Tekil Mesaj gösterimi
Eski 25.10.15, 13:44   #1
alkanaga
Uzman Üye

alkanaga - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2015
Konular: 102
Mesajlar: 1,698
Ettiği Teşekkür: 4231
Aldığı Teşekkür: 6221
Rep Derecesi : alkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Vatandaşlık ve Vatandaşlık Algısı…




Devlet, Platona göre canlı bir organizma gibidir. Yani tüm bireyler bir vücudu oluşturan hücreler gibidirler. Bu vücutta elbette hücre ölümleri ve yeni hücreler var olacaktır. Yerince de ‘Kanser ‘ gibi ölümcül hastalıklar da görülecektir. Kanser, bir nevi hücre çürümesi gibidir. İnsan vücudunda meydana gelen hücre çürümeleri nasıl çoğalıp organlara, oradan da… vücuda doğru sirayet ediyorsa bireysel fikir ve inançlarda oluşan kanserlerde toplumun organlarına ve oradan da toplumun vücuduna doğru sirayet edebilmektedir.
Eski Yunan İnsanlarının bolca ve özgürce soru sorabilmeleri antik Yunanlılar tarafından felsefenin icat edilmesini sağlamıştır. Sorgulamalarına bağlı olarak, akılcı ve mantıksal cevaplarla beraber genellikle ‘’bilimsel’’ cevaplar üzerinde duruluyordu. Örneğin MÖ 546-610 yılların arasında yaşamış olan Anaksimandros , ‘’her şeyin ondan yaratıldığı ve er ya da geç ona geri dönmek zorunda olduğu bir temel’’ in olduğundan bahsetmiştir. Bazı filozoflar bu temel gerçekliğin ‘Matematiğin’ içinde olduğuna inanmış ve sayı mistizmiyle uğraşmışlar, bunun sonucunda antik çağlardan günümüze kadar gelen mühendislik şaheserleri bırakmışlardır.

Sokrates gibi felsefenin temel taşını oluşturan kimseler, insanların kendini bilmesi gerektiğine vurgu yapıyor, gerçek adaletin ise ahlaki bilgeliğin içerisinde var olduğuna işaret ediyordu. Sonucunda yaşananlar ‘Otuz Tiran’ yönetimini rahatsız etti ve Sokrates ahlakı bozmakla suçlanarak idama mahkûm edildi. Bu durumda gerçek ahlaki ilkeliğe duyduğu cesaretle hareket eden Sokrates , herkesin içerisinde baldıran zehrini cesurca yudumladı.

Sokrates’in öğrencisi olan Platon (MÖ 427-347), hocasına göre daha fazla otorite yanlısıydı ve militarizme sevgi besleyen bir yapıdaydı. Militarist Spartalılara hayranlık duyuyordu. Devlet adlı yazmış olduğu eserine göreyse en iyi devlet , bilge filozoflarca yönetilecek olan bir devlet idi. Demokrasiye karşı olan Platon’a göre demokratik rejim halkı aydınlatmaktan çok, halka yaltaklanan bir rejimdir ve demokrasinin muhtemel sonucu tiranlıktır. Toplumda daha bilgili, daha yetenekli olan insanların böyle olmayanları yönetmesi gerekmektedir (Bkz. Vikipedia). Hocasının öldürülmesi Platonun siyaset düşüncelerini şekillendirmiş ve demokrasiye olan güvenini sarsmıştır. Bu yüzden Platona göre devletin teme görevi ‘’adalet’’ ile özdeşleşmişti. Platon ütopik bir yönetim şekli hayal etmiştir. Bu yönetim içerisinde yöneticiler para hırsından tamamen kurtulmuşlardır, bebekler doğdukları andan itibaren devlet himayesinde yetiştirilirler ve en başarılı olanları yönetici katına yükselirler. Görüldüğü gibi, bu ütopik toplumda kimin kimin çocuğu olduğu dahi bilinmemektedir. Önemli olan ‘insan’’dır, ‘adalettir’.

Eski Yunan felsefenin ardından tüm ortaçağ boyunca tüm Avrupa’da süren dogmatizm ve akılcılıktan uzak, inanç temelli bir dönemin oluştuğunu görüyoruz. İslam uygarlığı ise, okumayı, düşünmeyi yani tefekkür etmeyi, vicdanı ve ahlakı temel aldığı yıllar içerisinde büyük yükselmeler yaşamış, bilimde ve felsefe de büyük ilerlemeler kat etmiştir. Örneğin Ünlü İslam tıp bilgini ve filozofu İbni Sina; ‘’Ben erdemden başka zenginlik tanımıyorum’’ diyerek gerçek zenginliğin ahlakı zenginlik olduğuna işaret etmiştir. Yine Ünlü İslam düşünürü Mevlana Celalettin-i Rumi ; ‘’Çobanla bile muhabbet et.

Hiç bir şey bilmiyorsa bile koyun gütmesini senden daha iyi biliyordur’’ sözü ile kimsenin küçümsenmemesi gerektiğini ve herkesin birbirinden öğreneceği bir şeylerin olduğuna işaret etmiştir. Yine bu insan sevgisi konusunda güzel düşünebilen Yunus Emre; Yaratılanı hoş gör yaratandan ötürü’’ diyerek toplumsal hoşgörünün ve insanlar arasındaki sevginin önemine işaret etmiştir.

Anadolu’nun Moğollar tarafından istilasından sonra oluşan küçük Beylikler içerisinden bir uç beyliği olması vesilesi ile güçlenen Osmanlı beyliği Anadolu’da tekrar bütünlüğü sağlamış ve büyük bir İmparatorluğun temelini atmıştır.


Osmanlı kuruluş felsefesi olarak ahiliğin getirmiş olduğu öğretiler ile temellendi. Alçakgönüllük, cömertlik, küçük ve büyüklere sevgi ve saygı, edep, affedebilmek, eş dost ve akrabayı ziyaret edebilmek, iyilik yapmak, hakka ve hukuka riayet etmek vs.. gibi ahiliğin temel ilkeleriyle taçlanan Osmanlı beyliği kısa bir süre içerisinde büyük bir devlete kaçınılmaz olarak dönüştü. Bu durum Türk- İslam sentezinin vermiş olduğu bir sonuçtur.

Osmanlı beyliğinin ilk 50 yılında kurulan yeniçeri ocağının Bektaşiyana bağlanması ve yeniçeri keçesinin(başlığının) arkasındaki bele kadar uzanan kısmın Hacı Bektaş Veli’nin kolunu simgelemesi, yani;’’ Biz Hacı Bektaş’ın yeminiyle yeminleydik, onun manevi öğretisiyle disiplinlendik’’ öğretisinin bir sonucudur. Tasavvuf yolunda verilen edep erkan, sevgi ve hoşgörü Türklerin balkanlarda ve Avrupa içlerine rahatça yayılması sağlamıştır. Maneviyatın kuvvetli olduğu Ocağın her Ortasının (Taburunun) bir Dede –Babası vardır. Bu suretle balkanlarda yeniçeri güzergâhı üzerinde birçok dede- baba türbesine denk gelebilirsiniz. Zira dede- babalarda vefat ettikleri yere defnedilirdi.



Yeniçeri Ocağının manevi ve yönetimsel yapısının bozulması, herkesin ocağa rahatça kaydedilmesi, Osmanlı devletinin Akılcılıktan uzaklaşarak, halkın dogmatizme terk edilmesi ile beraber bir çöküş dönemi yaşanmış çeşitli diyar ve coğrafyalarda vatan evlatları şehit olmuştur. Bakın bu konuda Namık Kemal Zeybek ne diyor;

Bu devşirmelerin çoğunun devşirilmemiş olduğu ve dönmelerinde gerçekte dönmemiş olduğu ayrı bir durumdur. Bunlar çıkıp geldikleri yerlerdeki rezilliği Osmanlıya bulaştırmışlardır.

Bütün bunlar doğrudur. Ancak Osmanlının çöküşündeki asıl darbe yine Kanuni dönemine aittir. Katip Çelebinin “Mizanül Hakk” adlı eserinde yazılıdır. Osmanlının başlangıcından itibaren okullarda “felsefe, akıl bilimleri ve nakil bilimleri” birlikte okutulurken, Kanuni döneminde felsefe kaldırılmış, akıl bilimleri yararlı yararsız diye bölünmüş ve nakil bilimleri ağırlık kazanmıştır. Batı bilime yönelmişken Osmanlının bilimden uzaklaşması bugünkü durumun da asıl sebebidir.
Gerçi Kanuni döneminde ortaya çıkan bu vahim gelişmenin başlangıcı babası Yavuz’un Mısır’dan getirdiği alimlerin zihniyetiyle olmuştur. Ama sonuçları Kanuni döneminde etkisini göstermiştir (Anayurt Gazetesi; 15 Ocak 2014 Çarşamba).

Osmanlının çöküş döneminde bazı Islahatlar yapılmaya çalışılmış ama ıslahatçıların vefatıyla beraber ıslahatlarda etsini yitirmiştir.

Avrupa’da Coğrafi keşiflerin neticesinde Reform ve Rönesans gerçekleşmiş, eski yunanın akılcılık güden öğretileri temel alınmıştır. Avrupa’yı kökten değiştiren, 1789 yılında gerçekleşen Fransız ihtilali neticesinde ise monarşik düzenler çökmüş, yerine cumhuriyeti benimseyen yönetimler kurulmuştur. Ayrıca ulus devletler kuvvetlenmiş, Osmanlı gibi imparatorlukların içerisinde bulunan azınlıklar çeşitli ayaklanmalar ile bağımsızlıklarını kazanmışlardır. İnsanlar Özgürlük ,eşitlik ve adalet ilkeleri ile hareket etmeye başlamış ve bu durumun etkileri tüm Avrupa’ya kolayca yayılmıştır.

Osmanlının çöküş sürecinde gerekli ıslahatları becermeye çalışmasına rağmen başarılı olamaması, dogmatizmin yaygınlığı ve akılcılıktan ve bilimsellikten uzaklaşılması sonucunda halk vatandaşlık bilicine ulaşamamıştır. Kul ve kölelik bilinci hakimdir doğal olarak. Örneğin;
Atatürk, Büyük taarruz hazırlıklarının yapıldığı günlerde bir askeri birlik eşliğinde bir köy kahvesine uğramıştır. Köylüler Atatürk’ü görmek için kahveye akın etmişlerdir. Bu sırada köy imamı da gelmiştir. İmam Atatürk’ten köy adına bazı isteklerde bulunmuş, Atatürk de imamın isteklerini kabul etmiştir. Daha sonra Atatürk imama ” İmam efendi, evli misin? ” diye sormuş, imam ” Evliyim Paşam. Elinizi öper dört de köleniz var ” deyince Atatürk ” Niye kölem olacakmış. Onlar bizim çocuklarımız, bizlerin de evlatları. Yok böyle şeyler imam efendi (Atatürk’ten hiç yayınlanmamış Hatıralar, Muzaffer Kılınç, sf 80).

Cumhuriyetin İlanıyla beraber pek çok devrim yapılmıştır. Bu durum bazı kitleler tarafından rahatça kabul görmemiş, yabancı kışkırtmaları, inançsal ve fikri bir refleks ya da menfaatsel durumların getirisinde ayaklanmalar çıkmıştır. Bu ayaklanmalar neticesinde özelikle dış güçler fayda sağlamıştır. Örneğin Kerkük ve Musul sorunu üzerine gidilememiş pek çok devrim geciktirilmiştir. Cumhuriyet devrimlerinin getirdiği yeniliklerin ve vatandaş olma bilincinin benimsenmesi elbette kolay olmayacaktı zira Avrupa’da bu durum için yüzlerce yıl savaş verilmiş ve kan dökülmüştür. Bu durumun neticesinde Rönesans ve Reform gerçekleşmiştir. Atatürk’ün işaret ettiği medeni seviyeye ilim ve Fen yoluyla ulaşılabilirdi. Zira dogmatizm ve onun getirisi olan tabular insanları rahatça bölebilmekte ve ötekileştirebilmekteydi.

Bugün daha sonuçlarını gördüğümüz ve yaşadığımız dogmatizm ve bağnazlık, bireyleri fikir üretmekten, özgür düşünmekten, bilimsellikten uzak tutabilmektedir. İnsanların şahsi menfaatlerini her türlü değerin üzerinde tuttuğu bir toplum tabii olarak ötekileşecek, yıpranacak ve adalet duygusunun zedelenmiş olacağı bir yer haline gelecektir. Vatandaş olma bilincini ve değerini kul olma psikolojisine değiştiren bireyler, bireysellik yetisini kaybedip sürü psikolojisine bürünürler…
__________________
Sevmekten asla vazgeçmeyin. Sevgisiz bir hayat amaçsız, anlamsız olur. Alkanaga
alkanaga isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
9 Üyemiz alkanaga'in Mesajına Teşekkür Etti.