Tekil Mesaj gösterimi
Eski 09.01.16, 01:46   #1
Suzim
Müdavim

Suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 1199
Mesajlar: 6,725
Ettiği Teşekkür: 15582
Aldığı Teşekkür: 21872
Rep Derecesi : Suzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardırSuzim şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Hamdi Bey | Duvardaki Muhasebe Defteri

HAMDİ BEY; Duvardaki Muhasebe Defteri





Devri saltanatındaki şaşaalı, insan kahkahalarıyla yeri göğü çınlatan günlerini, son yıllarda yörede sürdürülebilir bir kalkınma modeli olarak görülmeye başlanan eko-turizm ile yakalamayı planlayan Hamdibey Köyü ; bir avucun ayasına yerleşmişçesine yaslandığı Istranca Dağları'nın zümrüt tepelerinden, bağlı olduğu ilçesi Demirköy ile bakışır durur.
Adını Atatürk'ün "Nutuk" adlı eserinde yad ettiği Milli Mücadele'nin şerefli şehidi Köprülülü Hamdi Bey'den alan; devri saltanatının TRULYA'sı, "Güzel Kız"ı, bu yöre insanının boynuna musallat göç sebebiyle makus talihlerin peşinden gurbete düşmüşlerin "Küçük Paris"i burası.






  • TRULYA ; Güzel Kız
Demirköy’e 5 km uzaklıktaki Hamdibey Köyü geçmişi çok eskilere dayanan bir yerleşim yeri. Traklar’ın Thyn kolunun Istrancalar’ın Karadeniz’e yakın bu kesiminde medeniyetlerinin izlerini bıraktığı yapılan yüzey araştırmalarıyla ortaya çıkarılmış. Aradaki tarih katmanları hakkında bilgiler ise ne yazık ki yöredeki yerleşimler hakkındaki halkaları tamamlamaya yetmiyor. Roma ve Bizans döneminde de yörenin ilgi merkezi olduğu daha derin araştırmalar ile ispata muhtaç. En bilineni Osmanlı döneminde bu yörenin Demirköy’e 4 km uzaklıktaki Fatih Dökümhanesi’nin varlığıyla bir çekim merkezi oluşturduğu, hatırı sayılır bir kalabalığı bu yörede barındırdığı yönünde. İstanbul’un fethinde kullanılan topların dökülmesi için gerekli demir cevheri plakalar halinde işlenerek Edirne’ye bu ormanlar içerisinden ulaştırılmış. Son kazılarda bazı güllelerin de burada döküldüğünü biliyoruz. Fakat bu bilgiler yörede köy tipi yerleşimlerin olup olmadığı, varsa nerelerde oldukları hakkında bizim fikir sahibi olmamıza yetmiyor.



Hamdibey Köyü hakkında bilebildiklerimiz ise 19.yy’dan 1924 Büyük Mübadele’sine değin burada çoğunluğu Rum ve bir kısım da Bulgar nüfusun görkemli bir yerleşime imza attıkları yönünde.

