Tekil Mesaj gösterimi
Eski 27.10.15, 23:13   #16
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,681
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Osmanlı'dan Günümüze Ayaklanmalar ve İsyanlar



15.
Aynacıoğulları Ayaklanması


Aynacıoğulları ayaklanması, Yozgat, Amasya, Çorum, Delice, Kırşehir, Maden, Alaca, Karamağara, Mecitözü, Haymana, Çiçekdağı, Sungurlu, Sorgun, Yıldızeli, Akdağmadeni, Çamlıbel, Tokat, Artova şehir ve kasabalarında yapıldı.

Aynacıoğulları’nın yöneticileri: Rüştü, Hasan, Çerkez Musa’dır. Aynacı Rüştü> Ali; Aynacı Hasan ise Haydar adlarını kullandılar. Ayrıca amca çocukları İsmail, Pazar’ın Çarksız köyünden Mehmet Molla, akrabaları Çarkoğlu Mustafa da kendilerinin yardımcılarıydı. Akrabalar ve işbirliği yaptığı kimseler, hükümete taraftar görünmekte, bu sebeple de hükümet mensuplarını inandırmış bulunuyorlardı.

Ayaklanmayı yapanları, şehirlerin ve kasabaların ileri gelenleri yönetiyorlardı. Bunlar, hükümet memurlarından ve askerlerden topladıkları bilgileri, hemen asilere bildiriyorlardı. Öyle ki, askeri harekâtı bile günü güne öğreniyorlar ve tedbir almalarına yardımcı oluyorlardı.

Aynacıoğulları daha önce de Yenihan ve Zile olaylarını yapmışlardı. Sayıları zaman zaman 400-600 atlı oluyordu. Bazen gruplar halinde şehirlerde, kasabalarda hükümet binalarına ve karakollara baskın düzenliyorlardı. Ellerine geçen her fırsatta hükümet kuvvetlerini arkadan vuruyor, silâhlarını alıyorlardı.

13 Aralık 1920 günü, Turhal ile Zile arasında Hamidiye boğazını kesen asiler, yolcuları soydular. Bölgeyi korumakla görevli bir birliği pusuya düşürerek soydular. Silâhlarını ve mühimmatlarını aldılar. Turhal’ın Çivril bucağı yönünde kaçtılar. Yaptıkları suçu da bölgedeki başka bir eşkıyanın üstüne attılar. O zaman bir sancak olan Aksaray’da da bir soygun daha yapmışlar, bu suçu da ‘Çakır Hasan Çetesi’nin üstüne atmışlardı.

Halkın ve devletin başına bela bir eşkıya topluluğu halinde idiler.

Aynacıoğulları’nın, Yozgat ayaklanmasında da Çapanoğul-Aynacıoğulları çatışmalardan kaçıyordu, ilk anda vuruyor, yağma ediyordu. İzlerini kaybettirerek, her türlü hainliğe başvuruyorlardı. Milli kuvvetlerin Yozgat’a geleceğini haber alınca, ondan biraz önce kaçtılar. Yozgat olayından sonra Aynacıoğulları’nın Delihacı bölgesinde, Erzurumlu Kara Nazım (Postacı Nazım) çetesi Zile taraflarında, Çerkez Musa çetesi de Erbaa civarında yuvalandılar.

Postacı Nâzım 1920 yılı sonlarında Samsun köylerinde yakalandı, idama mahkum edildi. Aynacıoğulları Sakarya Savaşı na kadar dağlarda eşkıyalığını sürdürdü. Bu tarihten sonra Kızılırmak Nehri’nin eşkıyalığını sürdürdü. Bölgedeki Kayalar, Hacıköy, İshaklı, Çayırözü, Başpınar, Kurtağılı, Koyunculu, Kasin, Buldacı Tekkesi, Kozdere, Kızılcaköy, Özüveren bucak ve köyleri yataklık ettiler.

Bu bölgenin asıl çetesi, Katil ilyas çetesi idi. Çiçekdağı’nın kuzeyi, Mecidiye ilçesinin batısı, Sıtma bucağı civarı, İlyas çetesinin yatağıydı. Eşkıyanın halk üzerinde hükümet kuvvetlerinden daha etkili olması sebebiyle, Yenihan, Zile, Devecidağı, Artova, ilsulu (Sulusaray), Akdağmadeni, Mecitözü, Alaca, Sungurlu, Boğazlıyan, İskilip, Keskin, Bâlâ ve Tosya bölgeleri, Katil İlyas çetesinin ve Aynaçıoğulları’nın Kavlak Ali, Deli Ömer gibi çetelerin yatağı olmuştur. Bölge halkının hemen tamamı, çetelere yardım etmiştir.

