Tekil Mesaj gösterimi
Eski 11.10.15, 15:24   #11
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,679
Ettiği Teşekkür: 18751
Aldığı Teşekkür: 20027
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Osmanlı'dan Günümüze Ayaklanmalar ve İsyanlar



40. Makedonya- İlinden Ayaklanması / 1903

Bölge asayişini bozan 1903 ilkbaharında yaşanan olaylardan sonra, 2 Ağustos 1903 tarihinde Makedonya İç Devrim Örgütü tarafından Manastır bölgesinde İlinden ayaklanması başlatıldı.

Ayaklanma, Slavlar için kutsal olan İlinden gününde başladığı için bu adı aldı. Zaman konusunda uygun anın beklenilmesinden sonra ayaklanmanın yeri hususunda da belirleme yapılması gerekiyordu. Bunun için Manastır bölgesinin seçilmesinin önemli nedenleri vardı. Öncelikle Osmanlı birliklerinin burada Makedonya bölgesinin kuzeyine göre daha zayıf olması idi. Osmanlı Devleti, Bulgarların Makedonya bölgesindeki eylemcilere desteğinden ve ayrıca Arnavutların eylemlerinden dolayı birliklerini Makedonya'nın kuzeyinde yoğunlaştırmıştı. Üstelik Avrupalı devletlerin kontrolünün Makedonya bölgesinin güneyinde yoğunlaşmış olması, Osmanlı birliklerinin Manastır ve civarında daha etkisiz olmasına neden
olmuştu. Bölge köylülerinin gönüllü veya gönülsüz, ayaklanmacılara desteği de eklenince İlinden ayaklanmasında olayların şiddeti arttı.

Bunun karşısında Osmanlı Devleti olayları bastırmak için önlemlerini arttırınca ve bunda başarılı olmaya başlayınca Avrupa devletlerinin yeniden işe karışmasına uygun zemin sağlanmış oldu.

Boris Sarafov, Atanas Lozanchev, Dame Gruev liderliğinde yürütülen İlinden ayaklanması sırasında eylemciler, bölgede yaşayan Müslümanlarla beraber Patrikliğe bağlı olan köylülere de zarar verdiler.



Ayaklanmacılar, Osmanlı silahlı birliklerinin Manastır bölgesinde başlayan ayaklanmaya müdahalesini engellemek için bölgenin çevre yerleşim yerleri ile iletişimini kesmeyi planlamışlardı. Bunun için Manastır-Selanik ve Pirlepe-Ohri arasındaki telgraf hatlarını kestiler. Bu yolla Osmanlı birliklerinin müdahalesini engellemeyi, Avrupa desteğini sağlamayı ve bölge halkının ayaklanmaya katılımını arttırmayı istiyorlardı.

İlinden ayaklanmasının ilk günlerinde olayların yayılmasını ve katılımın artmasını sağlayan Makedonya İç Devrim Örgütü, bu başarısını uzun süre devam ettiremedi. 3 Ağustos 1903 tarihinde Manastır'ın Kiçevo bölgesine yayılan ayaklanma Osmanlı birliklerinin bölgeye hâkimiyetini zorlaştırdı.

Aynı dönemde Osmanlı Devleti'ni meşgul eden bir başka ayaklanma 6 Ağustos 1903 tarihinde Manastır'dan uzak bir bölgede, Edirne vilâyetinde başladı. Kıyamet Günü (Preobrazhenski) ayaklanması olarak adlandırılan olayın etkisi İlinden ayaklanması kadar olamadı. Eş zamanlı bu olaylara rağmen İlinden ayaklanması, Eylül 1903'te tamamen bastırıldı. Ancak hazırlanan dokuz maddelik Mürzsteg Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin bölgede geri adım atmasına neden oldu. 2 Ekim 1903 tarihli bu Antlaşma ile ayaklanmacılar bir kez daha Avrupa devletlerinin desteğini almış oldular. Hazırlanan reform plânı, Osmanlı Devleti'nin bölgedeki egemenlik haklarının Avrupa devletlerinden bağımsız kullanılamadığını göstermektedir.

