Tekil Mesaj gösterimi
Eski 24.02.16, 21:21   #1
alamancı
Tam Üye

alamancı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2013
Konular: 132
Mesajlar: 239
Ettiği Teşekkür: 234
Aldığı Teşekkür: 834
Rep Derecesi : alamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzelalamancı gerçekten güzel
Ruh Halim: Depresyonda
Standart Ülkemiz Nasıl Bu Hale Geldi?

Bu Ülke bu hale nasıl geldi?

Devlet her tarafından dökülüyor neresini tutsanız elinizde kalıyor. Düşman işgaline uğrasa bu ülke bu kadar hasar almazdı. Şu an ülkede TSK terör örgütü, yargı çete, polis haşhaşi, basın vatan haini, milletin yarısı düşman, bu ülkeyi hangi düşman işgali bu hale getirebilirdi ki? Terör örgütü lideri olmakla suçlanan bir mahkum ben devletin üçüncü adamıyım, ben söylüyorum başbakan yapıyor diyor, Genel Kurmay Başkanı terör örgütü reisi olmaktan tutuklanıyor. Üç ay içerisinde 12000 polis ve polis şefi, 800 savcı ve hakim çete suçlamasıyla sürülüyor (demek ki sürüldükleri yerde savcıların ve polislerin çete mensubu olmasının bir önemi yok) TSK nın general kadrosunun dörtte biri terör suçlusu olarak içeriye atılıyor,ölen ölüyor kalanlar "Sizlere kumpas kurulmuş"diyerek hapisten çıkartılıyor,içeri atan kim? kumpas kuran kim? hükümeti yöneten kim? belli değil.

Ve asgari ücret hala açlık sınırının altında.

Bu ülke bu hale nasıl geldi hiç düşündünüz mü, bu perişanlığın, pespayeliğin, hukuksuzluğun sorumlusu kim? Demokratik ülkelerde bu işlerin sorumlusu iktidardır ama bunlara sorarsanız bu işlerin sorumlusu muhalefet ve paralellerdir.

Memleketin bütün ayarlarıyla oynayarak içine ettim demiyorlar.

Güya kurnazlık yapıyorlar.

Milleti aptal yerine koyuyorlar.

Peki nasıl iktidara geldi bunlar?

AKP'nin büyük kurnazlığı, Millete saygı duymakla cehalete saygı duymayı aynı anlamda kullanmasıdır. Böylece cahillerin aşağılık kompleksini önemli ölçüde manüple etmiş oldu. ''MİLLETE YUKARDAN BAKIYORSUNUZ'' suçlamalarının temelinde millete saygı değil cahillerin gönlünü ve oylarını almak var. Cahillerin küstahlaşması hükümetin bu kesimi pohpohlaması ve adam yerine koyuyormuş gibi davranması neticesinde oluşmuştur. AKP ye göre Avukatlar, hakimler, öğretmenler, akademisyenler, subaylar, doktorlar velhasıl meslek sahibi eğitimli olanlar milletten değil sadece cahil, işsiz, güçsüz, mesleksiz olanlar milletten sayılıyor ve diğer herkes bunlara saygı duymak zorunda. AKP bu politikasının karşılığını görmüş ve memlekette nekadar cahil varsa hepsinin oyunu almayı başarmıştır. Cahillerde gizli bile olsa bir okumuş düşmanlığı aşağılık komplekslerinin gereği olarak vardır. AKP bu kompleksi oya dönüştürmeyi becermiş cahili bol memlekette de bu oylar onun iktidar olmasına yetmiştir.

Kendi yaşam alanlarından iktisadi-sosyal sebeplerle kopmuş şehir çeperlerine yapışmış eğitimsiz ve mesleksiz yığınlar için yaşam mücadelesi zorunlu olarak kurnazlığı, aldatmayı, yalanı, dolanı, biatı, ''bir yere ait oluyumda nereye olursa olsun''u, ''gizli yap ne yaparsan yap''ı, ''gemisini kurtaran kaptandır''ı, içinde taşır. İnsan hayatını bu şekilde senaryolaştıran düzen onun ahlakını da asla yüzleşilmeyen bir ikiyüzlülük perspektifine taşır.
Bu toplumun ticari ahlakına ne zaman güvenebildiniz?
Bu toplum insanının zorda kalınca yalan söylemediğine ne zaman şahit oldunuz?