Aynacıoğulları Katil İlyas çetesi ile işbirliği yapıyorlardı. Katil ilyas, topladığı büyük bir 'kuvvetle Devecidağı’na yaklaştığında, Aynacıoğulları ile birleşmişti. Ankara hükümeti bütün olayları yakından takip ediyor, ancak bunları oyalama siyaseti güdüyordu. Nitekim aldatma oyunlarını ihmal etmeyen hükümet, 2 Temmuz 1921 günü teslim olacaklarını ihtiyatla karşılamıştı. Bunları daha yakından tanımak için asilere, Tokat bölgesinde eşkıyalık yapmakta olan kimselerin temizlenmesi görevini verdi. Bunu yerine getirdikleri takdirde öldürülmeyecekler, ceza görmeyeceklerdi. Bunun üzerine Aynacıoğulları, hükümetin güvenini kazanmak amacıyla ünlü eşkıyalardan Molla Veli’yi ortadan kaldırmışlardı.

Yozgat- Kayseri bölgesi civarının güvenliğinden sorumlu hükümet kuvvetleri, bunları takip etmekte idi. Aynacıoğulları’nın hükümet taraftarı olduğunu bildikleri için, bunlara karşı tedbir almaya gerek görmediler. Ancak Katil ilyas çetesiyle yapılacak çarpışmaya Aynacıoğulları ile birlikte hareket etmek için haber gönderdiler.

Aynacıoğulları bu çağrıyı cevaplandırmadılar.

Hükümet kuvvetlerinin gafil avlanmasına ve arkadan vurulmasına yardım ettiler. Aynacıoğulları Katil ilyas çetesine katılarak 250-300 kişilik bir kuvvet oluşturdular. 23 Eylül 1919 günü hükümet kuvvetleriyle yapılan ilk karşılaşmada eşkıyalar püskürtüldü. Ertesi günü bütün güçleriyle saldırıya geçen Katil İlyas ve Aynacıoğulları, Koyunculu ve Sarıkaya bucaklarında püskürtüldüler.

Geceleyin kendilerine çeki düzen veren asiler, 25 Eylül 1921 günü sabahleyin baskın düzenlediler. Tüfek, makineli tüfek ve bombalarla yapılan baskında hükümet kuvvetleri 25 şehid, 20 kadar yaralı verdirdiler. Kazandıkları bu başarı onları iyice şımarttı. Yakalanmış olan subay ve erlerin silâhlarını aldılar. Don, gömlek soyarak sokaklarda gezdirerek hakaret ettiler. Subay, er, sivil birçok kimseyi de öldürdüler.

Asilerin bu başarısı, halk üzerinde olumsuz etki yaptı. Maden ilçesinin kuzeyindeki Kürt ve Rum köyleri, bu olay üzerine iyice azdılar. Aynacıoğulları, 8/9 Ekim 1921 gecesi. Molla Hasan (Çakır Hasan) çetesinden başka, Katil ilyas çetesi ile birleşerek 200 kişilik bir kuvvet oldu. Yazıçayırı ve Mandıra bucaklarını bastılar. Direniş gösterenlerin evlerini, yağmaladılar. 17 Ekim 1921 gecesi 20 atlı ile bir karakolu bastılar. Camlarını kırdılar ve karakola ait resmi evrakı yaktılar. Karakoldaki jandarmaları bağlayarak, silâhlarını aldılar. Bu davranışlarıyla hükümete meydan okuyorlardı.

Bölgede büyük bir tehlike belirmişti. Ankara hükümeti tehlikeyi zamanında görerek, bölgeyi Merkez Ordusu birlikleri ile kuvvetlendirmeye kara verdi. Bunun için 12. Tümen den bir taburu, Yozgat Kuvve-Takibiye Komutanlığı’nı, 27 Süvari Tugayı’nı, 55. Süvari Alayı’nı, Ankara’daki 61. Jandarma Süvari Alayı’nı, Konya Havalis Müzaharet kıtalarını ayaklan mayı bastırmakla görevlendirdi. Birliklerin hareketini Merkez Ordusu Komutanlığı plânlayacaktı.

Hükümet kuvvetleri her taraftan asileri sarmaya başladı. Diğer taraftan Anadolu içlerine girmiş olan Yunan ordusu ile de çarpışmalar sürüyordu. Hükümet kuvvetlerinin sayıca üstün olması, bu ayaklanmaya verdiği önemi gösteriyordu. Kısa sürede asiler ürktüler. Ümitleri kırıldı. Kesin sonuca giden hükümet kuvvetleri, işi sıkı tutuyordu. Asiler Yunanlılara katılmak çabasına girdiler. Bu durum yakalanan asilerden öğrenilmişti. Hükümet kuvvetleri aldığı tedbirlerle bunları önledi. Asiler bölüm bölüm teslim olmaya başlamışlardı. Bir yandan teslim olan, diğer yandan kaçma ümidi kalmayan asilerden kalanları da korku sardı.
Bütün bu olaylar gelişirken Aynacıoğullarının aman diledikleri görüldü. 9 Kasım 1921 günü Reşadiye ilçesinin Sazak bucağında, Reşadiye Askerlik Şubesi Başkanı Hilmi Bey’in önüne çıkarak: “Her nasılsa İlyas’ın aldatmalarına kapıldıklarını, hata ettiklerini, onu ortadan kaldırmak vaadiyle affedilmelerini, hayatları bağışlanmak merkeze de alınmak şartıyla sığınmak isteğinde olduklarını bildirip ve bu isteklerinin orduya bildirilmesini” rica ettiler.

Başkomutanlık, asilerin bütün mensupları, silâh ve atlarıyla Yunanlılara karşı görev almalarını istedi. Bu suretle af dilekleri kabul edilecekti. Asiler ise köylerine gitme isteğinde bulunmuşlardı. Bunun için teslim olmaya yanaşmadılar. Bunlardan Kavlak Ali teslim oldu ve 10 gün süre köyüne izinli gitmesi yeterli görüldü. Kavlak Ali daha sonra verdiği sözden dönmüş, yeniden eşkıyalığa başlamıştı. Bu davranış asilerin ümitlerini daha yitirmediklerini ortaya koyuyordu.

Aynacıoğulları’ndan Hüseyin ve Mehmet ölmüştü. Rüştü de 31 Ekim 1921 günü tutuklanmış ve Tokat Cezaevj’nde konmuştu. Aynacı Hasan ise, teslim olacağını Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya yazmıştı. Mustafa Kemal Paşa, kuvvetlerin uzun süre orada bağlı kalmadan ve asilerin teslimini isteyerek, ayaklanmayı bitirdi.

Yakalanan asiler, yanlış yolda yürüdüklerini kabul ediyorlardı. Bu arada Yunanlılarla işbirliği yaparken, birçok mezalime de şahit olmuşlardı. Teslim olma istekleri kayıtsız, şartsız kabul edilmişti. Artık hükümetin isteği doğrultusunda ve vatan için çalışacaklardı. Bunu büyük bir istekle karşıladılar. Aynacıöğlu Hasan bu durumda iken sağa sola kaçtı, izini belli etmedi. 20 Kasım 1921 tarihinde takip edildiğini ve kurtulma ümidi kalmadığını anladı. Saklandıkları Sungurlu ve Alaca ilçelerinde kıstırıldı. Teslim olan son Aynacıoğlu ile bu ayaklanma olayı kapandı.



16. Milli Aşiretin Ayaklanması / 1 Haziran-8 Eylül 1920



Özellikle İngiltere’nin ve Fransa’nın olumsuz propagandaları, para yardımı ve bir takım vaatler, Güneydoğu Anadolu bölgesindeki aşiretleri Türklerden ayırarak bağımsız bir Kürdistan fikrine yöneltmiştir.

Bu çerçevede Milli Aşiretinin ileri gelenlerinden Mahmut, İsmail, Halil, Bahur ve Abdurrahman Beyler Güneydeki düşmanlarla gizli temas ve bağlantı kurmuş ve harekete hazır hale gelmişlerdir. Fransızların Haziran ayı başlarında Urfa’yı ikinci kez ele geçirme girişimleri sırasında Milli Aşiretinin de Siverek yönünde harekete geçmesi TBMM Hükümeti için ciddi bir sorun halini almıştır.

