Tekil Mesaj gösterimi
Eski 14.11.15, 19:36   #1
alkanaga
Uzman Üye

alkanaga - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2015
Konular: 102
Mesajlar: 1,698
Ettiği Teşekkür: 4231
Aldığı Teşekkür: 6221
Rep Derecesi : alkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardıralkanaga şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Thumbs down Osmanlılarda Eşcinsellik


Osmanlı'da oğlancılığın Orhan Gazi döneminde başladığı sanılmaktadır (Hür, 2013). Osmanlılara esir düşen Bizans İmparatorluğu'nun Selanik Başpiskoposu Gregory Palamas Osmanlı'da eşcinsel ilişkinin çok yaygın olduğunu, özellikle Hristiyan esirlere yönelik tacizlerin çok olduğunu söylemiştir (Hür, 2013).



Osmanlı İmparatorluğu'nda seks işçisi eşcinsellere "hîz oğlanı" denir ve "hîz"ler devlet tarafından kayıt altına alınırlardı. Hayatını bu işten kazanan erkekler "defter-i hîzán" adlı kütüğe yazılırlardı (Bardakçı, 2006).

Oğlancılık terimi "iç oğlanı", "acemi oğlan" "oğlan ocağı" gibi tarihi terimler ile karıştırılmamalıdır. Ayrıca "oğlan" terimi "Üç çocuğunun ikisi oğlan birisi kızdı" cümlesinde de olduğu gibi masumane anlamda genel sözlük terimi olup, erkek çocuk anlamındadır. Bu terim zaman içinde "gay, ****" gibi argo anlama sıkışmış/sıkıştırılmıştır.



Tarih Dergisinin Eylül 2014 sayısında bu eşcinsellik konusu işlenmiştir. Tarih dergisinde anlatılana göre, Yakın Doğu toplumlarındaki eşcinsellik temaları, Binbir Gece Masallarından beri şahların, sultanların eğlence meclislerinden gündelik hayatın gerçeklerine kadar, örtülü tutulsa da olağandı ve öyle yaşandı. İslamiyetin doğrudan doğruya Kuran tarafından yasakladığı eşcinsel ilişkiler, farklı dönem ve kültürlerde hem sosyal bir gerçek hem de yazılı-sözlü tarihin bir parçası olarak yaşamaya devam etti.

Dört ciltlik "Künh-ül Ahbar" adlı tarih kitabıyla ün yapmış Gelibolulu Mustafa Ali Bey, "Divân"ında 16. yüzyıldan şöyle sesleniyor bize:

"Zenne rağbet eder mi âkil olan,
Tab-ı Ali civâne maildir."
"Aklı başında olan kadına eğilim gösterir mi?

Ali'nin yaradılışında delikanlı gence yöneliş vardır" diye kendisini örnek göstererek öğütler veren bu bilim adamına, 17. yüzyıldan Hıfzı'nın da şu ilginç deyişiyle eşlik etmesi bir cinsellik anlayışını yansıtmaktadır:

"Zenne meyl eylemeyen,
kaht-ı recûl olsa bile!"
"Hiç erkek kalmasa bile kadına gönül veremem!"

Divan Edebiyatı'mızın sembolizmine ışık tutmak için, bir ozanımız da yüzyıllar öncesinden kadınlara karşı olan genel tutumu şöyle özetlemiş:

"Şairiz şeyn verir şanımıza,
Giremez fâhişe divânımıza
__________________
Sevmekten asla vazgeçmeyin. Sevgisiz bir hayat amaçsız, anlamsız olur. Alkanaga
alkanaga isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla