Tekil Mesaj gösterimi
Eski 04.11.15, 20:40   #19
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,681
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Osmanlı'dan Günümüze Ayaklanmalar ve İsyanlar





Cumhuriyetin ilanından sonra karşılaştığımız isyanların özelliği ise; kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti Devletini zaafa uğratmak, özellikle “Kürt” ayrılıkçı hareketlerinin artmasıdır.

Türkler ile Kürtlerin kardeş kavimler olduğunu ve Orta Asya’dan bu topraklara birlikte gelip yurt edindiklerini söylesek de bunu büyük bir yanılgı ve ideolojik saplantı içinde olan Kürt militanlarına kabul ettirmek mümkün değildir.

Kürt isyanlarının ortak özelliği daima Yunan ile işbirliği halinde olması ve Yunan çıkarlarını destekleyip kolaylaştıracak hadiselerde bu isyanlarla karşılaştığımızı görüyoruz.


Cumhuriyetin ilanından sonra karşılaştığımız isyanlar şunlardır:

1. Nasturi Ayaklanması / 7 Ağustos-28 Eylül 1924

Nasturi İsyanı İngilizlerin, Nasturi aşiretini desteklemesiyle çıkmıştır. İsyan öncesi bölgede huzursuzluklar olunca Hakkari Valisi Halil Rıfat bölgeyi teftişe giderken yolda Nasturi aşiretinin baskını sonucu esir alınır. Olay sırasında İl Jandarma Komutanı Binbaşı Hüseyin Bey ve 3 er şehit edilir.

Nasturiler 1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti'ne karşı Rusların yanında savaşmışlar. Sicilleri zaten bozuk, şimdi de İngilizlerin Musul'u alma planlarına maşalık ediyorlar.



Türkiye Cumhuriyeti, İngilizlerle savaşı dahi göze alarak 7. Kolordu Kumandanı Cafer Tayyar Paşa -soyadı daha sonra Eğilmez olacak- 14 Ağustos 1924'te Bakanlar Kurulu kararıyla isyanı bastırmakla görevlendirilir. O sırada Diyarbakır'da konuşlanmış durumda olan 7. Kolordu hemen hazırlıkları yapar, acemi erlerinin çokluğu sebebiyle asker takviyesi de yapılır. İsyan bütün bunlar olurken Çal, Dramar, Çölemerik güneyi ve Beytülşebap'a yayılır.


Kaçırılan Vali Irak'taki Umadiye Hükümeti'ne götürülürken bölgedeki etkili isimlerin araya girmesi sebebiyle kurtarılmıştır. Ancak bölgenin durumu sebebiyle Nasturi Aşireti'ne karşı saldırı yapılması karar verilmiştir. Çünkü 3000'i içerde olmak üzere 7500 Nasturi süvarisi mevcuttur. 11 Eylül günü silahlı mücadele başlar. Mücadeleye bölgedeki bazı aşiretlerdende destek verilir. Özellikle isyanın bastırılması için başta Simko diye tanınan Şikak Aşireti başkanı İsmail Ağa ile ve çeşitli Kürt aşiretleriyle irtibat kuruldu.

İsyan sırasında Irak sınırı belli olmadığı için İngiliz uçakları istedikleri noktaya kadar ilerleyerek gözlem yapmışlardır. Bir süre sonra Türk Ordusu ile aralarında çatışmalarda başlamıştır. İzmir'den de 8 uçak getirilerek ve sınıra yığınak yapılarak İngilizlerin saldırısına karşı Musul'u işgalde hedeflenmiş; ancak bu gerçekleştirilmemiştir.

İngilizler tarafından -iki gün daha dayanın biz de Türkiye'ye savaş açacağız ve başka devletler de yardım edecek- diyerek kandırdıkları Nasturilerin çıkardığı isyan kesin olarak 28 Eylül 1924'te son bulmuştur. Az sayıda sağ kalan ve esir düşmeyen Nasturiler ise İngiliz mandası altındaki Irak'a sığınmışlardır.

