Tekil Mesaj gösterimi
Eski 12.11.15, 02:19   #15
Suzim
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Mimar Sinan Gezi Yolu; "Bir Payıtahttan Diğerine Yolculuk"

KIRKLARELİ


"Bir payıtahttan diğerine yolculuk" yaparken Edirne'ye varmadan yolumuz Kırklareli'ne uğruyor. Mimar Sinan'ın anıtsal nitelikteki eserlerine bu ile bağlı Lüleburgaz ve Babaeski ilçelerinde rastlıyoruz.
Dilerseniz aşağıda listelediğimiz bu yapılara birlikte göz atalım.
  • Tavil Mehmed Paşa Külliyesi ( Sokollu Külliyesi ) / Lüleburgaz
  • Sokollu Mehmed Paşa Köprüsü ( Lüleburgaz Köprüsü - Taş Köprü ) / Lüleburgaz
  • Cedid Ali Paşa Külliyesi / Babaeski
  • Sinanlı Köprüsü ( Sokollu Mehmed Paşa Köprüsü ) / Sinanlı Beldesi - Babaeski




LÜLEBURGAZ


TAVİL MEHMED PAŞA ( SOKOLLU ) MENZİL KÜLLİYESİ
Bursa’da küçük bir beylikten bir cihan imparatorluğuna uzanan o meşakatli yolda Osmanlı; fethettiği yerlerin Türkleştirilmesine, bunun için de o yerlerin imar iskanına büyük önem vermiştir. Aynı zamanda devletin gücünün bir simgesi olan yapılar çevresinde organik olarak büyüyüp gelişen yerleşimler vücuda getirmiştir. Bu yapıların en azametlileri hiç şüphesiz Osmanlı külliyeleridir.

Osmanlı’nın Balkanlara oradan da Avrupa içlerine yürüyüşünde Trakya’nın önemi perçinlenmiş; ola ki bu sebeptendir, Osmanlı’nın en azametli menzil külliyelerinden bir tanesi olan Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi ( Tavil Mehmet Paşa Menzil Külliyesi ) pay-ı tahtın kıyıcığında kurulu olan Lüleburgaz’a nasip olmuştur.
Osmanlı’nın en kudretli sadrazamlarından Tavil Mehmet Paşa’nın askeri ve siyasi öngörüsü, Mimar Sinan’ın dehasıyla birleşerek Lüleburgaz’ın ufkuna eşsiz bir siluet eklemekle kalmamış; azametli dua kubbesinden şimdi yerinde yeller esen, kervansaraya geçilen kapının üzerinde yazdığı üz’re şehre ruh üflemiştir. “Gelen hep oldu revan !”



Niçin Lüleburgaz ?

M.Ö. 4200’lerde bir Trak kavmi olan Odrisler’ce kurulduğu kabul gören Lüleburgaz, Anadolu ve Balkan uygarlıklarının geçiş yolu üzerinde oluşuyla da pek çok medeniyetin at koşturduğu kadim bir yerleşimdir. Persleri, Persler’in önünden Balkanlar’ın içlerine kaçan İskitleri, Makedonlar’ı, Roma İmparatorluğu’nun debdebeli günlerini görmüş; Balkanlar üzerinden İstanbul önlerine at koşturan daha pek çok akıncı kavimlerin tahribatına maruz kalmıştır. İstanbul’dan Doğu Roma İmparatorluğu’nun kalbine ve Balkanlar’a ulaşan Roma Yolu üzerinde kurulu Lüleburgaz, Bizanslılar zamanında askeri olduğu kadar bir dini merkez olarak da önem kazanmışır.

Lüleburgaz 1357’de başlayan akınlarla Osmanlı ve Bizans arasında zaman zaman el değiştirse de, Osmanlılar tarafındanMurat Hüdavendigar ( 1. Murat ) eliyle fethi 1360 yılı olarak kabul edilir. Sosyal katmanların iyice özümsenerek yörenin tümden Türk kimliğine bürünmesi ise neredeyse iki asıra yayılacak, 16 yy. ortalarında Tavil Mehmet Paşa ( Sokollu ) Külliyesi’nin yapımı ile simgeleşecektir.