1800’lerin sonu, 1900’lerin başlarında yörenin bilinen adı “Güzel Kız” anlamına gelen Trulya. Bu dönemde dini, sosyal ve ekonomik açıdan çok önemli bir merkez olduğu şüphe götürmez olan Trulya’nın 1000 civarında haneye ev sahipliği yapmış olabileceği düşünülüyor. Bu hane halkı düşünüldüğünde küçükçe bir kasabanın nüfusuna denk düşüyor. Mübadele dönemi yaşlılarının günümüze aktardıkları ve bir kısım kalıntılarına yüzey araştırmalarıyla rastlanabilen bilgiler ışığında; Trulya’da o dönemde bir kilise, iki manastır, iki su değirmeni bulunduğunu anlıyoruz.
Günümüze ancak küçük bir kısmı ulaşabilmiş iki katlı taş ve ahşapın birlikte kullanıldığı evlerin mimarisi ise bize yörenin sosyal ve ekonomik gelişmişliği hakkında ipuçları veriyor. Evlerin alt katları ticarethane, çeşitli meslek kollarının işlerini yürütebilecekleri esnaf dükkanları, ticari değeri olan ürünleri muhafaza etmeye yarayan depo yapıları olarak kullanılmış.
Bu ürünlerin en başında ise bağcılık ürünleri geliyor. Balkan sularını çevirdikleri kanallarla çevirdikleri arazilerini sulamayı başararak, Rumların yörede oldukça gelişmiş bir bağcılık yaptıkları mübadele dönemi kuşağın buraya yerleştikleri zamanki izlenimleri arasında yer alıyor. Başta bağcılık ürünleri olmak üzere depolarındaki pek çok ürünü ve ticari değeri olan mallarını İğneada yakınlarındaki Aypolos İskelesi yahut yöredeki bir diğer ticari liman olarak gelişmiş Midye ( Kıyıköy ) İskelesi’nden Avrupa pazarlarına kadar ulaştırmayı başardıklarını biliyoruz. Bunu yaparken bazen ürünlerini önce İstanbul’daki tüccarlara ulaştırdıklarını, buradan Avrupa’ya naklettiklerini; bazense Tuna Nehri üzerinden Balkanlar’ın içlerine yine aracı tüccarlar eliyle ulaştırdıklarını dönemin cılız ticari kayıtlarından ve nakledilen sözlü anlatımlardan öğreniyoruz.
Mübadelede karşılıklı göç edenlerin naklettikleri aracılığıyla bilebildiğimiz ayrıntılardan biri de köyün ulaştığı ekonomik refahın sosyal hayata yansımaları şeklinde. Buna göre köyün sokakları bakımlı ve kaldırımlıdır. Trulya’da sıhhi bir ortamı koruyabilmek için küçük veya büyükbaş hayvanların çiftlikleri hatta kanatlı hayvanların kümesleri bile bu yerleşim yerinin dışında tutulmuş.



  • Rumelilerin Boynundaki Muska; GÖÇ
Balkanlar’ın son iki yüzyılını hallaç pamuğu gibi dağıtan savaşlar yörenin demografik yapısını da sürekli değiştirmiş. Rumeliden sürüle sürüle kendilerine Küçük Rumeli dedikleri bu yeni topraklarda yurt arayanlara karşılık, Müslüman nüfusun buralarda artmasıyla huzurlarının bozulacağını düşünen Rum ve Bulgar azınlıklar zaman zaman yer değiştirmiş. Ama en büyük yer değiştirmeler 1924 Türkiye-Yunanistan Büyük Mübadele’sinden sonra yaşanmış. Rumlar varını yoğunu, “Güzel Kız; TRULYA”yı arkalarından bırakırlarken 1924 yılında ilk olarak Arnavutluk Rakka kasabası civarından 8-10 aile bu yöreye yerleştirilmiş. Nazif KARAÇAM’ın derlediği bilgiler ışığında bu ilk yerleşenleri köyün de ilk muhtarı olan Rızvan Yabaş ve akrabaları olduğunu; ertesi sene ise ( 1925 ) Sırbistan Sancak bölgesi Senica kasabasının Kladnica köyünden Türkiye'ye göç eden İbroviçler, Praşeviçler, Şabanoviçler, Kurtoviçler, Suliçler, Tariçler, Hamziçler, Lumiçler, Topiçler ve diğerleri yine Senica kasabasının Duga Polyanın'dan Vruycaninler, Kiçaralar ve Zitniçe köyünden Bogutçaninler’in iskan edildiği bilgisine ulaşıyoruz. Aynı yıl Romanya Tutrakan Kasabasından Süleyman Çotuk ve ailesi ardından Bulgaristan’dan İbrahim Delioğlu ailesi yöreye yerleştirilerek köyün bugünkü demografik yapısı tamamlanmış olur.



Bu karşılıklı zorunlu göçlerle köyün o görkemli günlerinin de sonu gelir. Tüccar, esnaf, bağcılığı ve tarımın diğer kollarını bilen Rum nüfus gidiverince köyün sosyal, ekonomik tüm çatısı bir anda çöküverir. Gelenler orman işçiliği ve kendi alışageldikleri tarım yöntemlerine el atarken, o görkemli günlerin izleri zamanın aşındırıcı gücüne pek fazla direnemez.

Çoğunluğu Boşnak göçmenlerden yöre insanının “Küçük Paris” diye övdüğü Hamdibey’in ikinci defa çökercesine sendelemesi, Rumeli insanının boynuna muska gibi asılmış, nereye gitseler peşlerini bırakmayan kem talihleri “göç” sebebiyle olur. 80’li yılların sonundan itibaren Çerkezköy-Çorlu-Lüleburgaz gibi Trakya’nın iç kesimlerinde mantar gibi biten organize sanayi bölgeleri gençlere topraklarını bir daha bırakıp gelmelerini fısıldar. Neredeyse bir-iki kuşak Trakya’nın bu bölgesine ve dahi İstanbul’a akmaya başlar. Köy nisbeten orta yaş ve üzerindekilere kalacaktır. Köy günümüzde ( 2014 ) ise 115 hane ve 390 nüfusa ev sahipliği yapmaktadır.















  • Duvardaki Muhasebe Defteri
Şimdilerdeyse tersine göçü nasıl yaratabileceklerinden hareketle köydeki eko-turizm olanaklarının izini sürüyor Hamdibeyliler. Bunun için canla başla çalışan, yörede planlanan, yürütülen eko-turizm projelerinin peşinde koşup duran bir muhtarları var. Haksız da sayılmaz hani...


Geçtiğimiz yıllarda Yunanistan'dan gelerek atalarının yaşadıkları yerleri gezmek isteyen 1924 mübadillerinin sonraki kuşakları onları büyük bir heyecana sevkeder. Yerli turistler için Boşnak mutfağının enfes lezzetlerini sunan Hamdibey ve civarı gastronomi turları için zenginlikler barındırıyor. Doğru bir turizm vizyonu ile doğa ve kültür turlarının bir parçası olabileceği çok aşikar olan Hamdibey Köyü'nün mübadele turizminin bir parçası olmaması düşünülebilir mi ?

Tüm bu hayalleri gerçeğe dönüştürebilmenin ve yeni bir kırsal kalkınma modelini geçim sıkıntısı yaşayan köylüye sunmanın gayetindeki Hamdibey'de bu konudaki çalışmalar ivme kazanmış vaziyette. Yörede sayıları çok azalan Rum evlerinin aslına olabildiğince yakın restorasyonu, turim adına farkındalık yaratacak düzenlemeler yapılabilinmesi için üniversitelerin ilgili bölümlerinden yardımlar alınmaya başlandığı haberleri peşpeşe geliyor. İleriki senelerde Hamdibey üzerindeki ölü toprağından silkelenmiş, tazelenmiş bir çehreyle karşımıza çıkacak görünüyor.
Mübadele turizminden bahsetmişken...
Köye gelenlerin en çok dikkatini çeken şeylerden birisi geçtiğimiz yıllarda yazılı ve görsel basına da malzeme olan, eski Rum evlerinin duvarlarındaki yazılar oluyor. Özellikle köyü ziyaret eden Yunanlı mübadillerin torunları gülümseyerek okumuşlar duvardaki yazıları. Yunanlılar'ın gülümseten bir geleneğinin izdüşümleri zamanın ötesinden tüm gelenleri bir parça burarken, bir parça da gülümsetmeye yetivermiş.
Trulya esnafı işyerlerinin dış cephe duvarlarını muhasebe defteri gibi kullanarak, köyde yaşayanlara nükteli bir şekilde harcını borcunu anımsatmak yolunu seçmiş. Bu yazıların bir kısmı günümüze kadar ulaşmış durumda. Neler yok ki içlerinde ?
Bakkal Mihalis Efendi'nin duvarı gelenlere zamanın ötesinden sesleniyor :
“Niko canın çıkmasın, süt yine eksik.”
“Vasiliki bir çeki un aldı, çeyreğini ödedi.”
“Marika dört kilo pirzola aldı ama parasını getirmedi.”







“Mihalis'in evi, Bay Nikola İ. Yannaku usta sayesinde, Pazar günü 29 Haziran 1891’de tamam oldu”.

__________________________________________







Yazı & Derleyen : Dinçer ALABAŞOĞLU

Fotoğraflar : Erkan YAVAŞ, Ersan TÜRK


__________________
''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''
Suzim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla