Tekil Mesaj gösterimi
Eski 31.03.16, 03:29   #1
Rosebud
Uzman Üye

Rosebud - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2015
Konular: 435
Mesajlar: 2,858
Ettiği Teşekkür: 8497
Aldığı Teşekkür: 10084
Rep Derecesi : Rosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardırRosebud şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart ABD’li Uzman: Obama, Erdoğan’a Güvenmiyor.

2000’lerde Pentagon’a ve başkan George W. Bush’a İran, Irak ve Türkiye konularında danışmanlık yapan analist Michael Rubin’in, geçen hafta American Enterprise Institute (AEI) için kaleme aldığı makale Türkiye’de epey ses getirdi.

ABD’nin köklü yayınlarından Newsweek’in de alıntıladığı yazı sonrası iktidara yakın gazeteler ABD’nin, Türkiye’de darbe planladığını yazdı.

Böyle bir plan olup olmadığını, ABD-Türkiye ilişkilerinin geldiği noktayı, ABD Başkanı Barack Obama’nın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a neden randevu vermediğini Rubin’e sorduk. Buyrun…


‘Türkiye’de demokrasi falan yok’

Daha önce darbeleri deneyimlemiş ve çok ağır bedeller ödemiş Türkiye’de, yeni bir darbenin demokrasi getirebileceğine inanıyor musunuz?

Darbeler, iyi etkileri çok nadir olan hareketlerdir. Kısa vadede etkileri olumlu olsa da uzun vadede yara ve kırgınlıklar oluşmasına neden olur. Ancak kendimizi kandırmayalım. Her ne kadar böyle bir yetkisi ya da isteği olmasa da Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koyarsa demokrasiyi hançerlemiş olmaz. Çünkü halihazırda Türkiye’de demokrasi olduğunu söylemek mümkün değil.

Demokrasi yoksa ne var?

Demokrasi dediğimiz şeyin temelinde hukuk vardır; diktatörlük ve tek adamlık değil. Türkiye’de demokrasi falan yok, daha çok Venezuela ya da Rusya’ya benzeyen bir sistemle yönetiliyorsunuz.

Geçen hafta AEI için kaleme aldığınız makale Türkiye’de çok ses getirdi/tepki çekti. Hükümete yakın gazeteler, ‘ABD, Türkiye’de darbe planlıyor’ başlığıyla yansıttı yazıyı. Türkiye’de darbe mi planlıyorsunuz?

Geçen hafta yazdığım, darbe öngörüsü ya da darbeyi cesaretlendirici bir makale değildi. Varsayıma dayalı bir analiz yaptım, hepsi o kadar. Yani ‘Türkiye’de bir darbe olsa ABD’nin tavrı ne olur’ sorusunun cevabını aradım. Yazdıklarım karşısında verilen reaksiyon, spekülasyonların sinirlere nasıl dokunduğunu gösterdi.

‘Türkiye’de kutuplaşma had safhada’

Amacınız reaksiyonları mı görmekti? Darbe olasılığına karşı halkın nabzını mı yokladınız?

Öyle görülüyor ki Türkler, iktidarı desteklese de desteklemese de kutuplaşmanın had safhada olduğunu kanıtladı.

Yani ABD artık Türkiye’yi desteklemiyor mu?

40 yıl boyunca, yani Kore Savaşı’ndan George W. Bush yönetimine dek Türkiye-ABD ilişkileri çok iyiydi. Zamanla iki ülkenin birbirinden neden uzaklaştığına dair pek çok neden üzerine tartışabiliriz. ABD’nin politikaları değiştiğinde Türkiye’nin uyum sağlayamamış olması bunlardan bir tanesi olabilir. Düşünün ki ortada bir bardak var ve içerisine sürekli su damlıyor. Ta ki bardak dolup su taşana kadar ne olup bittiğini anlamak mümkün olmuyor bazen.

‘Bardak taşmak üzere, sorumlusu da Erdoğan’

Sözlerinizden yola çıkarak ABD’nin, Türkiye’yi değil de Erdoğan’ı desteklemediğini anlıyoruz. Bardağı taşıran Cumhurbaşkanı Erdoğan mı oldu?

ABD için Türkiye ile Erdoğan eşanlamlı iki sözcük değil. Bardak taşmak üzere, evet. Bunun en büyük sorumlusu da Erdoğan.

Hangi diplomata gidip sorsanız ABD’nin Türkiye’yi desteklediğini söyleyecektir. Ancak gerçek böyle değil. Gazetecilere yapılan hukuksuz muamele, Gezi protestoları, Fethullah Gülen Cemaati’nden alınmak istenen intikam, ordu mensuplarının yalan yanlış delillerle hedef alınması, yolsuzluklar, Erdoğan’ın, ABD’li yetkililerle yaptığı telefon görüşmelerinin çarpıtılması ilişkilerin yıpranmasına neden oldu.

Hatırlatmakta fayda var: Dünya, Erdoğan’ı Putin ya da Hugo Chavez ile kıyaslıyor, demokrat liderlerle değil. Türkiye hala müttefikimiz ancak bizim için giderek önemini kaybeden, zayıflayan bir müttefik.