2 Ağustos 1903 tarihinde başlayan İlinden ayaklanması genel olarak Manastır vilayeti dışına taşamadı. Ohri, Kiçevo, Lerin, Prilep bölgelerinden sonra Selanik (Solun), Serez, Üsküp ve Odrin'de etkisi hissedilen ayaklanmada en önemli gelişme Kruşova'da yaşandı. 3 Ağustos 1903 tarihinde ayaklanmacılar
Kruşova kasabasını ele geçirip burada bir devrim hükümeti kurduklarını ilan ettiler.

Kruşova Cumhuriyeti adını verdikleri yönetim sadece 10 gün yaşayabildi. 1878 Kresna ayaklanmasından beri yaşanan olaylarda ilk kez böyle bir aşamaya gelinmişti. Kruşova'da yaşananlar Osmanlı Devletine ait topraklar içerisinde, varlığı diğer devletler tarafından tanınacak kadar güçlü ve uzun süreli olamasa da, Makedonya bölgesindeki ayaklanmaların bölgede farklı ve yeni bir devletin doğuşuna neden olabileceğini gösteren gelişme olduğu için önemli bir örnektir.

Kaynak: dergiler.ankara.edu.tr

Fotoğraf: bnr.bg





41. Adana Olayı (Ermeni Ayaklanması) / 1909

1909 Nisan'ında,14-27 Nisan arasında,Adana'da büyük can ve mal kaybına yol açan şiddet, ilk bakışta hiç karmaşık değildir. Ağustos 1909 itibarıyla hükümetin iğtişaş, yerel hükümet temsilcilerinin vaka, Ermeni kaynakların çoğunun facia, misyoner ve yabancı dilde basılmış kaynakların katliam, dedikleri 13 gün süren olaylar hakkında aslında bütün bu söylemler arasında ortak bir payda vardır. Bu da sonuçta pek çok Ermeni'nin ölmüş olduğu konusundaki fikir birliğidir. Fakat bu fikir birliğine hemen varılmamıştır. Nisan'dan Ağustos'a dek süren uzun ve karmaşık bir süreç sonunda hükümetin tavrının değişmesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Olayların ardından başlayan cezai süreçte, vali, mutasarrıf ve askeri kadroların değiştirilmesi ve birden fazla Divan-ı Harp ve çeşitli gözlem-denetleme komisyonları ile çeşitlilik gösteren bir sürecin sonucudur.

Bu süreci açınca da, Adanalıların 1908 devrimi sonrası bu 13 günde yaşadıklarının karmaşası ve bu beş ay içinde siyasi ortamdaki dalgalanmalar ortaya çıkar. 31 Mart Vakası ile aynı günlere rastlayan "Adana Vakası" bize 1908 devrimi ve sonrası Osmanlı Devleti için pek çok ipucu verir -en önemli ipucu da devlet içi ve devlet dışı siyasetlerin düz ve net bir çizgi izlemediği, tam tersine kafaların ne kadar karışık olduğudur. Nisan 1909'dan sonra Adana-İstanbul ilişkilerindeki dalgalanmalar beş ay kadar sürer ve hükümetin Adana Ermenileri ile ilgili herhangi bir karara bu süre içinde varamadığını gösterir. Beş ayın sonunda bir tavır alınır. Bu tavır da hem yerel hükümetin yaptıklarına hem de cezai sürece bakınca açıkça olayları kabul etme ve bir an önce Ermenilerin uğradıkları kaybı gidermeye yöneliktir.