Kanuni Sultan Süleyman’ın son sadrazamı, 2. Selim ve 3. Murat dönemlerinde de Osmanlı’ya sadrazamlık yapmış büyük devlet adamı Sokollu Mehmet Paşa’nın Lüleburgaz’a bu külliyeyi yaptırması ile ilgili hoş bir anekdot aktarılır. Buna göre; 14 yaşında Bosna içlerindeki Sokolovic ( Osmanlılar kısaca Sokol diyorlardı ki, Sokollu lakabı da buradan gelmektedir ) köyünden devşirme olarak önce Edirne sarayına, oradan da Topkapı sarayına getirilen Mehmet Paşa’nın bu yorucu yolculukta yolu Lüleburgaz’a düşer. Çok yorgun ve bitap düştüğü bir anda Lüleburgaz’da bir kadının yiyecek vererek onu doyurduğunu unutmayan paşa, seneler sonra Osmanlı’nın en güçlü devlet adamlarından biri olduğunda kursağından geçen o lokmaların vefasını Lüleburgaz’a bu külliyeyi inşa ettirerek gösterecektir.

Her ne kadar söylenceli tarihin sayfalarında hoş bir anekdot olarak yerini alsa da, gerçeği Sokollu Mehmet Paşa’nın büyük devlet adamlığında kendini ele veren kuvvetli öngörüsünde aramak lazımdır. Balkanlar’ın içlerine uzanan eski Roma yolu ile, Osmanlı’nın iki başkenti olan İstanbul ve Edirne arasındaki Sultan yolu üzerinde yer alan Lüleburgaz; işlevsel olarak ticaret kervanlarının, ulakların, ordunun iaşesinin temin edildiği, ordugahların kurulduğu özel bir güzergah üzerinde yer almaktaydı. Ergene nehrinin önemli kollarından biri olan Lüleburgaz deresi gibi bir su geçişinin başında oluşu da stratejik açıdan önemini artırıyordu. Bu stratejik önem hem güvenlik hem de ticaretin kontrolünde kendini öne çıkartan bir unsurdu.


Külliye’nin Banisi Tavil Mehmet Paşa Kimdir ?

Tavil Mehmet Paşa tarih kitaplarında en çok Sokollu lakabıyla karşımıza çıkar. Paşanın boyu iki metreyi aşmaktaydı, bu sebeple “uzun boylu” manasındaki “Tavil” lakabı ile anılması bir o kadar yaygındır. Kanuni Sultan Süleyman’ın "muhteşem yüzyıl”ına tanıklık etmiş, Kanuni’nin son sadrazamı olmasının yanı sıra, 2. Selim ve 3. Murat dönemlerinin de sadrazamlığını yapmış, deneyimli, öngörüsü yüksek bir devlet adamıdır.

Tavil Mehmet Paşa 1505 yılında Osmanlı himayesindeki Bosna içlerinde bulunan Sokolovic isimli bir köyde doğmuştu. Osmanlılar bu köye kısaca “Sokol” demekteydi. Paşa “Sokollu” lakabını doğduğu bu yerden almıştır.
14 Yaşında Sırp asıllı bir devşirme olarak önce Edirne Sarayı’na ardından da Topkapı Sarayı’na getirilmiştir. İyi bir eğitim alarak Osmanlı devletinin çeşitli kademelerinde önemli görevleri olmuştur. Kaptan-ı deryalığı, Rumeli beylerbeyliği ve sadrazamlık görevleri en önemlileridir…
Sadrazamlık dönemi onun Osmanlı’ya en büyük hizmetleri verdiği, devlet adamlığının büyük saygınlık gördüğü yıllarıdır. Kanuni Sultan Süleymen’ın son veziri olan Sokollu Mehmet Paşa, 2. Selim ve 3. Murat dönemlerinde yaklaşık 15 yıl boyunca sadrazamlık yapmıştır. Kanuni’nin son seferi olan Zigetvar seferinde padişah ölünce, oğlu 2. Selim gelip görevi devralıncaya değin bu ölümü ordudan saklayarak Zigetvar kalesinin fethinde orduyu bizzat yönetmiştir. Bu davranışıyla tarihin akışında çok kilit bir rol üslenmiştir. Pek çok hizmetleri ve Osmanlı coğrafyasının çeşitli yerlerinde önemli hayratları olan Tavil Mehmet Paşa 1579 yılında saray içi entrikaların bir sonucu olarak şehit edilmiştir.



Külliye Hakkında Genel Değerlendirme…
Külliyenin banisi dua kubbesinde kervansaraya geçişi sağlayan kapının üzerinde yazdığı üzere Tavil Mehmet Paşa, dönemin sultanı ise Sultan Selim ( 2. Selim ) Han’dır. 1569 yılında yapıldığını yine kervansaray kitabesinden öğreniyoruz. Dua kubbesinden cami-medrese bölümüne geçilen kapı üzerindeki ikinci kitabede yazılanlar da bu bilgileri doğrulamaktadır.

Sokollu Külliyesi’ne dair risaleler, mimari ve üslup özellikleri bize Mimar Sinan ve Hassa Ocağı mimarlarının külliyenin yapımında çalıştıklarını işaret etmektedir. Mimar Sinan’ın Selimiye’de dehaya ulaşıp ona ustalık ünvanını kazandıracağı o müthiş eserinden önce yaptığı önemli eserler arasında yer almaktadır.

Lüleburgaz Sokollu Külliyesi iki ana eksenli olarak değerlendirilebilir. Birinci eksen doğu-batı doğrultusunda uzanan “Arasta Ekseni”dir. Bu eksen kuzeydeki dini ve medrese yapılar bütününü, kervansaraya ait yapılar bütününden ayırır. Doğu yönünden gelen kervan yolu sağlı sollu çarşıların olduğu arasta yolundan geçerek Lüleburgaz deresi üzerindeki Taşköprü yönüne doğru uzanıp gitmektedir. Arastanın orta yerinde bulunan dua kubbesi kuzeyde ve güneydeki yapılar bütününü birleştirmektedir. Bu dua kubbesi günümüzde dahi külliyenin en baskın parçaları arasında dimdik ayakta durmaktadır.

Külliyeye ait ikinci eksen ise güneydeki sıbyan mektebinden başlayıp, cami mihrabı, cami ve medresenin ortak kullandığı avludaki şadırvan ile dua kubbesi ekseninde güney-kuzey doğrultusunda uzanan mihrap ( kıble ) eksenidir.

Hamam, arasta, tuvaletler, sıbyan mektebi, su yolları, kaldırımlar gibi diğer bütünleyici yapılar ise külliye etrafında yaşam alanlarının, mahallelerin geliştiğini, ticaret hayatının ve sosyal hayatın canlılığının gözetildiğini ortaya koyar.

İnşasında çoklu malzeme kullanımı, süslemelerdeki detaylar külliyenin azametine layık örneklerdir. Taş ana malzemedir. Küfeki ve mermer taş malzemeye, tuğla, moloz, alçı, demir, kurşun, ahşap ve vitray malzemeler eşlik eder. Her bir malzeme işlevsel olduğu kadar estetik yönüyle de dikkat çekmektedir.

Süslemeler daha ziyade cami binasında yoğunlaşmaktadır. Cami ve medresenin ortak kullandığı avluda bulunan şadırvan ise, 2.Mahmut döneminde eklendiği anlaşılan Barok üsluplu etekli çatısı, kalem işleri ve Sultan Mahmut tuğrası ile çok özel bir yere sahiptir.

Cami : Sokollu Mehmet Paşa Camii, mihrap ( kıble ) eksenine dik, kareye yakın dikdörtgen ölçülere sahip bir yapıdır.Ölçüleri 17.60 X 15.82 olarak tespit edilmiştir. Kubbe çapı 12.35 metre, kubbenin altına denk düşen kare planlı ana mekan 12,55 X 12.55 mt. Ölçülerine sahiptir. Bu zeminden kilit taşına kadar olan yükseklik 18.26 m.’dir. Görkemli kubbenin ana mekan duvarlarına bütünlendiği etek yüksekliği ise 12.25 metredir.

Caminin dört köşesine oturmuş payeler iç mekanı Görkeli kılarken yapının statik bütünlüğünde en büyük rolü oynarlar. Güney duvarlardaki iki paye dışarıya doğru çıkıtılıdır. Kuzey duvardaki payeler ise minare kaidesi ile üst kat mahfile çıkılan merdiven kovasını da içine alarak mekanda mahfil katına kadar yükselirler.


Doğu batı ve kuzey duvarı boyunca U düzeninde uzanan mahfil alanı yapı bütünlüğünün 1/3’lük alanını kapsamaktadır. Mahfil alanının altında uzanan galeriler yapı bütünlüğü içinde estetik olduğu kadar statik olarak da katkı sunar. Üst kat mahfili kadın ve erkeklerin ayrı ayrı ibadetine olanak verecek bir işlevselliğe sahiptir. Müezzinler mahfili ise 3.46 X 4.58 ölçülerinde ve zeminden 2.21 mt yüksekliğindedir.

Cami içerisinde yer alan tüm unsurlar yapısal ve algısal bir bütünlük taşır. Caminin özellikle doğu ve batı duvarlarında yoğun olan 3 sıra halinde uzanan pencereler, farklı geometrik düzenlerdedir ve mekanın aydınlanmasını sağlar ve ferahlık hissini bütünler.

Mihrap mermer olup, mimber ile birlikte klasik dönem üslubunun tüm özelliklerini yansıtır. Caminin iç mekan bütünlüğünde rasladığımız taş oyma ve kabartma, ahşap oyma, Rumiler ve kalem işleri kullanılan malzeme ile bütünlük taşıyan süslemelerdir. Cami içi yazılar külliyenin yapım kitabelerini de yazan Hattat Hasan ÇELEBİ ve Abbas MURSİ’nin imzasını taşımaktadır.

Caminin kuzey duvarına bitişik,doğu batı doğrultusu boyunca 23.11 metre uzanan, ve caminin kuzey duvarlarından dışa taşan son cemaat yeri bulunur. Cami taç kapısı ekseninde sağlı sollu iki bölümlüdür. Revaklı 5 metre yüksekliğinde, 8 sıra sütunla taşınan 8 kubbe ve bir tonoz ile örtülüdür. Bu bölümün altında kodu daha düşük tutulmuş ikinci bir “son cemaat yeri” bulunmaktadır. Bu bölümün üzeri ise avluya meyilli ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Son cemaat yerinin üzerindeki kubbelerin kilit taşı yüksekliği ise zeminden itibaren 9.10 metredir.
Medrese ve Revaklı Avlu : Medrese Sokollu Külliyesi’nin eğitim işlevine yönelik, cami ile ortak kullanılan şadırvanlı bir avluya açılan, U planlı ve revaklıdır. Avlu doğu ve batı yönünde mahalle bütünlüğüne, kuzeyde ise dua kubbesi ile bütünlük sağlayan arasta ve kervansaraya açılan kapılara sahiptir.

Revaklı avlunun batı duvarında, batı kapısına bitişik dersane odası kubbesi ve ebatları itibarıyla vurgulanmıştır. 6.20 X 6.23 m. büyüklüğünde bir odadır. Doğu, batı ve kuzey duvarları boyunca dizli, revaklı galerilere açılan dersane odaları mevcuttur. Taş odalı, ocaklı medrese odaları 3.75 X 3.75 ebatlarında olup, doğu ve batı duvarları pencere açıklıkları ile külliyenin çevre duvarları arasında uzanan bir iç avluya açılmaktadır. Kuzey odaları ise arastaya sırtını verdiği için penceresizdir.

Medrese hücreleri ile revaklı galerilerin üzeri iki sıra halinde kubbe ve hücreler üzerinde uzanan bacalara sahiptir. Camiye ait son cemaat yeri, doğu ve batı kapılarının üzerindeki kemerle revaklı galerilerden ayrılmış, buna rağmen hepsi ortak bir iç avluya açılışıyla estetik bir bütünlükten uzaklaşmamışlardır.

Şadırvan : Cami ve medrese yapısı içerisinde yer alan revaklı galerilerin açıldığı avlunun ortasında bulunan şadırvan mermerdendir. On kenarlı, etekli ahşap çatı barok üslubundadır. 2. Mahmut döneminde yapıldığı üzerindeki kitabeden ve Sultan Mahmut Han’a ait tuğradan anlaşılmaktadır. Kalem işleri inceliklidir. Dua kubbesinden avluya girilen taç kapının altında durup camiye doğru bakıldığında, şadırvan caminin estetik duygusunu zirveye taşıyan bir manzaraya ev sahipliği yapar.

Arasta ve Dua Kubbesi : Arasta ( çarşı ) cami-medrese bloğu ile kervansaray bloğunu birbirinden ayıran, sağlı sollu dizilimiş dükkanlardan oluşmaktadır. 5.30 X 4.55 m. Boyutlarında, ocaklı 59 dükkandan oluşan çarşıdan günümüze ancak 32 dükkan ulaşabilmiştir.
Arastanın merkezinde bulunan dua kubbesi, arasta ekseni ile mihrap ( kıble ) ekseninin kesiştiği noktada yer almaktadır. Günümüze ulaşan yapılar arasında 9.00 X 9.00 m. ölçülerinde, kubbeli heybetli yapısıyla hala en göze çarpan yapı dua kubbesidir.

Dua kubbesinin kervansaraya ve cami-medrese bütünlüğüne açılan iki taç kapısı üzerinde 2 ayrı yapım kitabesi yer almaktadır. Bu kitabelerde külliyenin banisi ve yapım yılı vurgulanmaktadır. Çarşı esnafının her sabah bu kubbe altında bir araya gelerek dua ile işlerine güçlerine ayrılması sebebiyle dua kubbesi olarak anılmaktadır.


Kervansaray - Tabhane - İmaret :Dua kubbesinin kuzey taç kapısı ile girilen kervansaray-tabhane-imaret bütünlüğü içerisinde yer alan yapılar ne yazık ki günümüze ulaşamamıştır. Ancak hükümet binası karşısında, arasta duvarına bitişik, ocak ve duvar nişlerinden tesbit edebildiğimiz küçük bir bölüm harabe şekilde kendini ele vermektedir.
Güneyde arasta dükkanlarının duvarlarına yaslananarak hamama doğru uzanan kervansaray yapısı, kuzeyde ise bugünkü hükümet binası ile zindan baba türbesi boyunca uzanan bir hat arasında yer alan dikdörtgen yapılar topluluğuydu. Bu kuzey duvarlarının Bizans dönemi surlarına bitişik yapıldığı düşünülmektedir.

Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde anlatıldığına göre 150 haneli, develerin ve diğer hayvanların ayrı bağlanabildiği, 3000 hayvan bağlanabilecek kapasitededir. Doğu avlusunu küçük tüccarlar, batı avlusunu ise sultan ve özel kişilerin kullmaktaydı. 3 ya da 5 bölmeli iç avlular olduğu değişik kaynaklarda aktarılmıştır.

Kervansarayın kapıları belli bir saatte kapanır, içeriden kimsenin o saatten sonra dışarı çıkmasına müsade edilmez, ama dışarıdan gelen kişiler kervansaraya alınırdı. Fenerlerle ışıklandırılmış olup, kapılarında bekçiler bulunurdu. Gündüz kervansaraydan ayrılmazdan evvel kimsenin eşyasının eksik olup olmadığına dair duyurular yapılır, kapılar daha sonra açılırdı.

Bu mekan bütünlüğü içerisinde yer alan iki tabhane ile imaret yapılarının varlığını vakfiyeler, risaleler ve seyahatnamelerde aktarılanlardan doğrulayabiliyoruz. Külliyenin neredeyse 1/3’ünü kaplayan kervansaray bloğu 1935 yılında temellerine dinamit konularak yok edilmiştir.
Sıbyan Mektebi : Caminin güneyinde, haziresine ve güney çevre duvarına bitişik inşa edilen sıbyan mektebi güneye açılan bir kapıya sahiptir. Mahalle bütünlüğüne açılan bu kapının önündeki, üzeri kubbeli terasa doğu batı yönünden merdivenlerle çıkılmaktadır. Sıbyan mektebinin ana binası sekizgen bir kasnak üzerine oturan büyük bir kubbe ile örtülmüştür.