ABD’nin Erdoğan’ı desteklemediğini söylüyorsunuz. Bu aynı zamanda Erdoğan’ın daha önce desteklendiğinin de bir itirafı gibi… ABD, Erdoğan’ı neden destekledi?

O dönem ABD’nin dış politikasında etkili Henri Barkey, Morton Abramowitz ve Richard Perle gibi isimler Erdoğan’ın demokrasiyle uzlaşma içinde, İslam dünyasına da ilham verebilecek ılımlı İslam için rol modeli olduğuna inandılar. Yani tek kelimeyle ifade etmek gerekirse Erdoğan’a ‘güvendiler.’ ABD ve Avrupa’daki pek çok diplomat da güvendi. Onun demokratik reformlar yapabileceğine ve askeri vesayeti sonlandırabileceğine inandılar.

Erdoğan ise askeri vesayeti sonlandırma bahanesiyle; kendisinden başkasına hiçbir söz hakkı tanımayan bir sistem inşa etti. Kendisini denetleyecek bütün mekanizmaları da devre dışı bırakınca, sonuç tam bir hüsran oldu ve demokrasinin gelişmesi umut edilirken otokrasi yükseldi.

‘AKP’nin içinden yeni parti çıkacak’

Peki, ABD’nin vazgeçtiği Erdoğan’ın yerine kim gelebilir?

Türkler için gündemdeki en önemli soru bu, biliyorum. Problem şu ki tüm liderler partilerini diktatörlükle yönetiyor. Başarısız olsalar da bir türlü koltuğu başkasına devretmek istemiyorlar. Türkiye’de partilerini yöneten liderlerin tümüne bakın, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Eğer fikirleri/ideolojileri, kişisel güçlerinden daha fazla önemsemiş olsalardı emin olun koltuklarını yeni liderlere devrederlerdi.

Bu yüzden ben ve sayısı epey fazla olan diğer ABD’li analistler, AKP’in içinde yaşanan bir bölünmeyle yeni bir partinin ortaya çıkacağına inanıyoruz.

Erdoğan ve yardımcıları, Washington ziyaretinde Obama ile görüşmek için çok uğraştı. Ancak yalnızca resmi olmayan, ayaküstü bir görüşme yapılacağı bildirildi. Bu durumu nasıl okumalıyız?

Bu, ABD politikasının Türkiye’den uzaklaştığının bir göstergesi. Bu aynı zamanda ABD’nin Erdoğan’a güvenmediğini de gösteriyor bize. Ayrıca Erdoğan’ın Beyaz Saray’da Obama ile yapacağı bir görüşmenin, Türkiye iç politikasında malzeme olarak kullanılacağı endişesi de vardı. Bunun önüne geçmek için Erdoğan’a randevu vermediler.

‘Sarraf tutuklanınca Erdoğan’ı korku sardı’

Rıza Sarraf’ın ABD’de tutuklanmasının ucunun Erdoğan’a ve yolsuzlukla suçlanan bakanlara da dokunabileceği konuşuluyor. Siz buna katılıyor musunuz?

ABD’deki yargı bağımsızlığına anlam veremeyen Erdoğan’ı büyük bir korkunun sardığı aşikar. Bu yüzden davayla ilgilenen medyayı susturmaya çalışıyor ya zaten. Erdoğan dava süresince kendini zapt altına almalı. Çünkü ne yaparsa yapsın dünya küreselleşiyor ve sosyal medya üzerinden her bilgiye ulaşılabiliyor. Bunun en büyük kanıtı da Savcı Preet Bharara’nın Twitter takipçilerinin hemen hemen hepsinin Türk olması.

Dün, ABD dışişleri ve savunma bakanlığı İncirlik Üssü’ndeki personellerin ailelerinin Türkiye’yi terk etmesi yönünde bir duyuru yaptı. Bu ne anlama geliyor?

Bunun nedeni Türkiye’de, teröristlerden kaynaklı kalıcı ve gerçek güvenlik tehditlerinin olması. Buradaki terörist kelimesini gerçek anlamıyla kullanıyorum. Yani akademisyenleri ya da gazetecileri kastetmiyorum. Bu yüzden personel ailelerinin masraflarını ödeyeceğini söyleyen ABD, vatandaşlarını, hükümetin tavrıyla giderek alevlenen bu güvenlik tehdidinden çıkarmak istedi.

Erdoğan’ın ABD’ye karşı en büyük kozunun, hep İncirlik olduğu konuşulurdu. Peki, ABD’nin zamanla üssü tamamen terk etmesi muhtemel mi?

ABD, bölgedeki diğer ülkelerle çok iyi ilişkiler ve işbirlikleri geliştirdi. Bunların arasında, ABD Hava Kuvvetleri’nin kullanabileceği, üstelik İncirlik’ten çok daha az komplikasyona sahip hava üssüne sahip Romanya, Ürdün ve Irak Kürdistanı var. Cumhurbaşkanı Erdoğan elinde büyük bir koz olduğunu savunsa da farkına varmadığı bir durum var: Oyun değişti.

TUNCA ÖĞRETEN


Kaynak: Diken
__________________

Yağmur komünisttir; çünkü herkese eşit yağar,
Rüzgar ise kapitalisttir, zayıf olanı yıkar.
Ernesto Che Guevara
Rosebud isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla