Tekil Mesaj gösterimi
Eski 12.11.15, 02:11   #13
Suzim
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Mimar Sinan Gezi Yolu; "Bir Payıtahttan Diğerine Yolculuk"

ÇATALCA

DAMAT FERHAD PAŞA CAMİİ


Damat Ferhad Paşa Arnavut asıllı bir devşirme olarak Enderun’da yetişmiş ve Osmanlı’da çeşitli görevlerde bulunarak göz dolduran bir şahsiyet olmayı başarmıştır. Onu en bilinir yapan tarihsel anekdotlardan biri; Zigetvar Seferi’nde hayatını kaybeden Sultan Süleyman Han’ın naşının onun nezaretinde İstanbul’a geri getirilmesi hadisesidir.

Osmanlı’daki yönetici kadroları arasındaki çalkantılardan nasibini almış bir isimdir Ferhad Paşa. Kendisi gibi Arnavut bir devşirme olan Sinan Paşa ile çekişmeleri zaman zaman gözden düşmesine, devlet zafiyeti hissi uyanmasına sebep olmuşsa da, tarihçiler işini bilen, görevini yerine getiren bir isim olduğu hususunda hemfikirdir.

“Küçük Külliye” diye de anılan bu yapılar topluluğu İstanbul’un Çatalca ilçesinde bulunur. Çatalca o dönemler için padişah ve çevresindekilerin ava çıktıkları, ormanlarla kaplı Istranca Dağları’nın eteklerinde bir yerleşim yeriydi.
Damat Ferhad Paşa tarafından yaptırılmış külliye ile ilgili tarih bilgilerine cami kapısı ve çeşmesinde yer alan kitabelerden ulaşıyoruz. Caminin cümle kapısı üzerindeki iki satırlık kitabede “Sahibü’l hayrat ve’l hasenat Merhum Ferhad Paşa’nın ruhiyçün Fatiha, sene 1006” yazmaktadır. Buradan Ferhad Paşa’nın cami bitirilip kitabe yerine konduğunda hayatta olmadığını öğreniyoruz.
Buna karşılık bu kitabe caminin yapılış tarihini belirlerken, banisi konusunda kafa karışıklığı yaratmıştır. O dönem için iki Ferhad Paşa’dan söz edilmektedir ve bu kişinin Osmanlı Sadrazamı Ferhad Paşa olduğu ileri sürülmüştür. Zira Ferhad Paşa cami üzerindeki tarihten yalnızca iki sene evvel hayata gözlerini yummuştur. Dolayısıyla kitabede “Merhum” lafzının geçmesi anlaşılabilir bir durumdur. Oysa ki Apdullah KURAN bu kişinin Şehzade Mehmed’in kızı Hüma Hatun ile evli olan “Damat Ferhad Paşa” olduğunu ortaya koymuştur.

Gelgelelim yapıdaki kitabede hicri 1006 yılında ( 1597-98 ) yapıldığından bahsedilmektedir. Fakat bu kitabe orijinal olmayıp, Balkan Savaşları’nın ağır tahribatı sonrası külliyenin aldığı yaralar sarılırken yenilenmiştir.
Mütevazı ölçüde yapılarıyla “Küçük Külliye” diye anılmıştır. Cami, çeşme ve sıbyan mektebinden oluşan yapılar birliktelik gösterir. Mimar Sinan eserlerini doğrulayan en güçlü kaynaklar olan Tuhfet’ül Mimarin, Tezkiret’ül Ebniye ve Tezkiret’ül Bünyan’da Çatalca’da yer alan hamam yapısından da “Sinan eseri” olarak bahsedilir.

Mimar Sinan elinden çıkan cami binası kare planlı olup merkezi bir kubbeye sahiptir. Yapıya dahil iç revak üç birimlidir. Üzeri kubbeyle kaplı olup, dört sütunun taşıdığı kemerli bir düzenlemeye sahiptir. Bu bölümün gerisinde ise camekanla kaplı bir dış revak yer alır.

Kesme taştan minaresi çokgen gövdelidir. Caminin kuzeybatı köşesinde konumlanmıştır. Şerefe altı mukarnaslı, külah altı ise firuze çini bezemeleriyle dikkati çeker.

Tek kubbeli bir sıbyan mektebine sahip olup bu bölüm bir süre kütüphane olarak görev yapmıştır. Cami ile bu sıbyan mektebi arasında bir haziresi bulunur. Bu hazirede 18. ve 19. yy’da Osmanlı topraklarına sığınan Kırım hanları ve ailelerinin mezarları yer alır.

Damat Ferhad Paşa’nın Çatalca’da yaptırdığı bu küçük külliyeyi bütünleyen yapılar arasında caminin bahçe duvarına konumlanmış klasik Osmanlı üslubunda bir çeşme göze çarpar. Günümüzde faal olan bu çeşme üzerinde kitabesi yer alır. Sivri kemerli, dikdörtgen profilli çerçeveli bir cepheye sahiptir.
SİLİVRİ
MİMAR SİNAN KÖPRÜSÜ


Mimar Sinan’ın eserlerinin listesine ulaşabildiğimiz Tuhfet’ül Mimarin ve Tezkiret’ül Enbiye’de, Sultan 2.Selim fermanıyla Silivri’de yapılan bu eserden bahsedilir.
Günümüzde hala ayakta olan bu bu köprü mimarından sebep “Mimar Sinan Köprüsü”, yapıldığı yer itibarıyla da zaman zaman “Silivri Köprüsü” olarak dillendirilmektedir. Köprü İstanbul’dan Edirne’ye uzanan yolun geçit noktalarından biri üzerinde yer almaktadır. Köprü Fener Deresi ve Sülüklü Dere’nin oluşturduğu Silivri Çayı’nın denize kavuştuğu yakın bir noktada yapılmıştır. Oldukça sığ ve akarsuyun deniz kavuştuğu geniş bir yatak üzerinde yer alan köprünün denizden kotu 1.85 m. yukarıda yer almaktadır.

Uzun yıllar araç trafiğini de kaldıran Silivri Mimar Sinan Köprüsü, çeşitli dönemlerde onarımlar geçirmiştir. Bu onarımların en kapsamlısı hicri takvime göre 1114’te ( miladi 1605 ) dönemin başmimarı Dalgıç Ahmet tarafından gerçekleştirilmiştir. Yakın dönemlerde de onarımlar yaşayan köprü 2006 yılında ise şimdi kullanılan D-100 devlet yoluna bitişik yanyol ile araç trafiğine kapatılmıştır.
Silivri’nin tarihi değeri yüksek kültür varlığı olan köprü, kemer açıklıkları ve yükseklikleri birbirine eşit veya çok yakın olan kemer gözlerini ifade eden “sürekli kemerli köprü” grubunda yer alır. Bu sebeple basık kemerli inşa edilmiştir. Köfeki ve kalker taşı kullanılan yapının tampon duvarları büyük bloklarla örülmüştür. Köprünün iki yanında birbirinin eşi iki baba taşı bulunur.

Azami kemer açıklığı 7.8 m. olarak tesbit edilmiş köprü 32 göze sahiptir. O. Bozkurt ve C. Çulpan tarafından 1949-50 yıllarında ayrıntılı bilgi, fotoğraf ve rölöveleri hazırlanmış olan Silivri Mimar Sinan Köprüsü’nün uzunluğu bu çalışmalarda 333 m.olarak tesbit edilmiş, bazı kaynaklarda 348 m. olarak belirtilmesi bazı kısımların şehir dokusu altında kaybolup gitmiş olabileceğine yorumlanmıştır.

Tuhfet’ül Mimarin’de Silivri’de Mimar Sinan eseri bir de cami kaydedilmiştir ancak günümüze ulaşamamış bu yapı hakkında bilgi sahibi değiliz.
-------------------------------------------------------------------------------------
TEKİRDAĞ

Mimar Sinan eserlerini veren kaynakların şahitliğinde Tekirdağ ili sınırları içerisinde ona atfedilen şu eserlere rastlıyoruz.
  • Semiz Ali Paşa ( Cedid Ali Paşa ) Camii / Marmara Ereğlisi
  • Sokollu Mehmed Paşa Köprüsü / Çorlu
  • Sultan Süleyman Medresesi & İmareti / Çorlu ( Günümüze ulaşamamıştır...)
Şimdi hep birlikte Koca Sinan'ın Tekirdağ ve ona bağlı yerleşimlerinde imza attığı eserlerine kaynakların şahitliğinde göz atalım.



MARMARA EREĞLİSİ

SEMİZ ( CEDİD ) ALİ PAŞA CAMİİ


Tekirdağ’ın İstanbul’a sınır ilçesi ve Marmara Denizi’nde korunaklı bir koyun ağzında kurulmuş kadim ilçesi Marmara Ereğlisi’nde bulunan camii 17.yy eseridir. Muhtemelen 1561-65 tarihleri arasında yapılmıştır. Çeşitli tarihlerde onarımlar geçiren, daha sonra eskisinin yerine yeniden yapılan camide bugün Sinan dönemini hissetmek imkansız hale gelmiştir.

Sultan Abdülaziz dönemindeki kapsamlı onarımla başlayan bu değişimle mihrabı, mimberi, kapısı ve pencerelerinin çoğu değiştirilmiştir. Sonraki dönemlerde ise taş örgülü kesme taştan dikdörtgen planlı olan caminin duvarları alçı sıva çekilerek klasik görünümünü tümden yitirmiştir. Minaresi yuvarlak gövdeli, taş kaideli ve tek şerefelidir. Yakın dönemde dışa geniş pencerelerle açılan bir son cemaat yeri eklenerek günümüzdeki görüntüye ulaşmıştır.
Görünümüne dair çok özelliğini kaybetmişse de kiremit dizgili dik çatısının biçimini ve son cemaat direkliğini koruyarak zamanımıza erişmiştir Semiz Ali Paşa Camii'nin ahşap direkli son cemaat yeri Sinan'ın sakıflı cami mimarîsine ışık tutan özgün bir örnek, birinci derecede önemli bir kaynak olmaktadır.

Sakıflı camiler önünde ahşap direklerle ayakta tutulan sade bir son cemaat yeri olan, daha çabuk ve ucuza mal edilebilen ahşap çatılı örneklerdir. Mimar Sinan döneminde kagir kubbeli Osmanlı klasik üslubunda camiler inşa edildiği düşünüldüğünde; Marmara Ereğlisi’ndeki bu denemesi farklılık arzeder.

Caminin buraya yapılışı Semiz Ali Paşa’nın yaşadığı bir olaya dayanarak söylenceli tarihle günümüze aktarılmıştır. Osmanlı sadrazamlarından Semiz Ali Paşa’nın içinde olduğu kalyon Marmara Denizi açıklarında bir fırtınaya yakalanır. Paşa fırtınadan bu korunaklı limana sığınır. İlk defa geldiği Ereğli’nin atmosferi onu ziyadesi ile hoşnut eder ve kurtuluşunun da müjdesiyle buraya bir cami yaptırmaya karar verir.


__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.