Tekil Mesaj gösterimi
Eski 04.10.15, 21:33   #10
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18753
Aldığı Teşekkür: 20030
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Osmanlı'dan Günümüze Ayaklanmalar ve İsyanlar

38. Hersek Ayaklanması / 1875
19. asrın sonlarına doğru Avrupa'da, Avusturya-Macaristan, Rusya ve Almanya devletleri belli başlı güç odakları durumundaydılar. Bu üç devletin üzerinde durdukları en önemli konu Şark meselesi idi. Dolayısıyla Osmanlı Devleti'nin hâkimiyeti altındaki Hıristiyan unsurun tahrik edilerek Hıristiyanların yaşadıkları bölgelerin kendi nüfuzları altına alınması yolundaki faaliyetlerden geri durmamışlardır. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Bosna-Hersek üzerinde uzun süredir emelleri bulunmaktaydı ve bu devletin esas amacı Selanik'e ulaşmaktı. 1875 yılında Bosna-Hersek'te yeni bir isyanın çıkmasında kuşkusuz Avusturya'nın rolü çok büyüktür. Bosna-Hersek'in Sırbistan ve Karadağ gibi iki Slav ülkesi ile Avusturya arasında yer alması burayı propaganda için uygun bir duruma getiriyordu. Ayrıca 1856 Paris Antlaşması'ndan sonra Karadağ, Sırbistan ve Girit gibi yerlerin, çıkan isyanlarla muhtariyet kazanmış olmaları da Bosna-Hersek'in Hıristiyanlarını heveslendiriyordu. Hersek isyanı, Nevesin kazası Hıristiyan ahalisinden bir kaç yüz kişilik bir grubun Karadağ'a geçerek Prens Nicola'ya Osmanlı vergilerinin ağırlığından bahsederek, jandarmanın yaptığı zulümlerden şikayet etmesi ve prensin de bu durumu İstanbul'daki Rus Elçisi İgnatiyef'e bildirmesinden sonra mültecilerin cezalandırılmamak şartıyla geri dönmelerine izin verilmesiyle 1875 yılı Nisan ayında başlamıştır.

Bu durumdan sonra Hersek'e dönen mülteciler orada da gördükleri muameleden cesaret alarak halkı isyana teşvik etmişler ve isyan bütün Hersek bölgesine kısa sürede yayılmıştır. Mültecilerin geri dönüşüne izin verilmesi devletin bir zaafı olarak değerlendirilmiş, askerler öldürülüp yollar kesilmiş ve Müslümanlar öldürülmeye başlanmıştır (Temmuz 1875). Bosna Valisi Müşir Derviş Paşa'nın hemen müdahale etmeyerek İstanbul'a görüş sorması ve takviye kuvvet gelmesini beklemesi sebebiyle isyan kısa zamanda genişlemiştir.

Esad Paşa




Bosna'ya gerekli takviyenin, Karadağ ile Rusya'nın müdahelesine yol açacağı düşüncesi ile Sadrâzam Esad Paşa tarafından gönderilmemesi, konunun önemi ve derecesi dikkate alınmadan ya da yanlış değerlendirilerek, bir takım nasihatçilerin gönderilmesi ile konunun çözümleneceği düşüncesiyle hareket edilmesi, zaman kaybına sebep olmuştur. Ancak Hersek'in Karadağ hududundaki bazı yerlerinin asilerin eline geçmesiyle işin iyice çığrından çıktığı anlaşılmış ve 4.200 kişilik bir kuvvet bölgeye gönderilmiştir. Bu tarihte Bosna-Hersek'in nüfusunun 515.000'ini Hıristiyanlar, 685.000'ini de Müslümanlar teşkil ediyordu. Müslüman ahali de bu olaylar karşısında can ve mal güvenliği için silâha sarılmak zorunda kalmıştır. İsyana müdahalede geciken Esad Paşa azledilerek yerine Mahmud Nedim Paşa sadrâzamlığa getirilmişti. Fakat Bosna-Hersek'in coğrafî konumunun uygunsuzluğu, Sırbistan, Karadağ, Avusturya ve Rusya'dan sürekli olarak yardım gelmesi, ayrıca Hıristiyanların, Müslüman-Türk zulmü altında kaldıkları şeklindeki görüşlerinin, İngiltere ve Fransa'da yayılması Osmanlı Devleti'ni iyice güç durumda bırakmıştır. Devamlı dış destek bulan Hersek isyanı, Hersek sancağını kısa sürede Osmanlı Devleti ile yerli Hıristiyanlar, Karadağlılar ve Sırplar arasındaki bir savaş meydanı durumuna getirmiştir.

İsyan sırasında Avusturya'nın üstlendiği himayeci rol ve buraya yönelik yayılma emelleri Rusya'nın tepkisini çekmeye başlamıştı. Avusturya imparatorunun Dalmaçya'yı ziyareti sırasında Hersek'ten gelen Hıristiyan heyet ile görüşmesi ve Karadağ prensini kabul etmesi Avusturya'nın bölgeye yönelik politikasının tipik örnekleridir.

Avusturya ile Rusya arasındaki bir gerginliğin Avrupa'da yaratacağı buhranı gören Fransa Hükümeti, Hariciye Nazırı Dük Decazes vasıtasıyla bir teklif getirmiştir. Bu teklif Bosna-Hersek isyanının Osmanlı Devleti'nin yöneticileriyle isyancılar arasında yapılacak görüşmeler ile çözülmesi ana fikri üzerine kurulmuştu. Fakat Batı Avrupalıların da kendileriyle ilgilenmeye başlamalarından iyice cesaret alan isyancılar daha önceden kullandıkları "Islahat" tabirini terkedip bu defa "İdare-i mümtâze" den bahsetmeye başlamışlardır.

Bosna-Hersek isyanının çıkışı ve hızla yayılışında, yabancı devletlerden çekinilerek ilk anda gereken müdahalenin yapılmasında tereddütlü davranılması ve yeterli askerin bölgeye gönderilmemesi ile Rusya ve Avusturya devletlerinin yaptıkları kışkırtmaların çok büyük rolü olmuştur.

Bu olaylar üzerine Almanya, Avusturya ve Rusya devletlerinin başvekilleri Berlin'de bir araya gelerek Osmanlı Devleti'ne bir nota vermeyi kararlaştırdılar. Bu notanın gerekçesini Osmanlı Devleti'nin o ana kadarki islâhat teşebbüslerinin sonuç vermemiş olduğundan daha sonraki ıslâhatların yabancı devletlerin gözetiminde yapılması oluşturuyordu. Kendilerince Osmanlı Devleti'nin içişlerine karışmak niyetinde olmadıklarını fakat bölgedeki karışıklığın giderilmesi açısından nota vermeye gerek duyduklarını bildiriyorlardı. Lâyihayı hazırlayan Avusturya başvekili'nin adıyla Andrassy Layihası diye bilinen 31 Ocak 1876 tarihli metinde şu hükümler bulunmaktaydı:

1- Hıristiyanlara tam bir din serbestliği

2- Vergilerde düzenleme

3- Kadastro ıslâhatı

4- Hıristiyanlarla Müslümanlardan bir meclis teşkili

5- Vergi gelirlerinin sadece mahallî ihtiyaçlar için kullanılması

Osmanlı Devleti tarafından kabul edilen, bu şartlar isyancılar tarafından kabul edilmeyerek, Bosna-Hersek'ten Türk askerinin çekilmesi ve bütün ıslâhatların Avrupa devletlerinin ortak kefaletleri altında yapılması fikrini savunmuşlardır. Bu durum aslında Osmanlı Devleti'nin notayı kabul etmesinin bir zaaf olarak değerlendirilmesinden kaynaklanıyordu. Asilerin bu ilâve şartlarının devlet tarafından kabul edilmesi isyanı daha da hızlandırmıştır.

Bu arada 6 Mayıs 1876 tarihinde Selanik'de Müslüman olmaya karar veren bir Bulgar kızı yüzünden çıkan karışıklıkların Alman ve Fransız konsoloslarının öldürülmesiyle son bulması üzerine Avrupa'nın üç güçlü devleti Berlin Memorandumu'nu toplamaya karar verdiler. Bu toplantı 11 Mayıs 1876 tarihinde Almanya Başvekili Bismarck, Rusya Başvekili Gorçakof ve Avusturya Başvekili Andrassy arasında gerçekleşmiştir. Bu memorandumda şu kararlar alınmıştır: Bosna-Hersek meselesinin Andrassy lâyıhasındaki esaslara göre çözümlenmesi, Bosna-Hersek'te iki aylık bir mütareke ilânıyla Türk kuvvetlerinin belli bir bölgeye çekilmesi, tahribatın tazmin edilmesi, konsolosların ıslâhatları kontrol etmeleri. Mütareke müddeti içinde bunlar yapılmadığı takdirde mezkûr devletlerin fiilen müdahalesi öngörülmüşse de bu memorandum Osmanlı Devleti'ndeki saltanat değişikliği sebebiyle hiç bir zaman tebliğ ve tatbik edilememiştir.

İsyan daha sonra Osmanlı Devleti'nin Sırbistan ve Karadağ ile savaşa girmesiyle devam etmiştir. Çünkü Sırp ve Karadağ'lı gönüllüler Hersek asilerine yardım etmekteydi. Osmanlı ordusu bu savaşta başarı kazanmasına rağmen Rusya'nın 31 Ekim 1876'da verdiği ultimatom ile mütareke imzalamak zorunda bırakıldı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan meselelerinde islâhat yapılması için Rusya, İngiltere, Fransa, Avusturya-Macaristan, Almanya ve İtalya tarafından akdedilen Londra Protokolu'nun( 31 Mart 1876 ) Osmanlı Devleti tarafından reddedilmesi üzerine 19 Nisan 1877'de Rusya, Osmanlı Devleti'ne harp ilân etmiş, savaş Osmanlı Devleti'nin aleyhine gelişmiş ve sonuçta Ruslarla 31 Ocak l878'de Edirne'de mütareke yapılmış; Daha sonra da Ayastefanos Muahedesi imzalanmıştır (3 Mart 1878). Bu antlaşmaya göre Romanya, Sırbistan, Karadağ bağımsızlıklarını kazanıyor, Bulgaristan Osmanlı hâkimiyetinde muhtar bir prenslik haline getiriliyordu. Ayrıca Bosna-Hersek'teki halktan vergi bakayası istenmeyecek ve 1880 yılına kadar olan vergiler de zarar görmüş olan kimselerin zararlarını tazmine sarfedilecekti. Bu tarihten sonraki verilecek vergiler hakkında Rusya ve Avusturya karar sahibi olacaktı.

Bu antlaşma ile Rusya tek başına büyük kazançlar elde etmiş ve Balkanlar'daki nüfuzunu arttırmıştır. Avusturya ile İngiltere ise Osmanlı Devleti'nin kendilerine müracaatı üzerine antlaşmanın tadili için gayret göstereceklerini, ancak bu çalışmalarına karşılık kendilerine arazi terkedilmesini istemişlerdir.






39. Bulgar Ayaklanması / 1876



XIV. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı Devleti Balkanlardaki fetih hareketiyle birlikte Bulgaristan’ı da hâkimiyet altına aldı.

Bulgaristan’ın fethinden sonra planlı bir siyaset takip eden Osmanlı Devleti, Anadolu’dan gelen Türkmenleri Bulgaristan’ın çeşitli bölgelerine yerleştirdi. Başlangıçta Edirne ve Paşa Livası’na dâhil olan Bulgaristan, daha sonra Osmanlı Devleti’nin ilk beylerbeyliği olan Rumeli Beylerbeyliği’nin önemli bir kısmını oluşturmuştur.

Bulgaristan Osmanlı idaresine geçtikten sonra buradaki anarşi ve çatışmalar sona erdi. Buradaki halkın dil, din ve geleneklerine karışılmadı. Bu şartlar altında yüzyıllarca Osmanlı idaresinde yaşayan Bulgarlar, XIX. yüzyıla gelindiğinde artık milliyetçilik hareketlerinin etkisi altındaydılar. Özellikle Rusya’nın çalışmaları Bulgar milli kimliğinin oluşmasında oldukça etkili oldu. Rusya casusları vasıtasıyla Bulgarları Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırttı. Bunun dışında Sırpların ve Yunanlıların Osmanlı Devleti’ne karşı olan isyanlarını destekledi ve bu sayede Bulgarları da isyana teşvik etti. Avrupa’da ve Rusya’da eğitim görmüş gençlerin faaliyetleri ve özellikle Rusya’nın kışkırtmaları sonucu Bulgaristan da birçok isyan çıkmıştır.


1876 Yılına Kadar Bulgaristan'da Çıkan İsyanlar

XIX. yüzyılın ilk yarısında Bulgarlar, Rusların Balkanlarla temas etmesinden faydalanarak Osmanlı Devleti’nden ayrılma belirtileri göstermeye başladılar. 1810 yılında Çar ordularının Sırpların yardımına koşması üzerine Bulgar haydutlarının çoğu dağdan inerek Rus ordusuna katıldılar. 1821 yılında Eflak ve Mora İsyanı başlayınca Bulgarlar da böyle bir harekete özendiler. Ancak bu isyan hareketini hazırlayanlar ele geçirildi ve böylece bu hareket başarısızlıkla sonuçlandı.

1835 yılında ise Velço adında Tırnovalı bir Bulgar, Mamarçef adında Rus ordusunda görev yapmış bir Bulgar ile Bulgaristan’ı istiklale kavuşturacak bir isyan hazırladılar. Ancak bu isyan hareketinin elebaşları kısa sürede ortadan kaldırılarak bu isyanın da bastırılması sağlandı.


Niş İsyanı

Ancak bu başarısızlıklar Bulgarları yıldırmamıştır. 1841 yılında Niş ve Leskofça şehir kasaba ve köyleri hep birden isyan etmişlerdir . Bu isyanın gerekçesi olarak da kendilerinden fazla vergi alındığını ve kaldırılan bazı vergilerin, eskiden olduğu gibi hala alındığını iddia ettiler. Aynı zamanda vergi memurlarının da Bulgarlara kötü davrandığını öne sürdüler. Vali Sabri Paşa’nın komutasında ise çok az miktarda asker vardı. Vali, gönüllü Arnavut askerleriyle isyanı bastırmaya çalıştı. Ancak Arnavut askerlerin emirlere uymayışı bu çabayı da sonuçsuz bıraktı. İsyan tehlikeli bir hal almaya başlayınca Osmanlı Devleti Niş’e yakın vilayetlerdeki paşaları bu isyanı bastırmakla görevlendirdi. Her ne kadar isyan başarıyla bastırılsa da Rusya bunu fırsat bilerek Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmaya kalkıştı. Rusya, Bulgarlara kötü davranıldığını ileri sürerek bölgede inceleme yapmak üzere memur göndermek istedi. Fransa ve Avusturya da Rusya’yı yalnız bırakmamak için birer memur göndermeye kalkıştılar. Bu nedenle Niş İsyanı bölgesel bir nitelik taşırken sonuçları bakımından siyasi bir nitelik kazandı. Bu durum Bulgarlara büyük devletlerinde kendi yanlarında olduklarını gösterdi.

1849 Nisanı’nda Vidin’e bağlı Boynica kasabasındaki Bulgarlar, devlet memurlarından ve Müslüman halktan şikâyette bulunarak, Sırbistan’dan gelen tahrikçiler tarafından ayaklandırılmış ve etraftaki bazı köyler de bu isyana katılmışlardır. Bulgar bu isyan hareketine başladıklarında Sırbistan’dan yardım alacaklarını düşünüyorlardı. Ancak Sırbistan’ın yardım etmemesi Bulgarların Vidin’de çıkardıkları bu isyanın başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olmuştur. Fakat sürekli tahrik edilen Bulgarların çıkardıkları bu isyan son olmayacak ve 1868 yılında Tuna İsyanı ile devam edecektir.


Tuna İsyanı

XVIII. yüzyılın ikinci yarısında, imparatorluğun türlü yerlerinde meydana gelen isyanlar Bulgarların isyan etmesinde en önemli nedenlerden biri olarak sayılabilir. 1867 yılında Bulgaristan’ı bağımsızlığa kavuşturmak için yeni bir çalışma yapıldığı sırada Eflak ve Boğdan, Sırbistan ve Girit de Osmanlı Devleti’ne karşı isyan halindedir. Ancak Osmanlı Devleti bu ayaklanmalar içinde en çok Bulgar İsyanı’na önem vermiştir. Bunun nedeni Bulgaristan’ın İstanbul’a çok yakın olması ve Balkanların merkezi olarak sayılmasıydı. Aynı zamanda Bulgaristan’da yaşayan Müslüman halk da küçümsenmeyecek kadar önemli idi. Kısaca Bulgaristan’ın durumu Osmanlı Devleti’nin başkenti olan İstanbul’un ve Balkanların güvenliği açısından oldukça önemliydi.


Bulgarların Osmanlı Devleti’ne karşı isyan etmeleri, hiçbir zaman Bulgar milletine mahsus bir hareket özelliği taşımamıştır. Bulgarların bu isyan hareketi daha çok, Rusya’nın Osmanlı topraklarındaki çıkarlarının gerçekleşmesi için bir araç olarak kullanılmıştır. İsyan etme düşüncesi Bulgarlardan kaynaklanıyormuş gibi gözükse de aslında Rusya’da eğitim gören ve beyinleri yıkanan, ya da dışarıdan tahrikle kışkırtılan çok az miktardaki Bulgar’ın faaliyetleridir. Aslında Bulgarlar, Osmanlı Devleti’ne karşı isyan etmekten çok isyan ettirilmişlerdir.



Bulgar İsyanı’nın Sebepleri


1. Rusya’nın Panslavizm Siyaseti ve Bulgarlar

Rusya, Balkan kavimlerinin zulme uğradığını iddia ederek Balkan kavimlerini sürekli olarak istismar etmiştir. Oysa Osmanlı Devleti’nin idaresinde bulunan Bulgarların, 1866 yılında Bab-ı Ali’ye verdikleri arzuhalde devletin kendilerine verdiği özgürlüklerden dolayı teşekkür ediyorlardı. Bulgar milletinin samimi ve içten ifadelerle dolu bu arzuhaline rağmen Rusya Bulgaristan’da ve diğer Balkan ülkelerinde başlattığı Pan-Slavist politikasını yoğunlaştırdı. Özellikle 1848 yılında meydana gelen ihtilâller Viyana Kongresi’nden sonra oluşan siyasi dengeyi bozarken, Rusya’yı da nüfuzunun zirvesine çıkarmıştır. Rusya, bu nüfuzunu Osmanlı Devleti üzerinde kullanmak istemiştir. Yukarıda da belirttiğim gibi Rusya Pan-Slavist politikasını oldukça yoğun bir şekilde uygulamıştır. Bir taraftan Slav Cemiyetleri vasıtasıyla faaliyette bulunurken, diğer taraftan Osmanlı Devleti üzerinde nüfuz tesis etmek için Nikolay İvanoviç İgnatiyef’i elçi olarak İstanbul’a göndermiştir. Bulgarları Osmanlı Devleti’ne karşı isyana teşvik eden önemli biri de Nayden Garof’tur. Doğduğu köyde öğretmenlik yaparken, aşırı derecede Panslavist olması ve Kırım Savaşı sırasında Osmanlı Devleti aleyhinde casusluğunun anlaşılması üzerine Rusya’ya kaçmıştı. Daha sonra Rusya tarafından Filibe konsolosluğuna getirilen Gerof burayı Panlavizmin propagandasını yapmak için kullanmıştır.

Aynı zamanda Bulgarların isyan etmesini en az Rusya kadar Sırbistan da istiyordu. Çünkü Osmanlı Devleti Bulgar İsyanıyla uğraşırken kendileri de bağımsızlık yolunda çalışabilecekti.


2. Tuna Fedai Komitesi

Bulgarların isyan etmelerinde en az Slav Cemiyetleri kadar, Bulgar komiteciler de etkili olmuştur. Başlangıçta Ortodoks Rum Patrikhanesi’ne tepki olarak ortaya çıkan Bulgar milliyetçiliği, Avrupa ve Rusya’ya giden Bulgar gençleri ve Bulgaristan’a gelen Sırplı Subaylar nedeniyle oldukça güçlenmiştir. Bulgarlar her şeyden önce kendi kiliselerini kurmak düşüncesindeydiler. Bir yandan din işleriyle uğraşırken bir yandan da siyasetle uğraşıyorlardı.
Bulgarlar bağımsızlıklarını gerçekleştirmek için siyasi meselelerle ilgilenmiş bu amaçla da “Tuna Fedai Komitesi” adıyla bir cemiyet kurmuşlardır. Merkez olarak Bükreş şehrini kullanmışlardır. Her ne kadar Bükreş şehrini merkez olarak kullansalar da yeterli güce ulaştıktan sonra Bulgaristan’a geri dönmeyi planlıyorlardı.

Bu cemiyet kurulur kurulmaz hemen faaliyetlere başlamış ve 1862-1868 yıllar arasında oluşturduğu büyük-küçük çetelerle dokuz defa Bulgaristan’a girmiştir. Gerek hükümet kuvvetlerinin onları yenilgiye uğratması gerekse sayılarının yetersiz oluşu onları başarısızlığa uğratmıştır.

Komitecilerin giriştikleri bu hareketin aslında asıl amacı, Bulgaristan’da genel bir isyan başlatmaktı. 1841 ve 1850 yıllarındaki isyanlardan da anlaşılacağı üzere Bulgarlar kendi kendilerine isyan etmeyeceklerdir. Bu nedenle dışarıdan müdahale ederek Bulgaristan’da genel bir isyan çıkarmak amaçlanmıştır. Bu isyan diğer isyanlardan farklı olarak dışarıdan tertiplenmiştir. Bu bölgede meydana gelen çete olaylarının başarısız olmasında Tuna Valisi Mithat Paşa’nın çok önemli bir rolü vardır. Ancak Mithat Paşa’nın Tuna Valiliği’nden ayrılmasından sonra komitacılar rahatça hareket etmeye başlamışlardır.

Bulgarlar dışındaki Slavlar ya kendi devletlerini kurmuşlar ya da muhtar bir idareye sahiptiler. Bu nedenle Rusya’nın ve diğer Slavların ilgisi Bulgaristan üzerinde toplanmıştı. Rusya’nın politikası ve diğer Slavların tahrikleri Bulgarlar üzerinde toplanmıştı. Osmanlı Devleti Bulgaristan’da en iyi ıslahatları yapsa bile onları memnun etmez ve isyana engel olamazdı.

1868 yılında meydana gelen Bulgar İsyanı yukarıda da belirttiğim gibi Bulgaristan dışında hazırlanmıştır. Bükreş, İbrail, Kalas, Yerköyü gibi Eflak’ta bulunan yerlerle Rusya’nın nüfuzu altında bulunan Besarabya’da Bulgar komitalarını teşkilatlandıran sevk ve idare eden merkezler vardı. Bunların vasıtasıyla hazırlanan çeteler Tuna’yı geçerek Ziştovi yakınlarına gelmişleridir. Hacı Dimitri adındaki birinin komutasında olan bu çeteleler talim ve terbiye görmüş aynı zamanda o döneme göre en iyi silahlarla silahlandırılmışlardı. Bu isyan, eski isyanlardan farklı idi. Halka hitap edişleri ve davranışları farklıydı. Bunlar yağma ve katliam yapmıyor, Hıristiyan ve Müslümanları zulümden kurtaracaklarını ve iyi bir idare getirmek için silaha sarıldıklarını söylüyorlardı. Halka dağıttıkları bildirilerde “Balkan Muvakkat Hükümeti” tabiri bulunduğu halde bir de Bulgar mili marşı vardı. Bundan başka padişaha yazılmış bir dilekçe de vardı.

Asiler geçtikleri yerlerde rastladıkları halkı öldürmek yerine, Osmanlı devleti aleyhine propaganda yaparak onları kendi yanlarına çekmeye çalışmışlardı. Ancak komitacılar halktan hiçbir destek ve yardım görmemişlerdir.

Bu sırada Mithat Paşa Tırnova’ya gitmiş ve hemen hazırlıklara başlamıştır. Yanına aldığı az miktardaki askerle asilerin karargâhına gitmiş ve onlara teslim olmalarını teklif etmiş ancak asiler bunu reddetmişleridir. Bunun üzerine Mithat Paşa topladığı askerlerle birlikte asileri kuşatmıştır. 31 Temmuz 1868 gecesi asilerle bir çatışma meydana gelmiş ve asilerin çoğu yok edilmiştir. Yakalananlar ise mahkemelere gönderilmiştir. Mithat Paşa yirmi gün gibi kısa bir sürede isyanı başarıyla bastırmıştır. Bu sırada asilerin üzerinden çıkan ve Padişaha hitaben yazılmış bir dilekçeyi de tercüme ettirerek İstanbul’a göndermiştir.
İsyanın bastırılmasından sonra Bulgarlar 4 Ağustos 1868 tarihinde İstanbul’a gönderdikleri teşekkürnamelerinde, kendilerinin asilerle hiçbir ilgileri olamadığını belirtmişler ve milletçe, sahip oldukları rahat ve huzurun devam etmesinden dolayı şükranlarını bildirmişlerdir.

Tuna İsyanı Bulgaristan’da 1862 yılından beri devam eden çete hareketlerinin sonuncusudur. Bu isyan da Bulgar halkının dışarıdan yapılan tahriklerle isyan etmeyeceğinin bir göstergesidir. Bu tarihten sonra komitacılar Rusya’nın müdahalesinin bekleyecekler ve diğer Slav halklarıyla daha sıkı ilişkiler kuracaklardır.


1876 Bulgar İsyanı

Bulgarlar arasında Osmanlı Devleti’nden ayrılma düşüncesi 19. yüzyılın ilk yarısında başlamıştı. Zamanla da Rusya’nın yardım ve teşvikiyle bu düşünce gelişmişti.


Nitekim 19. yüzyılın ortalarından itibaren Bulgarlar arsından gelişen ulusçuluk akımından, Rusya, kendi Balkan politikası yararlanma yolunu tutmuştu. 1876 yılına kadar çıkan Bulgar İsyanlarında, Rusların Bulgarları isyana teşvik etmesi oldukça etkiliydi. Bununla birlikte Osmanlı Devleti, Bulgarların milliyet ve bağımsızlık yolundaki çalışmalarından haberdardı. Ancak Sadrazam Mahmut Nedim Paşa bu isyan hareketlerini önleyecek tedbirleri almaktan uzaktı. Sadrazam Mahmut Nedim Paşa iç ve dış siyasette Rus elçisi İgnatief’in tavsiyelerine kendini muhtaç görüyordu. Ancak Rusya bir taraftan Osmanlı Devleti’ne Bulgar asilerine iyi davranılması konusunda nasihat verirken, diğer taraftan Bulgarları isyana teşvik ediyor ve onları gizlice örgütlüyordu.

Sadrazam Mahmut Nedim Paşa


1875 yılında Rusya’nın Filibe ve Ruscuk konsoloslarının da yardımıyla ihtilal cemiyetleri meydana getirilmişti. Bunlar ilk hareket sahası olarak Kızanlık, Eski Zağra, Çırpan ve Hacıköy kazalarını tespit etmişlerdi. İhtilalcıların yargılanmaları sırasında, bütün Bulgaristan’da büyük bir ihtilalın hazırlanmakta olduğu ve Sırpların da bu ihtilâli desteklemek için Osmanlı Devleti’ne savaş açacağı delilleriyle ortaya konmuştu.

1876 Bulgar İsyanı’nın Sebepleri
Bulgarların kendilerine ait bir kiliseye sahip olma düşüncesi ilk olarak Stefanaki Bey’in Osmanlı Devleti’ne takdim ettiği arzuhalle başlar. Osmanlı Devleti bu isteği olumlu karşılar ve izin verir. 1856 yılında ilan edilen Islahat Fermanı’ndan sonra ise Bulgarlar daha da cesaretlenerek müstakil bir kiliseye kavuşmak için harekete geçerler. 1860 yılından sonra ise Bulgarlar artık Rum Patrikhanesini tanımamışlardır. Hatta Bulgarlar daha da ileri giderek Katolikliğe geçmeyi bile düşünmüşler ve bu sayede kendi kiliselerine sahip olmaya çalışmışlardır. Ancak bu durum en çok Rusya’yı rahatsız etmiştir. Çünkü Rusya Bulgarların Ortodoks olarak kalmalarını istiyordu. Bu şartla ancak Bulgarlara yardım edecekti. Eğer Bulgarlar Katolik olurlarsa işin içine Papalık ve Avusturya ile Fransa’da karışacaktı. Bulgarların mezhep değiştirmelerini hiçbir şekilde kabul etmeyen Rusya Papanın atadığı Başpiskoposu görevinden uzaklaştırdıktan sonra müstakil Bulgar kilisesi için Osmanlı Devleti’ni sıkıştırmaya başlamıştır. Osmanlı Devleti de bu meselenin daha fazla büyümemesi için 11 Mart 1870 tarihinde bir ferman yayınlayarak Bulgar Eksarhlığı’nın teşkilini sağlamıştır.
Osmanlı Devleti bu fermanla Bulgar Kilisesi meselesinin istismar konusu edilmesinin önüne geçmiştir. Her ne kadar Patrikhane itiraz etmişse de Osmanlı Devleti kararda ısrar etmiş ve diğer devletlerden destek alamayan Patrikhane susmak zorunda kalmıştır. Aynı zamanda isyanın bir diğer nedeni de Avrupa’daki siyasi dengelerin değişmesidir.
Rusya, Paris Antlaşması’nın hükümlerini hezimete uğramış bir vaziyette imzalamıştı. Ancak 1 Eylül 1870 tarihinde Fransa’nın Prusya tarafından hezimete uğratılmasından sonra Ruslar 1856 yılından beri bekledikleri fırsatı bulmuşlar ve Paris Antlaşması’nın Karadeniz’le ilgili maddelerinin hükümsüz olduğunu açıklamışlardır. 13 Mart 1871 tarihinde Londra’da toplanan Avrupalı devletler Paris Antlaşmasının 11. , 13. ve 14. Maddelerini Rusya lehine değiştirmişlerdir. Rusya, bu sayede daha rahat bir siyaset izlemeye başladı ve Osmanlı Devleti’nin topraklarına müdahale edebilmek için Avrupalı devletler nezdinde haklı gerekçeler aramaya başladı.
1876 isyanında etkili olan bir diğer unsur da Slav Cemiyetleri’dir. Bu cemiyetler, Osmanlı Devleti’nin Rumeli’deki topraklarında geniş bir teşkilatlanmaya gitmişlerdir. Bu cemiyetler, Petersburg’dan idare ediliyor ve Osmanlı memurlarının en küçük gafletinden istifade etmeye çalışıyorlardı.
Daha önceki isyanlardan, Bulgarların dışarıdan yapılan tahriklerle isyana kalkışmayacakları anlaşılmıştı. Bunu gören Bulgar Komitacılar, artık Bulgaristan topraklarında teşkilatlanmaya başladılar. Romanya’da başlayan bu faaliyetler daha sonra Bulgaristan’ın içine kaydırılmış ve her köy ve kasabada teşkilatlanmaya gidilmiştir. Küçük küçük teşkilatlanan bu komiteler daha sonra birleştirilerek bölge komiteleri haline getirilmiştir. Bu komitalar Rusya’nın da desteğiyle büyük bir isyan hazırlığı içine girdiler. Komitacıların isyan hazırlığı devam ederken Osmanlı Devleti hiçbir tedbir almamıştır. Osmanlı Sadrazamı Mahmut Nedim Paşa Rus Sefiri İgnatiyaf’in tavsiyelerinden bir an bile ayrılmamış, onu gücendirmemek için elinden geleni yapmıştır. Sadrazamın bu tavrı karşısında da mevkilerinden olmak istemeyen memurlar bu tavrı görmemezlikten geliyorlardı. Çünkü 1875 yılında teşebbüs edilen isyan girişimini bastıran görevliler mükâfatlandırılmak yerine görevlerinden uzaklaştırılmışlardı. Sadrazamın Bulgaristan’da gelişen olaylara ilgisiz kalmasına rağmen, Filibe mutasarrıfı Aziz Paşa, vakit geçirmeden tedbirlerin alınması için Bab-ı âli’yi ve Edirne valisi Akif Paşa’yı ikaz etmiştir. Akif Paşa’nın elinde yeterince asker olmaması ve Bab-ı âli’nin olaya ilgisiz kalması nedeniyle tedbir alınmamıştır.

1867 Bulgar İsyanı’nın Planı
Bulgaristan’daki Slav ajanları Rusya’nın da desteğiyle Bulgarlar arasında Türk düşmanlığını rahatça yayıyorlardı. Aslen Avratalanlı olan ve Kırım Savaşı sırasında Rus casusluğu yapan Naydankerof isminde biri Bulgar köylülerini isyana hazırlamak için Filibe’ye konsolos tayin edilmişti. Bu tahrikçi, Viyana’da doktorluk eğitimi görmüş, kardeşinin de yardımıyla Mayıs 1876 yılı için bir isyan hazırladı. İsyan planı basitti: Köyler yakılacak; Türkler katledilecek ve asiler, bu hareket bütün Bulgaristan’ı sarana kadar savunulması kolay yerlerde kalacaklardı. İsyan merkezi olarak da Otluk Köyü ve Avratalan seçilmişti.

İsyanın Başlaması ve Yayılması
İsyan mayıs ayı için tasarlanmışken nisan ayında başladı. Otluk Köyü ve Pazarcık çevresinde bulunan Bulgar köyleri halkı, Türk evlerini yakmaya ve Türkleri türlü eziyetlerle katletmeye başladılar. İsyan, kısa sürede Filibe ve çevresine yayıldı. Filibe Mutasarrıfı Aziz Paşa, Bulgaristan’da böyle bir ihtilâlin çıkacağını tahmin ettiği için Babıâli’den asker istemiş ancak gerekli yardımı görmemişti. Babıâli’nin bu durumu isyancılara cesaret verdi. Telgraf tellerini keserek, köprüleri yıkarak ve çevre köyleri ateşe vererek isyana devam ettiler. Bir süre sonra da Sofya taraflarında isyan başladı. Bu durum karşısında Bulgaristan’da yaşayan Türkler kendilerini korumak için Bulgar isyancılarla aynı metoda başvurdular.

İsyanın Bastırılması
Osmanlı Devleti, Bulgaristan’daki yöneticilerin yardım isteyen telgraflarına önem vermediği için, isyan başladığı sırada Filibe ve Tatarpazarcık’da dağınık halde 300 asker bulunuyordu. Durum böyle iken az sayıdaki bu askerlerle geniş alana yayılan bu isyanı bastırmak mümkün değildi. Filibe mutasarrıf Aziz Paşa, en azından bir tabur asker gösterilmesini istemişse de istediği yardımı alamamıştır.
İsyanın başlamasından sonra ilk şaşkınlık atladıktan sonra, Filibe halkından Müslüman ve Hıristiyanlar 4 Mayıs 1876’da Hükümet Konağında bir toplantı düzenlediler. Asilere karşı mevcut insanların kullanılmasına karar verilen bu toplantıda ahalisi kalabalık olan yerlerden birkaç bin “asâkir-i muavene” temin edilerek, silâh altına alınması da kabul edilmiştir. Son çare olarak alınan bu karar Edirne Valiliği’ne de bildirilmiştir. Bölgede gerekli sayıda askerin olmaması sebebiyle yirmi beş kadar Müslüman ve Hıristiyan köyü yakılmış ve Türkler çeşitli işkencelerle öldürülmüştü.
İsyanın ciddiyetinin İstanbul’da anlaşılmasından sonra 18 bin kişilik bir kuvvet gönderilmiş ve isyan şiddetli çatışmalardan sonra bastırılmıştır.

Berlin Memorandumu
Bulgar İsyanı’nın şiddetle bastırılmaya girişilmesi, softaların isyanı sonucu Sadrazam Mahmut Nedim Paşa’nın düşürülmesi Rusya’nın İstanbul’daki nüfuzunu azaltmıştı. Rus başvekili Gorçakov bunu bir diplomasi hareketiyle telafi etmeye kalkıştı. 12 Mayıs 1876’da Çar, Alman İmparatorunu ziyaret etmek amacıyla Berlin’e gitti. Bu fırsattan faydalanarak Gorçakov, Bismark ve Adraşi, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki durumu gözden geçirdiler ve Gorçakov tarafından hazırlanan projeyi görüşerek onu Berlin Memorandumu suretine getirdiler. Memorandumun sebebi şöyle ilan edilmişti: Osmanlı İmparatorluğu’nda, yabancı devlet tebaası ile Hıristiyan tebaanın emniyetlerinin tehlikede olduğu Selanik Vakası ile anlaşılmıştır. Bu gibi olayların tekrarına mani olmak için, büyük devletlerin tehlikede olan bölgelere deniz kuvvetleri göndermeleri ve orada asayişi sağlayacak tedbirler almaları mümkündür. Bosna Hersek İsyanı’nın bir an önce teskini içinde asilerle iki aylık bir anlaşma imzalanmalıdır.
Berlin Memorandumu Osmanlı Devleti’ne gönderilmeden önce Paris Antlaşması’nı imzalamış devletlere sunuldu. İtalya ve Fransa’nın kabul etmesine rağmen İngiltere reddetti. İngiltere’nin reddetmesi üzerine İtalya ve Fransa muvafakatlerini geri çektiler. Bu nedenle memorandumun Osmanlı Devleti’ne tebliğ edilmesi lüzum ve imkânı ortadan kalktı.

Sonuç
Bulgarlar her ne kadar Osmanlı Devletine karşı isyan etmek istememişselerde Özellikle Rusya’nın kışkırtmaları Bulgarlar arasından Osmanlı Devletine karşı isyan hareketini körüklemiştir. Bulgaristan’da gerçekleşen birçok isyan dışarıdan başlatılmıştır. Bulgaristan’da gerçekleşen birçok isyana bölgede yaşayan Bulgarlar karışmamışlar. Hatta Osmanlı devletine teşekkür bile etmişlerdir. Gerçekleşen bir isyan Rusya’nın desteğiyle gerçekleşmiştir. Aslında çıkan isyanlar Osmanlı Devleti’nin bir iç meselesiyken, Rusya’nın müdahalesi ile bir dış siyaset meselesi olmuştur.
Nihayet uzun bir zaman diliminde sistemli bir çalışmayla Türkleşen bölge, 5 Ekim 1908 tarihinde ilan edilen müstakil bir devlet idaresiyle, bir daha geri gelmemek üzere Osmanlı Devleti’nden ayrılmıştır.


Derleme

Fotoğraflar:
muverrih.net / tr.wikipedia.org / tr.wikipedia.org

__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.