18 Haziran 1920’de asilerle çarpışma başladı. Viranşehir bölgesine kadar saldıran asilere nasihat heyetleri gönderilmiş ise de olumlu bir netice alınamadı. Fransız işgali altındaki bölgeden aldıkları üç bin atlı ve develi ile bin kadar piyadeden ibaret bir kuvvetle 25 Ağustos 1920’de Viranşehir asiler tarafından işgal edildi.

Atatürk Nutuk’ta konuyu şöyle açıklar. “Asiler, aman dilemek maksadıyla geldiklerini söyleyerek o bölgedeki komutanlarımızı kandırarak tedbir almakta ihmale sevk ettiler. Bu sırada, o civarda dağınık halde bulunan müfrezelerimize hücum ederek Viranşehir’i işgal ettiler. Haberleşme ve bağlantımıza engel olmak üzere de, o bölgedeki bütün telgraf hatlarını kestiler.”

Viranşehir’i işgal eden asiler devlete bağlı olan Karakeçili Aşireti mensuplarını öldürdükleri gibi, askerlerin, subayların mallarını da yağma ettiler.

İsyanı bastırmak için 13. Kolordudan Beşinci Tümen görevlendirildi. Devlete bağlı vatansever aşiretlerin de desteği ile isyancılar yenilerek güneye çöl tarafına (Suriye) kaçtılar.

Kaynak: tr.wikipedia.org



17. Cemil Çeto Olayı / 20 Mayıs-7 Haziran 1920

Garzan’da Bahtiyar Aşireti Reisi Cemil Çeto, bazı aşiret reislerini kendi etrafında toplayarak bölgede hükümet kurma girişimlerine başlamıştır. Bu çerçevede Reşkotan aşiretini kendi yanına çekmek için tehditkâr teklifler götürmüş, ancak Reşkotan aşireti başkanı tehditlere aldırmayarak hükümete sadakatini vurgulamıştır.

Yine de harekete geçen Cemil Çeto, bir süre Garzan yöresine hâkim olmuşsa da 13. Kolordunun aldığı önlemler üzerine hâkimiyetini yitirmiştir. Adamlarının çoğunu kaybeden Cemil Çeto 7 Haziran 1920’de dört oğlu ile birlikte teslim olmuştur.


18.
İnegöl Olayı / 20 Temmuz-20 Ağustos 1920

İnegöl ayaklanması, Yunan ordusunun Bursa’yı işgalinden sonra başladı. Milli kuvvetlere ait 56. ve 61. tümenlerin bazı birlikleri Eskişehir yönünde çekilmeye başlamışlardı. Bunların bir bölümünün yolu, İnegöl’den geçiyordu. Çekilen birliklerin ardından kötü niyetli kimseler, halkı, milli kuvvetler aleyhine kışkırtmaya başladılar. Dama köyünden Babasultan'a kadar 10 km’lik bir alanda oluşturulan milli kuvvetler bir cephe yaptılar. Hepsi 250 kişi kadardı. Binbaşı Kara Sait, bunlara komuta ediyordu. 25 Temmuz 1920 günü bu birlikler, düşmanın Baydın mevkiindeki ileri karakoluna baskın yapmak istediler. Aziz Kaptan ve Firuz Bey yönetimindeki birlikler, düşmanın şiddetli ateşi karşısında büyük kayıplar vererek geri çekildiler. Bunun üzerine düşman bir süvari alayı ve iki piyade taburu ve bir topçu bataryasıyla taarruza geçti. Bu hareket Yenice Akhisar hattına kadar gelişti. Yapılan savaşta, yalnız süvarisi olan Abaza izzet birliği, başlarında Kara Sait olmak üzere İnegöl’e çekildiler, diğer kuvvetler de dağıldılar.
11.Tümen Komutanı Yarbay Arif, milli kuvvetlere yeni bir düzen vermek için, Abaza Arif birliğini İnegöl’den geriye çekti. Yunanlılar ise eski hatlarına çekilmişlerdi.