Bu isyandan sonra 1925 yılında Siirt, Sason ve Silvan bölgelerinde Raçkotan ve Raman İsyanı, Hakkari bölgesinde Şemdinli İsyanı, yine Siirt bölgesinde Sason İsyanı vuku bulmuştur. Bütün bunların neticesi olarakya Şeyh Sait ayaklanması ortaya çıkmıştır.

Sonuç olarak diğer isyanların çıkmasında etkili olmuştur. İngilizlerin Musul üzerindeki planlarının açık olarak ortaya çıkarmıştır.Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğünü ve gücünü bir kez daha ortaya koymuştur. Dış tahriklerin Güneydoğu ve Doğu'daki etkisini gözler önüne sermiştir.

Kaynak: blogma

Fotoğraf: yadigardundar.com /
blogma




2. Şeyh Sait Ayaklanması / 13 Şubat-31 Mayıs 1925


Şeyh Sait Ayaklanması İslami Kürt Devleti kurmak amacıyla Şeyh Sait adında bir asinin liderliğinde 13 ŞUBAT 1925 tarihinde Diyarbakır'ın Dicle (Piran) ilçesinde başlatılmış, Diyarbakır, Bingöl (Çapakçur), Elazığ ve Muş'un ilçe ve köylerine sirayet etmiştir. Asilerle ordu birlikleri arasında yapılan çetin ve kanlı çatışmalardan sonra ayaklanma 31 MAYIS 1925 tarihinde bastırılmıştır.


Şeyh Sait, üzerinde ele geçirilen ve bölgedeki ağa, şeyh ve beylere hitap eden mektubunda özetle: "...1300 küsur seneden beri İslâm dinine tabiyiz. Hz. Muhammed bu dinin elçisidir. Şimdi bu Kur'an ve İslâmı yıkmaya başladılar. Eğer biz iman sahibi ve Allah'ın birliğine inananlar İslâm'da birlik olamazsak, cümlemiz behemehal mahv ve yok olacağız. Tüfeklerle beraber kurtuluş yolunu bulunuz..." ifadelerini kullanmıştır.

Şeyh Sait'in asi liderlerine yazdığı diğer mektupta da özetle "...Hükümetin dinsizliği, dine ait vakıfların, medreselerin, şeyhliğin kaldırılması, fuhuş ve zinanın artması, kadınların ecnebilerle dans etmesi..." gibi ifadelerle yöre insanlarına, Cumhuriyet Hükümeti'ne karşı kin ve nefret duygularını aşılamak istemiştir.

Gnkur. Bşk.lığının birliklere yayımladığı 28 Şubat 1925 tarihli yazısında da belirttiği gibi, ayaklanmanın gaye ve hedefi; din ve şeriat talebi, hilâfet ve saltanatın iadesi maskesi altında bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasıdır.

Şeyh Sait, 13 Şubat 1925 Cuma günü kalabalık bir atlı grubu ile Dicle (Piran)'ye gelmiş, buradaki camilerde verdiği vaazlarda "...medreseler kapatıldı, din mektepleri Millî Eğitim'e bağlandı. Gazetelerde birtakım dinsiz yazarlar dine hakaret etmeye, Peygamberimize dil uzatmaya cüret ediyorlar. Ben bugün elimden gelse, bizzat dövüşmeye başlar ve dinin yükseltilmesine gayret ederim..." demek suretiyle ayaklanma hareketinin ilk işaretini vermişti.

Şeyh Sait isyanından beş yıl sonra, 23 Aralık 1930 tarihinde Menemen'de meydana gelen gerici ve irticaî olayda da başta asilerin başı Mehdî Derviş Mehmet olmak üzere bir kısım yobaz mürteci grubu Menemen sokaklarında ve olayın meydana geldiği Belediye Meydanında halka hitaben "...Din elden gidiyor, kâfirler bizi dinimizden ayırmaya çalışıyorlar, şapka giymeye zorluyorlar ..." diyerek halkı ayaklanmaya teşvik etmişti.

Şeyh Sait, kardeşi Şeyh Abdurrahim ve adamları Dicle (Piran)'de bazı mahkumları tutuklamak üzere gelen Üstğm. Hasan Hüsnü Efendinin komutasındaki Jandarma müfrezesine karşı ateşle mukabele etmiş; müfrezeden bir şehit ve iki yaralı verilmişti. Şeyh Sait'in adamları sopaların ucuna yeşil bayrak ve Kur'an asarak "Sallallah Muhammed" diye bağırmaya başlamışlardı. Cumhuriyet tarihine "Şeyh Sait isyanı" olarak geçecek hareket fiilen başlamıştı.

Mustafa Kemal ATATÜRK, Nutuk'ta "...birtakım şeyhlerin, dedelerin, seyyitlerin, çelebilerin, babaların, emirlerin arkasından sürüklenen, kaderlerini ve hayatlarını falcılara, büyücülere, üfürükçülere, muskacıların ellerine bırakan insanlardan meydana gelmiş bir topluluğa bir millet gözüyle bakılabilir mi?" demek suretiyle bu konuda hassasiyetini dile getirmişti.

Şeyh Sait ve adamları Dicle (Piran)'de isyanı başlattıktan sonra 15 Şubat 1925 tarihinde Genç vilayetini ele geçirmiş, daha sonra Diyarbakır'ın Lice ilçesine yakın Fıs boğazında ayaklanmaya müdahale etmek üzere görevlendirilen 21 nci Süvari Alayı'nı pusuya düşürmüştü. Bu alayı takviye için gelen diğer birlik komutanı Yb. Hüseyin'i de şehit etmişlerdi. Bu olay asilerle ordu birliklerinin ciddî olarak ilk karşılaşmaları olmuştu.

Asi grubu ellerinde yeşil sancak ve göğüslerinin üzerinde Kur'an-ı Kerim olduğu halde bankaları, evleri, dükkanları basıp soyarak kendilerince "hak yolunda" ilerliyorlardı. Türklerden tanrı adına teslim olmalarını istiyorlardı. Halifelik olmadan Müslümanlığın da olmayacağına dair bildiriler dağıtıyorlardı. Şeriat geri getirilmeli idi...

Hainler, 19 Şubat 1925 tarihinde Diyarbakır'ın ilçesi Hani'yi, 25 Şubat 1925'te Elazığ vilayetini ele geçirmişler; önce Jandarma binası ile bazı askerî tesisleri daha sonra evleri ve mağazaları işgal edip yağmalamışlardı. Asiler ayrıca hapishanedeki mahkumları serbest bırakarak adliyedeki evrakı da yakmışlardı.

Elazığ'ın düşmesinden sonra asilerin Malatya vilayetini de ele geçirmeleri ihtimaline karşı ATATÜRK, 26 Şubat 1925 tarihinde Malatya yakınında İzoli'de bulunan 17 nci Tugay Komutanı Alb. Osman'a öğüt mahiyetinde verdiği emirde, özetle: "...asiler ciddî muharebe ve çarpışma sonucunda değil, mensuplarının ve müritlerinin çağrısına uymak suretiyle ve bunların kendilerine katılması ile Elazığ'a gelebilmişlerdir. Asilerin silâhı; aldatmayı, bozgunculuğu ve din ile şeriatı vasıta olarak kullanmak suretiyle bilgisizlikten faydalanmaktır. Geçmesi zorunlu olan birkaç günü mevcudunuzu koruyarak kazanmak tercihe değer. Ayrıca, durumunuzun olağanüstü olduğundan ve bunun gereği olarak olağanüstü tedbir almaya zorunlu olacağınızdan beni haberdar etmelisiniz..." demiştir.

Başbakan İsmet Paşa ve Hükümetin TBMM'ye 4 Mart 1925 tarihinde gönderdiği "Takrir-i Sükûn" kanunu ile irtica ve isyan ile memleketin sosyal nizamını, emniyet ve asayişini bozmaya yönelik bütün faaliyet ve yayınlar yasaklanmış ve bu kanuna uymayanların İstiklâl Mahkemelerinde yargılanacağı hükmü getirilmiştir.

Asilerin esas hedefi Diyarbakır vilayeti idi. Burayı da ele geçirip Kürdistan'ın bağımsızlığını ilân edeceklerdi. Şeyh Sait asilerle birlikte 7 Mart 1925 gününün gecesi Diyarbakır'ın dört kapısına birden taarruz etmişti. Ordu birlikleri ile asiler arasında yapılan şiddetli ve kanlı çarpışmalar sonunda asiler bozguna uğramıştı. Bu olay ayaklanmanın dönüm noktasını oluşturmuştur.


Bölgeyi (Palu, Çapakçur, Genc, Piran, Hani, Lice, Ergani, Eğil, Silvan) kuşatan süngülü Türk askerleri (30 Mart 1925 tarihli Cumhuriyet gazetesı)


Ordu birlikleri, 26 Mart 1925 tarihinden itibaren Hınıs, Varto, Elazığ ve Diyarbakır istikametinde genel taarruza geçmiş ve sonuçta asilerin ele geçirdikleri yerler tekrar geri alınmıştı. Bu suretle, sarsılan, ortadan kaldırılmak istenen devlet otoritesi yeniden tesis edilmiştir.


15 Nisan 1925 tarihinde Genç ilçesinin kuzeyinde sıkıştırılan ve yakalanacaklarını anlayan Şeyh Sait ile diğer asi liderler, Doğuya doğru Bulanık üzerinden İran'a kaçmayı plânlamışlar; ancak Varto güneyinde Çarpuk (Abdurrahman Paşa) Köprüsü civarında birliklerimiz tarafından yakalanmışlardır. Şeyh Sait yakalandıktan sonra Varto'da alınan ilk ifadesinde özetle; "...büyük kuvvetler yetişemez zannettik. Tam müstakil Kürt Krallığının ilânı zamanı idi. Fakat kuvvetler yetiştiler..." demiştir.

Diyarbakır'da kurulan Şark İstiklâl Mahkemesi Başkanı Mazhar Müfit (KANSU)'nun, 26 Mayıs 1925 tarihinde yapılan duruşmada Şeyh Sait'e sorduğu "Diyarbakır'ı almakla ne olacaktı?" sorusuna karşılık olarak Şeyh Sait "...Diyarbakır'ı aldıktan sonra kısas tatbik edecektik. Yalancının dilini, hırsızın elini kesecektik. Din böyle emrediyor. Dünyayı Peygamberin zamanındaki kadar olmasa da biraz iyileştirecektik. Üstümüze bu kadar asker gönderileceğini tahmin etmiyorduk..." şeklinde ifade vermiştir.

Sonuç olarak, Şark İstiklâl Mahkemesinin 28 Haziran 1925 gün ve 341 / 69 sayılı gerekçeli kararına göre Şeyh Sait ile birlikte 48 asi 28 Haziran 1925 gününün gecesi Diyarbakır'ın Siverek kapısında idam edilmişlerdir.


Ortada önde oturan beyaz sakallı Şeyh Sait, onun sağında Şeyh Şerif, arkada kalpaklı Binbaşı Kasım (Kasım Ataç), onun solunda siyah sakallı Melikanlı Şeyh Abdullah


Şeyh Sait ayaklanması, can kayıplarının dışında Türkiye Cumhuriyeti Devleti bütçesinin ilk iki yıl açık vermesine, Musul ve Kerkük bölgeleri ile petrollerinin elden çıkmasına ve bu bölgelerin İngilizlerin hakimiyetine girmelerine neden olmuştur.

Daha detaylı Şeyh Sait İsyanı için; lütfen TIKLAYIN

__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.