Tekil Mesaj gösterimi
Eski 15.02.16, 00:45   #1
Rosebud
Uzman Üye

Rosebud - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 436
Mesajlar: 2,860
Ettiği Teşekkür: 8504
Aldığı Teşekkür: 10091
Rep Derecesi : Rosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Exclamation Suriye Krizi Erdoğan-AKP İktidarının Sonunu Hazırlıyor

Suriye’ye krizi, AKP iktidarının da sonunu getirecek bir derinliğe ve kapsama sahip. Çünkü, ABD ve Batılı ortakları ile AKP iktidarının Suriye konusundaki hesaplarının bütünüyle yanlış çıktığı görülüyor.

Türkiye'de gerici dönüşüm projesini tamamlamak ve iktidarının sürekliliğini sağlamak için, bu hedefi destekleyecek bir bölge jeopolitiği yaratmak isteyen AKP, Suriye’de çok ağır bir yenilgiye uğramış durumda. Bu yenilgi Tayyip Erdoğan ve AKP’nin bütün hesaplarını bozacak bir niteliğe sahip.

Bilgisiz, birikimsiz, siyasl bakımdan rüküş ve görgüsüz AKP kadrolarının, Suriye’deki BAAS rejiminin gücünü ve toplumsal desteğini doğru değerlendirmediği ortaya çıktı. Erdoğan yönetiminin Suriye sosyolojisini, bu ülkenin kültürünü ve rejimin en önemli güçlerinden birini oluşturan bu kültürün tarihsel oylumunu göremediği anlaşıldı. Daha da önemlisi, Erdoğan-AKP iktidarının en iddialı olacağı alanda bile yanıldığı ve bölgedeki etnik ve dinsel dengeleri doğru şekilde okuyamadığı görüldü.

Oysa Suriye ve özellikle Şam Arap ulusçuluğunun ve modernleşmesinin önemli merkezlerinden biridir. Bu nedenle Suriye BAAS rejimi, Irak’tan (Saddam rejiminden) farklı olarak toplumsal ve entelektüel bir desteğe sahiptir. Rejimi destekleyen ve onu yeniden üretme kapasitesine sahip etkili bir aydın sınıfı vardır. Bu anlamda, Suriye’de BAAS rejimi kendi varlık gerekçesini ahlaki, hukuki ve tarihsel bakımdan güçlü bir şekilde açıklama birikimi ve yeteneğine sahiptir.

Beşar Esad, iktidarının ilk yıllarında liberalleşme ve piyasa ekonomisi yolunda önemli adımlar atsa da, Suriye’de BAAS rejimi hala halkçı, anti-emperyalist ve anti-siyonist çizgisini koruyordu. Zaten bu nedenle sistem dışı bir özelliğe sahip olmaya devam ediyordu.

İMAM HATİP UFKU

Bilimsel analiz yeteneğinden yoksun oldukları bilinen AKP yöneticileri,'Merkezi Avrasya’daki güç mücadelesinin de pek farkında değil. Dünyadaki klasik enerji yataklarının yaklaşık yüzde 70'nin bulunduğu bu bölgede süren mücadelenin, gerçekte gezegene egemen olma savaşı olduğunu kavrayamadıkları da açık.

Dahası, AKP yönetiminin dünyada yeni oluşan güç merkezlerinin bu çatışmadaki konumunu, diğer bir anlatımla Rusya, Çin ve İran’ın Ortadoğu ve Hazar Havzası’ndaki yaşamsal çıkarlarını, bölgesel rolünü ve ağırlıklarını da yanlış hesapladıkları ortaya çıktı.

İmam hatip ufkunu aşamayan bir perspektife sahip olan bu tüccar politikacılar, Tahtakale esnafı kurnazlığıyla dış politika yapabileceklerini sanıyor. Bu nedenle yukarıda saydığım olguları hiç hesaba katmadıkları anlaşılıyor.

BÖLGESEL SAVAŞ VE MEZHEP BOĞAZLAŞMASI

Anımsanacağı gibi bundan üç yıl önce NATO’dan yapılan açıklamada, Suriye’ye yönelik doğrudan bir askeri müdahalenin içinde yer alınmayacağı resmen ilan edildi. ABD, Suriye’ye doğrudan bir müdahaleden yana olmadığını, yapılacak bir müdahale içinde yer almayacağını defalarca açıkladı.

Çünkü Rusya, Çin ve İran Suriye'ye yönelik açık bir askeri müdahaleye izin vermeyeceklerini ve Libya’da düşürüldükleri yanlışı tekrarlamayacaklarını ilan ettiler. Dahası böyle bir müdahalenin kapsamı önceden kestirilemeyecek bir savaşa yol açacağını konusunda da ilgili bütün tarafları uyardılar.

Bu nedenle ABD ve NATO, Suriye’de rejimi Türkiye ve gerici Arap rejimleri (Suudi Arabistan, Katar) aracılığıyla ve küresel cihatçı çetelerin desteğiyle devirmeyi planlıyordu. Ancak bu girişim de başarısızlıkla sonuçlandı.

