Tekil Mesaj gösterimi
Eski 29.10.15, 20:59   #17
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,680
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Osmanlı'dan Günümüze Ayaklanmalar ve İsyanlar



19.
Çopur Musa Olayı / 21 Haziran 1920

Musa Uşak’a bağlı Sivaslı ilçesinin Tatar Köyü ‘nden ( şimdi kasabadır) Çomuk oğulları sülalesinden Ali ‘nin oğludur. 1316 (M. 1900) doğumlu olup, halk arasında Çomuk Musa, Çopur Musa, Musa Efe gibi isimlerle anılmaktadır.

Çopur Musa askerlik çağı gelene kadar Çivril’de değişik kişilere çobanlık yapmıştır.Önce ilçe merkezinden Gemeli Mehmet’in koyunlarına çoban durmuştur. Daha sonra Balçıkhisar Köyün’den Kör Yakup’a en son ise Emircik Köyü’nden Sumanların Suman Ağa’ya çobanlık yapmıştır.

Suman Ağa ile aralarında geçen para anlaşmazlığı sonucu ağayı evinde öldürür..

Bu arada
Aydın ve çevresi Yunanlılar tarafından işgal edilince oralarda tutunamayan dört sözde efe henüz işgal görmemiş olan Bulkaz Dağı’na gelip burada barınmaya çalışırlar. Bu eşkiyalar Aydın’lı Mustafa, Gök Hüseyin, Ali ve Halil’dir.

Sözü edilen bu kişiler Boduç Damı Köy ‘ünden namuslu bir kadını kaçırarak dağa götürürler. Aradan on beş gün geçmesine rağmen kadın geri gelmez. Eşkiyalar bununla da yetinmeyip çevreden para istemeye başlarlar. Bu durumlardan rahatsızlık duyan Musa bunların arasına katılarak intikam almayı planlar. Bu maksatla eşkiyaların arasına katılır.

Bir gün Bulkaz Dağı’nın Karagöl Mevkiinde bir çobandan aldıkları koyunu kavurup orada yerler. Daha sonra Çırakoğlu Damı Yıkığı’na çekilerek dinlendikleri sırada Musa yanındakilere “ Silahlarınızı yağlayayım , baskın olursa tutukluk yapabilir” der. Silahların mekanizmaları sökülür. Musa’nın sökmesiyle yağlayıp takması bir olur. Daha sonra diğerleri işlerini bitirmeden Musa silahına beş mermi basar. Hemen ateş ederek Ali’yi ve ardından Gök Hüseyin’i vurur. Halil Musa’dan yana olmuştur. Dördüncü kişi olan eşkıya başı Mustafa ise çıban çıkardığı için rahatsız olup çadırda yatmaktadır. Musa baskın geldi deyip bunu çadırdan çıkarır ve biraz gittikten sonra burada onu öldürür.

Musa köylüyü bu dört eşkiyadan kurtardığı için hükümet tarafından affedilir ve köyüne geri döner. Askerlik dönemi geldiğinde ise Uşak Hücum Taburu'na gönüllü olarak katılır. Taburda Arnavut askerler çoktur. Musa bunlarla anlaşamaz ve askerden kaçar.

Bu arada kendi gibi maceracı yirmi kadar kişiyi toplayarak çevresinde kanunsuz davranışlar da bulunmaya başlar. Hatta Anzavur adını da kullanarak asker toplamaya çalıştığı bile görülmüştür.

Musa’nın grubunda bulunan ve isimleri tespit edilen şunlardır:

Tatar Köyü'nden : İpsiz Ali, Çanlı bekir, Zorbacı Mehmet, Kuytu Ramazan, Bitoğlu Ramazan ve Deli İbrahimoğlu Ali. Yine aynı köyden Musa’nın ağabeyi Himmet ve eniştesi İsmail.

Karalar Köyü’nden: Mehmet, Hasan, Ali ve İbrahim.

Cabar Köyü’nden : Kara Musa ve kardeşi

Yayalar Köyü’nden : Ali Efe

Selçikler Köyü’ünden: Hüseyin Ağa’nın oğlu

Bulkaz Köyü’ünden : Pepe İsmail

Göreş Köyü’den : Bıdi olmak üzere toplam onsekiz kişidir.

Çevredeki adam sayısının çoğalmasıyla cesareti artan Musa 21 Haziran 1920 Perşembe günü yirmi kadar avanesi ile birlikte Çivril’e gelir. Bugün ilçenin pazarıdır.Kalabalığın içinden geçen Musa ve adamları peşlerine takılan meraklı insanlarla birlikte Çivril Hükümet Konağının önüne kadar gelirler.

