Tekil Mesaj gösterimi
Eski 10.01.16, 23:00   #24
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,681
Ettiği Teşekkür: 18755
Aldığı Teşekkür: 20033
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Cevap: Osmanlı'dan Günümüze Ayaklanmalar ve İsyanlar

18. Tunceli Tedip Harekatı / 1937-1938

Osmanlı Devleti 1839’da Gülhane Hatt-ı Hümayunu (Tanzimat-ı Hayriye) ile başladığı âdemi-merkeziyetçilik hareketi ile yeni bir devlet nizamı inşasına yönelmiştir. Bu tarihten sonra devlet otoritesi ile tanışan Dersim aşiretleri, 1847 den 1916 ya kadar onlarca defa başkaldırı ve asayişi bozucu eylemleri münasebetiyle tedip ve tenkile uğramış, ıslaha çalışılmıştır. Derebeyleri takribi dört yüz yıllık saltanat ve kazanımlarını kaybetmemek adına sürekli direniş içindedir Devlet ise merkezî otoriteyi buraya taşıma gayreti içinde olunca karşılıklı mücadele Osmanlıdan Cumhuriyet’e miras kalmıştır.




Seyyid Rıza 1916 senesinde Dersim’in bağımsızlığı için isyan çıkaracaktır. Bu isyan Osmanlı devletinde çıkartılan son Dersim isyanıdır. Birinci Paylaşım Savaşı nedeniyle 7 büyük cephede savaşmakta olan Osmanlı Devletinin Dersim’deki isyanla uğraşacak ne vakti, ne de askeri vardır.

Görünürde Seyit Rıza amacına ulaşmış, Dersim bağımsız olmuştur. Oysa bağımsızlık falan yoktur. Çünkü kendisine “Dersim Generali” ünvanını veren Seyid Rıza’nın tek derdi vardır; halk üzerinde yüz yıllar boyu süre gelen imtiyazlı durumunun devamı!

Genç Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı gibi olmadığını daha kuruluş aşamasında dosta düşmana göstermiştir. Şöyle ki; 1925 Şeyh Sait İsyanı, 1926 Koç Uşağı tedibi, 1926 Zilan ve Ağrı olayları, 1930 Pülümür olayları ve Ağrı isyanı esnasında Türkiye Cumhuriyeti Mülkiyesi, Askeriyesi ve Siyasi iradesi hiçbir şekilde isyan edenlere karşı hoş görüde bulunmamışlardır. Cumhuriyet’e başlangıçta sıcak bakan Dersim aşiret ağaları, uygulamalarda kendilerinin bir rolü kalmayacağını görünce devlet otoritesi ve kurumlarını Dersime sokmama çabası içine girip direnmeye çalışmışlardır.

İsyanın elebaşı olan 1863’te Dersim’in, Ovacık ilçesine bağlı Lirtik köyünde Şeyh Hesenan (Şixhesenu) aşiretinin Yukarı Abbasan kolundan Seyit İbrahim’in çocuğu olarak doğan Seyid Rıza destek aramak için İngiltere'ye bir mektup yazar.


“İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na

Sayın Bakan,

Yıllardan beri Türkiye Hükümeti, Kürt halkını asimile etmeye çalışmakta, gazete ve yayınlarını yasaklamakta, anadillerini konuşanlara eziyet ederek, Kürdistan’ın bereketli topraklarından gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu’nun çorak topraklarına zorunlu göçler düzenleyerek bu halka zulmetmektedir.

Son olarak Türkiye hükümeti kendisiyle yapılan bir antlaşma sonucu bu baskılardan arındırılmış Dersim bölgesine de girmeye kalkışmıştır. Bu olay karşısında Kürtler göçün uzak yollarında can vermek yerine kendilerini korumak için 1930′da Ararat Tepesi’nde, Zilan ve Beyazıt Ovası’nda olduğu gibi silahlara sarıldılar.

Üç aydan beri ülkemde tüyler ürpertici bir savaş sürüyor.Savaş olanaklarının eşitsizliğine, yangın bombalarının, boğucu gazların kullanılmasına rağmen ben ve yurttaşlarım Türkiye ordusunu başarısızlığa uğrattık.

Direnişimiz karşısında Türkiye ordusu kasabaları bombalıyor, yakıp yıkıyor…

Zindanlar yumuşak başlı Kürt halkıyla dolup taşıyor, aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor ya da Türkiye’nin tecrit edilmiş bölgelerine sürülüyor.

Üç milyon Kürt, sesimden ekselanslarına sesleniyor ve hükümetinizin manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı sizden istirham ediyor.

Sayın Bakan en derin saygılarımın kabulünü rica ederim.

Dersim Generali
Seyid Rıza”




Seyid Rıza 12 yıl önce yanına gelip kendisinden yardım isteyen Şeyh Sait’in İngiltere’ye güvenerek çıktığı yolculuğu Diyarbakır’da dar ağacında bittiğini unutmuş gibidir..

Seyid Rıza, Şeyh Sait’in yardım talebine o zamanlar ret cevabı vermesinin en önemli nedeninin aşağıda anlatılan olay olduğu halk arasında yıllardan beri konuşulmaktadır..


Şeyh Sait destek istemek için yanına geldiğinde Seyid Rıza’nın adamlarının kestiği koyunları yemek istemez, “Bizim yiyeceğimiz koyunları, bizim adamlar kesse uygun mudur?” diyerek Seyid Rıza’dan izin ister. Seyid Rıza sessiz kalır. Şeyh Sait koyunları adamlarına kestirir. İş destek istemeye gelince Seyid Rıza “Sen desteği adamlarına kestirdin Saydo!” der ve Şeyh Sait’in isyanına destek vermez.

Ne kadar doğrudur bilinmez, ama gerçekte Şeyh Sait isyanına Seyid Rıza’nın dolaylı olarak katkıda bulunmak istediği, ancak isyancı Sait kuvvetlerinin Cumhuriyet orduları karşısında yenilince bundan vazgeçtiği yakın çevresince anlatılmıştır.

İsyanın temelindefeodal ağaların yüzyıllardan beri süre gelen hegemonyasının devamı sevdası yatmaktadır. Bakınız 1877-1878 Osmanlı Rus savaşı öncesinde Rus Ordu istihbaratının yazdığı rapor neredeyse tüm Dersim-Tunceli ayaklanmalarının nedenini gözler önüne sermektedir. Şöyle demektedir Rus İstihbarat raporu:

“Harp vukuunda Türkler, Dersim ve Kazuçan Kızılbaşlarından yardım görmezler, bunların
Rusların hesabına çalışacakları da şüphelidir. Galibiyet sağlandıktan sonra bunların Rusların hesabına hareket etmeleri sağlanır. Bunun için de Dersimlilerin asırlık iç işlerine karışmamak ve kendilerini kendi itiyatlarına terk etmek gerekir.”

Türkiye Cumhuriyeti memleket dahilinde devlet otoritesinin tam anlamıyla tesisi için her türlü tedbiri almaktadır. Osmanlının son zamanlarında başına bela olan, her türlü kalkışmadan yeterince ders almış olan hükümetler Milli İstiklal Harbinde ve öncesinde devlet otoritesine isyan eden bölgelere özel önem vermektedir. Bu bölgelere en seçkin asker ve memurlar ile öğretmenler görevlendirilmekte, devletin “Baba” yüzü halka gösterilmektedir.

Dersim’de yoğun bir feodal yaşam tarzı ve aşiret sistemi olduğundan dolayı devlet otoritesi sözü edilen aşiret liderlerinin şeyhlerin ağaların ve seyitlerin nüfuzunu kırmak için topyekûn bir mücadeleye girişmiştir. Bu mücadelede devleti Dersim’e getirecek yollar köprüler yapılmaya çalışılırken bir taraftan da askerî olarak bölgeyi güçlendirmek amaç edinilmiştir.

Hatta halkın hatırasında kötü bir yer tutmaması için Dersim ismi Tunceli olarak değiştirilecektir. Baytar lakaplı Nuri Dersimi isimli Kürt veteriner ve ideoloğu bu durumun aşiret ağalarının hiç hoşuna gitmediğini belirtmiştir.

Bu nedenle aşiret ağalarının mevcut durumdan kurtulmak için Seyit Rıza önderliğinde kendi aralarında anlaştıklarını ve bununla ilgili dış ülkelerle bağlantılar kurma işini bizzat Baytar Nuri’ye verdiklerini yazmaktadır.

Aşiretlerin 1930’lardan beri bir örgütlenme amacıyla aralarındaki kan davası gütmeye ara verdiklerini askeri ve sivil istihbarat raporlarında belirtilmiştir. Devlet yandaşlığı düşüncesine genel olarak mesafeli duran ve Devlet görevlilerinin raporlarında da sık sık ismini andıkları Seyit Rıza 1917’de Erzincan’ın kuruluşu sırasında Dersim’de lider olarak benimsenmiş, manevi ve maddi otoritesi kabul edilmiştir. Seyid Rıza hem ağa hem de seyid olması nedeniyle bölgenin tek hâkimi konumundadır. Bu durum resmî otoritenin hoşuna gitmemiştir. Naşit Hakkı Uluğ 1925-1928 yılları arasında bölgeye yaptığı ziyaretlerde Seyit Rıza’nın .

“Bu adam Dersim’in karanlık vicdanında bir urdur. Seyit Rıza varken bunların ne Türklüğü ne insanlığı kalır.” diyerek bölgedeki asıl tehlikenin Seyit Rıza olduğunu açıkça ifade etmiştir

Naşit Hakkı Uluğ bölgeye yaptığı ziyaretlerde (1925-1928), Seyit Rıza’nın bölge ve ülke için büyük tehlike olduğunu saptamış ve bu düşüncesini de yukarıdaki satırlarla ifade etmiştir.

Kendisine aşırı güven, insanı kör edecektir.. Eğer bu güven bir de gurur ile birleşirse, insan gerçekleri ne görebilecek, ne de idrak edebilecektir.

Dersimli Seyid Rıza kendisine son derece güvenecek ve artık gücünü sınamasının, Kemalist Türkiye Cumhuriyetine meydan okumanın zamanının geldiğini düşünecektir.

Bu nedenle 1937 senesinin Nisan ayında Rızan, Haydaran, Yusufan, Kureyşan, Abbasuşağı, Bahtiyaruşağı Aşiretlerinin reisleri ve Seyit Rıza bir araya gelerek hükümete bir ültimatom göndereceklerdir. Neler yoktur ki bu ültimatomda? Karakol yapmayacaksınız, köprü kurmayacaksınız, kaza ve nahiye kurmayacaksınız, silahlarımıza dokunmayacaksınız, vergilerimizi pazarlık usulü vereceğiz gibi.



1937 senesinde Singeç köprüsünü korumakla görevli 33 askerin başlarında İsmail Hakkı adındaki yedek subay ile birlikte şehit edilmeleri ile başlayan ve Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “Bu işi kökünden hallediniz!” talimatı ile bitirilen Cumhuriyet tarihinin en büyük isyanı sanılanın aksine bir anda çıkmış bir olay olmayıp, yıllar boyu hazırlığı yapılan büyük bir kalkışmadır. 13 Bin isyancı ve sivil ile 110 askerin ölümüne, 12 bin vatandaşın yerlerinden ayrılmalarına sebep olan büyük kalkışmanın temelinde sanılanın aksine mezhep değil, şahsi iktidar hırsı yatmaktadır.


edebiyatgazetesi.com






19. PKK / Kongre Gel / 14 Ağustos 1984







İsyanlarla uğraşacak meşru otorite Devlettir. Devletin biçimi ve niteliği, kurulurken kabul edilen bazı kuruluş ilkeleri ile tescil edilmiştir. Bunlar Türkiye Cumhuriyeti için şunlardır:

Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.

Tek vatan toprağı esas alınmıştır.

Tek bir bayrak ve tek bir ulusal marş ve tek bir başkent vardır.
__________________

Tanrılar, erkeklerin ''balıkta'' geçirdiği zamanı ömründen saymaz. (Babil Atasözü)
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.