Tekil Mesaj gösterimi
Eski 22.03.16, 20:03   #1
CeMKaN
«.. Sıla Yolcusu..»

CeMKaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Nov 2011
Konular: 945
Mesajlar: 8,719
Ettiği Teşekkür: 80053
Aldığı Teşekkür: 37301
Rep Derecesi : CeMKaN şöhret ötesinde bir itibarı vardırCeMKaN şöhret ötesinde bir itibarı vardırCeMKaN şöhret ötesinde bir itibarı vardırCeMKaN şöhret ötesinde bir itibarı vardırCeMKaN şöhret ötesinde bir itibarı vardırCeMKaN şöhret ötesinde bir itibarı vardırCeMKaN şöhret ötesinde bir itibarı vardırCeMKaN şöhret ötesinde bir itibarı vardırCeMKaN şöhret ötesinde bir itibarı vardırCeMKaN şöhret ötesinde bir itibarı vardırCeMKaN şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Bitkin
Standart Bir Gençlik Müdafaası: Çanakkale 1915 -1-8





19 Şubat 1915 saat 09.35’te Müttefik donanması tabyaları dövmeye başladı.
İngiliz yazar Alan Moorehar, Gelibolu adlı kitabında şöyle der: “O genç ve dahi Türk Şefi’nin o esnada orada bulunması, müttefikler bakımından tarihin en acı darbelerinden biridir.”


Ve ‘Tek Adam’ kitabının yazarı Şevket Süreyya Aydemir ise Çanakkale’yi “Mustafa Kemal’in zuhuru” olarak görür.


1915 Mustafa Kemal’in Çanakkale savaş sahnesinde parladığı ve adını dünya askerlik tarihine altın harflerle yazdırdığı yıldır.

1915’in 101. yılında 2016’da; Mustafa Kemal’in Anafartalar Kahramanı olarak tarihe geçtiği o büyük savaşın başlangıcı olan 19 Şubat 1915 saat 09.35’e geri dönerek o günleri, Müttefik Donanması’nın Boğaz’ın dış tabyalarını bombalamasıyla başlayan, boğaz boğaza gerçekleşen dünya tarihinin en kanlı savaşlarından birini, değişik bir bakış açısıyla sizlere sunmak istiyorum. (Cumhuriyetimizin ne şartlarda kurulduğunu unutmamamak için, yakın tarihimizi sırası geldikçe tekrar hatırlamakta fayda görüyorum. KEA) Çanakkale savaşları bir gençlik savaşı olarak da kabul edilir. Cephede şahadet şerbetini içenlerin çoğunluğunun daha henüz bıyıkları bile terlememiş, yurdun dört bir köşesinden koşarak gelen lise talebelerinin okullarını da bulabildiğimiz kadarıyla aktaracağız. Bu arada saldırının neden 19 Şubat’ta yapıldığını, o günün özelliğinin ne olduğunu da belirtelim şöyle ki;

Gordon planının eylemine 19 Şubat saat 09.45’te başlandı. Bu tarih 1807 yılında İngiliz filosunun Çanakkale Boğazı’ndan geçerek İstanbul önlerine gelmelerinin 108. yıl dönümüne rastlamaktadır. (İngilizlerin yaptığı hiçbir şey tesadüf değildir. Mutlaka daha önce kaybettikleri bir savaşın intikamı için seçilmiş bir tarihtir, ya da başarıyla sonuçlanmış bir eylemin yıl dönümüdür... Bunda da öyle olmuştur. Bu konuda kısa bir tarihi bilgi verelim: Osmanlı-İngiliz Savaşı, 1807-1809 yılları arasında gerçekleşmiş, Napolyon Savaşları’nın bir parçasıdır. Üçüncü Koalisyon sırasında Osmanlı Büyükelçisi olan Horace Sebastiani, Fransa Cumhuriyeti’nin Sırbistan’da çıkan isyanı bastırmaya yardım etmesi karşılığında, Osmanlı’nın Boğazları Fransız gemilerin açarak, Rusya İmparatorluğu’na savaş açmasını teklif etti. Bunun üzerine Osmanlılar Ruslara savaş ilan etti. Bunu duyan Büyük Britanya hükümeti, Osmanlılar’ın Horace Sebastiani’yi sınır dışı etmesi, Tuna Prensliği’ni Ruslara vermesi ve Fransızlara savaş ilan etmesi için ultimatom verdi. Osmanlılar ultimatomu umursamadı.

Bunun üzerine Büyük Britanya, Osmanlılara savaş ilan etti. 1807 yılında Büyük Britanya, Çanakkale Operasyonu’na başladı. 19 Şubat 1807’de, Sör John Duckworth komutası altında Britanya Donanması, Çanakkale’yi ve Gelibolu’yu işgal etti. Bunu takiben Büyük Britanya, İstanbul’a ilerlemeye başladı. Marmara Denizi’nde Osmanlı Donanması’nı yendi. Donanma, İstanbul Boğazı’na varınca, buradaki sert savunmayla karşılaştı. Bir süre adalar ve İstanbul önlerinde gövde gösterisi yaptıktan sonra halkın direniş karşısında geri çekilmek zorunda kaldı. Dönüş yolunda ise Çanakkale’yi geçerken bataryalarımızdan ummadıkları bir topçu ateşiyle karşılaştılar, 130 ölü ve 412 yaralı vererek Boğaz’dan ayrıldılar.




Çanakkale muharebeleri yüzyılın son centilmenler savaşı oldu

3 Kasım 1914’ten 19 Şubat 1915’e kadar geçen durgunluk süresinde Müttefikler, Çanakkale Boğazı’na taarruz yapılıp yapılmayacağı konusunda tartışmışlardır. Türk tarafı ise bu süreyi tabyaların onarımı ve mayın hatlarının takviyesi ile değerlendirmiştir. Müttefiklerin Çanakkale Boğazı’na saldırı yapmasına, Alman Uzakdoğu Filosu’nun Folkland Deniz Muharebesi sonucunda yok edilmesi ve Türklerin Süveyş Kanalı’na olan taarruzunun başarısız olması dayanak olmuştur.

19 Şubat bombardımanı sabah saat 09.35’te Kumkale ve Orhaniye tabyalarının dövülmesi ile başladı. İlerleyen saatlerde ise Ertuğrul ve Seddülbahir tabyalarını da kapsadı. Suffren gemisi Kumkale’de bulunan 4 ağır toptan üçünü tahrip ederek büyük başarı kaydetti ve bugünden sonra adı “Parlak Gemi” olarak kaldı. Bombardıman 17000 metre mesafeden olduğu için Türk tabyaları karşı ateşte bulunmadılar. Harekâta saat 12.00’dan 14.30’a kadar ara verildi. Bombardımanın ikinci safhasında müttefik gemilerinin bazılarının Türk menzilinin içine girmesi ile Türk tarafı da ateşe başladı. Saat 15.30’a kadar süren harekâtta Orhaniye ve Ertuğrul tabyaları 38 mermi ile karşı ateşte bulundular ve 2 düşman gemisine isabet sağladılar. Harekât ertesi gün sona erdirilecekti ama havanın isabetli atışlara imkan vermememsi nedeniyle 25 Şubat’a ertelendi.

Filonun 19 Şubat’ta 1000’den fazla top mermisi kullandığı saptanmıştır ve Türk tarafının zayiatı 2 subay, 2 er ve 11 yaralıdır.

Çanakkale Muharebeleri, Dünya Harp tarihinde bir çok özellikleriyle yer almış, muharebeler esnasında uygulanan savaş taktikleri, gösterilen kahramanlık ve fedakarlıklarla gerek müttefik kuvvetler, gerekse Türk tarafınca insanî ve millî duygu yoğunluğu içinde unutulmaz hatıralar bırakmıştır. Yüzyılın son centilmenler savaşı olarak tarihe geçen ve Türkler, Avustralyalılar ve Yeni Zelandalılar arasında kurulan dostluklara şahit olan Çanakkale savaşlarında gösterilen centilmenlik kadar, zaman zaman hukuk dışı uygulamalara da rastlanmıştır. Taraflar birbirlerini uluslararası savaş hukukuna uymamakla suçlamışlar, notalarla birbirlerini protesto etmişlerdir. Dünyanın en büyük ordularının, en modern silahlarla giriştikleri bu savaş ortamında yaşanan hukuk ihlalleri, savaşın genel seyrini etkileyecek düzeyde olmamakla birlikte, özellikle müttefik kuvvetler tarafından sıklıkla başvurulan bir savaş yöntemi olmuştur. Bir başka yazı dizimizde de Çanakkale savaşları sırasında zehirli gaz ve insanlık dışı silahların kullanılıp kullanılmadığını aktaracağız.






Sipere girmeden önce kendi cenaze namazını kılan şehitler


Çanakkale savaşı başladığında 19. Tümen’in başında bulunan genç subay Türk milletinin kaderini değiştiriyordu. İtilaf devletlerinin başlıca emeli olan Çanakkale’yi geçip İstanbul’u almak hülyasına son veren kahraman, Yarbay Mustafa Kemal’den başkası değildi. Mustafa Kemal’in emrini gözlerini kırpmaksızın yerine getiren Mehmetçiklerin hikayeleri dilden dile anlatılır. Gazeteci Ruşen Eşref Ünaydın “Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal İle Mülakat” başlığıyla bir röportaj yaparak kahramanı Türk halkına tanıtmıştı. Bu arada dillerden düşmeyen bir efsaneyi de aktarmadan geçemeyeceğiz:

Kirte muharebelerini yaşayan o dönemin gazilerinden birisi tarafından anlatılmış, kendi cenaze namazını kılarak ölüme aldırış etmeyen Mehmetçiğin hikayesi muharebelerin hangi koşullarda yapıldığını ortaya koymaktadır:

“Kirte muharebeleri sırasında, bölükler arka sıralarda hücum sıralarını beklemektedirler. Ön siperdekiler ileri fırlamış boğuşuyorlar. Yüzbaşı hücum için emir bekliyor. Askerin tamamı süngü takmış siperden fırlamak için hazır. Sinirler gergin... Dudaklar kıpır kıpır dualar okuyor, kelime-i şehadet getiriyor. Süre uzuyor. Yüzbaşı erlere sesleniyor: “Yavrularım... Aslanlarım... Biraz sonra Cenâb-ı Rabbü’l-alem’in huzuruna varacağız. Abdestsiz gitmeyelim... Haydi! Tüfeklerimizin dipçiklerine ellerimizi sürüp hep beraber teyemmüm edelim...” Teyemmüm edilir... Bekleme devam etmektedir. Biraz sonra Yüzbaşı; “Çocuklarım... Sanıyorum biraz daha bekleyeceğiz... Önümüzde biraz daha zaman var. İleride arkadaşlarımız şehit oluyor. Hem onlar için hem de vakit varken kendi cenaze namazımızı kendimiz kılalım. Kâbe karşımızda...” Arkadan Oflu Ali Çavuş bağırır:

“Er kişi niyetine...”

Niçin muharebe ettiklerinin farkında olan bu yiğitler, biraz sonra şehadet sırasının kendilerine geleceğini de biliyorlardı. Tek bir gayeleri vardı: Ezanlar susmamalı, vatan toprağı namert çizmeleri altında ezilmemeliydi...

O gün hepsinden vatan razı olmuştu.
O gün hepsi Bedr’in aslanları gibi çarpıştılar.
O gün hepsi Allah’ı arzu ettiler.

O gün hepsi Allah’a verdiği sözü tuttular.

O gün hepsi Allah’a kavuştular.
O gün hepsi aguşunu açmış onları bekleyen sevgili peygamberlerinin dizinin dibinde oturma şerefine nail oldular.

* * *
Mehmetçik adı nereden geliyor?

Mehmetçik, Türk milletinin, kendi askerine beslediği sevgi ve minnet duygusuyla ona verdiği isimdir. Bu isim sıradan bir lakap, bir takma ad değil, tarihi süreç içinden bugüne kadar inanılmaz fedakarlıklarıyla milletinin gönlünde taht kurmuş olan askerimize verilmiş; yazılı olmayan, karşılığında bir rütbe ya da maaş alınmayan ancak Türk milleti tarafından içtenlikle kullanılan bir unvandır.

Dünyada hangi ülkenin askeri kısa bir süre sonra öleceğini bilerek ve ölüm sırasını beklerken tüfeğinin dipçiğiyle teyemmüm edip kendi cenaze namazını kıldıktan sonra sipere atılmıştır?

Yine hepimizin bildiği gibi yakın zamanda da vatanını savunmak için gözünü kırpmadan şehit olan, kolunu, bacağını, gözünü kaybedip gazi olan kahraman askerlerimizin benzerleri de başka ülkelerde yoktur.

Ve elbette Türk milletinin vatanını kendi canından üstün tutan askerine isim vermesi gibi sıradışı bir vefa örneği de...




Mustafa Kemal diye biri var. Genç bir Kurmay Binbaşı... O’na dikkat edin!

İngilizler genç kurmay binbaşıya dikkat etmediler. Bunun bedelini Çanakkale’de çok ağır bir şekilde ödediler... Evet tahmin ettiğiniz gibi bu genç kurmay binbaşı Mustafa Kemal’den başkası değildi.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün nasıl bir harp dehası olduğunu bütün dünya kabul etmiştir. Atatürk bir kumandanın sadece savaşmayı değil, savaşacağı bölgeyi, savaştığı gündeki hava durumunu, tarih ve coğrafyayı, topografyayı, harp tarihini bilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Ayrıca; hadiseleri bir masal gibi değil, bilinçli olarak okumak gerektiğini de ortaya koymuştur... Atatürk hakkında 1913 yılında bir İngiliz generalin tespitini vermek istiyoruz. Bu tespit İngilizlerin Atatürk’ü çok önceden keşfetmiş olduklarını gösteriyor. Şimdi bu alıntıyı verelim. “1913’te Balkan Savaşı’nın alanlarını gezen İngiliz Generali Henry Wilson, İstanbul’da Enver ve Cemal Paşa’larla tanışır. Ne Enver ne Cemal Paşa, ne de gördüğü öteki subaylar İngiliz generalinin üzerinde yetenekli birer asker tesiri bırakmaz. 1938 yılında Times gazetesinde çıkan bir makaleye göre, o zamanlar bu general kendi genelkurmayına verdiği raporda şöyle diyordu: ‘Yalnız, bir subay’ onlardan ayrılıyordu. Mustafa Kemal diye biri var. Genç bir Kurmay Binbaşı... O’na dikkat edin...”
* * *
Çanakkale savaşı başladığında 19. Tümen’in başında genç bir subay bulunmaktaydı. Bu genç subay daha sonra Cephe Komutanlığı’nca Anafartalar Grup Komutanlığı’na atanacaktı. Emrinde 8 tümen ve 2 alay vardı. Ve bu atama bir savaşın, savaşın değil bir ulusun kaderini değiştiriyordu. Çanakkale’de Türk milletinin kaderini değiştiren tümen komutanı olarak atandığında Yarbay olan, zafer sonrası 3 madalya ve 2 nişan ile taltif edilen ve Albay’lığa terfi ettirilen bu genç subay, MUSTAFA KEMAL idi.

Çanakkale’de kazanılan zafer, milli mücadelenin ilk kıvılcımının burada çakılması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temeline ilk harcın atılmasıydı. Çanakkale, Şevket Süreyya Aydemir’in “Tek Adam” kitabında bahsettiği gibi Mustafa Kemal’in zuhuru olmuştu.

Muhtelif kaynaklarda rastladığımız Çanakkale’de şehitlik mertebesine erişen öğrencilerimizle ilgili şu bilgilerden yola çıkarak derlediklerimizi aktaralım...

Çanakkale’de milletimiz, destansı bir direniş şaheseri sergilemiş ve maddî-manevî fedakârlıkların tüm sınırlarını zorlamıştır. En büyük fedakârlıklardan biri de ülkemizin ve özellikle de İstanbul’un eğitimli tabakasını feda etmek olmuştur.




Lise talebeleri diploma yerine şehitlik beratı ile tarihteki yerlerini aldılar.

Liselerin son sınıf öğrencileri ve öğretmenler, bölük bölük askerlik şubelerinin önlerinde, sabahın alaca karanlığında sıraya giriyor, bir an evvel Çanakkale’ye gitmenin heyecanını yaşıyorlardı. Bilhassa Galatasaray, İstanbul, Vefa, Kabataş ve Beşiktaş Liseleri neredeyse tamamen boşalmış; çocuk yaştaki talebeler, bütün derslerini bir veya iki hoca ile işlemek zorunda kalmışlardı. Galatasaray Lisesi’nin kayıtlarına göre, 1912’de 60 mezun veren okuldan, 1913’te 34, 1914’te 21, 1915’te 18, 1916’da 4, 1917’de 5 öğrenci ancak mezun olabilmiştir. Mezuniyet sayıların düşüklüğünün tek sebebi, art arda patlak veren savaşlar ve bu savaşlarda öğrencilerin büyük kısmının şehit düşmesiydi. İstanbul Lisesi öğrencilerinin kollarında sarı kurdele, tıbbiyeli ağabeylerinin kollarında ise beyazkurdele bağlıydı. 19 Mayıs Taarruzu’ndan önce, hedef olmamaları için kurdelelerini çıkarmaları emredilmişti. Genç fidanlar, ölüm kusan makineli tüfekler karşısında adeta bir ekin gibi biçilmişti. Mezuniyetlerini, Cennet-i Âlâ’da almak ve diploma yerine “Şehadetname” ile taltif edilmek bahtiyarlığına nail olmuşlardı. Siperlerde, öğrencilerden geride sadece sarı kurdelelerine yazdıkları şu mukaddes ibareler kalmıştı: “İstanbul Lisesi Vatan Sağ Olsun!” 19 Mayıs’ta yaşanan kara haber İstanbul’a ulaştığında, okulun gözü yaşlı yöneticileri ve öğrencileri, arkadaşlarının anısına tüm pencerelerive kapıları siyah renge boyamışlardır. Bu esnada okula, koyu ama vakur bir matem havası çökmüştür.

Fakat bu iki renk, savaşın o felaketli yıllarının bir anısı olarak İstanbul Liselilerinin göğüslerinesaygının ve cesaretin ebedi nişanını takmıştır.Sarı siyahlı renkler daha sonra 1926 yılında İstanbul Lisesi’nin içinden doğan İstanbul Spor’un renkleri olarak özel bir kimliğe kavuşacaktır.

Vefa Lisesi’nin “vefalı çocukları” , Çanakkale’de, kurumuş toprağa su zerrecikleri gibi kaybolup gitmişlerdi; ama onların akıttıkları kanlarasla boşa gitmemiş, Anadolu coğrafyasının başka baharlardaki yeni dirilişlerinin adeta hayat kaynağı seviyesine yükselmişti. Bingazi’den Sina’ya, Yemen’den Kafkasya’ya, Şam’dan Balkanlara ve Çanakkale’ye kadar onlarca cephede binlerce Vefa’lı ülkeleri içinsavaşmasını, şehit ve gazi olmasını bilmiştir.






25 izcinin babaları Balkan Savaşı’nda kendileri Çanakkale’de şehit düştü.

Savaş gidenlerin ve illere göre şehitlerin kayıtları incelendiğinde, özellikle de İstanbul ve Çanakkale şehirlerinin etrafındaki illerin; Bursa, Edirne, Kastamonu, Ankara, Kayseri, Konya, İzmir, Balıkesir, Bilecik, Bolu, Kütahya, Denizli gibi lise birinci sınıflar hariç diğer sınıflarda okuyan genç öğrencilerin pek çoğunun savaşa katıldıkları ve bunların büyük ekseriyetinin cepheden geri dönmeyi başaramadıkları kaynaklarda genel bir bilgi olarak zikredilmektedir.
Bu yüzden adı geçen illerin liselerinin pek çoğu, iki yıl süre ile öğrenci mezun edememiştir.
İstanbul dışındaki okulları şöyle sıralayabiliriz:

Edirne Lisesi:

1882’de İstanbul dışında açılmış Trakya’nın tek lisesi olan bu lisenin özelliği, Çanakkale Savaşı patlak verdiğinde, Edirne İdadisi öğretmen ve öğrencilerinin harbe katılması ve hiçbirinin geri dönmeyip şehit düşmesidir.

Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi:

1911 yılında ancak 64 öğrenci mezun verebilen Kastamonu Lisesi, 1912-1913, 1916-1917, 1917-1918, 1920-1921 yıllarında süregiden savaşlar yüzünden hiç mezun verememiştir.

Trabzon Lisesi:

Trabzon ile Çanakkale arasındaki mesafenin 1.365 kilometre olduğu hesaba katıldığında, bu efsanevi fedakârlığın gerçek boyutu şüphesiz daha iyi takdir edilecektir.
Öğrencilerinin büyük bir kısmının Çanakkale Cephesi’ne gitmesi ve savaşta şehit düşüp geri dönememesi sebebiyle Trabzon Lisesi üç yıl boyunca mezun verememiştir.

Konya Lisesi:

Öğrencilerinin tamamını Çanakkale’de şehit vererek, mezun veremeyen okullarımız arasında Konya Lisesi de yer almıştır.

Çapa Öğretmen Lisesi:

Çapa Öğretmen Okulu’nun öğrencilerinin birçoğu, Çanakkale Savaşı’na hocalarıyla birlikte gitmiş ve şehit olmuşlardır.
Çanakkale Savaşı’na katılan çok sayıda çocuk, vatan savunması uğrunda farklı sahalarda gerçekleştirdikleri fedakâr hizmetlerle destan niteliğinde kahramanlık şaheserleri sergileyerek, “Meçhul Çocuk Askerler” olarak Türk ve Dünya tarihinde emsalsiz bir mazhariyete kavuşmuştur.
O yıllarda Balıkesir’de yayınlanmış olan Karesi gazetesinden öğrendiğimize göre, babaları Balkan Savaşı’nda şehit düşen ve Edirne İdadisi’nden Balıkesir Sultanisi’ne yatılı olarak nakledilen 25 izci öğrencinin tamamı gönüllü olarak Çanakkale’ye gitmiş ve geri dönmeden cephede şehadete erişmişlerdir.





Balıkesir Lisesi’nin 12, 11 ve 10. sınıflarında öğrenci kalmamıştı.


Elbette ki Balıkesir Lisesi’nden Çanakkale’ye gönüllü olarak giden öğrenciler sadece bu 25 izciden ibaret değildi. Gerek Karesi gazetesi gerekse Balıkesir Lisesi kayıtlarından anlaşıldığı üzere, 1914-1915 ve 1915-1916 öğretim döneminde 8, 9, 10, 11,12. sınıflara kayıtlı bulunanlar ile mezun (100 civarındaki) talebelerin hemen hemen tamamı gönüllü şekilde cepheye intikal etmiştir.

Balıkesir Lisesi’nin 1916, 1917 ve 1918 yılı kayıt defterlerinde geçen şu müthiş bilgi, bu konuyla ilgili acı gerçeği tüm dehşetiyle ortaya koymaktadır:

“Bu ders yılında Harb-i Umumi (I. Dünya Savaşı) münasebetiyle, mektebin 12, 11 ve 10. sınıflarında talebe bulunmadığından sınıflar 9. sınıfla başlamıştır.”

* * *
Çanakkale Savaşı sırasında, İtilaf Devletlerinin Nisan 1915’ten itibaren kara çıkartmasına başlamalarıyla birlikte cephede takviye kuvvetlere ihtiyaç hâsıl olunca Sultan V. Mehmed Reşad 14 Mayıs 1331’de (27 Mayıs 1915) bir irade (emir) yayınlayarak, Askeri Mükellefiyet Kanunu’nda değişiklik yapmak ve lise talebelerini de cepheye çağırmak zorunda kalmıştı.

Ekseriyeti 15 ile 19 yaşında olan bu genç cengaverlerin cepheye katılımları anısına Anadolu’da yakılan meşhur “Hey Onbeşli Onbeşli” adlı türküde de söz konusu durum çok acı ve dramatik bir dille anlatılmıştır. Burada sözü edilen “15’liler, 1315 doğumlulardır. Yani 1 Haziran 1897 ile 22 Mayıs 1898 arasında doğan ve tam 18 yaşını doldurmuş olan gençlerdi.” Türküde, bu 1315 doğumlu gençlerden şöyle bahsediliyordu:


Hey onbeşli onbeşli
Tokat yolları taşlı
Onbeşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı

* * *
Aslan yârim kız senin adın Hediye
Ben dolandım sen de dolan gel beriye
Fistan aldım endazesi onyediye

* * *
Gidiyom gidemiyom
Az doldur içemiyom
Sevdiğim pek gönüllü
Koyup da gidemiyom

(Evet gördüğünüz gibi bu türkü bir ağıttır. Savaşa, ölüme gidenler için yakılmış bir ağıt. Ve insanlarımız kına gecelerinde, düğünlerde akıllarına estiği yerde bu türkü eşliğinde oynuyorlar. Ayıp ve günahtır. Herhalde şehitlerimizin ruhları taciz oluyordur. Bu vesileyle türkünün kökenini öğrenenlerin oynamaktan vaz geçeceklerini umuyorum. KEA)





Bıyıkları tarak tutmayan isimsiz kahramanlar cephede can verdiler.

Çocuğun bıyıklarının bile terlemediği, bıyıklarının tarak tutmadığı bu delikanlılar, kısa bir talimden sonra cepheye uğurlanmış ve “isimsiz kahramanlar” olarak cephede düşman kurşunlarına körpecik bedenlerini siper ederek, vatan toprağını al kanlarıyla suladıktan sonra şehadet şerbetin içtiler. Ruhları şad olsun.
Bu civanmert bahadırların yazdıkları “Çanakkale Destanı” ve onların hiçbir şeyle ölçülemeyecek kadar yüce olan ölümsüz kahramanlıkları karşısında bize düşen vazifeler hakkında söylenebilecek en güzel ve en anlamlı sözlerden birisi de Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) müderrislerinden İsmail Hakkı Bey’in şu sözleri olsa gerek:
“Çanakkale Müdafaası, bir gençlik müdafaasıdır. Zabit, küçük zabit, nefer sıfatıyla orduya iltihak eden binlerce mektepliler fikir ile ahlakın birleştiği her noktada kudretlerinin azametini ispat etmişlerdir.
Çanakkale Müdafaası, vücudun fenne mukabelesidir. Karadan, denizden, havadan fennin her türlü vasıtalarıyla hücum eden düşmana karşı Türkler göğüsleriyle mukabele etmişlerdir. Fenne karşı fen bu harbin en az tatbik edilmiş düsturudur. Çanakkale Müdafaası, inadın inada mukabelesidir. Kaleye hücum edenler için kaleyi almak ne bir zafer ne de kuvvet meselesi idi. Bir inat meselesi idi. Bu inat muharebesinde Türklerin seviyesi galip gelmiştir.

Çanakkale Müdafaası, milletimiz için büyük bir savlettir. Bu müdafaadan aldığımız izzeti nefis ile daha da canlandık, siyasi, hukuk, eğitim ve kültür, sosyal, ekonomik, sağlık ve ulaştırma alanlarında inkılâplar yaptık.

Çanakkale Müdafaası, milli hayatımız için bir kaynaşmadır. Bu müdafaada halk ile gençler temas etmiş anlaşmış bir olmuştur.

Çanakkale Müdafaası yapılmış ve kazanılmıştır. Lakin vazife yalnız askerler ve kumandanlar için bitmiştir. Bizim için bitmemiştir. Başlamamıştır bile! Herkes bilsin ki Bahrisefit (Akdeniz) Mezarına kanlarını akıtanlar, ölmek için ölmediler. Hep bu tarih hep bu namus ve fazilet tarihi için öldüler. Onların kan borcunu ödemek lazımdır...

Şairler destanlarını yapsınlar, ressamlar levhalarını çizsinler, heykeltıraşlar timsallerini yapsınlar, sağ kalanlar da rahmet okusunlar.”
* * *
İngiliz ve Fransız orduları, müttefikleri Rusya’ya Akdeniz yolunu açmaya çalışıyordu. Böylece Rusya’ya yardım gidecekti. Bunun için önce Çanakkale, sonra İstanbul Boğazı’nın açılması gerekiyordu. Bu amaca ulaşmak için İngiliz sömürgesi olan Avustralya ve Yeni Zelanda’dan, yani dünyanın öbür ucundan Çanakkale’ye on binlerce asker sevk ettiler. Orası, ne yazık ki, hepsinin mezarı oldu.

Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk 1934 yılında onlara şöyle seslendi:

“Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar, gözyaşlarını dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu topraklarda canlarını verdikten sonra bizim evlatlarımız olmuşlardır.” (BİTTİ)


Kaynak
__________________

CeMKaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz CeMKaN'in Mesajına Teşekkür Etti.