Hangi usta size birebir doğru söyledi, hangi müteahhidin malzemeden çalmadığından emindiniz?
Hanginiz mahkeme kapısında adaletin gerçekleşeceğinden emin oldunuz?

Hanginiz trafik polisinin, tapu memurunun rüşvet almadığından adınız gibi emin olabildiniz?
Hanginiz çocuğuna iş ararken bir tanıdığın himmetine sığınmak zorunda kalmadınız?
Konuştuğunuzda herkes yüksek ahlak sahibidir ama nedense zorda kalınca(!) bu ahlakı ihlal etmekte hep gerekçesi vardır ve bu gerekçe genellikle ''ne yapalım, mecburen'' le ifade edilir.

Niye Tayyip? Sorusunun sırrı burada gizli. Tayyip ya da analistleri toplumun zaafiyetini çok iyi yakalamış. Tayyip bu toplumu ahlaki bir topluma dönüştürmek amacı yerine onları bu özellikleriyle muteber kılmanın sandıkta çok daha fazla işe yarayacağını görmüştür. Aşağılık kompleksi içinde kıvranan çok kalın bir toplum katmanı bu ''muteber adam sayılma'' sayesinde özgüven kazandılar. Burada çok ince bir oyun var Tayyip bu kesime ciddi olanaklar sağlayarak onları muteber kılmadı sadece açıkça diğer eğitimli kentli meslek sahibi olanları aşağıladı. Subayları aşağıladı, doktorları aşağıladı, avukatları aşağıladı, diplomatları aşağıladı, mimarları aşağıladı, yargıçları aşağıladı velhasıl okumuş yazmış, meslek sahibi kim varsa aşağıladı, ona göre ''millet'' sadece eğitimsiz, mesleksiz, cahil halktı. Diğerleri ya vatan hainiydiler ya da bu ''halka'' zulmeden elitler. Ne yazık ki Tayyipin milleti sayısal olarak Tayyip'i iktidar etmeye yetiyordu. Bütün faşistler toplumun en alt kesimini kendilerine seçmen kitlesi olarak seçerler onlara biraz kömür biraz makarna yeterlidir. Paylaşım son derece adildir oğluma bir gemi, sana yarım ton kömür ve iki kilo makarna.
Tayyip sayesinde cehalet kendisini ilk defa eğitimli meslek sahibi insanlardan daha muteber buldu. Tayyip'in sırrı burda.


Çoluk çocuk ailece avanta avına çıkmışlar doymuyorlar, doyamıyorlar bir türlü. Valiler yaranma ve yalakalık konusunda belediye başkanları ile yarışıyor. Şehzadeye yalakalık vatana hizmet hükmünde. İnşaatlardan pay, hastanelerden pay, müteahhitlik hizmetlerinden pay, fırıncıdan pay, karapara aklama işlerinden pay,kamu arazilerinden pay, TOKİ'den pay, tüm kamu ihalelerinden pay hülasa her işten ve her varlıktan pay avındalar. Çoluk-çombak, oğul-damat, kız-kızan, hanım-haminne herkes görev başında ve kişiliksiz 320 milletvekili içinden bir tane ADAM çıkıp ''ne oluyor yahu!'' demiyor diyemiyor.