Musa burada çevresine toplanan kalabalığa doğtu dönerek “ Ben Kuva-i Milliyeyi kaldıracağım , ben padişahın koluyum “der.

Ardınan halkı da tehditle “ Padişahım çok yaşa” diye üç – dört kez bağırtır.


Daha sonra yanına aldığı dört-beş adamıyla birlikte hükümet konağına girerler. Burada İlçe Kaymakamı ve 33. Alay , 2. Tabur Komutanı Binbaşı Ali Rıza ile karşılaşınca onlara “Heyet-i Milliye halkı cepheye sürüyor, topladıkları paraları istedikleri gibi harcıyorlar. Erler buna razı değiller. Bende bu nedenle Heyet-i Milliye’yi dağıtmak için dağa çıktım”der. Bu anda yapılacak bir hareket boş yere bir çok can kaybına neden olacağından öğüt verme yoluna gidilir. Bu etkili olmadı ise de uygun dille ve sabırla bir zarar verdirmeksizin ilçeden uzaklaşılır.

Bu durum karşısında bölgeden sorumlu 12. Kolordu Komutanı Fahrettin Bey, Kaymakam ve Askerlik Şubesi Başkanı’nın emrinde bir takip müfrezesi tertipleyip, tuzak kurulması suretiyle çetenin yakalanması emrini verdi. Bunun üzerine bir subay komutasında Jandarma ve Kuvay-i Milliye’den 40 kadar atlı ilçe merkezi dışına çıkarıldı ve bu adamı takiple görevlendirildi.

Öte yandan 23. Tümen komutanının yerlilerden tertiplediği bir müfreze de Musa’yı takibe katıldı.

İlçe merkezinden ayrılan Musa ve adamları önceden çobanlığını yaptığı Balçıkhisarlı Kör Yakup ‘un evine gelirler. Yakup Ağa bunlara yemek yedirir. Musa ve adamları karınlarını doyurup saat 16:00 sularında köyden ayrılıp, Işıklı’ya doğru yönelirler. Tahtalı Pınar mevkine geldiklerinde ise bunları takiple görevli Jandarma ve Kuvay-i Milliye kuvvetleri ile karşılaşırlar.

Sözü edilen kuvveti oluşturanlardan isimleri tespit edilebilen 11 kişi şunlardır:

Yerli Müfrezeden olanlar:

İlçe merkezinden : Salilerin Omar Ağa ve Kör Sarıların Hattat

İğdir Köyü’nden: Baltaoğlu İsmail Ağa ve Baltaların Eyüp


Kuvay-i Milliye’den Olanlar:

Işıklı Kasabasından: Hasbi(Bulut), Osman(Oruç), Mustafa ( Karaoğlan)

Tatar Köyü’nden: Cıngıllıoğlu Osman Efe

Çapak Köyü’nden :Ahmet Çavuş


Jandarmalar ise:

Yuva Köyü’nden : Sülü ve Kör Ali


Çıkan çatışmalarda her iki taraftan da ölen ve yaralananlar olur Musa’nın adamlarından Karalar’lı Mehmet ve Cabar’lı Kara Musa’nın kardeşi vurularak ölürken, Goreşli Bıdi, Karalar’lı Ali ve Cabarlı Musa yaralanırlar.

Askerlerden ise Yuvaköy’lü jandarma Kör Ali ile aynı köyden jandarma Sülü ile yerli müfrezeden İğdir’li Eyüp vurularak hayatlarını kaybederler.

Bu arada Tatarlı Cıngıloğlu Osman Musa tarafından omuzundan vurulur. Ardından Çapak’lı Ahmet Çavuş’ta sağ olarak yakalanır. Musa Ahmet Çavuş’u iç çamaşırları kalana kadar soyduktan sonra, yaralı Osman’ı ata bindirip Ahmet Çavuş'la birlikte Çivril’e gönderir.

Bu olaylar yaşanırken akşam karanlığının çökmesiyle birlikte Musa ve adamları Koçak üzerinden Bulkaz Dağı’na doğru çekilmeye başlamışlardır.

Çopur Musa’nın ayaklanması Musa ve 20 kadar adamından oluşan bir çetenin isyanından öteye geçememiştir. Bu isyanın ilçede taraftar bulamadığını da görüyoruz.

Bulkaz Dağı’na çekilen Musa baskından sonraki günlerde de şekavetini sürdürmeye devam eder. Koçak Köy’ü Karancak Mevkiinde Molla Ali yörüklerinden Acem Ali ve Hopa oğlu Mehmet Ali'yi kendine katılmadığı için öldürür.

27 Haziran 1920 de Afyonkarahisar’da bulunan 12. Süvari Bölüğü de bölgeye sevk edilir.

Yunanlıların İnay’ı işgal ettiği bu günlerde adamları sürakli eksilip kurtulamayacağını anlayan Musa Banaz Çayı üzerindeki Paşaoğlu Değirmeni'ne vararak buradan yanlarına yerli bir Rum alır ve avenesi ile birlikte Yunanlılara iltihak eder.

Yunanlılara sığınan Musa burada oluşturduğu bir müfreze ile Türk-Yunan sınırındaki Türk tarafında bulunan Kızılhisar Köyü’nün Danazoğlu Damları’na bir baskın düzenler.

Baskında bir kişi ölür. Bunun üzerine köylüler Musa’yı Yunan Kumandanı’na şikayet ederler. Kumandan ‘da Musa’yı Atina’ya sürgün ettirir.(Eylül 1920) İstiklal savaşı sonuna kadar da Musa Atina da kalır.

Bu olaydan sonra çetenin artık bir daha şekavetine rastlanmaz ve Çopur Musa İsyanı tamamen sona erer..

Kaynak: yesilcivril.com





20. Kula Olayı / 27-28 Haziran 1920

İleri yürüyüşünü sürdüren Yunan ordusunun önünde 23. Tümen’in birlikleri bulunmakta ve doğuya doğru çekilmektedir. Bu tümenin 159. Alay’ı, Uşak Hücum Taburu, 68. Alay’ın dağılan birlikleri aldıkları emir gereğince Kula’da toplandılar. 159. Alay Komutan Vekili Binbaşı Sakir’in emrindeki bu kuvvetler, Kula’ya bir saat uzaklıktaki Büyükçeşme mevkiinde ordugâh kurmuşlardı.
Kula halkı olumsuz bir tutum içinde idi. Bunu bilen yerli Rumlar, bu görüşte olanlarla birlikte bir heyet oluşturdular. Heyet daha sonra Yunan kuvvetlerini davet için Kula’dan ayrıldı. İlçeden ayrılan heyetin Yunan kuvvetlerini çağırmaya gitmesi üzerine, ilçe kaymakamı, jandarma komutanı ve askerlik şube başkanı ilçeyi terkettiler.

Kula yakınlarına Türk birliklerinin gelmesine, ilçe halkı memnun olmamıştı. Bunun da sebebi, Kula halkı, ilçe dolaylarında savaş yapılmasını istemiyorlardı. Savaşın olmaması için, ilçe yakınlarında bulunan milli kuvvetlerin oradan ayrılmasını gerektiriyordu. Bunun için düşman karşısından çekilmiş ve moralleri bozulmuş Mehmetçiklerin arasına girerek, propagandaya başladılar. Mehmetçiklere: “Yunan ordusu buraya padişahın emri ile geldi. Tekrar geri dönecekler.Yok yere kan dökülüyor. Bunun bir yararı olmaz.” gibi konuşmalar yapmaya başladılar.

Bu arada Kula Müdafaa-i Hukuk Heyeti, Büyükçeşme karargâhına gelmiş, bütün komutan ve subayları öğle yemeğine davet etmişti. Bu davet, bir şükran, bir sevgi daveti değildi. Padişahçı, Hürriyet ve İtilâf Partili olanların önceden hazırladıkları bir plândı. Bunlardan haberi olmayan ve hiçbir kötülüğü akıllarına getirmeyen subay ve komutanlar, yemek çağrısını kabul ettiler. Yemek esnasında, önceden plânlanmış bir sürü kadın ordugâha getirilmiş ve başlarında subay olmayan erlere: “Subaylar ve komutanlar şehirde içki masalarındalar. Onlar eğleniyorlar. Sizleri ise burada gelmekte olan Yunanlılara tutsak ettirecekler. Ne bekliyorsunuz ? Savuşun, memleketlerinize gidin.” diyerek konuşmalar yaptılar. Özellikle kadınlar bunu ağlayarak yapıyorlardı. Erlere yalvaran kadınlar: “Düşman çok yakına geldi. Hâlâ mı kendinizi kurtaramayacaksınız? Yazık olacak sizlere aslanlarım...” diyorlardı. Morali bozuk, komutanlarına güveni sarsılmış askerler arasında kaynaşmalar başladı. Kimi silahını alarak, kimi de silâhsız ordugâhtan kaçmaya başladılar. Kısa sürede ordugâhtan kaçmalar, toplu hale döndü.

Yemeğe gitmeyip ordugâhta kalan nöbetçi subaylar ve küçük rütbeli yedek subaylar bulunuyordu. Bunların uyarmaları, korkutmaları, yalvarmaları ve haber gönderilip Kula’dan gelen komutanların nasihatleri para etmedi. Dağılma önlenememişti. 28 Haziran 1920 sabahı, Büyükçeşme’deki karargâhta hemen hemen hiç kimse kalmadı. Buradaki silâh ve levazım, ertesi gün Kula’ya giren Yunanlıların eline geçti.

Olaydan sonra, olayın tertipçilerinden Kula Müdafaa-i Hukuk Heyeti Başkanı Keleş Mehmed Ağa ile Hürriyet ve İtilâf Partisi ileri gelenlerinden Vedat adında birinin olduğu öğrenildi. Bu kimseler o kadar haince bir davranış içinde olmuşlar ki, ordugâhtaki silâh ve levazımların alınması için Yunanlılara haber verenler olduğu da tesbit edilmişti.

Birinci Yunan ordusu komutanı Nider, yazdığı kitabında bu olay hakkında: “28 Haziran 1920 günü, 2. Yunan tümeni tarafından keşif ve emniyet maksadıyla Alaşehir kuzeyinde Umurbaba Dağı’na gönderilen bir kuvvet, Kula halkından bazı kimseler tarafından bayraklarla ve törenle karşılanmıştı. Kula’ya girişlerinde 75 milimetrelik bir top, 2 ağır makineli tüfek ile bazı diğer silâhları da ele geçirmişlerdi.” demektedir.

Yunanlıların Kula’yı işgalinden az önce, 159. Alay komutanı ile 2. Tabur komutanı ve makineli tüfek bölük komutanları, yanlarına birer ağır makineli tüfek alarak bir kısım sadık erlerle birlikte ordugâhtan ayrılmışlar, yollarda buldukları eri toplayarak Uşak yönündemeye devam etmişlerdi.


Kaynak: hakkindabilgial.com






21. Konya Ayaklanması / 2 Ekim-22 Kasım 1920

Bu ayaklanma da Kuvayimilliyecileri asi ve kafir olarak gören, Anlaşma Devletlerine karşı milli bir direnişin mümkün olamayacağına inanan kişilerin önayak olduğu türdendir.

Kaynağını bir yıl öncesindeki Konya Valisi Cemal Bey’in Kuvayimilliye aleyhine yürüttüğü faaliyetlere bulmak mümkündür..

Ulusal güçlerin direnişinin yakında Konya’nın Anlaşma Devletlerince işgal edilmesine yol açacağı yolundaki propagandalar, Kuvayimilliyecilerin Yunanlılarla savaşmak yerine Türk köylerini soyduğu şeklindeki söylentilerle beslenince beklenen gelişme olmuş, Çumra’da Delibaş Mehmet çoğu asker kaçağı yaklaşık 500 kişilik bir çeteyle baskın yaparak buraya egemen olmuştur. Daha sonra Konya’ya yönelen Delibaş, bir yandan da kendi yandaşlarını Konya’ya vali, polis müdürü ve jandarma komutanı olarak atamıştır.

İsyancılara Akşehir ve Beyşehir’in de katılması, Konya ve Isparta sancaklarının Konya’ya yakın yerlerinin asilerin eline geçmesi durumu ciddileştirmiştir.

TBMM Hükümeti ayaklanmayı bastırma görevini Albay Refet’e (Bele) vermiştir. Refet Bele komutasındaki birlikler 6 Ekim’de Konya’yı, 16 Ekim’de Bozkır’ı, Seydişehir’i ve Beyşehir’i, 23 Ekim’de Çiğil’i ele geçirmeyi başarmıştır. Güçlerini önemli ölçüde yitiren ve dağılan ayaklanmacıların etkinliğinin tamamen ortadan kalkması, 10 Ekim’de Dinar’dan hareket eden Demirci Mehmet Efe’nin önce Akseki’yi alması, 22 Kasım’da da Isparta’ya varmasıyla mümkün olmuştur.

__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.