Tekil Mesaj gösterimi
Eski 08.11.15, 21:48   #20
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,681
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Osmanlı'dan Günümüze Ayaklanmalar ve İsyanlar



3. Raçkotan ve Raman'da Tedip Harekatı / 9- 12 Ağustos 1925

Siirt’in Beşiri bölgesinde Raman Aşireti, Garzan ve Rackotan Aşiretleri, Silvan ve Kulp'taki Bükran Aşiretleri'nin Devlet'e başkaldırmasıyla başlayan ayaklanma diğer ayrılıkçı ayaklanmalar gibi zorlukla bastırıldı. Bu ayaklanmayı bastırabilmek için isyancı aşiretlere düşman aşiretler kullanılmıştır. Bu da tarihe tedip yani cezalandırma harekatı olarak geçmiştir.



4. Sason Ayaklanması / 1925-1937

Sason bölgesi, Cumhuriyet dönemi ile birlikte 1925 yılından 1938 yılına kadar isyan bölgesi haline gelmiştir. Aynı zamanda Osmanlı döneminde de Ermeni bağımsızlık hareketlerinin merkezi olmuş ve 1894 ve 1904 Ermeni isyanları ortaya çıkmıştır. Yani Sason bölgesi, 1894 yılından 1940’lara kadar hep isyanla anılmıştır. Sason bölgesinin dağlık ve engebeli coğrafi yapısı, merkezi otoritenin buralara hakim olmasını zorlaştırmıştır. 19.yüzyılın sonlarında Ermeni hareketleri ile ön plana çıkan Sason bölgesinin ıslahı, aşiret mekteplerinin açılması ve karakolların inşası ile ilgili yığınla belge Osmanlı arşivlerinde mevcuttur. Bu isyanlar ile ilgili çalışmalar daha sonra yayınlanacaktır.

Kurtuluş Savaşının bitiminden sonra Cumhuriyet’in yeniden inşasına başlandı. Bu dönemde Sason ilçe merkezine Kemal adında hırslı bir kaymakam vekili tayin edildi. Kaymakam vekili yanına Jandarma Yüzbaşısı, Tayyare Cemiyeti Reisi, Müftü, Posta Müdürü ve diğer kurum amirlerini alarak ilçedeki karakollardan bir bölük oluşturdu. Bu heyet, halktan düzenli olarak toplanamayan vergileri toplamak için Mereto Dağı’nın eteklerindeki dağ köylerine çıktılar. Karşılarına ilk çıkan Asi Köyü’nde sözü geçen Selim’ê Sorik’in evine gittiler. Fakat, heyet bu köyden eli boş döndü. Sırada daha sonra isyanın lideri olan Teteré Badiké ‘nın Xırbaq (Harbak) köyü vardır. Teteré Badiké, gelen birliğe karşı koyabilirdi, fakat bunun arkasının kesilmeyeceğini de bildiği için gelenleri evine misafir etti. Köylülerden istenen vergi de Teteré Badiké ‘nın zoruna gider. Çünkü köylülerin bin bir emekle topladığı mahsulünü, beslediği hayvanını devletle paylaşmak niyetinde değildir. Yine de devleti karşılarına almak istemedikleri için, heyete bir miktar para verip gitmelerini istemektedir. Bu sırada evin arka tarafında Teteré Badiké’nin gelini, tandır ekmeği yapmaktadır. Heyette bulunan yüzbaşı, geline yaklaşmak isteyince olay çıkar. Kadın direnir ve bağırmaya başlar. Bunun üzerine köylüler eve yönelir. Jandarma yüzbaşı da ateş açarak, askerlerin bulunduğu tepeye doğru koşmaya başlar. Teteré Badiké ve köylüler gelen birliği kurşun yağmuruna tutar ve kaymakam vekili ile beraberindekileri öldürür.

Bunun üzerine
harekât emri verilir.