Çarpışmalarda milli birlikler 56 şehid vermişlerdi. Birlik komutanlarından Firuz Bey de şehidler arasındaydı.
Birliğin bu yenilgisi İnegöl halkının moralini daha da bozdu. Kışkırtıcılar, Yunanlıların yakında İnegöl’ü işgal edeceği, herkesin zarara uğrayacağı yolunda konuşmaya başlamıştı.
27 Temmuz 1920 günü Abaza İzzet birliği, düşmanı keşfe gönderildi. Birlik keşfi yaptıktan sonra İnegöl’e döndü. Halk milli kuvvetlere kırgın durumunu sürdürüyordu. Birlik komutanı halka karşı çok sert bir tutum içindeydi. Bunun sonucu olarak halka ateş açtırmaktan çekinmemişti. Halk da direniş gösterince, çatışma başlamıştı. Halktan ve birlikten yaralanan olmuştu. Birlik Komutanı Abaza İzzet de ölmüştü. Bunun üzerine birlik İnegöl’ü terketmiş, yaralılar da halk tarafından toplanarak cezaevine konulmuştu.

Olaylardan sonra Belediye Başkanı Osman Bey, 11. Tümen Komutanlığı’na bir telgraf çekti. Kendilerine yapılan tecavüzden, halkın kendisini korumak için silâha sarıldığını bildirdi. İkinci bir tecavüzden de endişe ettiklerini ekledi. Milli birlikler gelip emniyeti sağlamadığı sürece, İnegöl’e kimse giremeyecekti. 11. Tümen komutanı, durumu yerinde görmek ve incelemek üzere Kurmay Başkanı Hüseyin Rahmi (Apakelçi)’yi İnegöl’e gönderdi. Kurmay Başkanı 2 Ağustos 1920 günü İnegöl’e geldi. Yaptığı inceleme sonunda, halkın, genel olarak düşmanla savaşmak istediğini öğrendi. Fakat çıkar peşinde olan bazı kötü niyetli kimselerin, Kuva-yı Milliye aleyhtarlığı yaptığını tesbit etti.

Halk yapılan tecavüzü ileri sürerek silâhlanmış ve kasabaya milli kuvvetlerin girmesine engel olmaya başlamıştı. İlçe içinde bir süvari keşif kolu görevli bulunuyordu. Herhangi bir olaya karşı Keşif Kolu Komutanı Teğmen Hulusi, daima tedbirli bulunuyordu. Bu karışık durum 19 Ağustos 1920 gününe kadar devam etti.

11. Tümen bu sırada düşmanla yakından temasta idi.İnegöl’de halkın huzursuzluğunu gidermek için, 19 Ağustos 1920 günü Kurmay Başkanı Hüseyin Rahmi komutasında bir kuvveti İnegöl’e gönderdi.

Kurmay Başkanı Hüseyin Rahmi, görevini çarpışmasız yapmak istiyordu. Bunun için 20 Ağustos 1920 günü sabahı erken saatlerde, iki piyade taburu, iki süvari bölüğü, iki sahra bataryasıyla İnegöl’e girdi. Ayrıca bir süvari bölüğünü, bir piyade taburunu da emniyet bakımından Yunan cephesine gönderdi. Hüseyin Rahmi komutasındaki milli kuvvetler, olaysız olarak İnegöl’e girdi. Hükümeti ve belediyeyi işgal etti. Günlerdir ellerinde silâhlar olduğu halde sokaklarda dolaşan halk devriyeleri ortadan kaybolmuşlardı, iki sahra topu belediye başkanının evinin önünde ateşe hazır hale getirilmişti.

İlçenin ileri gelenleri, belediye salonunda toplandırıldı. Yapılan mücadelenin anlamı, her Türk’e yüklediği sorumluluklar anlatıldı. Bütün vatandaşların bu dönemde kardeşçe yaşamaları gereği üzerinde duruldu. Toplantı sonunda belediye başkanı Osman ve onun yardakçıları tutuklandı. Görev alanların ılımlı olmaları, soğukkanlı hareket etmeleri sonucu olay büyümemiş ve normal olarak kapatılmıştı. Bir ay kadar süren bu karışık durum, Kuva-yı Milliye’nin gelişmesini engelledi. Düşmanla uğraşması gereken milli kuvvetlerin burada meşgul olması, ülke için yararlı olmamıştı.


Kaynak: hakkindabilgial.com
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.