Tekil Mesaj gösterimi
Eski 07.11.15, 23:11   #2
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,681
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Marshall Planı

George C. Marshall


Marshall Planı Ve Türkiye

Türkiye’de, Mustafa Kemal’in kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin eserine karşı tepki pek açıktır. Yeni rejim, ekonomiyi millileştirmiş ve tarım ve sanayi üretimini geliştirerek kendi kendine yeterlilik sağlanmıştı. Ayrıca ülke, savaşın etkilerine uğrasa da ateşinden yakasını sıyırmayı bilmiş, her iki tarafa gülücükler dağıtarak yansızlığını korumuştu. Bununla beraber bir huzursuzluk da vardır;

Atatürk’ün 1938’de ölümünün arkasından, tutucu ve gerici güçler nüfuzlarını gitgide genişletirler, yirmi yıldan beri iktidarda olan CHP’ye karşı saldırıya geçerler. Sovyetlerin Boğazlarla ilgili istemleri bu güçlerin durumunu sağlamlaştırır. Öte yandan 1947’den başlayarak, Türkiye, Amerikan stratejik sisteminin ana parçalarından biri olup çıkar. Truman Doktrini ile Türkiye Batı’ya katılıyor.

Siyasal alandaki Truman Doktrini’nin ekonomik uzantısı, Marshall Yardımı biçiminde ortaya çıktı. Türkiye, Marshall yardımlarından faydalanan ülkelerden biriydi ve Marshall yardımı, Türkiye için, ekonomik bağımlılığın başladığı yerdir.

Marshall Planı, Avrupa’ya yardım etmek istiyordu. Bu amaçla, 1948 yılında OEEC (Ekonomik İşbirliği Örgütü) kurulmuştu, ama Türkiye bunun dışında bırakılmıştı. İleri sürülen gerekçe, Türk ekonomisinin savaştan çok zarar görmediği ve kendi kendine yeterli niteliklere sahip olduğuydu. Fakat, Türk hükümeti durumu böyle görmüyordu. Amerikan yardımı, Sovyetler’e karşı bir güvence olduğu gibi, hazırlanmış bulunan ekonomik kalkınma planının gerçekleştirilmesinde de kullanacaktı.

Bu yüzden Türkiye, ABD’ye baş vurarak kendisinin de “Marshall planı” içine alınmasını istedi. Sonunda Amerika, Türkiye’yi de ekonomik yardım programının kapsamına aldı. Başlarda askeri nitelik taşıyan Amerikan yardımı, ekonomik bir niteliğe büründükten sonra Kemalist politikanın ilkelerinin terk edilişine götüren belirgin şartlarla astarlanır;Türk Hükümeti, Amerikan şirketlerine, bulunduğunda işletme hakkını da içeren petrol araştırma izni vermelidir; sağlanan fonlardan yararlanmanın, yani iktisadi politikasının denetimini kabul etmelidir; yabancı sermeye karşısından onu dışlamaya götürerek vergi koymayı üstlenmelidir.

Ekonomik alandaki bu ters yöndeki değişiklik, genel politikada da o nitelikte bir değişikliğe götürdü. 1950 seçimlerinde, iktidar başlıca muhalefet partisi olan Demokratik partiye geçti. Yeni Başbakan Menderes yabancı sermayenin serbestçe girişine ve %10’a kadar faizlerini de beklemeden çıkışına hemen izin verir. 1953’te, kazanılmış faizlerle yatırılmış sermayelerin hemen ve sınırsız olarak yurduna geri dönebileceğini kabul eder ve yabancı sermaye konusunda Ticaret Yasası yumuşatılır. Amerika Birleşik Devletlerine böylesine bağlanmanın sonucu olarak, tarım ve maden üretiminde köklü bir artış olur, ama öte yandan ezici askeri giderler, dış ticaret dengesinin altüst oluşu ve özellikle halkı hızla etkileyen bir fiyat artışı da gündeme girdi.

Demokratik Partinin iktidara geldiği ilk yıllarda ekonomik ilerleme büyük çaptaki Amerikan yardımıyla desteklendiği için etkileyiciydi. Alınan krediler ithal makinelerin alınmasında kullanılıyordu.

Örneğin, 1948-1952 yılları arasındaki toplam traktör sayısı 1750’den 30000’e yükseldi. Bu da 1948’de 14,5 milyon hektar olan ekilip biçilen dönüm miktarını çok fazla büyüyüp 1956’da 22,5 milyon hektara ulaşmasına olanak sağlamıştı. Bu büyüme nüfus artışının hayli üzerindeydi. Çok iyi giden hava koşulları da eklenince demokrat parti yönetiminin ilk 3 yılında tarım ürünleri bollaştı, çiftçinin geliri bariz bir şekilde arttı. Tarım kesimindeki bu büyümenin öncülüğünde, ekonomi bir bütün olarak %11-13 gibi hızlı bir oranda büyüdü.


Demokratların ekonomi düşünceleri oldukça basitti; dizginleri serbest bırakınca piyasanın işleyeceğine kesin olarak inanıyorlardı. 1951’de hükümet güçlü Amerikan etkisi altında Türkiye’de yabancı yatırımı teşvik etmesine, liberalizme ilişkin bütün çabalara karşın demokratların on yılında Türkiye'de yatırım yapan şirket sayısı 30’u geçmedi. Yatırımların % 40-50’sinin devlet yapmak zorunda kaldı. 1950-1954 yıllarında toplam yatırımlar % 256 arttı. Bu yatırımların yoğunlaşmış olduğu en önemli alanlar; karayolu ağı; inşaat sanayi ve tarımdı. Bu alanlar Marshall Planının ve Amerikan yardımlarının kısaca Amerikan emperyalizminin yayılma yöntemleriydi.

Yeni yollar ülkeyi ilk kez tam olarak birbirine bağladı ve köyleri dışarı açtı. Böylece Kapitalist Amerika her eve girebilecekti. Türkiye 1950’de sadece 1600 km’lik sort satıhlı yola sahipti. Amerikalıların teknik ve mali yardımlarıyla on yıl içinde 5400 km’lik sert yüzeyli çift geçişli ana yol yapıldı. Bu yeni yollar ve de hızla (53000 den 137000’e) yükselen ithal otomobil ve kamyon sayısı daha da etkin bir pazarlama ve dağıtım olanağı sağladı.

Kemalist modernleşme programının çok önemli bir parçası olan demir yolları yapımı ise hemen tamamıyla durdu. Kara yolu taşımacılığına tam geçiş, kamu mülkiyeti taşımacılığından özel mülkiyet taşımacılığına geçiş anlamına geliyordu; çünkü kamyon ve otobüslerin çoğu özel mülkiyetin elinde, demir yolları ise devletin elinde idi.


Bütün bu gelişmelere rağmen Türkiye, 1950’li yılların ortalarına kadar ekonomik olarak çok iyi durumdaydı. Marshall Planının getirdiği olumsuz etkiler asıl 1960’lara doğru görülmeye başladı. Bir neden sonuç ilişkisi içinde de günümüze kadar etkileri gelmektedir.

1950’li yıların ortalarına kadar Türkiye insanı buğdayını üretir; kendi yiyeceğini ayırır kalanını da başka ülkelere ihraç ederdi. Amerika o yıllarda geliştirdiği ve kısa bir gelecekte yararlandığı proje ise “sonora” adını verdiği bitki genetiği değiştirme sonucu üretimi arttırma yolunda yaptığı araştırmaydı. Doğal olarak da ilk ürün olarak temel besin maddesi olan buğday seçilmişti. Ve Amerika, Hitlerin insan genetiği üzerinde uzmanlaştırdığı Alman bilim adamlarının başını çektiği bir ekiple “sonora” denemesi ile kendi tarımında büyük ilerleme gerçekleştirdi.bizim Türk köylüsünün “bire on, bire onbeş aldım” diye tabir ettiği buğday üretimi verimliliğini, Amerikan üreticisi on kat fazla olarak gerçekleştirmekteydi. Ve savaştan hemen sonra başlayan bu çalışmalar Amerika da o denli başarılı oldu ki Amerika birden gereğinden fazla buğdayın da sahibi olmuştur. “sonora” denemesinin üzerinden yıllar geçmiş ve Amerikalılar artık koyacak yer bulamadıkları teknolojik buğdayları ne yapacağını düşünüyordu. Ama geleneksel tarım ürünleri satışı kolay ve karlı değildi. Bu nedenle zamanın Amerikalı yöneticileri bu sorunu öyle çözmelilerdi ki, hem buğdayları değerlendirsin, hem de geleceğe dair emperyalist hırslarına hizmet edebilsin idi. “sonora” denemesinde büyük başarı sağlayan tarım bakanları, kurulan bir örgütün başına getirildi. Bu örgütün adı bugünkü adıyla “Uluslararası Açlık Örgütü” idi. Bunu tamamlamak için bir plan da gerekliydi; gerekli olan plan eksiği de “Marshall Planı” olarak tanımlandı.

Marshall Planı ile ülkemize bedava buğday, çocuklara süt tozu, peynir ve de beraberinde “Çocuk Felci” yardım olarak geldi. Amerikanın Emperyalizm aracı olan Dünya Bankası boş durmamış, ülkemize uzun vadeli ticaret karşılığı krediler açmış; karşılığında siyasetçilerimiz için makam arabaları, kadınlarımız için naylon çoraplar, askerlerimiz için demode silahlar bu kredilerle Amerika Birleşik Devletlerinden alınmıştır.

Bu anlamda Marshall Planının amacı: “ az gelişmiş ülkelerin savaşta yıpranan ekonomilerini düzeltmek, yoksul ve aç kalmış insanlarını besleyip tembelliğe alıştırmak; bu ülke halkının tüketim alışkanlıklarını değiştirip kendi ekonomilerine gelecek yaratmak; yapılanları yardım amaçlı gösterip, ülke halklarına sevimli görünmek, bu sayede işbirlikçi siyasetçilerin ve gözünü para hırsı bürümüş tüccarların işlerini kolaylaştırmak”. Böylece bir çok ülke “Marshall Planı” ile kollanmaya başlandı.


Türkiye’ye Verilen Marshall Planı Yardımları
Devreler Umumi yardım Direkt Endirekt

1947-48 - - -
1948-49 5 milyar 953 milyon 49 milyon -
1949-50 3 milyar 510 milyon 58,5 milyon 74,5 milyon
1950-51 2 milyar 418 milyon 45 milyon 55 milyon
1951-52 937 milyon 22,5 milyon 47,5 milyon

Toplam Oran Askeri Yardım
1947-48 100 milyon
1948-49 49 milyon %0,83 95 milyon
1949-50 132,7 milyon %3,7 102 milyon
1950-51 100 milyon %4,1 150 milyon
1951-52 70 milyon %7,4 240 milyon

Duygu Sezer “Türkiye’nin Ekonomik İlişkileri” Türk Dış Politikası (1919-1965) s.484
Amerika’daki tarım sürecini gördükten sonra tabi ki alanın maddelerinden biri de “bedava buğday” olacaktı. Ve ülkemize bu bağlamda bedava buğdaylar gelmeye başladı. Peki bu bedava buğday ülkemizi nasıl etkiledi? Görünüm olarak sadece bir yardım olarak biliniyordu. Ama Amerikanın tutumu daha sonraları anlaşılacaktır. Sonuç olarak, Amerika Birleşik Devletlerinin “Marshall Planı” ile ortaya koyduğu yepyeni strateji ülkemizde de hedefine ulaşmıştır.
Bu yardım ülkemizdeki sonuçlarına dönersek: Türkiye köylüsü, tüm stoklar Amerikan yardımı ile dolduğundan artık üretemez duruma düşmüştür. Ve 1950’li yıllardan sonra başlayan tarım sektörü işsizliği altmışlı yıllara gelindiğinde hat safhaya ulaşmış, zamanın iktidarının “her mahallede bir milyoner yaratacağız” vaatleriyle tarımsal alanlardan kent varoşlarına akınlar başlatmıştır. Bu hızlı göç daha sonraki yıllarda Türkiye’nin kaderini önceden çizmiş ve toplumsal alanda Türkiye’nin çöküşü olmuştur. Amerikan buğdayları tükenince dışarında ithal edilen buğdayların ekmeğine halkımız çaresiz razı olmaya başlamıştır. Köylüler kent bile sayılamayacak şehirlerin sınırlarında derme çatma konutlarda, bir çeşit mülteci gibi yaşamaya başlamıştır. İşte bugün İstanbul’un ortadadır. Amerikan emperyalizminin yayılma aracı olan “Marshall Planı” ülkemizin bugünkü durumunu oluşturan temel faktörlerden önemli olanlardan biridir. İşte yine bugün kent varoşlarında arabesk bir toplumun oluşması “Marshall Planı”nın Türkiye toplumsal alanda görülen sonuçlarındandır.
Bu neticelere dayanarak, Türkiye’de 1960’lı yıllara kadar uzanan duruma bakarsak: tarım sektöründeki bu hareketlilik sonucu önemli bir işsizlik ortaya çıktı. Ve sayısı her geçen gün arttı. Bunun sonucu olarak, Batı Avrupa’nın sanayi ülkelerine giden insanların sayısı da her yıl artacaktır. Öte yandan, kişi başına ortalama gelir 1957’de 250 dolarken 1965’de 190 dolara kadar inecektir. Nüfus yılda %3 oranında artmaya başlamıştır. Ama üretimde artış olsa olsa onun ancak yarısı kadardır. 1945 yılında ise çıkarılan ve toprakta bir ölçüde özel mülkiyeti sınırlayan çiftçiyi topraklandırma kanunu bu dönemde uygulanmamıştır, toprakların %80’i nüfusun 17,2’sine aittir.

1960’lı yıllara gelindiğinde parlamentoda, daha önceki olayların gelişimine bağlı olarak, tam bir diktatöryaya varan gerici atılım, sonunda üniversite öğrencileri ile subayları Menderes hükümetine karşı çıkmaya götürür. Ve 27 Mayıs 1960’da ordu iktidarı alır.O tarihten başlayarak, Türkiye’de politik yaşam hiçbir zaman görülmediği kadar hareketlenecektir; sosyal devlet anlayışına da yer veren ve özgürlükler yelpazesini çağdaş anlamda genişletip güvencelere bağlayan yeni bir anayasa, 1961 anayasası, tutucu parlamento çoğunluğuna rağmen sol güçlerin gelişmesi içinde uygun bir ortam yarattı. Öte yandan Kıbrıs bunalımının yol açtığı sorunlar hayal kırıklığı ve bunalıma bir çözüm bulmanın imkansızlığı, Amerika Birleşik Devletleri ile olan bağların gevşemesine yol açtı ve daha yansız bir politikaya doğru bir eğilim baş gösterdi; Sovyetler Birliği ile uzun süreden beri kopuk ilişkilerin yeniden düzelme yoluna girmesi, gelecek için bir umut oldu.


__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.