Kasım 1925’te I.Sason İsyanı olarak bilinen isyan bu şekilde başlamış, ama operasyonu yönetenlerin coğrafyayı yeteri kadar tanımamalarından dolayı başarısız olunmuştur. Teteré Badiké, bir tuzak sonrası öldürülmüş, fakat isyan devam etmiştir. Yaşayan tanıkların bilgisine göre 7 yıllık bir çatışmanın ardından 3 yıllık bir sükunet dönemi olmuş ve Ocak 1935’de 6-7 yıllık ikinci bir çatışma dönemi tekrar başlamıştır.

Sason isyanlarının iki döneme ayrılmasının nedeni muhtemelen operasyonu yöneten komutanın değişikliğindendir.

Kaynak kişi: Behçet Çiftçi





5. 1.Ağrı Ayaklanması / 16 Mayıs-17 Haziran 1926

Ağrı ayaklanmaları, 1926-1930 yılları arasında Ağrı Dağı ve civarı ile İran topraklarının da dahil olduğu bir coğrafyada meydana gelen Kürt ayaklanmaları. 1929 Büyük Buhranı’nın etkilerinin olduğu bir zamanla birleşen bu dönemde, Türkiye'nin isyanı bastırmak için yaptığı harcamalar ekonomik krize neden oldu.

25 Eylül 1930'da ayaklanma Türk ordusu tarafından tamamen bastırıldı.


Birinci Ağrı İsyanı

16 Mayıs 1926'da Soğanlı, Kızılbaşoğlu, Sori, Cilkanlı, Bilhanlı ve Cinganlı aşiretleri; Ağrı'daki İbrahim Heski ve adamları ile birleşerek ayaklandılar. İran'daki Yusuf Taso ile beraber 1.000 kadar atlının İran sınırını geçip Brosonlu'nun yardımına gelmesi üzerine ayaklanma büyüdü. Bunun üzerine başlatılan askeri harekat ilk başlarda başarısız oldu. Doğubeyazıt'a çekilen ordu birlikleri Haziran ayında, ikinci bir harekata başladı. Bunun üzerine isyancılar İran'a kaçtı. İran hükümetinden sınırda gerekli önlemleri alması ve geçişleri önlemesi istendi.


Hoybun

5 Ekim 1927'de Taşnak lideri Vahan Papazyan'ın desteğiyle bugünkü Lübnan'da Bihamdun'da Hoybun örgütü kurulmuştu. Hoybun sadece Kürdistan'ın bağımsızlığını değil, "Yüce ulusal organ.. Tüm güçleri ve uluslararası güce sahip güç" formuna dönüştürmüştür. Ağrı isyanları dışarıdan finansal ve silah desteği de buldu. Ermeniler ve en başta Ermeni Taşnak partisi isyanın planlanmasında ve maddi bakımdan desteklenmesinde önemli rol oynadı. Hatta New York'ta yaşayan Ermeni kökenli bir Taşnakçı olan Vahan Cardashian ABD Dışişleri Bakanlığı'na gönderdiği bir mektupta, Ağrı'daki operasyonların başında birkaç Ermeni subay ve teknisyenlerinden destek gören bir Ermeni olduğunu yazdı. Ayrıca Ağrı isyanlarının devam ettiği sırada, Ağrı'daki isyancılara müttefik olan aşiretler Suriye'den eşzamanlı saldırılar gerçekleşti. Ağrı isyanlarına katılanlar arasında Süryaniler'de vardı.

1928'e gelindiğinde, İstanbul'da askeri eğitim alup Cumhuriyeti Ordusu'nun yüzbaşıyken 1924 Beytüşşebap'da firar eden İhsan Nuri (daha sonra İhsan Nuri Paşa), Zilan Bey lakaplı Ardeşir Muradyan, Suriye'de konuşlanmış olan Hoybûn (Xoybûn) Cemiyeti'nin de desteğiyle yeni bir isyanı planlamaya başladılar. Bunlar küçük bir grup kurarak gruptaki askerleri modern silahlarla donattı ve askeri taktikler çalıştırdı. Bu grup Ağrı Dağına doğru giderek Hoybûn ayaklanmasını başlatmışlardır. Bu grup sadece Ağrı dağına gitmemiş dahası giderken Bitlis, Van ve Van gölü etrafındaki çoğu yerleşim yerini ele geçirmişlerdir. İhsan Nuri, 1929-1930 yıllar arasında Agrî gazetesini yayınladı. Gelişmeler üzerine Ankara Hükumeti aynı yıl il merkezinin Doğubayazıt'tan Karaköse'ye taşınmasına karar vererek direnişçileri, onların yakın dostları aracılığıyla direnişten caydırmaya çalıştı. 1928 yılında ayaklanmanın liderleri ile askeri ve sivil idareciler arasında ayaklanmanın sona ermesi amacıyla yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamadı.





6. Koçuşağı Ayaklanması / 7 Ekim-30 Kasım 1926
7 Eylül 1926'da başlayıp 30 Kasım 1926 yılında son bulan isyan Ovacık, Hozat, Çemişgezek arasındaki bölgede vergi vermek istemeyen, askerlik ödevini yapmayan, çapulculuk yapan 450 kadar asinin çıkardığı bir isyandır. Şeyh Sait isyanından kaçan ve dağlara çıkan Koçuşağı aşiretine bağlı bu asiler, dış mihrakların etkisi ile devlet için tehlikeli bir hal almaları üzerine bunlara yönelik bir harekata ihtiyaç duyulmuştur. Bunun yanında Koçuşağı Aşiretine karşı yapılacak bir harekat ile Dersim bölgesinin güçlü bir lideri olan Seyit Rıza'nın kuvvetinin zayıflatılması da bu harekatın yapılması için gerekçe olmuştur.
Kaynak: e-tarih.org



7. Mutki Ayaklanması / 26 Mayıs-25 Ağustos 1927
Sason'da yapılan Mehmet Ali Yunus tedibatı sırasında, bunlara yardımda bulunan Hersan ve Silent eşkiyasının Sason harekatı sonunda silahlarının toplanması gerektiği halde bu iş yapılmamış, Ayrıca Mutki ilçesi içinde kimlerde silah olduğu ihbar edilmiş olmasına rağmen bunlar da toplanmamıştı. Bu arada; Bitlis Valiliği Mutki'deki 35 köyün naklini lüzumlu görerek bu hususu 2. Tümene önerdiği halde, Tümen bu konuyu Kolorduya ve dolayısıyle 3. Ordu Müfettişliğine duyurmadığı gibi vilayeti de cevapsız bırakmıştı.

Bu konu üzerine yeteri kadar eğilinmediğini gören Bitlis Valiliği‘nin, 2. Tümene yaptığı öneri ile yetinerek Tümenin cevabını beklemeksizin 35 köyün naklini emretmesi üzerine, bu köyler halkı ayaklandılar ve bu suretle Silent ve Mutki olayları başlamış oldu.

Selaş dağı -Kalmas dağı-Kanipirim dağı-Karmelih dağı-Arziyo dağı hattı ile çevrilmişti. Bu çevre içerinde, sekiz aşiret olup nüfus yaklaşık olarak 6242 kadardı. Bunlardan başka Mutki'nin kuzeybatı kısmındaki Hüyt bölgesinde henüz ayaklanmayan dört aşiretin nüfusu ise, 8758 kadardı ve bütün Mutki aşiretlerinde 1880 kadar silah bulunduğu tahmin edilmekte idi.

Sason ayaklanmasını tertipliyenlerden, firar edenlerle Hazo kuzeyinde Asi ve Küsküt bölgesinde bulunan ve son zamanlarda halkı hükümet aleyhine kışkırtmaya kalkışan Mehmet Ali Yunus ve avenelerine karşı, mayıs 1927 başında muhtelif istikametlerden yöneltilen takip kuvvetleri ile asiler arasında yer yer çarpışmalar devam etmiş ve eşkiya genişce bir kuşatma çemberi içine alınmıştı. Harekatın başından bu yana, kıta komutanlarının harcadıkları çaba memnunluk verici idi.

26 Mayıs 1927'de tenkile memur kıtaların emir ve komutası 2. Tümen Tugay Komutanına verildi ve tertibatta bir değişiklik yapılmadı.

Bir yandan Mehmet Ali Yunus ve ortaklarının açtığı gaile, tenkil kuvvetleri komutanlığının çok isabetli plan ve emirleri çerçevesinde birliklerin büyük beceriklik ve cesaretle yaptıkları çarpışmalar sonunda genellikle bertaraf edildiği bir sırada idi ki, Alikan Aşireti Reisi Halil Semi'nin, Beşiri bölgesinde yeni bir gaile açması ihtimalinin belirmesi üzerine, 2. Tümen Komutanlığı Hazo'da bulunan Tugay Komutanlığına 17 Haziran 1927'de''devamlı olarak nüfuzunu artıran Halil Semi ve Ali Osman'ın yok edilmelerine karar verildiğini'' bildirmiştir.

Bu emre göre gerekli tertip ve tedbirler alınmak suretiyle bölgedeki tarama ve temizleme ameliyesi büyük bir fedakirlık ve çaba harcamak suretiyle yapılmakta ve asilerle yer yer yapılan çarpışmalarda bir çokları imha, köyleri tahrip, koyun sürüleri ve eşyaları müsadere edilmeye devam edildiği sırada Mutki bölgesinde de aynı şekilde silah toplamak ve yakalanmaları gereken şahısların ele geçirilmesi için bir kısmı birlikler Buban aşiretinin bulunduğu Hersan, Silent, Kersu bölgesine gönderilerek, yakalananlar jandarmaya teslim edilmiş, bu köylerden kaçmayanlara da Ovaya inmeleri bildirilmişti.


Jandarma subayı teslim aldığı kafileyi ve hayvanları Mutki'ye götürürken, kafiledekilerin akrabaları önlerine çıkarak çarpışmaya başladığı için kafilenin kaçmasına engel olamayan jandarma subayı Mutki'ye dönmek zorunda kalmıştı. Bu olay dolayısıyle Siirt Valiliğinin isteği üzerine Tugay, 18. Alay 3. Tabur Komutanı Binbaşı Zeki komutasında, dört makineli tüfekle takviyeli 9. ve 10. Bölüklerden müteşekkil bir müfrezeyi olay mahalline sevk etmişti.

19/20 haziran gecesi Silent'e gelen Binbaşı Zeki, köyde bir iki ihtiyardan başka kimseyi göremeyince, yaptığı soruşturmada, halkın üç gün önce Mutki'ye gönderildiğini öğremiş ve müfrezenin 20/21 haziran gecesi Herement istikametinde hareketini kararlaştırmıştı. Ancak, daha önceleri elde ettikleri başarıların verdiği neşe içinde yeteri kadar emniyet tedbiri almadıkları içindir ki, müfreze baskına uğradı ve Binbaşı Zeki şehit edildi. Müfrezedeki kıdemli subay da komutayı ele almayı becerememiş ve başsız kalan müfreze büyük bir şaşkınlık içinde asi kuvvet tarafından kuşatılmıştı. Durumu öğrenen 18. Alay Komutanı; Karargahı, 7. ve 3. Bölükler, bir makineli tüfek ve bir toptan müteşekkil kuvvetle derhal Melefan üzerinden Silent'e giderek gereken icraata başladı.

Durumdan haberdar olan 2. Tümen Komutanlığı, olayın önemi itbariyle 23 Haziran 1927'de Tugay Komutanlığına verdiği emirde:

"Binbaşı Zeki'nin şehit olmasına çok üzüldüm. Bütün bu harekatta genellikle kansız denecek kadar az zayiatla kazanılan başarı, bu andan itibaren değerini kaybetmiştir. Arkadaşımızın kaybı büyük bir olaydır. Bu sebeple, 18. Alay süratla ve şiddetle hareket ederek Silent'te halen eşkiyanın tehdidi altında olanların bir felakete uğramalarına meydan bırakmamalı ve sebep olanlardan büyük ölçüde öç alınmalıdır ... " denmekte idi.

Bir yandan şehitlere gereken son hizmet yapılırken diğer yandan da 18. Alay bu olayın öcünü almak üzere faaliyete geçirilmiş bulunmakta 1. Alay 3. Tabur ise, Halil Semi ve Ali Osman yönetimindeki asileri tenkil ile uğraşmakta idi. Süre gelen bu çetin mücadeleler sıraaında Halil Semi ve Ali Osman'ın bir kısım aveneleri ile Dicle'yi geçerek güneye kaçtıkları anlaşıldı.

Neticede tenkil ve bu maksatla yapılan takip hareketleri istenilen sonucu vermedi ve fakat bunların yakalanan aileleri ile Mehmet Ali Yunus'un ailesi 2. Tümen Komutanlığı emri ile Siirt'e gönderildi. Böylelikle iki subayın, bir çok erlerin şehit olmasına ve yaralanmasına sebep olan bu harekat, elebaşlarının bir kısım kuvvetleri ile kaçmış olmalarından ötürü önemini kaybetmiş ve görünürde sona ermiş oldu.


2. Mutki Harekatı:

Hazo bölgesindeki asi artıklannın temizlenmesi ve ele geçirilenlerin akibetleri ile uğraşıldığı bir sırada, Mutki havalisinde Buban aşiretinden ayaklanma halinde olanların da yok edilmesine karar verilmişti. Bu nedenle 2. Tümen Komutanlığı, 5 temmuz 1927'de yapılacak harekatın genel ilkelerini kapsayan şu emri verdi:

"1. Tedip harekatı verilen emir ve plan dahilinde yapılacaktır.

Bu harekata, harekat alanındaki mevcut kuvvetten başka, 2. Seyyar Jandarma Alayı sekiz subay, 170 erle katılmış ve Siirt'ten de iki piyade bölüğü ayrılıp ve gönderilmiştir.

Birliklerin yaptıkları harekatta asiler kısmen kaçmış, çoğu yok edilmiş ve bir kısmı da yakalanmış ve ayaklanma bölgesinde taranmamış yer kalmamıştı.


Harekat bu suretle 25 Ağustos 1927'de sona erdi ve birlikler yerlerine döndüler.


Kaynak: bitlisname.com




8. İkinci Ağrı Ayaklanması / 13 Eylül-20 Eylül 1927

Ağrı Dağı'daki Kürt kuvvetlerini bastırmak için 3. Ordu Müfettişliğinin arzı ve GenelKurmay Başkanlığının onayıyla hazırlanmış ve 13-20 Eylül 1927 tarihleri arasında gerçekleştirilen askerî harekât.

13 Eylül 1927'de başlatılan harekatıyla Türk ordusu İran sınırına kadar ilerledi.

İhsan Nuri ve "Zilan Bey", Hesik aşiret reisi İbrahim Ağa (Îbrahîm Hêsîkê Têlî)'nın aşiretiyle birlikte İran sınırını aşarak yeni bir isyan başlattı. Askeri birimlerin yetersiz kalması sonucu isyancılar, içinde Doğubayazıt'ın da bulunduğu bir bölgeyi denetimi altına aldı. Kontrolleri altına aldıkları bölgede, Hoybun Cemiyeti'nin desteğiyle Ağrı Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ilan etti.

Türkiye, o dönemde İran sınır içinde bulunan Küçük Ağrı Dağı'nın arkasına kadar birliklerini ilerletmek için izni aldı (Sınır ötesi harekatı). Böylece isyancıların İran yolu kapanmış oldu. Daha sonra bu iki ülke arasında bir sınır düzenlemesi yapılarak Van'ın Kotur kasabasını İran’a verilip, Küçük Ağrı Dağı Türkiye sınırları içine alınacaktı. 1 Temmuz'de Türk Ordusu Ağrı Dağı'nın kuşatmasını tamamlandı ve 7 Eylül 1930'da genel taarruzu başlattı. 25 Eylül'e kadar süren Ağrı Dağı Muharebesi esnasında 14 Eylül'de Kire (Büyük Ağrı Dağı ile Küçük Ağrı Dağı arasında bulunan ova)'de İbrahim Ağa öldü ve İhsan Nuri de İran'a sığındı.


__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.