Sıbyan mektebinin altı su sarnıcı olarak düzenlenmiş, İstanbul yönünden getirilen sular su terazisi ile sarnıca, oradan da hamam ve tuvaletler gibi diğer yapılara taşınmıştır. Son yüzyıllarda yapıldığı anlaşılan kalem işleri bu yönüyle orijinal değildir. Sıbyan mektebi yakın zamanlara değin Sokollu Külliyesi ve Kızılay Derneği Lüleburgaz Şubesi olarak hizmet vermiştir.



Çifte Hamam : Lüleburgaz Tavil Mehmed Paşa ( Sokollu ) Külliyesi yapılar topluluğunun bir diğer öenmli yapısı Lüleburgaz’ın meşhur çifte hamamıdır. Klasik dönem Türk hamamları üslubunda inşa edilmiştir. Kadın ve erkekler için ayrı planlanmış, neredeyse birbirine simetrik dizilişte soğukluk, ılıklık, sıcaklık bölümleri ile soyunmalık bölümlerinden oluşmaktadır.
Uzun seneler harap halde kalan yapının çevresi hücrelere bölünmüş; yeme-içme mekanları, büfe ve yazıhane gibi esnaflık faaliyetlerinde kullanılmaktadır.

Külliyenin yapılar topluluğunun önemli bir kesimini oluşturan Çifte hamam 2012-14 yılları arasında ciddi bir onarım görerek, günümüze sağlamlaştırılmış bir yapı ve tazelenmiş bir çehre ile ulaştırılmıştır.
Zindan Baba Türbesi : Yapı külliyenin yapımından çok önce inşa edilmiştir. Muhtemelen Çelebi Mehmet döneminde ( 1413-1421 ) yapılan yapının ne için yapıldığı kesin değildir. Günümüzde zemin katında yatır olduğuna inanılan bir zatın hürmetine açık tutulan bu yapı, taş malzemeden ve zemin hariç 3 katlı, kubbe çatılı yapılmıştır. Üst katlar ile ilgili araştırmalar ne yazık ki hakkıyla yapılamamıştır. Eski gravürlerden yapının bir dönem saat kulesi olarak hizmet verdiği anlaşılmaktadır. Külliyenin kuzey duvarları bu yapı ile kaynaştırılarak külliye bütünlüğünde bir yapı gibi algılanmıştır.
Taş Köprüsü ( Lüleburgaz Sokollu Köprüsü ) : Lüleburgaz’ın ismiyle de anılan taş köprü ilçenin sembollerinden olup, ne yazık ki devri saltanatındaki günlerin çok uzağındadır. Lüleburgaz Deresi gibi Ergene’yi besleyen ana su yolu üzerindeki köprü ulaşımı sağlamasının yanı sıra kervanların güvenliği ve denetlenmesi açısından da işlevsel bir özellik taşımaktaydı.


Yapım tarihi külliye ile aynı zaman dilimi kabul edilmektedir. Bazı kaynaklar bu tarihi 1570 olarak verirler ki külliyenin ana yapıları arasında daha geç yapılmış olduğunu görürüz. Fakat bu durumu destekleyen bir kitabeye sahip değildir ve Mimar Sinan eseri olduğu Sinan eserlerini ele alan ana kaynaklar değil, yan kaynaklar ışığında fikir birliğinden ziyade genel kabul görmüştür.
Ortada iki büyük ve onun yanlarında daha küçük iki göze sahip, toplam dört gözlüdür. Azami kemer açıklığı 6.8 metredir. Taşkınlar ve dolgularla gerçek uzunluğunu bugün algılayamadığımız köprü 92.60 metre olarak kayda girmiştir. Eni 6.05 metre olan köprünün araç yolu 5.30 metredir.

Günümüzde ağır tonajlı taşıtların tahribine açık taş köprü, Lüleburgaz’ın özel bir mimari değeridir. Bu yapının eski günlerindeki değerine kavuşması için öncelikle üzerindeki taşıt baskısının bertaraf edilmesi ile ilgili sesler zaman zaman yükselse de şimdilik bu konuda bir adım atılabilmiş değildir.


Külliyeyi Bütünleyen Diğer Yapılar : Külliyeyi bütünleyen diğer yapılar arasında bulunan su yolları ve sarnıçlar, kaldırımlar, cami çalışanlarının oturduğu düşünülen meskenler, kaldırımlar, sarnıç ve su yolları günümüze ulaşamamıştır.

Hünkar Sarayı olarak bahsedilen yapı külliye bütünlüğünde olmasa da, külliyeden sebep değer kazandığı düşünülen, fakat günümüze ulaşmayan bir diğer yapıdır.

Külliyenin çevre duvarları hala külliye bütünlüğünü estetik olarak algılamamıza sahip, günümüze ulaşan yapılardır. Medrese avlusunun kuzey batı- kuzey doğu köşelerinden çevre duvarına doğru uzanan helalar ise günümüzde de kullanılmakta olan yapılardır. Döneminde de camiye gelenler ve arasta esnafına hizmet verdiği şüphesiz, sosyal yapılardır.


Bir Varmış Bir Yokmuş…

Lüleburgaz’da bulunan Tavil Mehmet Paşa ( Sokollu ) Külliyesi günümüze ne yazık ki çok büyük yapı kayıplarıyla ulaşmıştır.

Yapıldığı dönemde cami, medrese, imaret, sıbyan mektebi, arasta, çifte hamam, kervansaray, tabhane gibi ana yapı topluluklarından oluşan yaklaşık 40.000 m2’lik bir alanı kapladığı düşünülmektedir. Külliyeyi bütünleyen diğer unsurlar ise kaldırımlar, su deposu, su yolları, Zindan Baba türbesi, hünkar sarayı ve taş köprüdür. Bu yapıların bazıları külliye yapılırken, bazıları ise farklı tarihlerde yapılmış külliye dokusunu bütünleyen unsurlar olarak karşımıza çıkar.

Osmanlı’dan günümüze değin pek çok seyyahın anlatımında karşımıza çıkan Sokollu Mehmet Paşa külliyesi hakkındaki en zengin, çevre ve mimari doku bütünlüğünü, dönemin sosyal hayatına katkılarını dile getiren anlatım Evliya Çelebi’ye aittir.

İşgal yıllarının elim günlerini derinden yaşayan Lüleburgaz’da külliyeye en büyük zarar ne yazık ki 1935 yılında, üstelik de dönemin yerel yönetimi eliyle verilmiştir. Dönemin belediye başkanı olan Kemal KENDİ, külliyenin kervansarayını temellerine dinamit koyarak tümden yıktırmıştır. Yıkılan bu alan külliyeye ait yapı bütünlüğünün 1/3’lük bir alanına tekabül etmektedir. Çifte hamamın yıkımına gelindiğinde ise bir tesadüf yaşanmış; olayın Atatürk’ün kulağına kadar gitmesine vesile olmuştur.
Çifte hamamın yıkımına başlandığı günlerde tesadüfen Lüleburgaz’dan geçmekte olan Yüksek Mimar Sedat ÇETİNTAŞ, konuyu Cumhuriyet Gazetesi’ne “Kör Kazma” isimli bir makale ile taşımıştır. Gazetedeki haberi takip eden Atatürk Lüleburgaz’a çekilen bir telgrafla yıkımın “derhal” durdurulmasını, o eserin yaratıcıları olan Sokollu ile Mimar Sinan’ın hatırasının heykelleri dikilse bile az geleceğini emretmiştir. Bırakın bu emri telakki etmeyi, günümüzde dahi bu yıkım emrini veren Kemal KENDİ’nin ismi ilçenin büyük bir caddedesinde salınırken, Lüleburgaz’ın ufkunu çizen külliyenin banisi SOKOLLU’nun adının küçük bir arka sokağa verilmesi ironik olduğu kadar, “soyadım sanat” diyen Lüleburgaz için talihsizliktir.
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti.