Tekil Mesaj gösterimi
Eski 12.11.15, 02:22   #16
Suzim
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Mimar Sinan Gezi Yolu; "Bir Payıtahttan Diğerine Yolculuk"

BABAESKİ

Kanuni Sultan Süleyman döneminin önemli isimlerinden olan Cedid Ali Paşa, Kanuni’nin damadı Rüstem Paşa’nın 1561 yılında vefatından sonra veziriazamlığa getirtilmiştir. Sultan Süleyman’ın saltanatının başlangıç yıllarında devşirme olarak İstanbul’a getirtilen Ali Paşa köken olarak Hersekli’dir. İlk yılları bilinmese de Rumeli Beylerbeyliği, Mısır Valiliği gibi görevleriyle dikkatleri çekmiştir.
Rüstem Paşa gibi geçimi zor bir veziriazamdan sonra ılımlı, öngörülü, zeki bir kişilik olan Ali Paşa Avusturya ile ilişkilerin yumuşamasına, savaşsız geçecek bir ara dönemin yaşanmasına katkıları olmuştur.

Oldukça nüktedan, şakacı kimliğiyle letaifnamelerde adının geçtiğini biliyoruz. İri yarı, şiman ve uzun boylu oluşuyla orduda onun için at bulunamadığı, bu sebeple “semiz” lakabıyla anıldığı aktarılmaktadır.

1565 yılında vefat eden Semiz Ali Paşa’nın ardında 8 milyon dukalık bir servet bıraktığı; İstanbul ve Trakya’da ( Edirne, Ereğli, Babaeski, Silivri…) vakfiyesinde zikredilen önemli eserler-hayratlar bıraktığı bilinmektedir. Bu eserlerin en önemlileri şüphesiz Mimar Sinan elinden çıkan Edirne’deki Ali Paşa Çarşısı ve Babaeski’nin ufkunu asırlardır nurlandıran Cedid Ali Paşa Camii ( Külliyesi ) gelmektedir.
BABAESKİ

CEDİD ALİ PAŞA CAMİİ
( SEMİZ ALİ PAŞA CAMİİ )

XVI. yüzyıla ait bir yapı olan ( miladi 1561 ) Babaeski’deki Cedid Ali Paşa Camii, Mimar Sinan’a ait eserlerin ele alındığı ana kaynaklarda bahsi geçen, onun Trakya’da günümüze kadar ulaşabilmiş özel eserlerindendir. Günümüzde halk arasında “Büyük Cami” adıyla anılmaktadır.

Bu değerli yapının İstanbul’dan Edirne’ye oradan da Rumeli’nin içlerine doğru uzanan sefer ve kervan yolları üzerinde bulunan Babaeski’de yapılmasının güvenlik ve lojistik gerekçeleri bulunmasına karşılık; bir diğer gerekçe Bizans sonrası bu yörede varlığını sürdüren Rumların etkisini kırılması yolunda beldenin maddi manevi irşadı ve Türkleşmesi, bunun da her türlü ihtiyaca cevaz veren külliyeler etrafında şekillenmesi olarak görülebilir.



Külliyedeki yapıların hepsinin aynı anda yapılmadığını tarihi kayıtları karşılaştırdığımızda anlıyoruz. Mimar Sinan’a ait eserlerin verildiği Tezkiret’ül Bünyan, Tezkiret’ül Ebniye ve Tuhfet’ül Mimarin gibi güçlü kaynaklarda; Babaeski’deki Semiz Ali Paşa Camii ile birlikte medreseden bahsedilmekte, kervansaray ile hamamdan ise bahsedilmemektedir.
Oysa ki yapıldığı tarihten 13-14 sene sonrasına ait 982 ( 1574-75 ) tarihli vakıf muhasebe kayıtları bize bu yapılar arasında kervansaray, hamam ve dükkanlar ( arasta ) olduğundan bahseder. Bu bahsi geçen muhasebe evraklarında bu eserler “hamâm-ı cedîd” ve “kârbansarây-ı cedîd” olarak dile getirilmiştir. “Yeni” manasında kullanılan “cedid” tanımlaması bize bu yapıların sonradan eklendiğini gösterir.
18.yy eserlerinden biri olan ve Hafız Hüseyin Ayvansarâyî Vefeyât-ı Selâtîn’inde (s. 24) Semiz Ali Paşa’dan bahsederken; “...Baba-yı atîk kasabasında bir kebîr camii ve bir çifte hamam ve çarşıda bir mâ-i lezîz çeşmesi cârîdir” şeklinde kaydetmiştir. Ayrıca Edirne’deki meşhur Ali Paşa Çarşısı’nın buraya vakıf kaydedildiğinin bilgisi verilmiştir.

Burada “vefeyat-name” ne demektir ona kısaca göz atalım : Vefeyat-name, edebiyatta biyografi türlerinden biri olarak kabul edilir ve önemli bir kaynakçadır. Tarihteki önemli şahsiyetler hizmetleri ve eserleriyle anılarak, ölüm tarihleri, nereye defnedildikleri, nasp, nakil yahut azil tarihleri gibi ayrıntılar verilir.
Hafız Hüseyin Ayvansarâyî’nin bu eseri 18.yy ikinci yarısına, yani bu eserin yapımının neredeyse iki asır sonrasına denk düşmektedir. Bu eserde Cedid Ali Paşa Külliyesi hakkında sadece cami, çeşme ve çifte hamamdan bahsedildiği için diğer yapıların harap olduğunu düşünebiliriz.
Cedid Ali Paşa Camii avlusuna üç ayrı kapıdan girilir. Edirne-İstanbul yoluna bakan batı kapısı üzerinde beş beyitten oluşan manzum bir onarım kitabesi yer alır. Sultan 2. Mahmud tarafından onarıldığını anladığımız bu kitabede 1248 ( 1832-33 ) tarihi zamana kayıt düşmektedir. Kitabesinde şu dizeler yer alamaktadır :
Şeyhinşah, ibâdet-pişe han Mahmud hayr a’mâl

O, hâmi-i şeriat âlemin emn ü emânıdır.

Değil Hz.Peygamber ve Zıll-ı Cenabı Hak

Cihânın padişâhı mehdi i sahib-i zamanıdır

Ali Paşanın etti ma’bedin ta’mir gördüğü

Senây-ı cûdu hayrı herkesin vird-i zebanıdır

Sâlat-ı hamse de ol şah-ı devrana dua kıl kim

Bu din ve devlet ve mülkün medâr-ı fahr-ı şânıdır

Sipihr tâkına aynı Süreyyâ oldu tarihim

Bu dil-cü camiin muhyisi han Mahmud sânidir.

h. 1248 (1832-1833)
Osmanlı Rus Savaşı sonrası Trakya’nın içlerine kadar yaşanan istilalar yörenin kimliğine mühür vuran Osmanlı eserlerinin ağır tahribat yaşadığı yılların başlangıcıdır. Külliyenin medrese, kervansaray, arasta yapıları bugün yerlerini bile tayin edemeyeceğimiz ölçüde tahrip edilmiş; bunu Balkan Savaşı yıllarında Bulgar ordularının yaptığı ağır tahribatlar takip etmiştir. Caminin minaresi pabuca kadar yıkılmış, Cumhuriyet sonrası Trakya’daki imar faaliyetlerini yürüten Kazım DİRİK Paşa’nın gayretleriyle 1939-1940 yıllarında aslına yakın bir ruhla inşa edilmiştir. Yapı zaman zaman gerekli tadilat ve bakımlarla günümüze dimdik ulaşmayı başarmıştır.



Yukarıda bahsettiğimiz üzere camiyi içine alan avluya kuzeyde, doğu ve batı duvarlarında yer alan üç ayrı kapıdan girilir. Kuzeyde bulunan kapı diğerlerine göre daha dikkat çekicidir. Bu kapının üzerinde bulunan bazı izlerden daha önce burada sütunlar üzerinde yükseltilmiş bir oda yahut sundurma şeklinde bir yapı bulunabileceği varsayılmıştır.
Caminin içerisinde yer aldığı avluyu çevreleyen duvarlar yüksek ve pencerelidir. Avlunun orta yerinde sütunlar üzerine oturtulmuş on kenarlı bir şadırvan göze çarpar.
Caminin son cemaat yeri caminin kuzey duvarına yaslanan “iç son cemaat yeri” ve onun gerisindeki “dış son cemaat yeri” olmak üzere iki bölümden oluşur. Dışta yer alan son cemaat yeri çoğu örnekte rastladığımız gibi sonradan ilave edilmemiş, caminin orijinal planında yer alan bir düzenlemeye sahip oluşuyla bu camiyi pek çoğu arasında farklı kılar. Sekiz mermer sütunun taşıdığı ve caminin bir parça yan duvarlarına doğru organik biçimde bağlanan çatı üç tarafa doğru ve tek meyillidir. Bu mermer sütunlardan ortada ana girişin iki yanında bulunanları daha kalın gövdeli, başlıkları zengin mukarnaslıdır. Diğerleri ise baklava başıklıdır. Bu dış revakın önünde altı sütun üzerine ortada bir çapraz tonoz, yanlarda ise kubbelerle örtülü, beş bölümlü bir iç son cemaat yeri bulunur. Bu sütunların başlıkları da mukarnaslı yapıdadır.
Cami harimine girişi sağlayan taçkapı gösterişlidir. Mermer kaplı, nişli mukarnaslı ve iki yanı mihrabiyelidir. Harim bir dikdörtgen içine yerleştirilmiş altıgen sisteme göre yapılmıştır. Dışarı taşkın mihrap kısmının üstünü bir yarım kubbe örter; içeride altıgenin dört kenarı da yarım kubbelerle örtülmüştür. İçeride taşıyıcı duvar pâyeleri arasında kalan boşluklara ise sütunlara oturan mahfiller yerleştirilmiştir.
Ali Paşa Camii, Mimar Sinan’ın İstanbul’da birkaç eserde değişik biçimlerde uyguladığı ve sonraki mimarların da kullandıkları ( Beşiktaş’ta Sinan Paşa ve Ahmed Paşa, Kadırga’da Sokullu Mehmed Paşa, Üsküdar Atik Vâlide, Fındıklı’da Molla Çelebi, Cerrah Mehmed Paşa, Hekimoğlu Ali Paşa Camileri) altı destekli sistemin şimdiye kadar bilindiği kadarı ile taşradaki tek örneğidir.



Bilhassa burada bu sistemin en mükemmel ve dengeli biçimde ortaya konulduğu görülür. Harim bütün mekâna hâkim olan ana kubbe ile örtülmüş, yanlardaki mahfiller taşıyıcı pâyelerin gizlenmesini sağlamış, iç mimariye hareketlilik vermiştir. Bütün geçiş unsurlarının, pandantiflerin içleri mukarnaslarla hafifletilmiştir.
Alt sıra pencerelerin boşaltma (tahfif) kemerlerinin içlerini mermer şebekeler doldurur. Caminin bütün üst sıra ve kubbe pencereleri Bulgarlar tarafından dağıtıldığından, ancak Cumhuriyet yıllarında bugün görülen alçı dışlıklar yapılmıştır. Herhalde orijinalinde üst sıra pencerelerde renkli revzenler vardı ve caminin aydınlık olan mekânı bunlardan süzülen renkli ışıklarla aydınlanıyordu.
Muntazam işlenmiş kesme taşlardan yapılmış olan Ali Paşa Camii’nin eski minaresinin pabuç kısmına kadar Bulgarlar tarafından yıkıldığını gösteren fotoğraflar vardır. Bugün görülen ve mukarnaslı şerefe çıkması ile cami mimarisine tam uygunluk gösteren minare yenidir. Minarenin simetriğindeki odanın ise niçin yapıldığı bilinmemektedir. İçeride duvar ve kubbede görülen kalem işi nakışlar, II. Mahmud devrindeki tamirden kalmıştır.
Çifte Hamam : Cedid Ali Paşa Külliyesi’nde yer alan yapılardan birisinin “Çifte Hamam” olduğunu biliyoruz. Lakin bugün Babaeski’de Fatih Camii’nin karşısında bulunan ve hala işlev gören hamamın bu külliyeye ait olup olmadığı şüphelidir. Zira Babaeski’de Çandarlı Halil Paşa tarafından yaptırılmış bir hamamdan daha bahis geçmektedir. Evliya Çelebi ise meşhur Seyahatnamesi’nde bu hamamı Cedid Ali Paşa’ya ait diye görmeyi tercih ederek kafa karışıklığına yol açmaktadır.
Hamam klasik Osmanlı hamamları üslubunda düzgün kesme taş ve tuğla malzeme kullanılarak yapılmıştır. Orijinalinde çifte hamam ( kadınlar ve erkekler bölümüne sahip ) olarak yapılmışsa da kadınlar kısmı yıkılarak sadece erkekler kısmı kalmıştır. Kapısının üzerinde orijinal bir taş süslemesi bulunan yapı, yakın dönemlerde onarımlar görerek çehresi yenilenmiştir.
SİNANLI KÖPRÜSÜ
( SİNANLI SOKOLLU MEHMED PAŞA KÖPRÜSÜ )
Sinanlı Köprüsü, Ergene Nehri üzerinden su geçişini sağlamak amacıyla Alpullu-Hayrabolu yolu üzerinde yapılmıştır. Köprünün Hayrabolu tarafında Babaeski’ye ait belde statüsünde bu isimde ( Sinanlı ) bir de yerleşim yeri bulunmaktadır. Köprü Alpullu Tren İstasyonu’nun 300 metre kadar güneyinde yer almaktadır.
prünün yapım yılı hakkında kesin bilgi yoktur. Muhtemelen Edirne’de Selimiye Camii’nin yapımının devam ettiği yıllarda yapıldığı, muhtemelen de hicri 979 ( miladi 1572 ) yılında bitirildiği hususunda tarihçilerce fikir çokluğu sağlanmıştır.
prünün İstanbul-Edirne arasındaki ana sefer ve kervan yolundan uzak olmasına rağmen bu bölgeye önem verilerek, Ergene’nin geniş batak yatağının geçişinde Mimar Sinan’a görev verilmiş olması dikkate değerdir. Bu su yolunun aşılmak istenmesiyle Tekirdağ yönüne bağlantının sağlanması amaçlanmıştır. Zira hatırlanacağı üzere Mimar Sinan eliyle bu şehirde yapılmış ve banisi Rüstem Paşa olan bir menzil külliyesi bulunmaktadır. Buraya bir bağlantı verilmek istenmesi bu bakımdan anlaşılabilir bir durumdur. Öte yandan Selimiye gibi bir şaheserin yapımının sürdüğü Edirne’ye bu yöreden malzeme taşınması için de bir kolaylık sağlanması gibi artı bir avantaj sağlanmış olabileceği de bazı araştırmacılarca kabul görmektedir. Köprü Mimar Sinan eserleri hakkında bilgilere ulaşabildiğimiz Tezkiret’ül Bünyan ve Tezkiret’ül Ebniye’de rastlıyoruz.

Sinanlı Köprüsü ( Sokollu Mehmed Paşa Köprüsü ) 124 metre uzunluğunda, sivri beş kemerlidir. Orta kemer açıklığı denemesi ile Sinan’ın diğer köprülerinden ayrılır ve mimari açıdan dikkat çeker. Azami kemer açıklığı 20.05 metreyi bulmaktadır.
Kitabesi yoktur. Üst tarafında Sinan’ın yaptığı bazı köprülerde de rastladığımız gibi bir balkonu bulunmaktadır. Lüleburgaz’da bulunana ve banisi Sokollu Mehmed Paşa’nın adıyla anılan taş köprüye mimari olarak çok benzemektedir. Aradaki mimari yorum farkı Sinanlı Köprüsü’ndeki orta kemer açıklığının fazla oluşudur.
Mimar Sinan’ın bu değerli eserinin yakın çevresi maalesef ki bakımsız, inşaat hafriyatından tutun da çöplerin biriktirildiği çevresiyle üzülünecek bir haldedir. Bu konudaki şikayetler zaman zaman basına yansımakta fakat yine de yeterli önlemlerin alınamadığı, bu ata yadigarı özel yapının layıkıyla değerlendirilemediği görülmektedir.
__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Suzim'in Mesajına Teşekkür Etti