temel sebeplerinden birisi Golos ve Narda körfezleri ile civarının Yunan Krallığı’na kazandırılmadıkça Yunanistan’ın refaha kavuşamayacağı görüşünü benimsemiş olmasıdır.





37. Girit Ayaklanması / 1866
1853–1856 yılarında Kırım meselesinden dolayı Osmanlı-Rus Savaşı’nın çıkması üzerine Ruslardan yardım ve teşvik gören Yanya bölgesinde yaşayan Rumlar isyandabulundular. İsyanın Yanya ve Tırhala dolaylarında yer yer çatışmalara sebep olması üzerine 1854 Nisanı’nda Osmanlı-Yunan diplomatik münasebetleri inkıtaya uğradı. Olayların gelişmesi ve Rusya’nın Yunanlıları desteklemesi karşısında İngiltere ve Fransa Pire limanını işgal ederek Yunanlıları tarafsız kalmaya zorladılar. Osmanlı Devleti de Keçecizâde Fuat Paşayı Yüksek Komiser sıfatıyla bölgeye göndererek isyanın daha fazla büyümeden bastırılmasını sağladı.
1866 yılında Girit Hıristiyanları, asıl maksatları ilhak olmakla beraber, adadaki Osmanlı idaresinden ve bu idarenin uygulamakta olduğu vergilerin ağırlığından şikâyetle yeni bir kıyama yönelmişler, Müslüman ahalinin can ve mallarına tasallutta bulunarak bu emellerini kuvveden fiile çıkarmaya çalışmışlardı. Girid’in Yunanistan’a ilhakı yolunda kurulmuş olan gizli cemiyet üyelerinden Kallegris’in hazırladığı yeni bir isyan programını tatbike koyan Rumlar bu maksatla adada bir İhtilal Komitesi meydana getirmiş ve 2 Eylül 1866’da da Girid’in Yunanistan’a ilhakını ilan etmişlerdi.

Girit’te zuhur eden bu isyanın müsebbipleri arasında Yunanistan’ı mütecaviz bir politika takip etmesi noktasında destekleyen ve yardımda bulunan Rusya, yine Rusya ile aynı görüşü paylaşan ve bu doğrultuda bir politika izleyen Fransa'da bulunmaktaydı. Yine 29 Mart 1864’te İngiltere’nin devri ve 8 Nisan 1865’te Osmanlı Devleti’nin de tasvibi üzerine Yedi Adayı topraklarına katan ve Rumlarla meskûn tüm adaları ve yerleri elde etmeye çalışan Yunanistan’ın Girid’e öğretmen ve din adamları göndermesi ve bunlar vasıtasıyla bu isyanın alt yapısını oluşturması bu isyanda önemli bir rol oynamıştı.

İsyanın çıkmasında olduğu gibi isyanın devamı sırasında da Yunanistan Girit Rumları’na asker ve teçhizat bakımından yardımda bulunmuştur. Osmanlı Hükümeti ise gerek adada asayişi sağlamak bakımından ve gerekse olayların daha da büyük problemlere sebebiyet vermesini önlemek açısından Girit sahillerini abluka altına alarak Yunan donanmasının faaliyetlerine mani olmuş ve ayrıca kara kuvvetlerini de harekete geçirmişti.

Diğer taraftan vermiş olduğu bir nota ile Yunanistan’ı savaş noktasında uyararak münasebetlerini kesmiş ve Osmanlı topraklarında bulunan Yunan tebaasını da sınır dışı etmişti. Daha isyanın ilk günlerinden itibaren Girid’e istiklal verilmesi, milletlerarası bir komisyon nezaretinde plebisit yapılması ve yeni idarî esasların kararlaştırılması noktasında Babıâli nezdinde diplomasi faaliyetine koyulan Avrupa devletlerinin isyanı bahane ederek olaylara daha fazla müdahale etmesinden ve Yunanistan lehine bir takım kararlar almalarından endişe eden Osmanlı Hükümeti adaya gönderdiği Sadrazam Ali Paşa vasıtasıyla
Girit Usul-i İdaresi adı altında adanın askerî, siyasî, idarî ve malî konularıyla alakalı bir ferman yayımlamıştır. 1866 İsyanı her ne kadar Osmanlı Devleti ile Yunanistan’ın savaş hazırlıklarına başlamasına sebep olmuşsa da bu girişimin sıcak bir çatışmaya dönüşmesi Avrupa devletlerinin 9 Ocak 1869’da Osmanlı Devleti’ni haklı bulan Paris Konferansı ile bertaraf edilmiştir.

Bu gelişmelerden sonra Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında 2 Aralık 1868’de kesilen diplomatik münasebetler 18 Şubat 1869’da yeniden kurulmuştur. Girit Rumları ve onları isyana teşvik eden ve teşebbüslerinde kendilerine yardımcı olan Yunanistan Kırım Harbi’nin Osmanlı Devleti üzerinde meydana getirdiği olumsuzluklardan faydalanmak istemiştir. Ancak bir taraftan Osmanlı Devleti’nin askerî tehdidi ve diğer taraftan ise başlangıçta izlemiş olduğu politikaya sıcak bakan, fakat daha sonra bundan vazgeçen Avrupa devletlerinin ihtarı ve bağlayıcı kararları ile karşılaşmıştır.

Dolayısıyla gerek Osmanlı Devleti’ne ve gerekse Avrupa devletlerine tek başına mukavemet edemeyeceğini anlayan Yunanistan her hangi bir macera içerisine girmekten vazgeçmek zorunda kalmış, Girid’in Yunanistan’a ilhakını sağlayamamışsa da Girit Usûl-i İdaresi namıyla Ali Paşa tarafından ilan olunan ve bir noktada adaya muhtariyet idaresi sağlayan bu ferman ve fermanın getirdiği yeni kararlar ve düzenlemelerle Girid’i elde etme yolunda belirli bir başarı sağlamıştır. Dört yıl süren bir iç kargaşadan sonra ilan olunan yeni düzenleme ile adada nisaî bir sükûn sağlanmışsa da adadaki huzursuzluğa köklü bir çözüm getirilememiştir.



Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.