Tekil Mesaj gösterimi
Eski 19.02.16, 12:06   #1
ReaL
Deniz Sevengillerden

ReaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 2602
Mesajlar: 30,046
Ettiği Teşekkür: 161511
Aldığı Teşekkür: 177610
Rep Derecesi : ReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Arastirmaci
Standart Irak ve Suriye'yi Bölen Türkiye'nin Şimdi Kendisi Bölünüyor

Irak ve Suriye'yi Bölen Türkiye'nin Şimdi Kendisi Bölünüyor


Önce Irak, sonra Suriye’nin bölünmesi için her tür katkıyı sunan Türkiye, gelinen aşamada kendisi bölünme sorunu yaşıyor...

Türk topçusunun Suriye topraklarında, PKK terör örgütünün Suriye kolu PYD’nin silahlı kanadı YPG hedeflerini vurması, bir zamanlar Ankara’da hem hariciye nezaretinde hem de istihbarat teşkilatında balla – börekle ağırlanan PYD eş başkanı Salih Müslim’in Türkiye karşıtı sözleriyle birlikte değerlendirildiğinde, ortaya ilginç bir tablo çıkıyor.

Dün müttefik olduğu, Suriye’de Esad’a karşı savaşması, ülkeyi bölmesi için destek verdiği, o zamanlar terör örgütü demediği PYD ile bugün savaşan bir Türkiye var. Rusya’yla yaşadığı bunalım sonrasında Suriye içine sadece Türk tarafından top atışı yapan, karadan - havadan harekât düzenleyemeyen bir Türkiye var. PYD’yi, ABD’ye terör örgütü olarak kabul ettiremeyen bir Türkiye var. Ve yine de Suudi Arabistan’la birlikte ABD adına Suriye’ye saldırmayı düşünen bir Türkiye var.



Valiler Kaymakamlar Şimdi Aslan Kesildi

Daha birkaç yıl öncesine kadar, Türkiye’ye, “Kuzey Irak’tan sonra Kuzey Suriye’de de Kürtlerin varlığına alışsanız iyi olur” diyen ABD’li siyasetçilerin ve istihbaratçıların tuzu kuru. Ama bizim işimiz zor. Çünkü bu coğrafyada yaşıyoruz. Bölgedeki her gelişme, her çatışma, ülkemizde yankı buluyor. Bünyemize etki ediyor. İçerideki fay hatlarını tetikliyor. Ve maalesef çok ağır fatura ödüyoruz, hergün şehit vererek, yüreğimiz yanarak.

PKK terör örgütüyle pazarlık yaparken, “Büyük şehirlerde bombaları nereye koyduğunuzu biliyoruz, bize güçlük çıkarmayın. Anayasa konusunda yüzde 95 hemfikiriz. Güneydoğu Anadolu’da size güçlük çıkaran kamu görevlilerini bize bildirin, gereğini yapalım” diyenler, şimdi terörle mücadeleden söz ediyorlar. Terör örgütü rahatsız olmasın diye askerlere operasyon izni vermeyen valiler, kaymakamlar, şimdilerde aslan kesilmişler.

PKK yol keserken, heykel dikerken, mezarlık açarken, şehirlerarası yollarda kontrol noktaları kurarken, alan hâkimiyeti elde ederken, kadrolarını gençleştirirken, “analar ağlamıyor, şehit cenazeleri gelmiyor” diye açılım sürecini övenler, şimdi “vatan, ezan, bayrak, Kuran” diyorlar şehit cenazelerinde saf tutarken. “Açılım” adı verilen Türkiye’yi bölme ve parçalama süreci kapsamında terör örgütüyle yurt içinde ve yurt dışında pazarlık yapanlar, birdenbire milliyetçi oldular.


Ne Sözler Verilmiş Meğer


Ama gerçeklerin üstü örtülmüyor. Günlerdir yurt dışında terör örgütüne ait bir yayınevinde basılan kitapta, terör örgütünün İmralı’daki lideriyle yapılan müzakerelerin boyutunu okuyoruz Odatv sayfalarında. Neler konuşulmuş neler. Ne sözler verilmiş meğer. Toplumun alt kimlikler, etnik – mezhepsel aidiyetler üzerinden bölünmesi, parçalanması, ayrıştırılması için ne planlar yapılmış. “Demokrasi, barış, insan hakları, özgürlük” kılıfı altında hem de. Oysa biliyoruz. Emperyalizmin içini boşalttığı, kirlettiği bu kavramlar, dünyanın mazlum milletlerine, Afganistan’a, Irak’a, Libya’ya, Suriye’ye bomba eşliğinde giriyorlar. Geçmişte Kore ve Vietnam’a girdikleri gibi aynen…

Etnik temelli sınır çizmek, dünyanın her yerinde gericilik, ırkçılık olarak nitelenirken, ülkemizde ilericilik, devrimcilik, sivil toplumculuk, özgürlükçülük adına selamlanıyor maalesef. Demografik, sosyolojik, ekonomik, politik, kültürel düzlemde milletleşme yolunda hayli yol almış ülkemiz, emperyalizmin etnik – mezhepsel virüsleriyle parçalanmak isteniyor. Avrupa, ABD, İsrail şirketleri daha fazla kazansın, enerji bölgelerine daha kolay ulaşsın, bölgenin mazlumlarını birbirine kırdırsın diye…


Perşembenin Gelişi Çarşambadan Belliydi

IŞİD terör örgütünün Haziran 2014’te Musul’u işgal etmesinden hemen sonra, bunu fırsat bilen Barzani Kerkük’e girdiğinde, hem İsrail, hem ABD, hem AB bu işe pek sevinmişti. Türkiye’deki açılım süreci, onların talepleri doğrultusunda ilerliyordu zaten. Bölgenin enerji kaynaklarını, İsrail’in Doğu Akdeniz’de çıkardıklarını, Akdeniz’e ulaşan Kürt koridoru, sonra da dört bölgenin bölünmesiyle kurulacak Kürdistan üzerinden dünya pazarlarına satmak isteyenlerin ağzının suyu akıyordu.

Suriye’nin işinin kısa sürede biteceğine inanıyorlardı. Suriye’nin direnişini göremediler. İran’ın artan bölgesel nüfuzunun yanında, bir de batı ile nükleer anlaşma imzalayıp, yeniden küresel sisteme dönüşünü hesaplayamadılar. Rusya’nın Suriye’de karadan ve havadan savaşa müdahil olacağını öngöremediler. Barzani ile PKK,“Bağımsız Kürdistan’ı ilk kim kuracak? Kim ABD’nin gözüne daha fazla girip, en sadık piyonu olacak?” diye çekişirken, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar üçlüsünün, arkalarına ABD, AB, İsrail’i alarak Suriye’de başarılı olacaklarını sandılar. Yanıldılar…

Suriye, İran ve Hizbullah’ın sahadaki direnişi, Bağdat hükümetinin tutumu, Rusya’nın aktif desteği, Çin’in kritik diplomatik katkısı, Esad’ın elini güçlendirdi. Türkiye, Türkmenlere sahip çıkmazken, Barzani bağımsızlık referandumu için ABD’den izin isterken, PKK ve IŞİD terör eylemlerini artırırken, Avrasya cephesi, Atlantik cephesine karşı manevra sahasını genişletti. Atatürk’ün laik cumhuriyetinin kazanımlarını bir kenara bırakıp, “cumhurbaşkanı Kürt, başbakan Şii, meclis başkanı Sünni olsun” hesaplarının yapıldığı Irak’ı kendine model alanlar, IŞİD Musul konsolosluğunu basıp çalışanları rehin aldığında, “IŞİD bizimkileri orada misafir ediyor” diyenler yanıldılar. Filistin’de El Fetih ile Hamas barışını, İsrail ile Filistin uzlaşmasını Mısır kotarırken gelişmeleri tribünlerden seyreden Türkiye, Mısır iç siyasetine müdahil oldu. Yine yanıldı. Türkiye’de tek kazançlı çıkanlar, Barzani’nin petrolünü İsrail’e satarak komisyonlarını alanlar oldular, o kadar.


ABD Türkiye’den Bunları İstiyor

Biraz gerilere gidelim ki, son birkaç yılda yaşananları daha rahat anlayalım. 1990’da Irak lideri Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal etmesinden sonra, 1991’de ABD’nin Irak’ı vurmasıyla başlayan Birinci Körfez Bunalımı’ndan itibaren, ABD adım adım Kürdistan’ı inşa etmeye başladı. Fiilen Irak’ın kuzeyini Bağdat’ın egemenliğinden kopardı. 36. paralelin kuzeyi uçuşa yasak bölge ilan edildi. Çekiç Güç, Türkiye’nin de onayıyla bölgeye yerleşti. Barzanistan fiilen kurulur oldu. Türkiye adeta kendini bölecek olan güce destek verdi. Yıllar içinde önce Irak, sonra Suriye’nin bölünmesi için her tür katkıyı sunan Türkiye, gelinen aşamada kendisi bölünme sorunu yaşıyor. Irak bölünürse Türkiye’nin de bölüneceğini, Suriye bölünürse Türkiye’nin de bölüneceğini göremeyen Türkiye, artık kendisi bölünmeyi tartışıyor ne yazık ki.

ABD 1990- 91’de Birinci Körfez Bunalımı sonrasında Irak’ı vurarak bölgeye yerleşti. İkinci kez 2003 yılında Irak’ı işgal etti. Üçüncü kez ise 2014’ten beri, kendi yarattığı IŞİD’i etkisiz kılma bahanesiyle bombalıyor bölgeyi. Kürt örgütlerini kara gücü olarak kullanırken, Türkiye’ye de “açılım sürecine devam et, yeniden müzakerelere başla” diyor. Kısacası emperyalizm; bölgede Kürtleri Türklere, Farsları Araplara düşman ederek, bir kez daha hem bölgeye yerleşiyor, hem de Kürt ayrılıkçılarını kullanarak dört bölge ülkesini bölmeye çalışıyor. 1999’da Kenya’da terör örgütü liderini, cebinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin verdiği pasaportla Türkiye’ye teslim eden, Türkiye’den de idam edilmeyeceği güvencesi alan ABD’nin, bunu niye yaptığı şimdilerde çok daha iyi anlaşılıyor.


Türkiye Var Gücüyle Barzani'yi Kalkındırıyor


İşin politik, diplomatik, güvenlik boyutlarının yanında, ekonomik ayağı da var elbette. Şöyle ki, yıllar önce, 20 Temmuz 2003’te, Hürriyet gazetesinde, dönemin ABD Büyükelçisi Robert Pearson’un şöyle demişti: “Anadolu’nun güneyini, doğusunu ve Kuzey Irak’ı alırsanız, tek bir ekonomik bölge olduğunu görürsünüz”. Türkiye, ABD’li diplomatın dediğini yapıyor. Var gücüyle Kuzey Irak ve Barzani’yi kalkındırıyor. Bağdat hükümetine, Irak anayasasına rağmen, Barzani’yle petrol ticareti yapıyor. Altyapı yatırımlarından otel işletmeciliğine dek her alanda iş yapan Türk işadamlarıyla dolup taşıyor Erbil.

Yıllar içinde Kardeş Belediyeler Birliği Projesi, Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Irak’ı kapsayan nitelikli sanayi bölgesi, kısaca MEFTA denilen Ortadoğu Serbest Ticaret Bölgesi gibi konularda da çok yol alındı. BM İkiz Sözleşmeleri’nin 2003’te imzalandığını, Kamu Yönetimi Temel Kanunu’nun 2004’te yasalaştığını, Türkiye’yi 26 bölgeye ayıran Bölge Kalkınma Ajansları’nın 2006’da meclisten geçtiğini de anımsayalım.

Kıssadan Hisse: Türkiye, “Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Diyarbakır’ı bir yıldız yapmak” için çok çalıştı. Erbil’de açılan konsolosluk, bağımsız Kürdistan’da açılacak büyükelçiliğin ön adımı, kimilerine göre. 2009’da dönemin reisicumhuru Abdullah Gül, Kuzey Irak yerine “Kürdistan” demişti. Şunu sormak zorundayız: ABD Başkanı Obama Türkiye’ye geldiğinde, kendisiyle tokalaşacak olan Türk bakanların ellerini, avuçlarını kontrol eden CIA görevlileri, gerçekte hangi mesajı vermişlerdi?

Odatv.com - Barış Doster
__________________



Tüm katılımcı arkadaşların okumasını rica ediyorum... Lütfen Tıklayınız..
* * *
ReaL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz ReaL'in Mesajına Teşekkür Etti.