Yirminci Yüzyıl Başlarken Çukurova

Çukurova bu dönemde, özellikle 1890 sonrasında pamuğa dayalı ihracata yönelik tarım ekonomisi ile ciddi ekonomik büyüme yaşıyor. 1909'da olanların arkasında, bu yeni ekonomi içinde Ermenilerin gerek ticari hayatta gerekse tarımsal yatırımlarda giderek artan paylarla zenginleşmesini görmek mümkün. Toplam vilayet nüfusunun yüzde 12'si ile 15'i gibi bir nüfusu olan Ermenilerin bu yatırımlarının da Adana şehri ve çevresinde -Kozan ve Haçin gibi yerleşim yerlerinde- yoğunlaştığını biliyoruz. Böyle bir yoğunlaşmanın olmadığı yerlere bakacak olursak, 1909 Nisan'ında buradaki Ermeniler herhangi bir zarar görmemişlerdir. Bunun en iyi örneği de daha kozmopolit yapıya ve düşük bir Ermeni nüfusa sahip Mersin liman şehridir. Nisan 1909'da Mersin'de hiçbir olay çıkmamıştır.

1909 olaylarının Çukurova ekonomisine etkisini anlamaya çalışacak olursak, kısa bir süre sonra, mesela 1910 yılında ihracat hacminin 1900-1905 arasındaki yüksek kapasiteye yeniden ulaştığını, yani büyük bir değişime ya da zarara uğramadığını görürüz.

Yine Nisan 1909'a dönecek olursak, Nisan ayının Çukurova hayatı için önemli bir ay olduğundan bahsetmek gerek. Öncelikle, bu ay çapa mevsimine rastlar. Mart ortalarında başlayan çapa, pamuk ekilen arazi için elzemdir ve her sene Mart ortası-Nisan ortası arasında kısıtlı bir zamanda hızla yapılır ve dolayısıyla yoğun işgücü gerektirir. Çukurova bu mevsimlik işçileri genellikle Kayseri'den başlayarak kuzey ve doğusundaki illerden sağlar. Ondokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren oldukça kurumlaşan bu mevsimlik işçi göçü Çukurova'nın nüfusunu hayli kabartırdı ve çapa işçileri çeşitli illerden ve Kürtler yoğunlukta olmak üzere etnik/dinsel farklı gruplardan gelirdi. Bugün de Çukurova doğuya bağlanan E-5 karayolu üzerinde binlerce çadırın bu aylarda görüldüğü bir yer ve bugün çoğunluk işçi Urfa'dan geliyor. Arpa hasadı için de aynı mevsimde doğudaki Ermeni köylerinden pek çok Ermeni de ayrıca Çukurova'ya taşınırdı. Harput'tan, Diyarbakır, Muş, Erzurum vb. gibi yerlerden hem Kürtler hem Ermeniler tarım işçisi olarak geliyordu. Bu mevsim her zaman için hem bir zorunluluk hem de sorun olmuştur. Çadırlarıyla yolları dolduranların yanı sıra, köylerde ve tarım arazilerinde derme çatma kulübelerde kalan ve Çukurovalı olmayan bu kalabalık genel bir asayiş sorunu oluşturur. Başbakanlık Arşivi'nde özellikle 1890 sonrası Yukarı Ova'nın da tarıma kazandırılmasıyla bu durum, her sene aynı mevsimde asayiş önlemleri ile ilgili yazışmalarla doludur. Polis ve jandarma bu mevsimde her zamankinden daha yoğundur, işçiler arası pek çok kavgayla uğraşmak zorunda kalır.

İkinci olay da Ermeni nüfus için çok önem taşıyan ve çapa mevsiminin bitişine rastlayan Paskalya'dır. Paskalya dolayısıyla kutlamalar yapılır, dükkanlar kapanır ve Ermeni ve misyoner okulları da kapalıdır. Öğrencilerin çoğu Paskalya dolayısıyla köylerine dönmüştür. Olaylardan iki gün önce, 12 Nisan 1909, Paskalya Pazartesi'ne rastlar. 13 Nisan Salı günü aynı zamanda Adana'da haftalık pazarın kurulduğu gündür, pazar için civar köylerden pek çok kişi gelir.

1909 için bir başka gelişme daha var ki, 1909 olayları ile ilgili pek çok misyonerin görgü tanığı olmasının arkasında bu yatar: 14 Nisan 1909, olayların başlangıç günü, Doğu'daki tüm Amerikan misyonerlerinin yıllık toplantısının da tarihidir. Adana'daki bu ellinci yıl toplantısı için Anadolu'dan gelen pek çok misyoner de yörededir. (Özellikle Maraş ve Antep) önlerindeki en büyük mesele de yetimhanelere, yetimlerin hepsi büyüdüğü için, ne yapılacağı meselesidir. Sonunda toplantı yapılamamış ve bir ay sonra Antep'e alınmıştır.


Nisan 1909: Olaylar ve Yorumlar

Olayların gelişimine bakacak olursak, pek çok çelişkili anlatı var. Tabii ki, en büyük çelişki kimin başlattığı üzerine; iki zıt görüş özetle 12'sini 13'üne bağlayan gece birincisi, 25'ini 26'sına bağlayan gece de ikincisi diye ifade edilen olayların iki Ermeni'nin öldürülmesi ya da iki Türk'ün öldürülmesi ile başladığı etrafında. En önemli yorumlar da belli başlı sorumlular etrafında yoğunlaşarak farklılaşıyor.

Bunlar; Ermenilerin silahlanması, Müslümanları tehdit etmesi ile Kilikya Krallığı'nı yeniden kurma hayalleri ve propagandası ki bunların elebaşısı olarak Muşeg adlı bir piskopos gösterilir.


Ermeniler tarafından talan edilen cami ve sokağı

Tam karşı yorum, Türklerin Bağdadizade Abdülkadir'in kışkırtıcılığının etkisi ile Ermenilere yönelik şiddeti. Her iki yorum da planlama ve kasıt olduğunu iddia eder. Adana'da 13 Nisan yani 31 Mart Salı günü itibarıyla, çarşıdaki Müslüman dükkanların yağmalama dışı kalabilmesi için beyaz tebeşirle işaretlenmesi ve olayların başladığı gün bütün Müslümanların, hükümet yetkilileri dahil, fes yerine sarık giymesi de önceden planlama ve kasıt kanıtları olarak gösterilir.
Ayrıntılandırınca, şiddeti kim tetiklemiş olursa olsun, sorumlular arandığında da iki ayrı yorum vardır: Eski düzen ve Abdülhamid taraftarı-devrim karşıtı şeriatçıların sorumluluğu -ki buna Ağustos 1909 itibarıyla merkezi ve yerel hükümetin sorumluluğu ve acizliği de eklenir- ve yine 31 Mart Vakası ile bağlantısına işaret edilerek bir taraftan yerel hükümetin ve asker ve jandarma komutanlıklarının basiretsizliği ve yetkililerin acizliği, diğer taraftan da Abdülhamid tahttan indirildikten sonra Rumeli'den gelen askerlerin kargaşaya katılması ile İttihat ve Terakki'nin sorumluluğu.
Kim başlattı sorusu iki görüşe göre de 9 Nisan Cuma günkü gerginliğe dek geri gider. 14-16 Nisan arasında Adana'da şiddet tüm hızıyla devam ederken, diğer yerlerde 15, 16, 17 Nisan gibi tarihlerde olaylar olur. Yani olaylar şehirde ilki üç gün ikincisi de bir buçuk gün sürerken, 14-27 Nisan arasında Çukurova'nın çeşitli yerlerinde de olaylar başgösterir. Olaylar her yerde aynı anda, aynı şekilde başlamamıştır.
Adana şehrine ve 13 Nisan Salı akşamına dönecek olursak, yabancıların da eşlik ettiği bazı Ermeni ruhani liderler Vali Cevad Bey'i ziyarete gidip toplanmakta olan Müslüman ahaliyi dağıtması için önlem alınmasını isterler. Vali tedbir alınacağını söyler ve gelenleri teskin eder. 14 Nisan Çarşamba sabahı Ferik (askeri kumandan) ve bir Ermeni Piskoposu eşliğinde elli kişilik bir askeri tabur olayların olduğu yere hareket eder. Saldırganlar kaçar ve önce tüfek, bıçak, kılıç, sopa ile saldırı, sonra yağmalama, sonra yangın şeklinde devam eder.
Bu noktada İngiliz Konsolos Yardımcısı Doughty-Wylie'nin olaylara karıştığını görürüz; kendisi olayların başladığı gün Adana'dadır. Doughty-Wylie Mersin Konsolosluğu görevi nedeniyle hükümet konağı nezdinde yaptığı girişimleri, kimlerle görüşüp ne cevaplar aldığını ayrıntılı bir şekilde aktarır. Aynı zamanda olaylar sırasında Müslümanların arasındaki farklılıklara işaret eder, Ermenilere yardım eden, saklayan, koruyan Müslümanlardan bahseder ve hocaların hepsinin kışkırtıcı rol oynamadığını, tam tersine ahaliyi sakinleştirmeye çalıştıklarını da vurgular. Üzerinde durduğu en önemli nokta olayların askeri müdahale ile bastırılabileceğine duyduğu inançtır; "200 asker yeterdi" diye ifade eder.
15-16 Nisan boyunca da devam eden saldırılarda birkaç yüz Süryani ile Rum da hayatlarını kaybederler. 16 Nisan'da Doughty-Wylie bir kez daha Vali ve Ferik ile görüşür, bu toplantıya Apostolik Piskopos ile Katolik Piskopos Terzian da katılır, Ermenilere silah bırakmaları söylenir, Terzian Müslümanlara da silah bıraktırılmasında ısrar eder; bir sonuç çıkmaz ama bu ilk olaylar serisi aynı akşam Adana'da sona erer.