Yaratılan IŞİD canavarı Batıyı da tehdit etmeye başladı.Batı, küresel şirketlerin yatırım yapmasını bırakın, temsilcilerinin bile sokakta serbestçe dolaşmasının imkansız hale geldiği Irak deneyimi nedeniyle Suriye’de benzer bir kaosu göze alamadı. Batı yanlısı ılımlı bir islami rejimin kurulmasının imkansız olduğu, bu ülkelerin kısa sürede radikal dinci çetelerin eline geçtiği ortaya çıktı. Bu nedenle Batı, Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarının arkasında durmadı ve Muhammed Mursi’yi bile yalnız bıraktı.

Ancak, Ortadoğu’da yenilir ve ılımlı İslam projesinin bütün bölgede çökmesiyle sonuçlanacak bir gelişme yaşanırsa kendisinin de iktidarda kalamayacağı gören Erdoğan ve AKP iktidarı, eski politikasında ısrar etmeyi sürdürdü. Suriye’de cihatçı çeteleri destekleyerek Esad rejimini devirme inadını sürdürdü. Suudi Arabistan ve Katar'la gerici bir blok oluşturdu. Erdoğan-AKP iktidarı, fiilen kurdukları gerici rejimi garantiye alabilmek için ülke içinde de dinci/mezhepçi faşizan bir diktatörlük kurmaya yöneldi. Bu nedenle anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi için Türkiye’yi bir kaosa sürükledi. Toplumu neredeyse iç savaşa kadar zorlamaya başladı.

Bilindiği gibi Suriye Hükümeti’nin davetiyle bu ülkeye yardıma giden Rusya’ya ait bir savaş uçağını hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle düşürerek tehlikeli bir provokasyona bile kalkıştı. Çünkü, Rusya ve İran’ın açıkça devreye girmesiyle dinci kalkışma ve küresel gerici saldırı Suriye’de yenilmeye başlayınca Erdoğan-AKP yönetimi bölge denkleminin dışında kaldı. Suriye’de denklemin dışında kaldığını gören Erdoğan-Davutoğlu yönetimi bu nedenle tehlikeli bir hamle yaparak Rusya ile ABD ve NATO’yu karşı karşıya getirmeyi denedi ama olmadı.

Hem ABD hem de NATO’dan yapılan açıklamalarda Rusya ile bir savaşın istenmediğini, Türkiye’nin kendi sorununu kendisinin çözmesini istendi. Nitekim ABD Dışişleri bakanı John Kerry, bir üçüncü dünya savaşı tehlikesine dikkat çekerek Rusya ile savaş istemediklerini geçen hafta açıkça söyledi. Dahası ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin PYD ve Suriye Kürtlerine ilişkin tutumunu paylaşmadıklarını da resmen ilan etti.

Bu durumda Türkiye, Suriye politikasında Suudi ve Katar gericiliği ile baş başa ve yapayalnız kaldı. Açık ki ABD ve NATO, Rusya, İran ve Çin’in içinde yer alacağı bir dünya savaşını göze alamadı.

ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI

Rusya’nın Suriye’ye yapılacak askeri bir müdahaleye karşı aldığı sert tutum ve bir nükleer savaş uyarısı, İran’ın Suriye’ye yönelik açık bir saldırı halinde savaşa gireceğini ilan etmesi, durumun sanılandan da daha ciddi olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin başta doğalgaz olmak üzere bu iki ülke ile büyük hacimli ticari ilişkilerinin bulunması, AKP’nin içinde yer aldığı matrisin hiç farkında olmadığını ortaya koyuyor. Nitekim Rusya uçağının düşürülmesinin ardından Türkiye-Rusya ekonomik ilişkileri neredeyse tümüyle dondurulmuş durumda.

Suriye’ye açık bir askeri müdahale Türkiye, İran, Lübnan, Suudi Arabistan, Yemen, Katar ve Bahreyn’in ilk dalgada içinde yer alacağı bir bölgesel savaşa yol açacaktır. İkinci dalgada bu savaşa Rusya’nın müdahale etmesi kaçınılmazdır. Kaldı ki Rusya, fiili askeri gücüyle artık Suriye’de ve bütün hava sahasını Türkiye’ye kapatmış durumda. Türkiye, uçaklarını uçuramadığı için ancak top atışıyla gerici çetelere destek vermeye çalışıyor.

Öte yandan böyle bir savaş aynı zamanda, bölgesel bir Sünni-Şii mezhep çatışması, kanlı bir ilkel boğazlaşma anlamına da gelecektir. Kürtler ve Hizbullah gibi önemli bölgesel güçlerin de bu savaşa girmesi kaçınılmazdır. Aleviler, Şiilerin yanında yer alacaktır.

Böyle bir bölgesel yangının, eğer Rusya’nın uyarılarını dikkate almamız gerekirse –ki kesinlikle alınmalıdır- İsrail, ABD ve İngiltere’nin de dahil olacağı Çin’in de İran, Suriye ve Rusya’nın yanında yer alacağı bir dünya savaşına yol açma olasılığı hiç de az değildir.

Çünkü, Suriye üzerinden yürüyen çatışma, gezegenin geleceğini yakından ilgilendirmektedir. Suriye direnişi, gericiliğe ve emperyalizme karşı bütün insanlığın direnişidir.

ERDOĞAN-AKP İKTİDARININ SONU

AKP, iç dinamiklerin yanı sıra, belki de bu dinamiklerden daha çok, kendi programları ve hedefleri ile emperyalizmin (özellikle ABD’nin) bölgesel ve küresel siyasetleri arasındaki uyumun yaşandığı bir toplu durumun (konjonktürün) sağladığı olağandışı tarihsel koşulların sonucu olarak iktidara tırmandı.

Ancak iç ve dış dinamikler arasındaki bu uyum bozuldu. Dünyada ve bölgedeki gelişmeler, AKP’yi iktidara taşıyan iç ve dış dinamikler arasındaki örtüşmeyi ortadan kaldırdı.

Sonuç olarak Erdoğan-AKP iktidarı, bir çılgınlık yaparak Suudi Arabistan ve çevresinde oluşacak bir Sünni Koalisyonuna dayanarak Suriye’ye askeri müdahaleye kalkışabilir. Bir oldu bitti yaratarak NATO’yu çatışmanın içine çekmeyi deneyebilir. Çünkü NATO hukukuna göre, üyelerden birine yapılacak saldırı bütün ittifak ülkelerine yapılmış sayılıyor.

Ancak tam bu noktada bir parantez açarak belirtmek gerekiyor ki, NATO Genel sekreterliği’nden yapılan bir açıklamada gerekirse Türkiye’nin üyelikten çıkarılabileceği belirtiliyor. Bu önemli çıkış ne yazık ki Türk basını tarafından yeterince değerlendirilmiş, analistler ve gözlemciler tarafından analiz edilmiş değil.

Daha önceki ilgili yazılarımda da net şekilde ifade ettiğim gibi, Esad kalırsa Erdoğan gidecektir. Esad kaldı, sıra Erdoğan’ın gitmesine geldi.

Şurası çok açık ki, Suriye krizinin derinleşerek iki ülke arasında bir savaşa dönüşmesi de Erdoğan-AKP iktidarını kurtaramayacak, bu çağ dışı mezhepçi-faşizan yönetimin sonunu getirecektir. Hele Rusya ve İran’ın katılacağı, NATO’nun ise kenarda bekleyeceği bir savaş, sadece Erdoğan-AKP iktidarının değil, Ortaçağ artığı Suudi rejiminin de sonu olacaktır.

Yani böyle bir savaş bile Erdoğan’ın iktidarı kaybetmesini engellemeyecek, ancak bu akıl dışı tutumun bedeli ülke ve toplum için çok ağır ve yıkıcı olacaktır.

Olumlu ya da olumsuz bir anlam yüklemeden, salt bir tespit olarak belirtmek gerekirse Cumhuriyet’in birleştirici ilkeleri ve toplumu ulus olarak bir arada tutan başlangıç varsayımları akılsızca tasfiye ededen AKP iktidarı ve etrafında oluşan gerici koalisyon, giriştikleri bu karşı devrimin bedelini çok ağır ödeyecektir. Kendilerini koruyacak hukuku bile yıktıkları için, onları kurtaracak hiç bir bariyer kalmamış durumda.

Suriye’de küresel gericilik ve emperyalizm yeniliyor. Laiklik ve aydınlanmacı güçler savaşı kazanıyor. Kazananlar Türkiye’nin tarihsel yönüyle uyumlu olan güçler. Bu gelişmenin Türkiye’yi etkilemesi kaçınılmazdır. Bela Türkiye’ye geliyor, IŞİD hiç kuşkunuz olmasın ki Erdoğan ve AKP’nin de başını yiyecek.

Suriye ile olası bir savaşta ya Türkiye çözülerek dağılacak ya da yeniden kurulacaktır. Her durumda da ortada ne AKP diye bir parti ne de bir iktidar kalacaktır.

Özetle; Suriye krizi AKP iktidarının da sonunu hazırlıyor. Çok beklemeyeceğiz. Göreceksiniz.

Not: Bu yazımı, 31 Ağustos 2012 tarihinde Sol Portal’da yayımlanan aynı konuya ilişkin makalemi güncelleyip yenileyerek hazırladım.


Merdan YANARDAĞ

KAYNAK:

Suriye krizi Erdoğan-AKP iktidarının sonunu hazırlıyor - Merdan YANARDAĞ
__________________

Yağmur komünisttir; çünkü herkese eşit yağar,
Rüzgar ise kapitalisttir, zayıf olanı yıkar.
Ernesto Che Guevara
Rosebud isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz Rosebud'in Mesajına Teşekkür Etti.