Tekil Mesaj gösterimi
Eski 27.12.15, 23:02   #23
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,679
Ettiği Teşekkür: 18751
Aldığı Teşekkür: 20027
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Osmanlı'dan Günümüze Ayaklanmalar ve İsyanlar


17. Menemen Olayı / 23 Aralık 1930




Menemen'de Kubilay'ın 23 Aralık 1930 tarihinde şehit edilmesine neden olan irtica olayı, İstanbul'da Erenköy Şevki Paşa Köşkü'nde ikamet eden 84 yaşındaki Nakşibendî tarikatı lideri Erbilli Şeyh Esat ile oğlu Mehmet Ali tarafından hazırlanmış, Manisa Askerî Hastanesi imamlığından emekli olan Laz İbrahim Hoca tarafından da teşvik ve tahrik edilmiş, mürteci Derviş Mehmet ve adamlarınca da hunharca icra edilmiştir."

Şeyh Esat ve tarikatının amacı, Cumhuriyet Hükümeti'ni yıkmak, ATATÜRK ilke ve inkılâplarına aykırı olarak saltanat ve şeriatı getirmek, tekke ve zaviyeleri açmak, şapkayı yasaklayıp yeniden fesin kullanılmasını sağlamaktı.

Menemen olayında önemli etkinliği olan Laz İbrahim Hoca, olaydan önce Erbilli Şeyh Esat tarafından Manisa'ya sözde baş Halife olarak atanmıştır. Anılan şahıs, Manisa ve civarındaki ilçe ve köylerde Nakşibendi tarikatını yaymaya çalışmış; ayrıca, Cumhuriyet ve ATATÜRK ilke ve inkılâpları aleyhine konuşmalar yapmıştır.

Dolayısıyla irticaî hareketlerin oluşmasına ön ayak olmuştur. Laz İbrahim Hoca tarikatın bir toplantısında da Kubilay'ı şehit eden Giritli Derviş Mehmet'in Mehdîliğini ilân etmişti.

Kubilay olayının elebaşısı olan Mehdi Derviş Mehmet ve gerici grubu, 06 Aralık 1930 Cumartesi günü akşamı Manisa'da tatlıcı Hüseyin'in evinde yaptıkları son toplantıda, Menemen'de gerçekleştirecekleri irtica eyleminin plânını hazırlamışlardı.

İrtica grubu, Manisa'dan hareket ederek Paşaköy, Sünbüllerve Bozalan köylerinden temin ettikleri silâhlarla birlikte 23 Aralık 1930 Salı günü sabahı Menemen'e gelmiş ve buradaki Müftü (Köseköy - Kesikköy) mescidine girmişlerdi. Mürteciler mescitte mihraba asılı bulunan (üzerinde "La ilahe illallah inna fetahneke" suresi yazılı) yeşil bayrağı da alarak olayın cereyan ettiği Belediye Meydanı'na gelerek orada bulunan halka "...Din elden gidiyor, kâfirler bizi dinimizden ayırmaya çalışıyor, şapka giymeye zorluyorlar.." diyerek esnafı dükkânlarını kapatmaya ve kendilerine katılmaya zorlamışlardı.

Mehdi Derviş Mehmet, ayrıca, "kendisinin peygamber olarak geldiğini, şeriatı yerine getireceğini, Menemen'in 70 .000 Müslüman (Bazı yayınlarda 70.000 Arap askeri, bazı yayınlarda ise Halife ordusu tabiri kullanılmaktadır) tarafından kuşatıldığını, Şeriat Bayrağı altına girmelerini, girmeyenlerin kılıçtan geçirileceğini, askerin silâh atamayacağını, kendilerine top ve merminin işlemeyeceğini..." ifade ederek halkı ayaklandırmıştı.

Mürteci grubunun meydandaki bu eylemlerine Menemen Jandarma Bölük Komutanı Yzb.Fahri Bey müdahale ederek dağılmalarını istemiş; ancak, bu gerici ve yobaz grubu ile orada bulunan halk dağılmamıştır. O sırada Mehdi Derviş Mehmet, Yzb.Fahri'ye " Ben Mehdiyim. Şeriatı ilân ediyorum. Bana kimse mukavemet edemez. Karşımdan çekil !" demiştir. Mehdinin bu sözü orada bulunan Menemen halkının bazıları tarafından alkışlanmıştır.

Ayaklanan bu gerici topluluğun tehlikeli hareketlerini ilk seferde kontrol altına alabilmek amacıyla Menemen'de konuşlu 43 ncü Piyade Alayından P. Atğm. Mustafa Fehmi Kubilay görevlendirilmişti. Kubilay eratın cephane almasını beklemeden 26 mevcutlu müfrezesi ile birlikte olayın cereyan ettiği Hükümet Konağı'na (Belediye Meydanında) doğru hareket etmişti.

Kubilay olay mahalline gelmiş, müfrezesine süngü taktırmış ve erleri müfreze çavuşunun komutasına bırakarak ayaklanan mürtecilerin yanına gitmişti. Meydanda Mehdi Derviş Mehmet ile karşılaşmış ve kendisine "yaptıkları hareketin suç olduğunu ve bu kanunsuz eyleme son vermelerini, kan dökmeden buradan çekip gitmeleri" söylemiştir. Ancak, bu arada yere düşmüş ve Mehdi Derviş Mehmet'in mavzer kurşunu ile yaralanmıştır (bazı kaynaklarda mürtecilerden birinin silâhından atılan
mermi ile yaralandığı belirtilmektedir).

Olay mahallinde bulunan Kubilay'ın müfrezesi irticaî gruba ateş açmış; ancak, silâhlarında manevra mermisi bulunduğundan dolayı etkili olamamıştı. Bunu fırsat bilen Mehdi Derviş Mehmet ise, "bakın bana mermi işlemiyor." diyerek daha da cür'etlenmişti. Kubilay, ağır bir şekilde yaralanmıştı. Kubilay, meydandaki hükümet binasına girmek istemiş; fakat, binanın giriş kapısı kapalı olduğu için girememişti. Bu nedenle, hükümet binasının hemen yanındaki Kazez Camii bahçesine girmişti. Mehdi Derviş Mehmet, Şamdan Mehmet ile birlikte Kazez Camii bahçesinde bitkin bir vaziyette bulunan Kubilay'ın başını gövdesinden ayırmış; yeşil bir bayrağın tepesine takmıştı. Böylece, Cumhuriyet ordusunun kahraman bir subayı, asil Türk evladı Kubilay canavarca bir hisle şehit edilmiş, cehalet ve taassubun kurbanı olmuştu. Mehdi Derviş Mehmet ve irticaî cani grubu, bu cinayetle yetinmeyip Kubilay'ın başını Menemen sokaklarında dolaştırmış, bu sırada kendilerine müdahale eden Şevki ve Hasan adlı kahraman iki bekçiyi de öldürmüşlerdi. Olay yerinde toplanan 250 - 300'e yakın ahali ise Kubilay'ın şehit edilmesi esnasında donuk, hissiz ve seyirci kalmış; hatta bir kısmı olayı tasvip edercesine alkış tutmuştu.

Bu menfur olaya müdahale etmek üzere 43 ncü Piyade Alay Komutanlığınca Yzb.Ragıp Çaldıran Bey ile Yzb. Abdüibahri Bey'in komutalarında makineli tüfekle takviyeli iki bölük görevlendirilmişti. Bölük Komutanlarınca şehir içinde en önemli bina, tesis, yol ve kavşaklarda gerekli önlemler alındıktan sonra halkın dağılmaları, evlerine gitmeleri, aksi takdirde ateş edileceğine dair uyarılar yapılmıştı. Ancak, bu uyarılara uyulmadığı gibi gericilerin "Bize kurşun işlemez, biz şeyhiz, dervişiz..."demeleri üzerine ateş açılmış ve bu ateş esnasında Kubilay'ı şehit eden Mehdi Derviş Mehmet ile birlikte Sütçü Mehmet ve Şamdan Mehmet öldürülmüşlerdi.