Bu gelişmeler, 9-16 Nisan olaylarını birinci katliam olarak niteleyen yabancı kaynaklarda en çok anılanlar arasındadır. 24-26 Nisan arasındaki gelişmeler de ikinci katliam adıyla İhsan Fikri'nin gazetesindeki yazısına bağlanarak anlatılır.

Bu arada 21 Nisan'da Avrupa savaş gemileri Mersin açıklarına demir atmış beklemektedirler. 22 Nisan'da İtidal'de İsmail Sefa imzalı bir yazı Ermenileri içişlerine yabancıları karıştırmakla suçlar. 23 Nisan Cuma günü Fransız konsolosunun da katıldığı İngiliz yedek subaylarından oluşan bir heyet karaya inip teftiş yaparlar, 24 Nisan'da gemilerine dönerler. Bunu Mahmud Şevked Paşa'nın İstanbul'a girdiği haberi ile Beyrut ve Şam'dan da Adana'ya yeni askerlerin geleceği haberi takip eder. 24 Nisan'da ise Rumeli'den askerler gelir Adana'ya. Ertesi gün Pazar ayinlerinden sonra Rumeli askerleri arkalarında yerel askerler ve arkalarında ahali Abkaryan Mektebi'ne ilerler. Bu anlatılanlara göre ikinci katliam bu saldırı ile başlar ve diğer kilise ve okullara sıçrar, ki hepsine Ermeniler yoğun bir şekilde sığınmaktadırlar. Doughty-Wylie 26'sında yine valiye çıkar ve öğleye doğru ortalık sakinleşir.

Olayları Ermenilerin Kilikya Krallığı kurmak amacıyla başlattıklarını iddia eden ve Türkiye'deki yayınlarda en çok yer verilen teze göre bu ikinci olaylar serisi 24-26 Nisan arası Ermenilerin yeni gelen askerlere silahla saldırması üzerinden anlatılır.

Adana şehri dışında vilayetin diğer yerlerinde yaşananların başında da Cebel-i Bereket sancağı gelir. Mutasarrıf Mehmed Asaf'ın şiddetle reddettiği pek çok iddia vardır. En önemlisi halka şahsen silah dağıttığı ve Payas hapishanesindeki 3000 mahkumu salıverdiği iddiasıdır. Çokmerzmin-Dörtyol ve Erzin (Yarpuz) sancak merkezinde, olaylar 16-26 Nisan arası aralıksız devam eder. En çok can kaybı Adana şehrinden sonra bu sancakta görünüyor. Mehmed Asaf'ın suçladığı Piskopos Muşeg de buradaki kilisede görevlidir.

15 Nisan'da Adana'nın kazalarında, Misis, İncirlik,Ceyhan (Hamidiye), Osmaniye; 16 Nisan Tarsus; 17 Nisan Sis (Kozan) gibi yerlerde de Adana'dakilere çok benzeyen olaylar yaşanır. Tarım alanlarının içindeki bu yerleşimlerdeki olaylar çiftliklere de sıçrar ve pek çok yerdeki gasp iddiasına buralardaki topraklar da dahildir. Öldürme, yağmalama, yangın şeklinde devam eden sürece genellikle Müslümanlarca gerçekleştirilen gasp, ihtidaya zorlama, para karşılığı koruma teklif etme ve tecavüz olayları da eklenerek anlatılır. Bunların en şiddetlileri bugün Bulanık ismiyle anılan Bahçe kazasında diye kaydedilmiştir; Bahçe müftüsü baş sorumlu olarak gösterilir. Haçin ve Feke gibi yoğun Ermeni nüfuslu yerler olayların dışında kalabilmiş, silahlı direnç göstererek can ve mal kaybına uğramadan olayları atlatmıştır. Buralarda olayların 17'sinde başladığı söylenerek, Ermenilerin olası saldırılara önceden hazırlandıklarının bilinmesinin önemli olduğu ifade edilir.


Mayıs-Ağustos 1909: Cezai Süreç

Nisan sonunda Vali Cevad Bey ile Ferik Mustafa Remzi Paşa azledilir. Yeni Vali Babanzade Zihni Paşa olurken, askeri birlikler komutanlık, jandarma ve polisten oluşan müretteb birlikler haline getirilir, başına da Kurmay Albay Boşnak Mehmed Ali Bey geçer. Yeni vali bir tahkikat başlatır ve bu tahkikatın sonunda ölü sayısı 1900 Müslüman, 1500 Hristiyan olarak verilir. Bu arada biri Adana'da diğeri Cebel-i Bereket'te olmak üzere iki ayrı Divan-ı Harp kurulur. Her bir Divan-ı Harb'in de birden fazla soruşturma heyeti vardır. İstanbul'dan da iki heyet gelir. Birincisinde Şura-yı Devlet üyesi Faik Bey ile Cinayet Mahkemesi üyesi Artin Mosmorciyan Efendi vardır. Heyetin başına da Mersin Mutasarrıfı Esad Bey getirilir.

İkinci bir heyet de Meclis-i Mebusan'dan gelir. Kastamonu Mebusu Yusuf Kemal'in başkanlık ettiği heyette, Tekirdağ Mebusu Hagop Babikian ve ayrıca Arif Bey ile Musdikian Efendi vardır.




Divan-ı Harpler, eski vali ve ferik hakkında azl kararı almaktan başka bir şey yapmaz ama Cebel-i Bereket mutasarrıfına farklı bir muamele uygun görülür. En büyük can kaybının olduğu yerin en yüksek yetkilisinin, Mutasarrıf Mehmed Asaf'ın sorumluluğu iyiden iyiye araştırılır. Liva tahrirat müdürü de önceden işten el çektirilmiş olmasına rağmen bir ay içinde makamına döner ve Mehmed Asaf'ın aleyhine tanıklık eder. Mehmed Asaf da aslında önce Adana Divan-ı Harb'ine çıkarılmıştır fakat yetkisizlik kararı ile bu bir ay içinde liva tahrirat müdürünün ifadesinin ardından Cebel-i Bereket Divan-ı Harbi'ne gönderilir. Mehmed Asaf, aleyhinde olanları Ermeni taraftarlığıyla suçlar. Beraat etmesine rağmen Adana'dan ayrılamaz, Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa'nın emri ile beklemektedir.

Beklenen mebus heyetinin raporudur. Öte yandan Yusuf Kemal'in başkanlık ettiği heyet de öncelikle Doughty-Wylie'nin yardımlarını ve ifadesini alır. Bu sırada Adana vilayeti Hristiyanlarının liderleri devlete ve meşrutiyete bağımlılıklarını beyan eden bir deklarasyon yayımlar. Mebus heyetinin raporu hiçbir zaman su yüzüne çıkmamış, heyet üyesi Babikian'ın ani ölümü ile işe bir de muamma karışmıştır. Yusuf Kemal ile Babikian'ın rapor üzerinde anlaşamadığı söylenegelir ama Yusuf Kemal'in anılarında böyle bir fikir ayrılığından bahsedilmez. Öte yandan, raporun bir kopyasının Patrikhane'de olduğu da söylenegelir. Ancak Doughty-Wylie bütün raporla ilgili epey bilgi verir. Babikian'ın 9 Temmuz'da Tasvir-i Efkar'da yayınlanan bir ifadesi mevcuttur. İtidal'de de basılan bu sözler Ermenilerin suçsuzluğuna işaret eder.

Bu arada Temmuz ayı çok hareketli geçer. Patrikhane de bir soruşturma heyeti gönderir ve yabancı basın ile yerli basında Ermeni komitelerinin suçlu olmadığı görüşü çoklukla yer almaya başlar. Yani mebusların soruşturma heyeti,bunun ardından gelen Patrikhane soruşturması, Divan-ı Harp,kararlarının sorgulanmasına yol açar. Bu kargaşanın üzerine de Adana Divan-ı Harb'i istifa eder, Mehmed Asaf'ın beraati bir kenara kaldırılır ve Cemal Paşa (o zamanlar
Cemal Paşa 37 yaşındadır ) vali olarak atanır.

Vali Cemal Paşa- İttihat ve Terraki'nin üç paşasından biri


Hükümetin tavrı açıkça değişmiştir. Bu da bir kırılma noktasına işaret eder. Arşivdeki belgelerin Nisan-Ağustos arası son derece az olması, Ağustos sonrasında ise bir yıl boyunca çeşitli şekillerde Adana iğtişaşı ile ilgili yazıların çokça olması da buna işarettir. İlk aylarda belgeler Adana Vakası diye alelade bir asayiş sorunu gibi ele alınırken, Ağustos itibarıyla iğtişaş sözcüğü benimsenmiştir.Ve konu ile ilgili ayrıntılar hep bu iğtişaş çerçevesi içinde ele alınmıştır.

Cemal Paşa'nın Ağustos'ta yaptığı ilk iş olayların şiddetini kabul etmektir. Yeni vali gelir gelmez Adana halkına hitaben bir metin hazırlar ve bunu şehrin çeşitli yerlerinde beyan ettirir. Ana maddesi suçu yerel hükümete atmak ve yerel hükümetin sorumluluğunu Osmanlılık tarihinde bir kara sayfa olarak nitelendirmek. Cemal Paşa yeni Adana hükümetinin bunları aşacağını ve Ermenilerin zararlarını karşılamak için hemen girişimlerde bulunacağını da beyan eder. Anılarında da az sayıda Müslümanın idam edildiği doğru değildir diyerek 47 Müslümanı ve bir Ermeni'yi idam ettirdiğini ifade eder.



Mehmed Asaf bu arada mebus heyetinin söylediklerinin yalan olduğunu iddia eder. Adana'da ikinci bir Divan-ı Harp kurulur, başkanlığında İzmir kumandanlığından Ferik İsmail Fazıl Paşa (Ali Fuad Cebesoy'un babası) bulunmaktadır. Asaf buna itiraz etmek ister ama irade-i seniyye ile kurulmuş olan bu Divan-ı Harb'in de önüne çıkar. Bunlar da menn-i muhakeme kararı alırlar.Cebel-i Bereket Divan-ı Harb'i ise dört yıl görevden uzaklaştırma verir. Mehmed Asaf, Cemal Paşa'nın bütün itirazlarına rağmen bir ay sonra İstanbul emri ile azad edilir ve Paris'e gider.(İstanbul'da Hüseyin Hilmi Paşa ile (Sadrazam) görüşmeye gider. Paşa ortalıklarda dolaşmamasını söyler).

Sonuçta Cemal Paşa'ya göre 17 bin Ermeni, 1850 Müslüman ölmüştür. Adana Piskoposluğu raporuna göre 17.844. Patrikhane soruşturma heyeti raporu 21.361 diyor. Çeşitli konsolosluklara göre 20 bin ölü var. Osmanlı Bankası hasarı 5 milyon lira olarak hesaplıyor. Yine Piskoposluk raporuna göre toplam 24 kilise, 16 okul, 2323 ev, 24 han, 3 otel, 2 fabrika, 1429 bağevi, 253 çiftlik, 1002 çoban kulübesi, 523 dükkan ve 23 değirmen hasar görür. O zamanlar Adana'da 20 çırçır fabrikası, 50 han, 12 otel,1 2 tiyatro kumpanyası, 20 camii ve 12 kilise var.

Cemal Paşa vali olunca ev ve dükkanların yeniden yapılması için kredi bulur. Bir de İnşaat Komisyonu kurar.Dört ay içinde Ermeni Mahallesinin yeniden yapılması sağlanır. İğtişaştan sonra kurulan bu mahalle Çarçabuk Mahallesi adıyla anılır.

Ağustos 1909'da Adana'nın İkinci Divan-ı Harb'i eski vali, ferik, Mersin mutasarrıfı ve Tarsus kaymakamı hakkında davanın yeniden görüşülmesine gerek olmadığı kararını alır. Bu mahkeme pek çok davaya bakmaya başlar ve tecavüz, silahlı saldırı, gasp, yağmalama ve cinayet suçlarından pek çok ceza verir. Şikayetlerden bir tanesi ise hiç kabul görmez; bazı Ermenilerin kızlarının zorla ihtida ettirilerek rızaları dışında evlendirildiklerine dair şikayet reddedilir. Diğerleri için verilen cezaların büyük bir kısmı kürek cezasıdır ama 14 Nisan'da iki Ermeni'nin öldürülmesi olayına katılan şahıslar da, olayı kimin başlattığı konusu bahsedilmeksizin ceza yer. Aynı şekilde Bağdadizade Abdülkadir'e de sürgün verilir. Yani olayları kimin başlattığına dair iki zıt tezin sözkonusu ettiği bütün kişiler eşit olmasa da ceza görür.

Cemal Paşa'nın valiliği ile birlikte Eşya-yı Menhube Komisyonu da kurulur ve gaspedilen mallarını isteyen Ermenilerin dilekçeleri görülür. Bir yıl boyunca arşivde bunları takip etmek mümkündür ama bu bir yıl içindeki belgelerin çoğu, olaylar sırasında Ermenilere yardım eden Müslümanlarla ve bazılarına verilen nişan ve madalyalarla ilgilidir. Örneğin,tensikat sırasında açığa alınan Binbaşı Mehmed, Kozan Ermenilerini koruduğu gerekçesiyle ve Patrikhane'nin girişimi ile taltif edilmiş ve Halep Jandarma Kumandanlığı'na getirilmiştir. Benzer biçimde Cebel-i Bereket ve Kozan'da Hristiyanları koruyan Müderris Mustafa Efendi'ye Mecidiye nişanı ve iftihar madalyası verilir. Bölgenin yeniden yapılanması için aktarılan yardımlar da bu örneklerin arasındadır, örneğin Tarsus Ermenilerinin evlerinin yeniden yapılması için talep edilen yardım verilir.

Yrd.Doç.Dr.Meltem Toksöz

"The Çukurova. Yayımlanmamış doktora tezi, Binghamton, SUNY Binghamton Üniversitesi, 2001


Kaynak

Fotoğraf: turkishny.com /tr.wikipedia.org / turksandarmenians.marmara.edu.tr/ resimliadanatarihi


__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.