İnsanlık tarihi böyle ne böyle bir soygun gördü ne de bu kadar arsız bir soygun çetesi.
Suriyede şeriatçılar Allahuekber deyip Müslüman öldürüyor, bizimkilerde Allahuekber deyip Müslüman soyuyor, hem de donuna kadar. 320 milletvekili de kurumuş, kaymaklanmış dudaklarını yalayarak soygunu seyrediyor. Soyguncular nümayişe çevirdikleri cuma namazlarında ''Soygun hasılatı için Allaha şükredip soyulanların ahmaklığa devamı için dua ediyorlar''

Türkiye de varolan tüm tarikat ve Cemaatler soygunun ve soyguncuların arkasında olduklarını açıklamaktan iman tahtında bir mahsur görmediler. Hatta mealen bu soygunun imanlarına inançlarına uygun olduğunu deklere ettiler ve soyguncuları açıkça desteklediler. İman-ahlak ilişkisinde İslamiyetin ahlaki kaygılarının koca bir yalan olduğunuda ispatlamış oldular. Bugün büyük bir soygunun şüphelisi durumunda olan Başbakanın Cumhurbaşkanlığına adaylığı tartışılmakta ve aday olması halinde seçileceğine kesin gözüyle bakılmaktadır, %99 u Müslüman olduğu söylenen bir ülkenin durumu bu, varın siz İslamiyetle ahlakın ilişkisini kendinize göre kurun. Allahuekber diyerek dindaşının ciğerini yiyen müslümana bakarak İslamın hoşgörüyle ilişkisini kurduğunuz gibi. Hadi bakalım kolay gelsin.


Deniz feneri davasının sanıklarının Başbakan ve hükümetle olan yakınlıkları ve yakın ilişkileri,
Yandaş medyanın bu konuda gösterdiği refleks,
Adalet bakanlığı ve HSYK nın davanın savcılarına iftira atacak kadar gözlerini karartmaları,
Almanyada kesinleşmiş bir yargı kararı olmasına ve sanıkların itirafına rağmen hükümetin ve yandaşlarının Alman savcı ve yargıçlarını başka amaçla bu kuruluş ve kişileri suçladıkları iddiasında bulunmaları,
Sanıkların açıkça hükümet tarafından kollanmaları korunmaları,
Sanıkların kendilerinin korunmaması halinde açıklamada bulunacakları tehdidi taşıyan açıklama söylentilerinin yoğunluğu, göstermektedir ki bu davanın konusu sanılandan çok daha geniş çevreleri içine alan organize bir iştir. Ayrıca davanın uzanabileceği kişilerin sıradan kimseler olmadığı siyaseten çok önemli kişilerinde bu organize şebekenin bir parçası olduğu kanaatini oluşturmaktadır.

Bir ülkede bağımsız yargı kararları hükümetin atadığı atanmış insanlar tarafından uygulanmıyorsa, adalete ve yargıya hodri meydan çekiliyorsa, Meydanlarda hak aramaya çıkanlar terörist ilan ediliyorsa, tencere tava çalanlar ihbar edilip Komşularımızla düşman kılınmak isteniyorsa.

O Ülkede demokrasiden söz edilemez.

İslam ülkeleri içerisinde insani gelişmişlik düzeyi itibarıyla ilk 75 ülke içerisine giren bir tek ülke yok. İlk yüze giren ise iki tane. Son sıraların kahir çoğunluğu ise İslam ülkeleri tarafından oluşturuluyor.
İnsanlığa umut, medeniyet, refah, adalet, ilim ve saadet vaat eden İslamiyet bunların ancak tam tersini gerçekleştirdi.
Neredeyse bütün islam ülkelerinde Müslümanlar birbirini boğazlıyorlar Allah adına yaptıklarını söyledikleri cihatta yine Müslüman öldürüp kalbini yiyebiliyorlar, Allahuekber diyerek insanların boğazını kesip, tekbir getirerek çoluk çocuk demeden bombalayabiliyorlar.
Hiç biri demokrasi ile yönetilmiyor hepsi emirler, krallar, şeyhler, diktatörler ülkesi.
Kadınların yaşama hakkı yok ancak kocasının veya ailedeki bireylerin hizmetinde olduğu kadar kendisinden söz ediliyor ve muhatap alınıyor, bütün muhataplık ilişkisi emir kipinde cümlelerden oluşuyor. Kimisinde yanında erkek olmadan sokağa çıkamıyor, kiminde araba kullanamıyor, kiminde pazardan muz alamıyor. Kendi kişiliğini ifade edebileceği giysi kendine yasak dışardan baktığınızda bir kişi değil bezlerin arkasına saklanmış bir yaratık görüyorsunuz. Kocanın ya da ailenin erkeklerinin izni olmadan hiç bir şey yapması mümkün değil.
Bu ülkelerde eğitimden, bilimden, teknolojiden, sanattan, edebiyattan hiç bahsetmeyeceğim bunlar zaten yok.
Sağlıktan, güvenlikten de bahsetmeyeceğim her gün yüzlerce insan öldürülüyor, yaşayanlar bu durumu kanıksamış 100 kişinin bombayla öldürüldüğü 1000 kişinin yaralanıp sakat kaldığı pazar yerinde bombadan bir saat sonra hiç bir şey olmamış gibi yaşam normale dönüyor.
ABD askerleri gelip insanları öldürüp kadınlara tecavüz ediyor, bizim Müslüman başbakanımızda ABD askerlerine belinize kuvvet duası ediyor. El kaide, Nusra gelip insanları öldürüyor ve kadınlara tecavüz ediyor. Bölge kadınlarının kendilerine helal olduğu fetvasını veren katillere bizim başbakanımız yiyecek veriyor, elbise veriyor, silah veriyor, barınmalarını sağlıyor para veriyor.
Yani yabancılar, Müslümanlar gelip diğer Müslümanları öldürüp kadınlara tecavüz ediyor bir başka Müslümanda yabancılara hayır duası edip Müslüman katil ve tecavüzcülere de her türlü yardımı yapıyor.
Bu din size de biraz tuhaf gelmiyor mu? Hiç mi aklı evveli aklı keseni ''yok ne yapıyorsunuz ulan hödükler'' diyemiyor. Koskoca (8 bakanlığın bütçesi kadar bütçesi olan) diyanet işleri başkanlığının bu konularda diyecek bir şeyi yok mu? Müslümanları öldürüp Müslüman kadınlara tecavüz eden Amerikan askerlerine hayır duası yapan başbakana DİNEN denecek bir tek cümle yok mu bu dinin içerisinde.
Zulme sessiz kalan sessiz dilsiz şeytanmış zalime dua edene ne diyeceğiz? Dilli şeytan mı? Bu din onun için bir şey söylemiyor mu. Bu din ''Amerikan askerleri Müslümanları dilediklerinde öldürebilirler, kadınlarına dilediklerinde tecavüz edebilirler size düşen onlara hayır duası etmektir mi diyor?
Diyorsa bu nasıl din?
Demiyorsa siz nasıl bu Müslümanlık pazarlayanların peşine takıldınız?
Ya bu dinle adam gibi yüzleşin, ya da kendinizle, bunu yapmadan bize ne dininizden bahsedin ne de adamlığınızdan.
Bu yaşam biçimine rengini veren zihniyetten hangi insani refleksi bekliyoruz, bu mümkün mü?


İç politikada çevirdikleri fırdöndüyü dışardada çevirebileceklerini sandılar ama dünya g.t kıllarından müteşekkil değil. Yalan dolan orada çok işe yaramıyor. Bunlarında temel argümanı herkesi kandırabileceklerine dair inançları. Türkiyenin dış politikası tamamen Tayyip'in kendi ikbaline ilişkin hastalıklı emellerini gerçekleştirmeye dönük ve zor bir anda tanrısal lojistik destek alacağı beklentisiyle yoğrulmuş halde. Tayyip kendisinin biz fanilerden farklı bir donanımla yaratıldığına ve özel bir görevle görevlendirildiğine akıl hastalığı dercesinde inanmış halde. Yalaka ve kişiliksiz iş arkadaşları ise davranışlarıyla bu hastalığı besliyor. Bazen insanın aklına ''Bu kadar basit olabilir mi?'' sorusu takılır, ancak bu basit halin zahiri olduğu unutulmamalıdır. Bu manzaranın altında cehaletin, kişiliksizliğin, maddi çıkarların, aşağılık kompleksinin, bu halden yararlanmak isteyen güçlerin menfur planlarının içiçe girerek ördüğü son derece karmaşık bir örgü var. Bu karmaşık örgüyü çözmek son tahlilde emperyal planların nihai maksadını öngörmeye bağlıdır ancak bu hali öngörebilmek hamasetten hatta tüm duygusallıklardan arınmış, güçler dengesini iyi analiz edebilen soğukkanlı bir zihin gerektirir. Şuan içerisinde bulunduğumuz durum ise tüm bu olanaklardan yoksun olduğumuzu gösteriyor. İç politikaya dönük hamasi yanlışları savunmakla sınırlı bir dış politika oluşturuldu ve süreç artık doğrular üzerinden değil milli olmakla ilişkilendirelerek tartışılmaya çalışılıyor doğru olmayanın son tahlilde milli de olamayacağı unutularak. Suriye politikasının yanlışlığı, Suriye halkına duyulan sahte alakanın vıcık vıcık hümanizmi ile kapatılmaya çalışılıyor. Halbuki Suriye politikamız suriye halkının durumunu bombok etmekten başka hiç bir işe yaramamıştır. Üstelik katlandığımız bunca fedakarlığa(!) rağmen. Türkiye parasını ödeyerek dünyanın en pahalı belasını satın almıştır. Tam üç milyon eğitimsiz, mesleksiz, yoksul, savaş sendromu yaşayan mülteci, kontrol edilemeyen bir sınır ve göçmenlerin uluslar arası planda yaratacağı sosyal problemler de cabası. Neydi derdimiz Tayyip efendi halife olacak bütün orta doğuyu dizayn edecekti. Yani bir tür yeni Osmanlıcılık oyunu. Bu italya başbakanının Büyük Roma İmparatorluğunu yeniden kuracağım demesi kadar absürt bir akıl hastalığı. İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ DURUM BU AKIL HASTALIĞININ BİZİ NERELERE SAVURABİLECEĞİNİN İP UÇLARINI ÇOK AÇIK OLARAK VERMESİNE RAĞMEN toplumun dikkati bir şekilde yapay gündemlerle bu noktadan uzaklaştırılıyor.
Daha fazla uzatmadan Türkiye BOP planının gereğine uygun olarak sınırları değiştirilecek ülkeler arasındaki yerini koruyor ve bu amaca uygun biçimde dizayn ediliyor. Buradaki en kullanışlı aracın Tayyip'in hastalıklı ikbal hesapları olduğu gün be gün daha görünür hale geliyor. 14 yıldır devletin ayarlarıyla çocukça oynanmış olması bugün bu vahim gidiş karşısında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin devlet olma refleksiyle hareket etmesini engelliyor. Böylece ''devletin ayarlarıyla çocukça oynama'' görüntüsünün arkasında emperyal yıkıcı bir planın olduğu görünür hale gelip anlam kazanıyor. Yani devletin ayarlarıyla oynamanın, bir üst akıl tarafından devlet mekanizmasını paralize ederek felç etmek maksatlı bir planın görünür yüzü olduğu anlaşılıyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin merkezi sinir sistemi paralize edilmiş ve felç hali gerçekleşmiştir. Artık içerden ve dışardan gelecek saldırılara karşı savunmasızdır. Birisinin çıkıp anayasayı rafa kaldırdım demesi karşısındada çaresizdir, ''suçluları gözaltına almaya gelenleri vurun'' diyen Efkan Ala ya karşıda çaresizdir. ABD ye karşıda çaresizdir Rusyaya karşıda çaresizdir.
Tayyip Erdoğan bir yıkım projesidir ve eğer bu toplum ayağa kalkmakta biraz daha gecikirse sona yaklaşılmıştır.
__________________
alamancı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
14 Üyemiz alamancı'in Mesajına Teşekkür Etti.