Türk Ordusunun kahraman subayı Kubilay ile Cumhuriyet rejiminin sadık bekçileri Şevki ile Hasan'ın cenazeleri, 24 Aralık 1930 tarihinde kendilerine yakışır bir şekilde yapılan törenle Menemen'e defnedilmişti. Olayın hemen ardından Menemen'de Ayyıldız tepede devrim şehidi Kubilay ile Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki adına anıt dikilmiş ve bu anıtın üzerine "inandılar, dövüştüler, öldüler... Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz." ifadesi yazılmıştır.

Olaylardan bir hafta sonra 01 Ocak 1931 tarihinde TBMM'nde Başbakan İsmet Paşa olay hakkında özet olarak; "...Kubilay olayı yüzlerce seneden beri dini siyasete alet eden bütün hareketlerin yeniden ortaya çıkmasıdır. Bu zavallılar lâikliğe karşı gelerek şeriat istemektedirler. Gerçekte ise menfaatlerini kaybetmişlerdir. Onu istiyorlar..." demiştir.

Gazi Mustafa Kemal Paşa ise, 27 Aralık 1930 tarihinde Gnkur. Bşk. Mareşal Fevzi ÇAKMAK'a gönderdiği mektupta, özetle, "Kubilay Bey'in şehit edilmesinde mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen'deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkâr bulunmaları bütün Cumhuriyetçi vatanperverler için utanılacak bir hadisedir. Büyük ordunun kahraman genç subayı ve Cumhuriyetin idealist öğretmen heyetinin kıymetli uzvu Kubilay Bey, temiz kanı ile Cumhurıyet'in hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır..." demiştir.

ATATÜRK, 08 Şubat 1931 tarihinde Ege bölgesinde yaptığı bir gezide de; "...Halkın saflığından istifade ederek milletin maneviyatına tasallut eden kimseler ve onların takipçi ve müritleri elbette bir takım cahillerden ibarettir. Milletimizin önünde açılan kurtuluş ufuklarında fasılasız yol almasına mani olmaya çalışanlar hep bu müesseseler ve bu müesseselerin mensupları olmuştur. Türk milletinin bunlardan daha büyük düşmanı olmamıştır. Bunların mevcudiyetini müsamaha ile telâkki edenler, Menemen'de Kubilay'ın başı kesilirken lâkaydane seyretmeye tahammül ve hatta alkışlamaya cesaret edenlerle birdir" demiştir.



Menemen olayına karışanların yargılanması ile görevlendirilen Divan-ı Harp Başkanı General Mustafa MUĞLALI, duruşmada bulunan sanıklara hitaben; "tarikatın münevver tabakalarından bu millet çok zarar görmüştür. Tarikatçılar, daima millet ve memlekete kötülük yapmışlardır. Son 400 senelik Türk tarihi tetkik edilirse Nakşibendiler din ve tarikat perdesi arkasında zavallı saf Müslümanları kalpte saklı olan o 'sırla' zehirlemiş ve bu millet sizin aletiniz olmuştur." demiştir.


Menemen olayının elebaşılarından olan ve Müftü Mescidindeki yeşil bayrağı alıp meydana çıkararak 23 Aralık 1930 gününün sabahından itibaren irtica hareketini başlatan Nalıncı (Mantarcı) Hasan (idam cezası verilmiş; ancak, yaşının küçük olmasından dolayı 24 sene hüküm giymiştir) ismindeki mürteci, yapılan sorgulamasında "...İstanbul'da Laz İbrahim Hoca (duruşmalar sonunda idam edilmiştir) vasıtasıyla Şeyh Esat'ı ziyaret ettiğini, bir süre Erenköy'deki köşkünde misafir kaldığını, bu zaman zarfında köşkteki konuşmaların Hükümet aleyhinde olduğunu, orada bulunan Laz İbrahim Hoca'nın da "Şapkaların atılacağına, feslerin giyileceğine. Halifeliğin geleceğine, tekkelerin yeniden açılacağına" dair sözlerini duyduğunu belirtmiştir.

Olayda yaralı olarak ele geçirilen ve bir müddet sonra idam edilen Emrullah oğlu Mehmet Emin sorgusunda; Mehdî Derviş Mehmet'in bir toplantıda, "dünyanın Şeyh Esat Hocanın avucunda olduğunu, isterse tufanlar ve fırtınalar yaratıp dünyayı alt üst edecek kudrette bulunduğunu söylediğini, kendisinin de Arabistan'a hatta Çin'e kadar giderek Hz. isa ile birleşeceğini ve oradan Avrupa'ya yönelerek Avrupa devletlerini dahi dine davet edeceğini" ifade etmiştir.

Mehmet Eminin sorgusunun devamında, Mehdî Derviş Mehmet'in "Hz. Peygamber de bu esrardan içti ve öylece miraca çıkarak Allah ile görüştü" diyerek orada bulunanlara devamlı zikrettirerek esrar içirdiğini, Mehdî Derviş Mehmet'in Menemen'de "Kutbülak tap (Allah'ın vekili) Esat Hoca'ya ve umum şeyhlere telgraf çekeceğiz. Hükümeti işgal edeceğiz, tekkeleri açacağız. Hükümeti iki ay tatil edeceğiz. Manisa, Ankara ve daha başka vilayetleri de işgal ettikten sonra İstanbul'a halifeliği iade edeceğiz..." dediğini söylemiştir.

Manisa'dan Giritli Küçük Hasan'ın (hakkında mahkemece idam kararı verilmiş; ancak, yaşı küçük olduğundan 24 sene hüküm giymiştir) yapılan sorgulamasında; " Bozalan köyünde Mehdî Mehmet ve arkadaşlarına iki adet silâh verildiğini, bu köyde bir hafta kadar kaldıklarını, zikir ederek esrarlı sigara içtiklerini ..." ifade etmiştir.

Mahkeme başkanı General Mustafa MUĞLALI, bir sanığın "Vallahi efendim...Ben namaz bile kılmıyorum. Oruç tutmadığıma dair şahitlerim vardır." demesi üzerine General MUĞLALI da; "Biz camilerin kapısına içerisi yasak diye çifte nöbetçi mi diktik? Minarelerin kapılarını mı ördürdük? Müezzinler beş vakit ezan okuyor. Gürül gürül mukabele okuyor. Ramazanda toplar atılıyor. O halde dinin elden gittiğini söyleyenlerin ya gözleri kör ve kulakları sağırdır yahut da onlar bu safsata ile kötülükler yapmak istiyorlar.” demiştir.

Mahkemece hakkında idam kararı verilip çok yaşlı olduğu için 24 sene hüküm giyen; ancak, tutuklu bulunduğu sırada ölen Erbilli Şeyh Esat'ın yapılan sorgulamasında

"...Nakşibendi tarikatındayım. 60 senedir bu tarikata mensubum. Ancak, Hükümetin çıkardığı tekaya (tekkeler) ve zevaya (zaviyeler) kanunundan sonra tarikatla bir ilgim kalmadı. Erenköy'deki yalıda sade bir hayat yaşamaktayım"

demiş; masum olduğunu, Hükümete karşı olmadığını sözlerine eklemiştir.

Yukarıdaki ifadeler dikkate alındığında, Menemen Olayının hazırlayıcısı olan Nakşibendi tarikatı lideri Şeyh Esat'ın yurt dışı bağlantısı ile ilgili olarak Askerî Mahkeme Başkanı General Mustafa MUĞLALI, verdiği beyanatta "Şeyh Esat, hilâfet komitesiyle alâkasına dair bir itirafname hazırlıyordu. Bu münasebetle İngiliz casusu Lavrens (LAWRENCE) ile münasebette bulunduğunu da doğrulamaktaydı. Fakat, hastalığı bunu yazıp bitirmesine mani olmuştur." demiştir.


Diğer ayaklanma olaylarında olduğu gibi "Menemen Olayı'nda da Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini din kurallarına dayandırma, siyasî veya kişisel çıkar sağlama, din ve din duygularını istismar ederek halkı ayaklandırma, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yıkarak yerine Şeriat Devleti kurmayı amaçlayan gerici hainlere karşı devletin meşru güçleri gerekli tedbirleri almış ve suçlulara hak ettikleri cezaları vermiştir.

__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.